OKUDUM 2026/10 ECCE HOMO

23 Ocak 2026

OKUDUM 2026/10 ECCE HOMO

 


Friedrich Wilhelm Nietzsche (1844-1900): Geleneksel din, ahlak ve felsefe anlayışlarını kendine özgü yoğun ve çarpıcı bir dille eleştiren en etkili çağdaş felsefecilerdendir. Bonn Üniversitesi’nde teoloji okumaya başlayan Nietzsche daha sonra filolojiye yöneldi. Leipzig Üniversitesi’nde öğrenimini sürdürdü, henüz öğrenci iken Basel Üniversitesi filoloji profesörlüğüne aday gösterildi.

1869’da sınav ve tez koşulu aranmadan, yalnızca yazılarına dayanarak doktor unvanı verilen Nietzsche, profesörlüğü sırasında klasik filoloji çalışmalarından uzaklaştı ve felsefeyle uğraşmaya başladı. Tragedyanın Doğuşu, Zamana Aykırı Bakışlar, İnsanca Pek İnsanca, Tan Kızıllığı, Şen Bilim, Böyle Söyledi Zerdüşt, İyinin ve Kötünün Ötesinde, Ahlakın Soykütüğü, Ecce Homo, Wagner Olayı, Dionysos Dithyrambosları, Putların Alacakaranlığı, Deccal, Nietzsche Wagner’e Karşı başlıca büyük eserleri arasında yer almaktadır.

(Tanıtım Bülteninden)

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Nietzsche'nin yazdığı son kitapmış, öldükten sonra kızkardeşi tarafından yayınlandığı için tamamını yazmamış olabilir diye düşünüyorlar. Bu kitaptan önce 

Putların Alacakaranlığı, 
Böyle Söyledi Zerdüşt, 
Ahlakın Soykütüğü Üstüne
İyinin ve Kötünün Ötesinde
Tan Kızıllığı ve 
Şen Bilim 

kitaplarının okunması isteniyor. Yazarın, bazı cümleler çok şaşırtıcı idi, ahlak, üstinsan vs konularında bazı cümlelere katılmayabilirsiniz.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Ne kadar çok hakikate tahammül eder, ne kadar çok hakikate cesaret eder bir tin?
*****
Yanılgı korkaklıktır.
*****
Her bilgi kazanımı, ileriye doğru her adım cesaretin sonucudur. 
*****
İster kitaplarla, ister insanlarla, ister manzaralarla temas halinde olsun, hep kendi toplumundadır.
*****
Suskun kalanlarda kalp inceliği ve kibarlık eksiktir daima, susmak bir itirazdır, sözünü yutmak zorunlu olarak karekteri bozar. Susanların hepsinde hazımsızlık vardır.
*****
En çabuk yakıp tüketen de hınç duygularıdır. Kızgınlık, hastalıklı alınganlık, intikam duyarlılığı, intikam hazzı, intikama susamışlık tükenmiş kişi için elbette en sakıncalı tepki verme tarzıdır.
*****
Elden geldiğince az oturmalı; açık havada, yürürken doğmayan, kasların da birlikte şenlik yapmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli. Önyargıların hepsi bağırsaklardan gelir. -Bir kez daha söylemiştim, Kutsal Tin'e karşı işlenen asıl günah yerinden kıpırdamamaktır.-
*****
Beslenme konusunda yapılan seçim, iklim ve yer seçimi ve yanlış adım atılmaması gereken kişinin dinlenme tarzını seçmesidir.
Bütün okumalar benim dinlenmelerime dahildir.
*****
Kitaplarla haşır neşir olmuyorsa düşünmüyordur.
*****
Değerlerin yeniden değerlendirilmesi görevi için belki de bir kişide bir arada bulunanlardan daha fazla yeti, her şeyden önce zıt yetilerin birbirlerini rahatsız etmeden, bozmadan bir arada olması gerekliydi.
*****
Tavırlardaki çoşku büyüklüğe ait değildir; genel olarak tavırlara gerek duyan, sahtedir.
*****
İnsandaki büyüklük için ifadem amor fatidir. (yazgını sev)
*****
Bana kalırsa bir kişinin eline kitaplarımdan birini alması, kendini gösterebileceği en iyi işaretlerdendir.
*****
Kendinden destek alarak dik durmalı, ayaklarını yere cesurca basmalı kişi, yoksa hiç sevemez.
*****
İntikamının peşinde koşan küçük bir kadın yazgıyı bile alt üst eder.
*****
Kadında iyilik bir yozlaşma biçimidir.
*****
Yaşam hastadır bu insansızlaştırılmış dişli çarklarda ve mekanizmada, işçinin   kişiliksizleştirilmesinde iş bölümünün yanlış ekonomisinde. 
*****
Ahlaki insan, düşünülür dünyaya, fiziksel insandan daha yakın değildir.
*****
Acı, hayata karşı bir itiraz olarak ileri sürülmüyor.
*****
Ruhun kaderi değişir.
*****
Her zaman armağan eden, utancını yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
*****
İnsan bir biçimsizliktir, bir malzemedir, yontucuyu gerektiren çirkin bir taştır.
*****
Çünkü insan hiçbir şey istememektense, hiçi istemeyi tercih eder.
*****
Psikoloji bir ırkın temizliğinin yada pisliğinin ölçütüdür.
*****
İyinin ve kötünün yaratıcısı olmak isteyen, önce bir yok edici olmalıdır ve değerleri paramparça etmelidir.
*****
Bundan böyle hiçbir şeyi kabul etmemek, üstüne almamak, içine almamak, hiçbir tepki göstermemek... Ölme yürekliliği değildir bu her zaman; yaşam için en tehlikeli koşullar altında yaşamı koruyan bu yazgıcılıktaki büyük sağduyu, metabolizmanın azalmasında, yavaşlamasındandır; bir çeşit kış uykusu istemindendir. Bu mantıkla birkaç adım daha gittik mi, bir gömünün içinde haftalarca Hind fakirine varırız...
*****
Bir ben varım, bir de kitaplarım.
*****
Birdenbire ani bir mesafe hissettirmekten daha inciticisi yoktur.
*****
Cinsel perhiz hakkında vaaz vermek, açık açık herkesi doğaya aykırı olmaya teşvik etmektir. Nasıl olursa olsun cinsel hayatı küçümseyip ayıp kavramlarıyla lekelemek yaşamın kendisine karşı işlenmiş bir suçtur, yaşamın Kutsal Ruh'una karşı günahın ta kendisidir.
*****
Kuşku değil, emin oluştur çıldırtan.
*****
Şu da var ki, hiç kimse bir şeyden zaten bildiğinden fazlasını çıkarıp alamaz. Bir şey bize yaşantı yoluyla açık değilse onu duyacak kulak da yoktur bizde.
*****
İdrak eden insan düşmanlarını sevmekle kalmamalı, dostlarından da nefret edebilmeli.
*****




OKUDUM 2026/9 ALİYE'NİN ÖYKÜLERİ

22 Ocak 2026

OKUDUM 2026/9 ALİYE'NİN ÖYKÜLERİ

 


Zihninde geçmişin gölgeleriyle günü yaşamaya çalışan insanların öyküleri. Herkesin ortasında yalnız adım atmaya mecbur bırakılmış, alıştırılmış insanların. Ama umudu mahmuzlayıp geleceğe bakabilme çabasına sıkı sıkıya tutunmuşların.

Aniden yağmurlar mevsiminden güneşin boca edildiği günlere varanların; küllenmiş bir aşkı, Akdenizli bir sokağın imgesiyle alevlendirebilenlerin; “Kimin kime liman olduğu çok da anlaşılamayan bir ilişki” nin; geçmişini ihbar edenlerin; eşine dönen sevgilisinin yasıyla yaşama tutunduğu mu, yaşamı sürüklediği mi belli olmayanların öyküleri.

Geçmişin geleceğini engellediği bir kadın eski yaşantısının karanlığına çekiliyor zorla. Ama geçmiş bazen yeni bir aşk özlemini tutuşturuyor, gençliğin son çağrısı olarak. Geçmiş beraber ölünecek günleri de getiriyor. Bir başka kadın girdiği fotoğrafta sevgili günlerini arıyor. Bir diğeri ise çalan müziğin dahi geçmişten bir şeyler taşımasına izin vermiyor.

Güçlü ve derin kurgularının eşliğinde Zeynep Aliye bize insanlık hallerini anlatıyor; bahşedilmiş bir yaşamın değil bulup buluşturulmuş bir yaşantıyı sürükleyenlerin çaresizliklerinin, hatalarının, beceremeyişlerinin nedenlerine götürüyor; yine de nasıl ayakta kalabildiklerini gösteriyor.

Nihayetin de insan “Güçlü olmasına güçlü” olabilir “ama kim kendisine yetebilir ki?”

* * *
“Yalnızlığın bütün boyutlarıyla, bütün anlamını kuşanıp bütün geçmişini, süsünü takıp takış” tıran (…)“Bunca yalnız insanın içinde kendisinin hangisi olduğunu merak eder insan.”

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Güzel bir öykü kitabı idi. 

KİTAPTAN ALINTILAR;

Geçmiş zaman, gelecek zaman ve şimdiki zamanların hepsinde sevdiğiydi o.
*****
Aşk gözyaşıdır.
*****
Niye geldin? Yaşamın dudaklarının bu kadar sıcak olduğunu hatırlatmak zorunda mıydın?
*****
Parasız bir insanın zengin bir yaşam biçimi hayal etmesi kolay değil.
****
Kişiliğine saygı duyması gerekirken küçümsemek, hor görmek biraz acımasız, yanlı bir tavır değil mi!
*****
İnsanların yaşamları boyu pek çok şeyi, kendiliğinden gelişmesine bıraktığından söz ederken....
*****
Her şey hep akar, hiçbir şey durmaz.
*****
O, benim için, güneşe yüzünü çevirmiş ilk papatya, ilk bahar dalı, ilk karınca çünkü..... Çünkü birlikte keşfedeceğimiz çok şey var daha.
*****
Hep mutluluğu arıyoruz..... Belki bir gün bulacağız da..... Ama biz ilk çıkış noktasındaki beklentilerimizden o kadar çok uzaklaşmış olacağız ki, bulduğumuz, mutlu edemeyecek bizi....
*****
Yaşamak çok daha ciddi bir iştir. Örneğin, senden her ayrılışımda ben yeniden ölüyorum. Gece güne dönerken, gezegenime çekiliyorum.
*****
Paspasımda benim ayak izlerimin dışında bir çift ayak izi daha görsem ne olur sanki....
*****
Tanrıçalar hep geceleri gelir ve aşklar hep geceleri doğar.
*****
Biz büyük aşkların, büyük nefretlerin insanıyız....Büyük başarıların insanı.
*****
Mutluluk, bağımlılıkların, çılgınlıkların ve kazanma hırsının uğramadığı yerdedir.
*****
Herkes daldırdığı tas ölçüsünde alır hayattan.
*****
Zaten biçe, biçile gidiyoruz yaşamda.
*****
İnsan nasıl değişken, asla kendisi olmayan varlık.
*****
Yalnızlığı sevmiştim, bakışlarıyla dans edelim çağrısından çok.
*****
Artık inandıklarım, inanmadıklarım, kuşkularım, sevinçlerim, acılarım, endişelerim birbirine geçti, birbirinde yitti.
*****
Zamansız bir bağ bozumuydu yaşanan. Oysa en çok sevgiye, yalnız sevgiye gereksinimi vardı.
*****
Onsuzluk, damarlarıma sonsuza dek kar yürüyecek demektir.
*****
Niye erkekleri nedenli güçlü, akıllı, dürüst tanıtırlar kadınlara? Kendimizi hep zayıf, çaresiz görürüz niye?
*****
Ne tükenmez madenmişim, kazdıkça yeni damarlar çıkıyor....
*****
İnsanin en büyük düşmanı, yine kendisidir.
*****
Sensiz elim, ayağım, yüreğim, önüne gelenin çarpıp geçtiği çakıl parçalarına dönüştü.
*****
Acılarını köşelerini kaybetmiş biri kimin işine yarar? Acıyla köşelerini kaybetmiş biri hangisinin beklentilerine uygun? Alışmaya çalışmak benimsemeyi getiriyor sonunda.
*****
Güçlü olmasına güçlü ama kim kendisine yetebilir ki? Yetmemeli zaten, yetememeli.
*****
Kollarını başının üzerinde kavuşturmuş, sırtüstü yatarken, hiçbir bitkinin, ortamını sevmezse yeşeremeyeceğini düşünüyordu. Çimenin toprakla, derenin yatağıyla, bulutun gökyüzüyle ilişkisiydi bu... Hatta doğadaki bütün varlıkların birbiriyle barışık ve uyum içinde olduğuna inanıyordu. Gül gülle dosttu, gül dikenle, toprak solucanla, solucan solucanla, çiçek böcekle.... Doğada hiçbir varlık bir diğerini küçümsemiyor, dışlamıyordu, yaşama hakkını elinden almayı amaçlamıyordu.
*****
Zorla değil ya dayanamıyordu sonradan görme insanlara.... Üstelik ruhları da köylüyse....
*****
Çürümek, eğer toprak olduktan sonraya denk düşüyorsa onursuzluk sayılamaz.
*****
Kendime gelmek istiyordum. Beynimi, yüreğimi, bedenimi tarayarak. Bütün kısıtlamaları kaldırmaya, bütün baskıları delmeye çabalayarak. Beni benden kopartıp alan onca etkenden kurtulup sana dönmek istedim.... Yoksa vicdanımı rahatlatma çabası mı benimkisi? Değişmek değil, ucundan kıyısından, benliğimi doygunlaştırma çabası mı? Oysa geberip gideceğim.... Öfkelerimle, kötümserliğimle, bencilliğimle kendime zarar verdiğimi, tükendiğimi bile umursamadan... Koptuktan sonra onca güzel duyarlıktan, hatta onları yok etmenin hazzıyla titredikten sonra, 'Bırakalım çiçekler yaşasın bari....' demek nasıl da bayağı üstelik...
*****
İnsan bitmediği sürece hiçbir şey bitmez... Ama insanlar en çoğu sevdiklerini öldürürler...
*****
Yaşantımıza giren her insan, kendimiz olmuştur biraz da, biraz da biz o insan olmuşuzdur.
*****
Kendimi geri çekip avazım çıktığınca çığlık atmalıyım. Yaklaşan kışa, beni hatırla öpücüğü gönderen bu tekne kazıntısı günü içime doldurmalıyım. Hatta sokağa fırlamalıyım, evet. Yollarda koşmalı, zıplamalı, kaldırımlarda, tek ayak üzerinde sekmeliyim. Bir papatya bulmalı, yakama takmalıyım. Martıları saklandıkları yerden çıkartıp selamlamalıyım.
*****
Kırlangıçlar, kanatlarından konfetiler yağdırarak geçiyorlardı kentin üzerinden.
*****
Mutluluk düşü kuranları samimiyetsiz değilse aptal bulurum.
*****
Mutlu olmanı dilerim... Ama sana dostça bir öğüt. Kafanın yatmadığı evlilik yapma....
*****
Ben çevreme duvar örmüştüm. Yaşamam için gerekli olanların en azıyla yetinmeyi öğrenmiştim. İsteklerimi alt sınır çizgisine çekmiştim. Ama sen her şeyi değiştirdin, büyülü anahtarınla açınca yüzyıllardır kilitli tuttuğum kapılarımı....
*****
Dilin gücüne inan
*****
Sen niçin yazıyorsun? Kime, neyi, kanıtlamaya uğraşıyorsun? Yalnızlıktan kaçış mı, avuntu mu, korkaklığın mı, kapalı mekan fobin mi gerçeğini hayallere kilitleten? Hem insanlara ille doğrularını kabul ettirmek kadar barbarca bir şey olabilir mi? Kendi kalıbına sokmak istiyorsun çünkü kişilerini....



 #Aliyeninöyküleri
 #Zeynepaliye


ISTRANCALARDAN KAR GÖRÜNTÜLERİ

21 Ocak 2026

ISTRANCALARDAN KAR GÖRÜNTÜLERİ

 








ALINTIDIR

OKUDUM 2026/8 GÖL

20 Ocak 2026

OKUDUM 2026/8 GÖL

 


Jean Echenoz, Fransızların « Yaşayan Flaubert » dediği dünyaca ünlü bir yazar. Pek çok itibarlı ödülü var. Göl romanında polisiye bir macera üzerinden, kendine has üslubuyla sahici mi alaycı mı belirsiz, çok katmanlı bir hikâye anlatıyor. Hikâyede ince bir mizah da seziliyor. Grand Prix ödüllü roman aynı zamanda polisiye türünün bir parodisi olarak da okunabilir.

Esrarengiz bir dünyanın sırrını çözmeye çalışan Franck Chopin, hem böcekbilimci hem casus. Banliyölerinin çıkmaz sokaklarından ünlü meydanlarına Paris. “İhanet” teması çerçevesine yerleştirilmiş aşk ve serüven. Eşsiz geometrisiyle katman katman açılan, birbirine doğru tutulmuş aynaların görüntüsü gibi sürekli çoğalan sıradışı bir anlatı. Sahici mi alaylı mı belirsiz, kimi zaman anlamlı kimi zaman yersiz, ama illaki ironik bir macera. Hem polisiye hem polisiye parodisi, hatta belki de polisiyenin “yapısökümü”. Karşınızda Jean Echenoz’nun Grand Prix ödüllü romanı Göl.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Sinekleri istihbarat için kullanan bir ajanın hikayesi.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Kalbi, istediği gibi kimlik değiştiriyordu.

KİTAPTAKİ FİLM;

Some Came Running (1958)
Aşk Uğruna



OKUDUM 2026/7 TATAR ÇÖLÜ

OKUDUM 2026/7 TATAR ÇÖLÜ

 



Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle "savaşı". Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat "düşman" ın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular...

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Kitap, vazgeçmemenin, yalnızlığın, umut etmenin, yaşamanın, özlemin, beklemenin ,gerçek duyguların var olduğunu okuduğum bir kitap oldu. Okurken biraz sıkıldım diyebilirim, nedense çok methedilen kitaplar bende fazla bir etki bırakamıyor. Yalnızlıktan bahseden ama beni fazla etkilemeyen bir kitap. Genelde askerliğini yapan veya yağmış erkekler bu duygulara daha hakim olabilir. Hiç gelmeyecek düşmanı beklerken geçen durağan bir yaşam ya da ziyan olmuş bir ömür. Ömrümü beklemekle geçirmiş olacağım, hatta çöldeki Tatarları bile...Tatar Çölü'nde Drogo Tatarları bekler. Onlarla hiç karşılaşmaz. 
Drogo'nun tercihini en iyi özetleyen cümlelerden birisi de şu cümledir: "Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır ve bir şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır."

KİTAPTAN ALINTILAR;

İnsan hızla terfi etmek için her şeye alışabilir.
*****
Muhakkak farklı bir şeyler olagelmeli, öyle bir şey ki, insan 'artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş' diyebilmeli.
*****
İnsan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sisteminizi öğrenir ve günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz.
*****
Düşlerde her zaman saçma ve karmaşık bir şeyler vardır ve insan tüm gördüklerinin yalan olduğu duygusundan ve en güzel anda uyanacağı düşüncesinden hiçbir zaman tam olarak kurtulamaz.
*****
Gerçekte herkes layığını bulur.
*****
Hepimiz az çok umut etmekte direniyoruz.
*****
İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur.
Drogo, insanların her zaman birbirinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsuni diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
*****
Ama insan hayatta her istediğini elde edemez ki, mantıklı olmak gerek...
*****
Zaman elini sizden daha çabuk tuttu, sizinse artık her şeye yeniden başlama hakkınız yok.
*****

Yine de zaman, gitgide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu. "Dur! Dur!" diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yararı olmadığının farkına varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar, her şey kaçıp gidiyordu ; insanın taşlara, bir kayanın tepesine asılması da yararsızdı, yorulan parmaklar gevşiyor, kollar, cansız bir şekilde düşüyor ve insan kendini bu çok yavaşlamış gibi görünen ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluveriyordu.