ISTRANCALARDAN KAR GÖRÜNTÜLERİ

21 Ocak 2026

ISTRANCALARDAN KAR GÖRÜNTÜLERİ

 








ALINTIDIR

OKUDUM 2026/8 GÖL

20 Ocak 2026

OKUDUM 2026/8 GÖL

 


Jean Echenoz, Fransızların « Yaşayan Flaubert » dediği dünyaca ünlü bir yazar. Pek çok itibarlı ödülü var. Göl romanında polisiye bir macera üzerinden, kendine has üslubuyla sahici mi alaycı mı belirsiz, çok katmanlı bir hikâye anlatıyor. Hikâyede ince bir mizah da seziliyor. Grand Prix ödüllü roman aynı zamanda polisiye türünün bir parodisi olarak da okunabilir.

Esrarengiz bir dünyanın sırrını çözmeye çalışan Franck Chopin, hem böcekbilimci hem casus. Banliyölerinin çıkmaz sokaklarından ünlü meydanlarına Paris. “İhanet” teması çerçevesine yerleştirilmiş aşk ve serüven. Eşsiz geometrisiyle katman katman açılan, birbirine doğru tutulmuş aynaların görüntüsü gibi sürekli çoğalan sıradışı bir anlatı. Sahici mi alaylı mı belirsiz, kimi zaman anlamlı kimi zaman yersiz, ama illaki ironik bir macera. Hem polisiye hem polisiye parodisi, hatta belki de polisiyenin “yapısökümü”. Karşınızda Jean Echenoz’nun Grand Prix ödüllü romanı Göl.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Sinekleri istihbarat için kullanan bir ajanın hikayesi.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Kalbi, istediği gibi kimlik değiştiriyordu.

KİTAPTAKİ FİLM;

Some Came Running (1958)
Aşk Uğruna



OKUDUM 2026/7 TATAR ÇÖLÜ

OKUDUM 2026/7 TATAR ÇÖLÜ

 



Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle "savaşı". Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat "düşman" ın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular...

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Kitap, vazgeçmemenin, yalnızlığın, umut etmenin, yaşamanın, özlemin, beklemenin ,gerçek duyguların var olduğunu okuduğum bir kitap oldu. Okurken biraz sıkıldım diyebilirim, nedense çok methedilen kitaplar bende fazla bir etki bırakamıyor. Yalnızlıktan bahseden ama beni fazla etkilemeyen bir kitap. Genelde askerliğini yapan veya yağmış erkekler bu duygulara daha hakim olabilir. Hiç gelmeyecek düşmanı beklerken geçen durağan bir yaşam ya da ziyan olmuş bir ömür. Ömrümü beklemekle geçirmiş olacağım, hatta çöldeki Tatarları bile...Tatar Çölü'nde Drogo Tatarları bekler. Onlarla hiç karşılaşmaz. 
Drogo'nun tercihini en iyi özetleyen cümlelerden birisi de şu cümledir: "Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır ve bir şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır."

KİTAPTAN ALINTILAR;

İnsan hızla terfi etmek için her şeye alışabilir.
*****
Muhakkak farklı bir şeyler olagelmeli, öyle bir şey ki, insan 'artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş' diyebilmeli.
*****
İnsan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sisteminizi öğrenir ve günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz.
*****
Düşlerde her zaman saçma ve karmaşık bir şeyler vardır ve insan tüm gördüklerinin yalan olduğu duygusundan ve en güzel anda uyanacağı düşüncesinden hiçbir zaman tam olarak kurtulamaz.
*****
Gerçekte herkes layığını bulur.
*****
Hepimiz az çok umut etmekte direniyoruz.
*****
İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur.
Drogo, insanların her zaman birbirinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsuni diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
*****
Ama insan hayatta her istediğini elde edemez ki, mantıklı olmak gerek...
*****
Zaman elini sizden daha çabuk tuttu, sizinse artık her şeye yeniden başlama hakkınız yok.
*****

Yine de zaman, gitgide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu. "Dur! Dur!" diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yararı olmadığının farkına varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar, her şey kaçıp gidiyordu ; insanın taşlara, bir kayanın tepesine asılması da yararsızdı, yorulan parmaklar gevşiyor, kollar, cansız bir şekilde düşüyor ve insan kendini bu çok yavaşlamış gibi görünen ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluveriyordu.



İNSAN ÖNEMLİ SORULARI SONUNDA DAİMA BÜTÜN HAYATIYLA CEVAPLAR (MUMLAR SONUNA KADAR YANAR KİTABINDAN)

18 Ocak 2026

İNSAN ÖNEMLİ SORULARI SONUNDA DAİMA BÜTÜN HAYATIYLA CEVAPLAR (MUMLAR SONUNA KADAR YANAR KİTABINDAN)

 



Artık açık konuşalım:
Bugün “ruhsallık” diye dolaşan şeylerin çoğu uyanış değil, kaçıştır.
İnsanı sürekli iyi hissettiren şeyler,
çoğu zaman onu iyileştirmez.
Sadece hissetmesini engeller.
Acı susturulur, boşluk cilalanır,
korku güzel cümlelerle örtülür.
Bu dönüşüm değildir.
Bu bilinç değildir.
Bu, ruhsal ambalajlı uyutulmadır.
Gerçek uyanış,
insanın elinden önce hikâyelerini alır.
Kendine anlattığı masalları,
sığındığı kimlikleri,
“ben buyum” dediği kalıpları yıkar.
Rahatlatmaz.
Güçlü hissettirmez.
Aksine, insanı savunmasız bırakır.
Çünkü ruh,
okşanarak büyümez.
İnsan karanlığına bakmadan,
kendini aklamadan,
kendinden saklanmadan
tek bir adım bile uyanamaz.
Meditasyon yapmak derinlik değildir.
Spiritüel sözler paylaşmak bilgelik değildir.
Işık, konuşulan bir şey değil,
kaçılan yerde bekleyendir.
Herkes sevgiden bahseder,
çünkü yüzleşmek zordur.
Herkes şifadan söz eder,
çünkü yarayla kalmaya cesaret yoktur.
Hakikat yumuşak değildir.
Ego için inciticidir.
Hazır olmayanı dağıtır.
Ve evet…
Bu yol herkese göre değil.
Çoğu insan uyanmak istemez,
sadece kendini uyanmış hissetmek ister.
Eğer bu satırlar içini rahatsız ediyorsa,
sebebi sertlik değil.
Sarsılan şey, tutunduğun kurgudur.
Hakikat çağırmaz.
Hazır olduğunda çarpar.
🕊🤍🕊
Uğur Narlıdere..


Herkese merhaba güzel bir hafta diliyorum. Buralar soğuk hem de eksilerde soğuklar, dışarı pek çıktığım yok, çıksam da karşı fırına ekmek almaya çıkıyorum, ne hikmetse eve girer girmez de hapşırmaya başlıyorum, 2 defa üst üste fıy fıy tamam:))) Hava böyle olunca pazara da gitmiyoruz. Cumartesi açmadık iyi ki açmamışız, akşam nette pazarın videosuna denk geldim bomboştu. Sabah erkenden sergi komşum Gülnaz aradı gelmeyecek misiniz diye, yok dedim, o zaman yeri isterlerse kiraya verelim mi dedi, dedik ver. Ama video da bizim açtığımız alanı gösterdi, bizim yer boştu. Zübeyde ile akşam yazışmıştık, biz gitmeyeceğiz dedim, hava bozuk, o zaman bende gitmem dedi o da gitmemiş. Edirne de cuma günleri kurulan ulus pazarı vardı, orası da kapanmış artık. Belki bizim pazar yeri daha hareketlenir, hem satıcı, hem müşteri, hem Bulgar kısmı daha fazla olabilir diye düşünüyorum. Zaten video da baktım İstanbul'dan gelen pazarcılar yoktu. Onlar Cuma günü  Edirne'ye açıp, cumartesi buraya geliyorlardı. Edirne'ye açmadıkları için buraya gelmemiş olabilirler.
Soğuk kötü ev tamamen bir sığınak durumunda 2 gün az az kar yağdı ama tutmadı. Kat kat giyiniyorsun, devamlı battaniye altındasın, hem daim kahve veya çay kupandan eksik olmuyor. Bir de yemekte makarna, kuskus gibi, tarhana çorbası gibi şeylere daha çok yükleniyorsun.
Gazete, dergi, kitap okuyarak film izleyerek vakit geçirmeye çalışıyorum, internet bazen yavaşlıyor o zaman bilgisayarın başından kalkıyorum. 
Gelen giden yok, komşu vefat etti, gidemedik soğuk olunca cenazeye, ama onlar sağolsunlar, pilav, ayran, tatlı getirdiler eve kadar. 







Bir erkeğin sevdiği kadına kütüphane hediye etmesi kimin aklına gelirdi ? Çıldırmış gibi dört nala giden kapitalizmin, aşkı bile tek taş yüzüğün karatıyla ölçtüğü bu çiğ zamanlar için öylesine sarsıcı bir örnekti ki...

Emanet
Bige Güven Kızılay


Kendime yardım ettim.
Gözyaşlarımı sildim. 
Yaralarıma merhem sürdüm. 
Kalbimin hala acıdığı yerlere 
yara bandı yapıştırdım.
Kendime zaman ayırdım.
Ruhumu yatıştıran kitaplar okudum, 
sinirlerimi yatıştıran müzikler dinledim, 
beni gülümseten filmler izledim. 
Adım adım. Parça parça.
Kendimi toparladım ve 
kendime ikinci bir şans verdim.
Çünkü ben yapmazsam kimsenin 
yapmayacağını biliyordum."

( Ruby Dhal )

 




Mart yaklaşıyor alıştırmalar başladı:))



şiir banklarımız...


Cuma günü Migrosa gitmiştim...


İlk defa chatgbt kullandım, kendimin resmini istedim:))


İyi bir hafta diliyorum herkese


İZLEDİKLERİM 2026/2

17 Ocak 2026

İZLEDİKLERİM 2026/2

 


HAYALLERİN PEŞİNDE 2019

Zak, bir güreşçi olma hayali peşinde koşarken, bakım evinden kaçar. Kendi yorumumu eklemem gerekirse, Zak'ın hikayesi bir hayli dokunaklı ve ilham verici. İzleyiciler, Zak'ın cesur kararının ve bu kararın getireceği tüm belirsizliklere rağmen, düşlerinin peşinden gitme kararlılığının etkisinde kalıyorlar. Bakım evini ve sevdiklerini arkasında bırakan Zak, hayatta karşılaştığı zorluklara aldırmadan hayallerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu durum, hem hayata dair bir ders veriyor hem de izleyicileri derinden etkiliyor. Film, Zak'ın hayallerinin peşinden koşarken karşılaştığı engellere, yaşadığı başarısızlıklara ve bu süreçte edindiği dostluklara odaklanıyor. Zak'ın serüveni, izleyicilere hayallerini izlemekten vazgeçmemenin önemini hatırlatıyor. Kendi kısıtlamalarının ötesine geçme ve hayallerini gerçekleştirme konusunda kararlı olan Zak, izleyicilere ilham veren bir karaktere dönüşüyor. Hikaye boyunca, Zak'ın güreşçi olma hayalinin peşinden gitmesi, yapabileceklerinin sınırlarını zorlaması ve bunu yaparken de insanların kalbine dokunması, filmi sadece bir izleyenin değil, herkesin hayatına dokunabilecek bir hikaye haline getiriyor. 

Arkadaşlar kendi seçtiğin ailendir.