OKUDUM -14- YOL HALİ / NAZAN BEKİROĞLU

02 Aralık 2012

Hani sizin defterleriniz vardı. Bizim tanımadığımız hayatlarınız, tanımadığımız bakışlarınız. Bizim gözlerimize kapalı onca biçim ve rengi ardı ardına dizelerken siz, sayfalara düştüğünüz tarihlerinizde açardı sayfalar sayfaları. Henüz yazılmamış şarkılarıda bitmemiş şiirler gibi, hatırladığınız bir yerlerden ya da şimdi, şu an oluyormuş da siz onu seyrediyormuşsunuz gibi çıkarırdınız.

Her şeyi güzel bulmak için bir çabanız yoktu. Ama virane bir ev, bir yangın yeri ya da sol ayağı aksayan bir deveyi tasvir ederken içiniz acısa da kaçmazdı gözünüzden, -mutarite cümleler arasında- güzel olan çok şeyi farkederdiniz. Bir dağa rüzgarınızı bırakırken gidip te görelim diye attığınız işaret fişeklerinin gürültüsü el'an kulaklarımızda. O defterlerden mesneviler devşirirdiniz.


Bazen uyku ile uyanıklık arasındaki yakazada hatırladığınızı gün ışığında unuturdunuz. Bazen uyandığınızda tepeden tırnağa yazmak olurdunuz. Karanlıktı sözcükleriniz, yalan yok. Derlemeyi aklınıza bile getirmediğiniz sanat edebiyat anlayışlarına bütünüyle yabancı. Ama iki cümle yazsanız kalbinize dolan samimiyetten en fazla da siz, sahi siz, yer yerinden oynayacak zannederdiniz.

İlahi siz!


Oynamazdı yer yerinden elbette. Sözden berisi gerçek, söz gerçek değil üstelik. Ama başka türlüsü gelmezdi ki elinizden. Sen kelime bilmiyorsun ben senle konuşamam, derken bile, hiç kimselerin okumayacağı monologlara başlardınız bu yüzden. Sahi bunalmaz mıydınız? İçinizden kadere dair bir sitem geçmez miydi? Bir an için çizgilerin dışına çıkmaya heves etmez miydiniz?


Göklerinizden akan her ışığın karanlığınızı artırmaktan başkaca bir işe yaramadığının farkındaydık elbet. Canınız onca yanarken onca hayatı onca sevmeyi nasıl saçardınız etrafınıza, merak ederdik. Her cümleyi yazarken bunu daha evvel yazdığınızı vehmetsenizde sadece insan ve merhamette sebat ettiğiniz. Yine de hisse sahip olmanın yaşamakla onandığını aklınız bir türlü almasa sa an'a güvenirdiniz. Yoksa - aynalar gibi- içinizdeki her ürpertiyi zamanın
önünden kurtarmanın pürtelaşında, kendi kendinize  - kimseye değil- böyle nasıl kıyabilirdiniz? Öyle olmasaydı bizim yazmamız gereken yazılar sizin sırtınıza böyle kalırmıydı hiç, ve sizin  defterleriniz içinde kendi cümlelerimizi böyle tanıyabilir miydik biz?


Ne bu, her şeyi kayda geçirmek telaşı, diye kendinize sitemle başınızı kağıttan kaldırsanız da, her şey kağıt üzerinde daha iyi duruyor, diyen de yine sizdiniz. Söz tanık olsun diye yaşadığınıza'ydı bunca kelam. Biz biliyoruz ki yazmasanız unuturdunuz.

Nicedir suya sabuna dokunmuyorsunuz oysa. Yoksa toprağını bir türlü bulamamış bir paratoner yorgunluğuyla. Yorgun musunuz? Her şeye isim vermekten her şeyi kelimeye çevirmekten, kendi içine bu kadar acımasız bir nazar atfetmekten, bunca akletmekten, bunca tefekkürden?
Bu şehirde gidecek, çocukluğunuzun adı kalmış  kendi yok sokaklarından başka bir yol bulamayacak denli.Taşlara güvenmekten başka çıkar yolu kalmamış. Gücenecek, emniyet edecek, sitem edecek bir taşa kalmış. Sertliğine razı. Susuşuna razı. Taşlar razı sizden siz taştan razı. Başınızı vurduğunuzda kan sesi geliyor oysa  farkında değil misiniz?
Sağ elinizin işaret parmağı etrafında dönermiş dünya. Tebeşir. Kalem. Bilgisayar tuşu. Tek harf yazamaz hale gelseniz bile yazmaktan başka bir dil öğrenemeyecek kadar. Hatırlanacak kala kala bir el yazısı kalmışken size . " Delete" tuşunun yerini unutacak, hiçbir dosyayı yedeklemeden bilgisayara bir " Format" atıp "yeniden başla" komutunu veremeyecek kadar. Bir kez olsun olumsuz kipte çekilen güvenmenin bir daha asla olumlu kipte çekimlenemeyeceğini bir kez öğrenmek yeter de artarken, bir daha bir daha öğrenecek kadar.
Nisan yağmuruna daldırılmış kuru dalların filiz atması kadar sıradan değildi elbet, lakin kendi ölümünüzle tartıldığınız bu halitada dönüp te geri bakmayı başarabilseydiniz. " Saygısızca karartılan takdire muhatap" telef olur giderdiniz.
Hani sizin defterleriniz vardı.
Şimdi yok mu?
Yoksa o kadar yorgun musunuz?

Nazan BEKİROĞLU
YOL HALİ KİTABI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder