BCP (BLOGGER CANLANDIRMA PROJESİ ) OCAK 2026

30 Ocak 2026

BCP (BLOGGER CANLANDIRMA PROJESİ ) OCAK 2026

 






HOSTİLE TERRİTORY 2022


Amerikan İç Savaşı’nın hemen ardından, Birlik ordusunda savaşmış olan Jack Calgrove, esir düştüğü için öldü sanılır. Aylar sonra evine döndüğünde karısının öldüğünü ve çocuklarının bir “yetim treni” ile batıya, tehlikeli düşman topraklarından geçirilerek gönderildiğini öğrenir. Jack, çocuklarını geri almak için zorlu ve riskli bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk sırasında eski askerler, özgürlüğüne kavuşmuş bir köle ve farklı geçmişlerden gelen insanlarla birlikte hareket etmek zorunda kalır. Hepsini bir araya getiren şey, hayatta kalma ve aileyi yeniden birleştirme arzusudur.

Savaşın ardından parçalanmış bir ailenin yeniden birleşme mücadelesini anlatan bir western dramı.

Replik: Yeniden rüya görme vaktim gelmişti (kavuşma anı)

Cennet güzel bir yer biliyorum, çünkü sen ordasın.





OKUDUKLARIM 2026/13 TÜPLÜ TELEVİZYON KIRILINCA

29 Ocak 2026

OKUDUKLARIM 2026/13 TÜPLÜ TELEVİZYON KIRILINCA

 


Şehir ve apartmanlar gökyüzünü esirger mi insanlardan? Sıralı daireler birer kahır yuvalarına döner mi çocuklar için? Kaplumbağalar dile gelir mi? Çıkarsız adım atılmaz mı büyük büyük caddelerde? Bir televizyon nasıl olur da tamir edilemez bunca zamanda? Kırıp dökülenlerin yerini hep başka yeni şeyler mi alır? Akvaryum, solucan, köy, bilezik, gözyaşı, olta. Tüplü Televizyon Kırılınca çekirdek bir ailenin şehirde tutunma çabaları, nefes alıp verişleri, kalp atışları, taşeronları, gürültüsü ve tramvayları.

"Anne, solucan toplamaya gidiyoruz!"
“Yıldırım ağlamaklı oldu. Gözleri doldu. Dişlerini sıktı. Kendini sıktı. Dudağını ısırdı. Kanattı. Kan tadı diline geldi. Ekşi. Yuttu. Biradan büyük bir yudum daha aldı. Nazo toz meyve suyuydu. Arkadaşlarıyla para toplayıp yan köydeki bakkaldan paket içinde alırlar, dönüş yolunda koştur koştur çayıra serilirlerdi. Hasat zamanı eğlencelerinden biriydi. Sıcak tüm uzuvlarını yakardı. Sonra litrelik su kabına tozu boşaltırlar, aralarındaki en küçüğünü çeşmeye kabı suyla doldurmaya yollarlardı. Oğlanın dönüşünü dört gözle izlemeye koyulurlardı. Kap her defasında başka renklere bulanmış olarak geri gelirdi. Bunu da yine kura yöntemiyle belirlerdi.
Turuncu, kırmızı, sarı…"

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Bir göç hikayesi okudum. Ait olmama gibi duygular yaşattı bana. Ah İstanbul kimini kabul eden, kimini dışlayan, zorbalık temelli insanı yutan, mahveden bir şehir. Bin bir umutla, hayalle gelirsin bir bakmışsın yok olur gidersin.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Hayata dair derin bir müdanasızlığı vardı.

müdanasız, kimseye dalkavukluk etmeyen, çıkarları değil inandığı ilkeler doğrultusunda hareket eden kimse demektir. "Minnet etmemek" deyimi bu kişiler için kullanılır.
*****
Bir annenin kimi zaman komutandan farkı kalmıyordu.
*****
İnsan yalnız doğup yine bir başına çekip gidiyordu bu hayattan. Bu iki araya tonla insan, tonla ses, tonla gürültü doldurmak tercih olmalıydı.
*****
Büyüklere sorulmadan alınan kararın hayrı olmazdı. Kabul görmeyen konuların üzerine gitmek ahlaksızlık sayılırdı.
*****
Doğduğu yerlerde insan bedeni var olan, iyileşen, hastalanan bir şeydi ve bu döngüye müdahil olmak kadere karışmaktı bir nevi.
*****
Ona kalsa yaşam doğumdan ölüme, bir boncuk oyunuydu. İnsanlar birer boncuk, birbirlerine çarpıyorlardı. Kırılıyorlardı. Oyun sürüyordu. Bir boncuğun kırılıp kaybolması oyunun bitmesi anlamına geliyordu.
*****
Kadın yeri geldiğinde hep susmasını bilecek diye düşünürdü. O yer kadınlara gelirdi ne hikmetse.
*****
Büyük babaanneleri insanın cebinde olanının değil, ödediğinin ve biriktirdiğinin kendisinin olacağı lafını öğütler, insanın karnını doyurana kadar olan parayı harcaması, kalanını biriktirmesi gerektirdiğine inanırdı.
*****
Kendilerinin olmayan malın kıymeti de heyecanı da olmazdı.
*****
Kanunların yetmediği yerde insanların duyarlılıkları çare oluyordu.
*****
Kervan yolda düzülür.
Akıllı düşünene kadar deli yol alır.
Sen nasibine gir, Allah yardım eder.
*****
Müşteri önceliklidir. Turist müşteri daha önceliktedir.
*****
Tanımadık birine şehrin yabancısıymış gibi görünmeyeceksin.
*****
Şehirde gürültü olağan karşılanır, dahası yokmuş gibi davranılırdı.
*****
Çocukluğunda zenginle fakir arası bu kadar derin değildi. Açla tok bilinmezdi. Ekmek ortadan ikiye bölünürdü.
*****
Bazı sorular muhataplarına varmadan insan zihninde eriyip gidiyordu.
*****




AFORİZMALAR 3

AFORİZMALAR 3

 

















OKUDUM 2026/12 MOGENS VE DİĞER ÖYKÜLER

27 Ocak 2026

OKUDUM 2026/12 MOGENS VE DİĞER ÖYKÜLER

 




İskandinav Edebiyatında 19. yüzyılın ikinci yarısında Çağdaş Dönüm Noktası (Modern Breakthrough – Det moderne gennembrud) adıyla anılan yenilikçi bir tavır gelişir. Gerçekçi ve neredeyse doğacı bir tutumla eski romantik ve geçmişin yüceliğine öykünen abartılı hikayelerden, gerçekçi hayatın kendisine dönüşü temsil eden bir dönüşüm… Bu dönüşümün Danimarka’daki en önemli isimlerinden biridir Jens Peter Jacobsen. Modern İskandinav Edebiyatı’nı inşa eden büyük isimlerin başındadır. Etkisi tüm Avrupa Edebiyat çevrelerinde hissedilir. O kadar ki, Thomas Mann, Jacobsen’i “en çok etkilendiğim yazar” diyerek vurgulamaktadır.


Elbet Jacobsen’i sadece Çağdaş Dönüm Noktası ile anmak onun özgün edebi yetilerini yeterince vurgulayamamak olur; fakat yine de temalar çokça uyuşmaktadır. Cinsellik ve din karşıtı tutumlar ile birlikte Darvinizm etkileri, dönemin en tartışılan gündemi olarak yazarımızda da hissedilmektedir. 1872-1882 yılında çıkan Mogens ve diğer öykülerindeki temalar bu durumu açık eder niteliktedir. Etkileyici ve yeri geldiğinde çokça duygu yüklü bir dile sahip Jacobsen, belki de sadece tema olarak Çağdaş Dönüm Noktası’na bağlanmış gibidir. Yoksa onun dilini duygusuz, soğuk bir İskandinav nesnelliği olarak algılamak büyük bir hata olacaktır.


Konu ateizm olsun ya da bilim, ruhundaki tutku, diline güç veren ana unsurdur; O, bilmeyi istemek ve hakikati istemek adına tutkulu ve estetik bir birliği inşa etmektedir. Kısacası, onun yeni ve inşa edici olduğu kesindir. Kuzey Edebiyatı’nda onun etkisinin hissedilmediği yazar yok gibidir.


Fihrist olarak Jens Peter Jacobsen’i ilk defa Türkçeye kazandırmanın ve onu Türk yazınına tanıtmanın mutluluğuyla…

İyi okumalar.


KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

4 tane vasat akıcı olmayan öykü kitabı idi.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Doğada tarz yoktu, Tanrı doğayı bilgece doğal kılmıştı; doğa, doğallıktan başka bir şey değildi.

*****

Karanlıkta her şey olduğundan daha kötü görünür.

*****

İnsan asla en kötüsünü düşünmemelidir.

*****

Her şey çok üzücüydü, tüm yaşam... Arkasında boşluk, önünde karanlık... Ama hayat böyleydi. Mutlu olanlar da kördü. Mogens talihsizlik sayesinde görmeyi öğrenmişti; her şey adaletsizlik ve yalanla doluydu; tüm dünya kocaman, çürüyen bir yalandı; inanç, dostluk, merhamet yalan oldu, yalan oldu her şey... (Belki hep öyleydi?) Ama aşk denilen şey, için boş şeylerin en boşuydu; şehvet, alevli şehvet, parıldayan şehvet, için için yanan şehvet... Bunu neden bilmesi gerekiyordu? Neden tüm bu yıldızlı yalanlarla sımsıkı sarılmasına izin verilmemişti? Diğerleri kör kalırken neden o görmek zorunda kalmıştı? Kör olma hakkı vardı, inanılması mümkün olan her şeye inanmıştı.

*****

Ama bir ağaçta ya da bir çalıda, içinde bir canlının yaşadığını, onun çiçeklerini açıp kapatan, yapraklarını düzelten bir canlı olduğunu hayal etmezsen, ne zevk alırsın hayattan?

*****

İnsan asla kendinden tamamen kaçamazdı.

*****


OKUDUM 2026/11 KIRK GRAM TEBESSÜM

OKUDUM 2026/11 KIRK GRAM TEBESSÜM

 


Mizah unsuru, bugüne kadar genellikle inançlarımıza yönelik bir silah olarak kullanıldı. Ve zehirli fikirlerin çoğu, insanımıza o yolla şırınga edildi. Bir başka ifadeyle yüzler gülerken, ruhlar ağlatıldı. Elinizdeki kitap, 40 gramlık hacmiyle 40 yıllık mizah anlayışına yeni boyutlar kazandıracak, sıcak bir tebessümle birlikte duygu ve tefekkür ufkunuzu genişletecektir.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Edepli mizahın örneklerinden, insanı gülümseten ve düşündüren bir kitap.

KİTAPTAN ALINTILAR;

İnsan oğlu bu tehdit eder mi eder
*****
Eğer hayatımız imanla süslenmezse, çok uzun olsa da neye yarar ki.
*****
Şöhret, kalbi öldüren zehirli bir bal gibidir.
*****
Yüz insanın aynasıdır. Bu yüzden de ruhen ağlayan bir insanın gerçek manada gülmesi mümkün değildir. O halde bütün mesele ebedi olan ve ebedi bir alem için yaratılan ruhların güldürülmesine bağlıdır.
*****