OKUDUKLARIM DERGİ 2026/5 HECE ÖYKÜ DERGİSİ SAYI:134

31 Mayıs 2026

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/5 HECE ÖYKÜ DERGİSİ SAYI:134

 


İnsan kendinden başka neyi yazabilir?
*****
İnsan bazen ölmek için değil, bir şeyin gerçekten gelip gelmeyeceğini görmek için bekler.
*****
İnsan bazen acının geçip geçmeyeceğini değil, ne kadar süreceğini merak eder. 
*****
Sevilmenin kibri, bin mesele taşır içinde.
*****
Korku yaşadığını anlatır insana.
*****
Beklentiler üzer.
*****
Toplumları genelde en bilgeleri değil, en ihtiraslıları yönetiyordu.
*****
Sanat insanın doğayı taklidinden doğmuştur.
Aristo
*****
Herkes turşu suyu kadar olsa keşke önce yaksa sonra ferahlık verse.
*****
Herkes talihinden yakınıyor, zekasından yakınana rastlamadım.
Cenap şehabettin.
*****
Talih çok yer kaplar hayatımızın şekillenmesinde.
*****
Titizlenmenin hayatın tadından bir şeyler eksilttiği muhakkaktır. Bu kaybın yerini ise başka bir lezzet, tat, kazanım alır. Kaybetmeden kazanmak defterimize yazılmamıştır.
*****
Edebiyat dile veya biçeme indirgenemez.
*****
Yazmak için yalnızlığa, yazının malzemesi için insanla temasa ihtiyacımız var.
*****
Günümüzde bireyin dokunulmaz şımarıklığını yücelttik, edebiyatta mağrurlukla fiyonklayıp mağdurlukla paketler olduk.
*****
Aşırıya kaçarak anlatılan okuyucuyu himayesi altına almak isteyen meseleyi okurun gözüne sokarcasına aktaran melodramı kimse sevmez zaten.
*****
Travma yalnızca bireysel bir deneyim değildir; savaşlar, göçler, darbeler, soykırımlar, toplumsal şiddet ve kitlesel felaketler gibi tarihsel olaylar, kollektif bellekte derin izler bırakarak toplumsal kırılmalara sebep olur.
*****
Kitap bize şiddetin ve zulmün insan doğasında açtığı tahribatı estetik bir tanıklığa dönüştürerek kollektif belleğe kazır.
*****
Bir olay yaşandığı anda travma oluşturmayabilir, yıllar sonra başka bir deneyimle bağlantı kurularak geriye dönük biçimde travmatik anlam kazanır. 
*****
İnsan hatırlamak istemediği şey tarafından yönetilir.
*****
Modern dünyada insan maddi her imkana sahip olsa da maalesef duygusal eksikliğin üstesinden gelemez.
*****
Acının ya da travmanın hatta sevincin edebiyat malzemesine dönüşmesi için sağlıklı bir soğukkanlılık mesafesine ihtiyacımız vardır.
*****
Belki de bunca badire atlatan ve ölmeden günleri bitirebilmenin korkusunu yaşayan insan biraz bencilleşmeye başladı.
*****
Yaptığımız her eylemin bir bumerang gibi dönüp dolaşıp bizi bulaşağı bir sistemde yaşıyoruz. İster buna karma deyin isterseniz ilahi denge.
*****
Oysa bir acının ya da travmanın hatta sevincin edebiyat malzemesine dönüşmesi için sağlıklı bir soğukkanlılık mesafesine ihtiyacımız vardır. Bu yüzden tabloları en iyi görebilmek için yakından değil, birkaç adım uzaktan bakmak gerekir çoğu zaman.
*****

Ağlamayın, hissettirin
Teşhir etmeyin, sezdirin
Güneşten kaçın, gölgelere ve sislere sığının.
Ve kırılıp parçalanmış olsa da bir kalbiniz olduğunu hatırlayın.
*****
Sonuçta hep hak ettiğimizdir bizi bulan.
*****
Her ruh geçmişe özlem duyar ama bir daha asla geri dönemeyecek kadar çaresizdir.
*****
Gönül boşken de güzel. Oh, mis, eşyasız ev gibi. Koştur dur. Ferah, sakin.
*****
Hayat bazen kırık bir aynadan kendi gözlerini yoklamak gibi.
*****
Geçmiş, sessiz bir lamba gibidir; yandığında aydınlatır, söndüğünde fısıldar.
*****
Gerçeği düşten ayıran şey neydi?
*****
Çocukluğumu yeniden başlatabilir miyim?
*****
Zaman seni büyütür ama çocukluğunu senden alamaz.
*****
Hayatın skoru ise hep aynı: bir kazanan varsa mutlaka bir kaybeden de oluyor.
*****
Ruhun güncellenmesi için kaç GB'lık bir acı gerekiyor?
 



OKUDUKLARIM 2026/37 ALLAH AŞKI ÜZERİNE DÜZENSİZ DÜŞÜNCELER

30 Mayıs 2026

OKUDUKLARIM 2026/37 ALLAH AŞKI ÜZERİNE DÜZENSİZ DÜŞÜNCELER

 


“Zamanımızın en büyük ruhu” - Albert Camus “Bir azizin sahip olduğu türden deha sahibi bir kadın” - T.S.Eliot Dünya üstünde, çeşitli kılıklar içerisinde gördüğümüz kötülük, Allah'dan uzak oluşumuzun bir işaretidir. Lakin mesafenin kendisi aşktır ve aşka aşık olunmalıdır. Kötülüğe aşık olamayız ama Allah işte bu kötülükler arasından geçilerek sevilir.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

 Kitap 3 kısıma ayrılarak yazılmış. 
İlk bölüm kitap ile aynı ismi taşıyan Allah Aşkı Üzerine Düzensiz Düşünceler, 
İkinci bölüm Joe Basquet'ye Mektup, 
Üçüncü bölüm ise Allah Aşkı ve Mutsuzluk.
 50 sayfalık bir kitap, çabuk okunuyor. 

Daha geniş açıklamayı;


bulabilirsiniz.

KİTAPTAN ALINTILAR;

İnsanoğlu ıstırabının ve acılarının kesildiği gün, yenilerini aramaya koyulur.
*****
İhtiyacımız olanla, mülkiyetini edinmek istediğimiz şeyleri karıştırmamalı.
*****
İnsanlara sunulan dünya yalnızca yalanla dayanılabilecek bir dünyadır. Yalanı reddeden ve yaşamın esasında dayanılmaz olduğunu bilmeyi seçenler, buradan bir isyan çıkarmazlar. Dışarıda, zamanın ötesinde konumlanmış, yaşamı olduğu gibi kabul etmelerini sağlayan bir makama ulaşırlar.
*****
Kötülük yalnızca çektiğimiz acılar yahut işlediğimiz günahlar değildir. O aynı anda her iki halde de kendini gösterir, günah bizi ıstıraba sürükler, ıstırap ise kötülüğü taşır.
*****
Fani varlıklarız. İçerimizdeki kötülük de dolayısıyla sonlu. Yani ömrümüz ne denli uzun sürerse sürsün, bir gün nihayete ereceğimizden ve bu dünyada da kendi şeytanlarımızdan azade kalacağımızdan emin olmalıyız.
*****
En kusursuz hakikat, Tanrının burada, bizimle beraber olduğu gerçeğidir.
*****
Mutmain olmayı öğrenmiş kimse, kendine dönmeksizin, kendinden yüce ve saf bir şey olduğunu bilendir.
*****
Dua etmek dahi ruhun vasat güvenliğini aşamaz.
*****
İhaneti insani gayretimiz değil, kendiliğimizi karşımıza alan şiddetli dirayetimiz önler.
*****
Bizi yükseltecek olan güç yalnız Tanrıdır ve sadece yüzümüz ona dönükken bu güç bize sadır olur. Tanrıya yüzünü dönmek demek aşkın kendisidir.
*****
İçimizdeki kötülük, yalnızca her daim saf olana dönük bakışlarımızla def edilir.
*****
Aşk yalnızca hakikattir.
*****
Bir insan köle olduğu zaman, ruhunun yarısını da kaybeder.
*****
Fiziki olarak hissedilen acılar ruhta herhangi bir iz bırakmaz. Çürük dişin şiddetli ağrısı bittiğinde ortada bir hatıra kalmaması gibi, yalnız fiziki acılar hatırasızdır.
*****
Mutsuzluk hayatın köksüzleştirilmesidir.
*****
Mutsuzluk, karanlık bir hücredeki ışığın yokluğundan daha şiddetli bir şekilde Tanrı'yı yok kılar. Bir tür korku hali tüm ruhu bu esnada kaplar. Bu  yokluk boyunca hiçbir şeyi sevmek mümkün değildir. En berbat olanı, bu karanlıklarda tutunup sevilecek bir şey bulamayan ruhun aşktan vazgeçişidir. Öyle ki, Tanrının yokluğu adeta bir kesinlik kazanır. Ardından Tanrı, bir gün kendini açık edip, tıpkı Hz. Eyüp'e gösterdiği gibi dünyanın güzelliklerini gösterecektir. Ama ruh, aşkı inkıtaa uğratırsa, neredeyse cehennemden daha derin bir uçuruma düşülecektir.
*****
Kötülük kendini talihine hazırlamış masum ruhlarda bilinir ve hissedilir. Özünde suça yatkın ruhlarda ise talihsizlik ve suç kavramı birbirinden ayrılmıştır.
*****
Horoz, yaralı olan diğer horozu daha sert ısırır.
*****
Birini, şu anki mutsuzluğundan çıkarmak kolay olsa da geçmiş mutsuzlukları aşmak oldukça zordur. Bunu aşmamıza muktedir olan yalnızca Tanrı'dır.
*****
Tanrı, aşk ile ve aşk için yarattı. Tanrı aşktan gayrı hiçbir şey, aşka giden yoldan gayrı hiçbir yol yaratmadı. O aşkın tüm şekillerini yarattı. O, tüm mesafeleri göze alan, yakınlık gözetmeyen aşka ehil varlıkları yarattı. Kendini sonsuz bir uzaklığa, ölçülmez bir mesafeye koyan Tanrı'ya ve aşkın mucizesine yaklaşmak için tek yol acı çekmek olarak görüldü.
*****
Tanrı ile Tanrı arasındaki aşk, Tanrı'nın kendisidir. Bu hakikat ikili bir erdeme uzanır, iki farklı varlığı bir eder ve sonsuz ayrılığa karşı galebe çalar. Tanrı'nın birliğinde tüm çokluklar yok olur.
*****
Aşık için ayrılık acı verici de olsa bir iyiliktir, zira aırılık aşka dahildir.
*****
Tanrı merhametiyle bir insanın yaşamına girip tüm varlığını aydınlattığında, kişiye doğa kanunlarına bağlı kalmaksızın, suyun üstünde yürümenin imkânını verir. Ama ne zaman aynı kişi Tanrı'dan aksi istikamete bakar ise, Tanrı'ya değil bu mekanizmaya yerçekimine teslim olur.
*****
Ruhlarımızı ve toplumları dikkatle incelediğimizde Tanrı'nın bu tabiatüstü ışığının eksik olduğunu, hepimizin mekanik ve kör bu yasalara itaat ettiğini görürüz.
*****
Bizler her acıyı hissedip, ıstırap çektiğimizde, esasen hakikatin, dünyanın nizamının, Tanrı'ya itaatin vücudumuzda yer etmeye başladığını söyleyebiliriz.
*****
Bir gün gelir ruh Tanrı'ya ait olur yahut hakikatli bir şekilde aşkı hisseder, aşık olur. Kendine düşen artık, kainatı aşıp, Tanrı'ya varmaktır. Ruh, daha önceden sudur etmiş bir aşkın ürünü olan mahlukatlar gibi sevmez. Bu aşk, kendinde ilahidir. Ruhumuzun kendi duygularından arınıp, bu aşka varmasına ancak rıza gösterebiliriz. Zira ilahi aşka yalnızca, ilah muktedirdir. Burada kendi benliğimizi reddederiz. Biz bu reddetme rızasını göstermek için yaratılmış varlıklarız.
*****
Mutsuzluğun yol açtığı acizliğe düşmezden evvelinde, atalet, korkaklık ve cehaletin suç ortaklığıyla, başkalarının bizden daha çok kötülük yapıp, günah işlediğine kani oluruz.
*****
Kâinatın Tanrı'ya ait bir nesne olduğunu biliyoruz. Kalbimizin en derinlerinden Tanrı'ya bize kendi mutlak egemenliğini bahşettiği ve uysallığa buyur ettiği için şükretmeliyiz.
*****
Felsefe yapmak, ölmeyi öğrenmektir.
Platon
*****
Bizim talihsizliğimiz ve mutsuzluğumuz ilahi olanın ihtişamından bir şey götüremez.
******
Tanrı aşktır, doğa ise gereklilik. Fakat bu gereklilik teslimiyetle aşkın bir aynası olur. Keza Tanrı mutluluk, yaratılış ise bir bunalım olsa dahi, bu bunalım Tanrı'nın nuruyla ışıldamaktadır. Bu bunalım yahut mutsuzluk içinde bulunduğumuz  koşulların hakikatini içine alır. Hakikatin künhüne vakıf olmayı ve bu uğurda ölmeyi uzun ve mutlu bir hayata tercih edenler Tanrı'ya varacaklardır. İşte, bu hakikate gitmeyi istemek gereklidir.
*****
Dünyadaki güzelliklere kayıtsız kalmak da belki mutsuzluğa giden yola gireceğimiz bir günahın ve suçun başlangıcı olarak görülmeli. Şüphesiz, kişiler hemen talihsizliklerle cezalandırılamaz ama dünyanın güzelliklerine dair kayıtsızlığın sonunda varacağımız yer sıradan bir hayattır. Sıradan bir hayat niçin bizi besleyen sıkıntı ve mutsuzluğa tercih edilsin?

 


OKUDUKLARIM DERGİ 2026/4 HECE ÖYKÜ SAYI 133

27 Mayıs 2026

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/4 HECE ÖYKÜ SAYI 133

 




Bu dünyada bir anlam yok.
Anlamı biz inşa ederiz, Allah bize inşa edecek imkanlar vermiştir.
*****
İnsan bir kere muhtaç olmaya görsün, ilkin en mukaddeslerini terk etmeye başlar.
*****
Evlatların geçmişle hiç alakası yoktur, onlar geleceğe doğarlar.
*****
Bekleme isteğinden vazgeçtiğinde gelirmiş insana beklediği.
*****
İnsanın bakmak istemediği yerde kalır gözleri.
*****
İnsan dağa heybetli der, çöle mahrum.
*****
Her eksiklikte illa çokluğun, ihtimallerin hücum eden hükmü vardır. Her suçta, illa affın kendisine eğilmez sandığı büyüklüğü vardır. Her yıkımda, illa yapılmadaki emeğin yorgunluğuna heves vardır.
*****
İnsan kendini ziyan etmeyi nede çok seviyorlar.
*****
Seviyorum yaralarımı. Hem mümkün mü yara almadan dünyadan geçmek.
*****
Daha helva kavuracaktı, ölen kişi gelip un kokusu var mı diye kontrol ederdi evini, un kokusu alırsa rahat ederdi hiçi, misafirler helvayı yerken onun da ruhu doyardı hem.
*****
Tanrı yazarları pek severmiş. Yörükleri bırakmış da yazarların başına sarmış göçebeliği.
*****
Hayat yerli yerinde dururken insan neden gider?
Göçebeler nedensiz ağrıdan kaçmak için gitmeyi seçerlermiş.
*****
Ağır hastalar hiç sıkılmazlar. Hastalık içlerini doldurur, tıpkı büyük suçluları vicdan azabının beklemesi gibi.
*****
İnsanın vicdanı nereye yakın ? Kalbine mi, aklına mı? Hakka mı, batıla mı? Meleğe mi, şeytana mı? Yakut en çok hırpalandığı yara mi?
*****
İnsan vicdan azabını bulamayacak kadar kendinden uzaklaşır mı?
*****
İnsan bazen anlatamadıklarını susuyor be abla.
*****
Hem insan bazen kendisini bir şeye fazlasıyla ait hissediyor.
*****
Zamanda telafi etmek diye bir şey yoktur. Yaşadıklarımızı unutsak bile muhakkak ki onların bizde bıraktığı izlerle yolumuza devam ederiz.
*****
İnsan kendisine ilk insandan bu yana verili olan ortak bilinç kodları ile donatılmıştır.
*****
Ruh, bir şeyle birlikte ya da onun içinde yahut onu kapsayacak şekilde bulunmadığında varlığından söz edemez, onun ne olduğunu anlayamayız. Bu yüzden ruh, daima bir şeyin ruhudur. Çünkü bir şey ancak sınırlanarak anlaşılabilir ve anlaşılan şeylerin daima bir ruhu olmak zorundadır. Bir şeyin ruhu iki şekilde görünür olur, bunlardan ilki emir ve yasaklara uymadığında "isyankar ruh" olarak, ikincisi de birinciyle bağlantılı olarak, geri döndüğünde yani tövbe ettiğinde. Secde et, emrine uymamakla ve uymamakta diretmekle "isyankar ruh"; şu ağaca yaklaşma, yasağının ihlaliyle ve bu ihlalin sonuçlarından olmak üzere af dilemekle yani tövbe etmekle doğan "itaatkar ruh". Toplumsal yapı, uysal ruhların bir aradalığıyla ve yasaklara riayet edilmesiyle başlar ve toplumsal ruh var olur. Toplumsal yapı oluştuğunda isyankar ruh ondan kopma, yasakları delme eğilimi gösterir, eğer pişman olursa yapı onun cezasını vererek uysal ruha dönüştürüp yeniden içine alır, pişman olmazsa tecrit eder ya da bazen yok eder. Yeryüzündeki bütün hikayeler bu ruh durumlarından pay alır ve aldığı bu payı varyasyonel olarak sürekli çoğaltır. Emirlerin ve yasakların çeşitlenerek kazandığı süreklilik isyankar ve uysal ruhları da çeşitlendirip geliştirmekte, ilerletmekte ya da daraltıp geriletmektedir.
*****
Ruhun en görünür olduğu ve kabul gördüğü yer kanunların hakkaniyetle uygulanmasıdır.
*****
Gerilim ve çatışma eksikliği genellikle şu şekilde tezahür ediyor; mevcut yapının ürettiği düzen (akış biçimi) anlam üretmeye imkan vermediğinde isyankar ruhun devreye girerek yapıyı sarsması, sarsılan yapının kendine çekidüzen vermesi, isyankar ruhun da "tövbe" ederek yapıya tekrar dönmesi.
*****
Korkusuz biri durduk yere korkusuz değildir, gücünü (korkusuzluğunu)önce imanından sonra da temsil ettiği ruhtan alıyordur. O artık, yalan söylemeyen, haram yemeyen, zina etmeyen, vicdanlı merhametli o büyük ruhun cisimleşmiş halidir.
*****
Duygu, bakış açısı ve kurgu (yasa, töre) işin içine girdiğinde ruh da oluşur. Büyük ruhtan pay almayan ve cılız ruhlar oluşturan hikayelerin kalıcı olması beklenemez.
*****
Modern kent, insanı giderek daralan bir kutunun içine doğru çekerken apartmanlar, siteler, rezidanslar, gökdelenler mekanlarla birlikte insanın ruhunu dönüştürmüştür. Yüzyıllar boyunca geleneğin gölgesinde dingin bir hayat yaşayan insan, metropolün parıltılı yüzeylerinde kendi yüzünü seçemez hale gelir.
*****
Ölüm haberidir bu, nezaketsiz gelir, adabımuaşeret dinlemez. İzin istemez, kapıyı çalmaz, açmanı beklemez, geçer başköşeye kurulur. Kelimelerle inceltemezsin, törpüleyemezsin, ahşap değil sanat yapamazsın. Kaya değil bir yüz konduramazsın. Rengi yoktur, varsa karadır. Biri gitmiştir çünkü daima gitmiştir. Oradan bir ışık sızmaz. Bir ses duyulmaz. Sağına soluna kedi merdivenleri takıştıramazsın. Kenarsızdır, işe yaramaz bunlar.
*****
Küpe çiçeği kendine yakışmayan arzularla yüzleşme cesaretsizliğinin, gizli bir arzunun utandırıcılığının sembolüdür.
*****
Modern hayatın gürültüsü, insanın hafızasını da vicdanını da titreten bir unutma alanı yaratır ne yazık ki. Gelenekle bağı kopan birey , iç dünyasını ayakta tutan manevi dayanakları da hızlı yitirir. Günümüzde yaşamın hızla yerinden ettiği değerler insanı kendi inanç dünyasının uzağına savururken geride yalnızca anlamı eksilmiş bir kabuk bırakır. Bu kabuğun içinde yolunu bulmaya çalışan birey doğruyu yanlışlıkla karıştırırken aslında kendi iç sesinin çöküşünü seyreder. Artık ne inancın sığınağına varabilir ne de vicdanının terazisine güvenebilir. Öykülerde manevi dünyanın pusulası bozulduğunda kişi kendi belleğine bile güvenemez hale gelir. Gelenekten ve geçmişle kurulan bağdan kopan birey manevi değerlerini taşıyacak zemini bulamaz.
*****
İnsanı gerçekten dönüştüren eleştiri, dışarıdan gelen değil içeriden yükselendir.
*****
İnsanlık tarihi kadar eski olan çatışma, karşı karşıya gelme ve iki farklı güç arasındaki mücadeledir. En yakınlarıyla huzuru bulup mutlu olan insan, yine en yakınlarıyla sınanır. Destan geleneğinden günümüze; aile içindeki erk savaşları, uzaktan bakıldığında anlamsız gelse de olaya dahil olan kahramanların iç seslerinden anladığımız kadarıyla çok da yersiz değildir. Babaların oğulları, annelerin kızları ya da tam tersi... Mevzu benlik kavgası, anlaşılmak ve değer görmek olunca en yakınlarımız bile yabancılaşabilir. Kiminle olduğumuz, kimden ne öğrendiğimiz, o öğretinin sonucunun aileyi ve toplumu tatmin edip etmemesi çatışmanın temelini oluşturan faktörlerdendir. Boğazımızda, kalbimizde, zihnimizde düğüm gibi gezdirdiğimiz aile, bazen kağıda düşen yanıyla çözülemeyen, çaresi olmayan bir gerçektir. Gerçeğe kurgu karışınca yazılanllar, gerçekten çok daha acı, çok daha yıpratıcı olabilir. Çoğu zaman "Neden ben değil de o?" sorusu bağlamında yaşanır çatışmalar. Karşıdaki ister anne-baba olsun ister kardeş cevap hep aynı doğru üzerinden yankılanır.
*****
Çocukların yeri bazen tayin edilemeyebiliyor. Onların varlığı evdeki büyüklerden sonra geliyor. Evlatlar, birtakım sorumlulukları yerine getirmek için var olmadıklarını farklı biçimde kanıtlamaya çalışınca çatışmalar derinleşiyor.
******
Mesafeli bir duruş, keskin bıçak kadar acıtır canımızı.
******
Çocukluk, yaşamın en kırılgan dönemidir. Güven duygusuna en fazla ihtiyaç duyulan zaman.... Çocukların sağlıklı yetişkinlere dönüşme süreçlerini tehdit eden bazı faktörle vardır. Güvensizlik bunların başında gelir. Çocuk için ebeveyni ile her yaşta sağlıklı iletişim kurabilmesi önemlidir. Ancak bunu başarabilenler toplum yapısına uyumlu kişiler olur. Destekleyici ve güven verici ebeveyn sözleri, kahramanların suçluluk duygusunu azaltarak çatışmanın olumsuz etkilerini zamanla yok eder.
*****
İnsanların diğer insanlara uyguladığı yıkıcı eylemlerin altında ebeveynlerinden kalma hasarlar vardır. Bedensel hastalıklar, duygusal yalnızlıklar, kimlik bunalımı bütün bunların ürünüdür. Değişmeyen şudur: Ebevenynin sesi, bireyin bilinç dışından duyulur. Bu sesin şiddeti kahramanın gönül zarına zarar verir.
*****
Bölünmüş anıların toplanması, sessizliğin altında yatanın keşfedilmesi, bireyin duygularının adlandırılması kahramanın sağlam bir karakter geliştirmesinde oldukça önemlidir. Gittikçe artan öfke duygusu, çarpıl kalıpları öğrenen, yalan söylemeye meyilli, başkalarıyla uyum kuramayan empati yoksunu bireyleri topluma aşılar.
*****
Eşit dağıtılmayan sevgi, çocukların gözünde sevgisizlikten farksızdır.
******
Annenin bahtı kızın çeyizi derler.
*****
Ebeveynlerimizin birer yansımasıyız ve onlar ilk öğretmenlerimiz.
*****
İnsanlar hem kaderlerine boyun eğer hem de başlarına gelenlerle alay ederler. Bu alay, kimi zaman bir laf sokuşta kimi zaman birer ağıtın arasına sıkışmış bir tebessümde kimi zaman da bir esnafta kendini gösterir.
*****
Hayat zordur, ama gülmek te bedava
*****
Yürekte aşk olmazsa felsefe bayinde hararet yapar.
*****
İnsanı insan yapan şeyler değiştikçe insanın bakışı, görüşü, duyuşu, bununla beraber inşaya dair tercihleri, biçime dair yöntemleri çeşitlenebilir. Bunlar özü değiştirmez çünkü öz insanın yazma ve yaratma saikiyle beraber, söyleme, etki etme saikiyle ve elbette öykünün ilk gününden bu güne, kendinde muhteva ettiği bütün özellikleriyle  beraber bir bütündür.
*****
Sanat en çok sabra ihtiyaç duyar.
*****
Hastalık bedende değil ruhtadır.
*****





























 

BAYRAM TEBRİĞİ

26 Mayıs 2026

BAYRAM TEBRİĞİ

 


OKUDUKLARIM 2026/36 RUHLARIN SONBAHARI

20 Mayıs 2026

OKUDUKLARIM 2026/36 RUHLARIN SONBAHARI


Geceleri en çok sessizlik büyür... Küçük kasabanın loş sokaklarında Addie Moore ile Louis Waters, birbirlerinin varlığına alışmış olsalar da aynı sessizliğin içinde farklı evlerde uyumaya çalışırken aslında aynı şeyden mustariptir: yaş aldıkça büyüyen o derin, inatçı yalnızlık. Bir gün Addie, kendini bile şaşırtan bir karar verir. Korkularını, tereddütlerini, başkalarının ne diyeceğini bir kenara bırakır ve Louis’in kapısını çalacak cesareti bulur. Basit gibi görünen bir teklif, ikisine de hayatın hâlâ sürprizler sakladığını hatırlatacak kadar büyük bir başlangıçtır.
Ruhların Sonbaharı, iki yorgun ruhun gecenin içinde birbirine yaklaşırken yeniden ısınmayı, yeniden yaşamayı öğrendiği dokunaklı bir hikâye.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Edebi gücü olmayan, ama su gibi akıp giden bir kitaptı. Yalnızlığı paylaşan iki yetişkin insanı anlatıyor.

KİTAPTAN ALINTILAR;

İnsanlar acıları atlatmayı bilirler.
*****
İhmalde bir günahtır.
*****
İnsanlar herkesin içinde kibardır. Kimse kalabalıkta yaygara koparmak istemez.
*****
Her çocuk top oynama şansına sahip olmalı.
*****
İnsanlar, ölümden sonra ruhun bir süre bedenin üstünde süzüldüğünü söyler.
*****
Kim hayatta her istediğini elde etmiş ki? Çoğumuz bunu başaramıyoruz.
*****
İnsan yanlış giden her şeyi düzeltemiyor.
*****
Pek de ahım şahım bir yer değilmiş.
Sana göre öyle olabilir; önemli olan kiminle birlikte olduğun.
*****
Başkalarını istemiyorum; başkaları umurumda değil. Bütün duygularımı öldürdüler.
*****
Gelecekte yaşanması muhtemel olaylar için şimdiden havaya girmene gerek yok.
*****
Kendi şartlarında düşünürsen beni anlayamazsın…
*****
Çocuklar, doğru yaklaşıldığı sürece nerdeyse her şeyi kabullenebilir, her şeye uyum sağlarlar.
*****
İnsanın adı böyle kötüye çıkmayan görsün, üstüne yapışır kalır.
*****




KİTAPTAN ŞARKILAR;