AŞIRI DAVRANIŞLAR, ZEDELENMİŞ BİR İÇ DÜNYANIN YANSIMASIDIR (ALINTIDIR)

09 Ağustos 2026

AŞIRI DAVRANIŞLAR, ZEDELENMİŞ BİR İÇ DÜNYANIN YANSIMASIDIR (ALINTIDIR)

 



İnsan bazen kendini aynada değil, başkalarının gözbebeklerinde arıyor. Sonra da büyük bir özgüvenle, “El âlem ne der, hiç umurumda değil” diyor. 
Fakat evden çıkmadan önce aynanın karşısında üçüncü kez üstünü değiştirmesi, bu görkemli bağımsızlık nutkunun hemen arkasından gelen küçük bir dipnot oluyor.
Kabul edelim; başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü merak ediyoruz. Üstelik yalnızca sevdiklerimizin değil, dış kapının dış mandalı saydığımız insanların düşüncelerini bile sandığımızdan fazla önemsiyoruz. 
Bazen hiç tanımadığımız birinin tek bakışı, yıllardır yanımızda olan birinin güzel sözünden daha uzun süre zihnimizde kalabiliyor.
Seçtiğimiz kıyafette, yaptığımız işte, oturduğumuz semtte, sevdiğimiz insanda, dost bildiklerimizde ve hatta nasıl güldüğümüzde bile görünmeyen bir kalabalığın parmak izi var. 
“Ben kendi hayatımı yaşıyorum” derken bile, o hayatın balkonunda başkalarının gölgeleri oturuyor.
Asıl mesele başkalarının ne düşündüğünü merak etmek değil. Asıl mesele, gerçekten öğrenmeye hazır olup olmadığımızdır.
İnsan, hakkında söylenen güzel sözleri gerçeğin ta kendisi kabul ederken, hoşuna gitmeyenleri kıskançlık, cehalet ya da kötü niyet diye buruşturup çöpe atmaya pek yatkındır. 
Biz çoğu zaman gerçeği değil, kendimizle ilgili kurduğumuz hikâyenin başkaları tarafından onaylanmasını isteriz. Soru sorarız ama cevabın bizim istediğimiz yerden gelmesini bekleriz.
Bir gün, çevremizdeki herkesin bizim hakkımızdaki gerçek düşüncelerini eksiksiz biçimde duyabileceğimizi düşünelim. Eşimizin sustuğu cümleleri, dostumuzun yuttuğu kelimeleri, kardeşimizin söylemeye çekindiği kırgınlıkları, çalışma arkadaşımızın gülümsemesinin arkasındaki kanaatini…
Gerçekten bilmek ister miydik?
Yoksa ilk birkaç cümleden sonra o kapıyı telaşla kapatıp, “İnsanların düşünceleri zaten kendilerini bağlar” diyerek eski güvenli masalımıza mı dönerdik?
Belki de başkalarının zihni, ziyaret etmek istediğimiz fakat içinde uzun süre kalamayacağımız bir odadır. 
Kapısını merak eder, anahtar deliğinden bakarız; ama içeri girdiğimizde gördüklerimizin ağırlığını taşıyacağımızın garantisi yoktur.
İnsanın kaldırması en zor yük, düşmanının söylediği yalan değil; sevdiği kişinin içinde sakladığı doğru olabilir.
Bu yüzden kendimize şu soruyu dürüstçe sormak gerekir: Biz gerçekten hakkımızdaki gerçeği mi öğrenmek istiyoruz, yoksa yalnızca duymayı umduğumuz iltifatların peşinde miyiz?
Zira herkesin bizim hakkımızda ne düşündüğünü bilmek bir ayrıcalık değil, bazen ömür boyu kapanmayacak bir yaranın anahtarıdır.
İnsan gerçeği merak eder; ama çoğu zaman gerçeği değil, canını yakmayacak kadar sulandırılmış hâlini duymak ister. 
Günün sonunda maskeler düşer, bahaneler susar, alkışçılar dağılır ve gerçek tek başına meydanın ortasında kalır. 
İşte o vakit insanı yıkan, gerçeğin acılığı değil; ona yıllarca inanmayacak kadar kendini kandırmış olmasıdır.

Ertan Yurderi 


Hepinize güzel bir hafta diliyorum. Ben bildiğiniz gibiyim, buralarda günlerimi geçirmeye çalışıyorum. Havalar çok sıcak, Cumartesi resmen pazarda farıdım, ter içinde kaldım. Yarın da pazardayım, salı ufak tefek işler var yapacağım. Çarşamba kısmetse İstanbul'dayım, günü birlik, Şişli'de bir yere uğrayacağım.   


Bu bu sene doğan tombalak, çok akıllı maşallah, mama döktüğüm yerde, mamanın üstüne yatıyor, başkasına vermiyor, yerken hım hım sesler çıkarıyor:)) Ağzına bir tomar mama dolduruyor sanki ona hiç kalmayacakmış gibi:)) 





Biber bahçesi çoştu:)) geçen hafta 10 kavanoz domates sosu yaptım, 10 kavanozda menemen yaptım, bu kış yeter diyelim 8-10 kavanozda geçen yıldan kalan var...


Temmuz ayı kolajım....



İnsanlar bazen birbirinden uzaklaşmaz... Aynı yerden hayata bakmayı bırakırlar.
En çok da bunu ilişkilerde görüyoruz.
Bir zamanlar saatlerce konuşabildiğin biriyle...
Bir süre sonra iki cümle kurmak bile yorucu geliyor.
İlk başta suçlu arıyoruz.
"Değişti."
"Beni anlamıyor."
"Eskisi gibi değil."
Belki de kimse değişmedi.
Sadece aynı pencereden bakmayı bıraktınız.
Çünkü insanın yürüdüğü yol değiştikçe...
Sorduğu sorular da değişir.
Birinin derdi sadece daha çok kazanmak olabilir.
Diğeri ise "Ben gerçekten kimim?" diye uykusuz kalabilir.
Biri hayatı dışarıda büyütmeye çalışır.
Diğeri iç dünyasında derinleşmeye başlar.
İkisi de yanlış değildir.
Sadece artık aynı nehrin kıyısında yürümüyorlardır.
İşte en zor kabul edilen yer de burası.
Her ayrılık kavga yüzünden olmaz.
Her uzaklaşma sevgisizlikten de olmaz.
Bazen iki ruh, birbirine vereceğini verir...
Sonra sessizce yollar ayrılır.
Ve bunu zorla sürdürmeye çalıştığında...
Acı başlar.
Çünkü sevgi bazen tutmak değildir.
Zamanı geldiğinde, birbirini özgür bırakabilecek olgunluğa erişmektir.
Hayat bana şunu öğretti.
Herkes bizimle aynı manzarayı görmek zorunda değil.
Herkes aynı soruları sormak zorunda da değil.
Belki de bilgelik...
İnsanları değiştirmeye çalışmayı bırakıp...
Her ruhun kendi zamanına saygı duyabilmektir.
...
Ve bazen en büyük sevgi...
Aynı yolda yürüyemediğini fark ettiğin birini, yargılamadan uğurlayabilmektir.

Uğur Narlıdere..


Sahaftan aldıklarım...



Migrostan alınanlar....




James Redfield

"Fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığınızı hatırlamayacaksınız, nasıl hayatta kaldığınızı da. Ancak bir şey kesindir; fırtınadan çıktıktan sonra fırtınaya girenle aynı insan olmayacaksınız. Zaten fırtınanın bütün amacı da budur."


yeni bir soğuk kahve denemesi;

2 yemek kaşığı Türk kahvesi
1 tatlı kaşığı biberiye
1 çay kaşığı tarçın
7-8 karanfil 
Sıcak suda demlemeye bırakın 10 dakika, buz kalıplarında (petek şekli olan vardı bende) dondurucuya koyun. Sonra bardağa buzlardan birkaç tane koyun üstüne süt afiyet olsun. 


8-8-8 ASLAN KAPISI PORTALI ÖNCESİ 8 KÜÇÜK BİLGİ♾️ 
1- Öncelikle çok seviliyorsun, hem de çok🌻
2- İçinde bulunduğun bedenin ve kimliğin sonsuz ruhun için sadece göz açıp kapayınca kadar süren bir zaman dilimi.
3- Tanrı seni terk etmedi, her an seninle.
4- Bu dünya hayatı çeşitli değişmez kurallar üzerine kurulu, bu kuralları bilirsen ve daha da güzeli kendi lehine kullanmayı öğrenirsen daha rahat yaşarsın. 
5- Tanrı hiç bir kimseyi iyi ya da kötü diye yargılamaz, sistemi kullanmayı bilen kötü birisi de dünyevi başarıya ulalabilir ama bu onun matriksten çıkışını geciktirir ya da tamamen engeller. 
6- Kimi ruhlar ise bile bile biz dünya hayatını istiyoruz diye gerçekten anlaşmalar yapmıştır, bunlar çeşitli rollerde reankarnasyon döngüsünde sürekli dünyayaya gelip dururlar tabii ta ki kıyamete kadar, o gün en büyük pişmanlık bunlarındır.
7-Yaşam kolaylaşsın istiyorsanız meditasyonu, imajinasyonu, kendinizi hipnoz etmeyi öğrenin, acı bedeninizden, kurban bilincinden çıkın, kendi üzerinizde çalışın.
8-Kalbinizi ve ruhunuzu ferah ve temiz tutun, daha sonra vicdanınızı yaralayacak, frekansınızı düşürecek her eylemden uzak durun çünkü zamanı geldiğinde fark edeceksiniz ki haksızlık yaptığınız, acı verdiğiniz herkes de aslında sizsiniz bu da çok ince bir sır😉


Bir çiçek,,
Bir ses,
Bir şarkı
Bir çocuğun gülümsemesi,
Sıcak bir el sıkışması,
Bir kahvenin dostluğu,
Çevrenizdeki küçük şeyler yani kalbinizin atışlarını değiştirebilir.
Mutluluk hayatı fark etmeyle başlar...
Sevgi sevgiyi çoğaltır.

İyi haftalar,


YOUTUBE DİNLEDİKLERİM 2026/6

05 Ağustos 2026

YOUTUBE DİNLEDİKLERİM 2026/6

 


Selanik göçü


Sumru Yavrucuk


Berrak Yurdakul

OKUDUKLARIM 2026/49 MÜKEMMEL DOKUZLU

31 Temmuz 2026

OKUDUKLARIM 2026/49 MÜKEMMEL DOKUZLU

 


Ama artık vakit tamam bizim için.
Yarın bir yolculuğa çıkıyoruz.
Geldiğimiz dağa dönüyoruz.
Olur da dönemezsek buralara,
Geride şu sözlerimiz kalsın:

Aramayın beni fesatta.
Aramayın yağmada,
Talanda, aylaklıkta.
Aramayın ahmakça bir öfkede,
Ne de boş bir nefrette.
Aramayın anlamsız savaşlarda,
Kanlı ihtilaflarda.
Zira yeri yoktur adımın
Alçakların ağzında.

Afrika ve dünya edebiyatının büyük isimlerinden Kenyalı yazar Ngũgĩ wa Thiong’o son kitabı Mükemmel Dokuzlu’da, mensubu olduğu Gikuyu halkının köken mitini feminist bir vurguyla ve destansı bir dille yeniden yorumlar. Thiong’o, ulusunu meydana getiren halklardan biri olan Gikuyuların doğuş hikâyesini, yurt ve güzellik arayışı, doğa koşullarıyla mücadele, cesaret, azim, birlik, barış, aile ve Tanrı gibi kavramlar etrafında ustalıkla dokur.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Şiirsel bir anlatımdı. Yazar kendi halkını ve etnik kökenini anlatıyor. Yormadan okundu size de tavsiye ederim.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Paylaşmak Yüce Yaradan'ın emridir.
Yardımlaşmak Yüce Yaradan'ın emridir.
Karşılıklı destek tüm kainatta emirdir.
*****
Tatlılıkla ikna, kılıçla isyandan yeğdir.
*****
Yaşam birdir:
İnsanlar, hayvanlar, kuşlar, kurtçuklar, deniz canlıları
Her varlık ortak yaşam okyanusundan payına düşeni alır.
*****
Açlığın sabrı yoktur lakırdıya.
Açlığı yemekle yatıştırırsın, lafla değil.
*****
Hepimiz aynı insanlardan geldik.
Onların insanlığını devraldık.
*****
Savaş yaşamı yok eder
Barışsa yaşamamı tazeler.
*****
İnsanı harekete geçiren, aşk ve bilgi arayışıdır.
*****
Gelin, dostça paylaşalım lokmamızı.
*****
Huzurdan daha kutlu şey var mıdır?
*****
Yüreğim kocamandır, tüm dünyayı içine alır.
*****
Zaman ve davranışlar insanların birbirlerini tanımalarını sağlar.
*****
Onun evi kendi kalbiydi.
*****
Makul bir neden olmadan bitkilere ve hayvanlara zarar vermek, yaşama zarar vermektir.
Meşru müdafaa ya da açlığı giderme söz konusu değilse, asla bir hayvanı öldürme.
Ve şayet biri bir ağacı keserse, yerine koymak için yenisini dikmelidir.
*****
İnsan özgür iradesiyle seçtiği şeyden asla yakınmaz.
*****
İçten fikir ayrılıklarının aklı keskinleştirip ruhu beslediğini Hiddetle kılıcı keskinleştiren ihtilaflarınsa
Aklı köreltip ruhu öldürdüğünü hanginiz söylemişti?
Güzel sözler aklı yansıtır, diyen kimdi?
Herkese saygı gösterilmeli
*****
İyi bir kalbin rehberi vakur baştır.
Kalp, akıl ve el, aynı amaç için birlikte çalışırlar.
Arkamızda ne var, söylemesi için başkasına ihtiyaç duyarız.
*****
Asla bir erkek için kavga etmeyin.
****
Her canlı varlık ve nesne bir dil konuşur.
Sizler kaç tabiat dili biliyorsunuz?
*****
Ses bir şeye çarptığında, yankı olarak geri gelir.
Kulak, ruhun gözüdür: Sesi ve yankıyı birbirinden ayırır.
*****
Yaşam yolculuğunda bilgiye kısa yoldan vakıf olamazsınız;
Uzun bir öğrenme sürecidir yaşam yolculudur.
Aceleye gelmez o yol, bir başına da yürünmez.
*****
İnsanın insana zulmü, hayvanın insana zulmünden beterdir.
*****
İnsan her durumdan az da olsa mizah çıkarmayı bilir derler.
*****
Keyfi kaçan, yaşadığı sorunlar için bahane üretmekten vazgeçmeli.
****
Aşk adına kan dökülmemelidir.
*****
Sorunları konuşmak, farklılıkları aşmanın en iyi yoluydu.
*****
Bir iş yapılmadığı sürece iş olarak kalmaya mahkumdur.
İşe koyulmak ve ortaya çıkan zorluklarla başa çıkmak iyidir.
Ama asıl hedef, işi tamamlamak olmalıdır.
*****
Açgözlü bir yürekte deva yoktur, bıçak vardır.
*****
Akıl kalbe hükmetmesin.
*****
Havayı ve suyu kirletmek, yaşamı zehirlemek demekti.
*****
Başkalarının taktığı incik boncuk için kendi taktıklarınıza burun kıvırmayın.
*****
Karakterini eylemleriyle ispatlamış olanlara çevirelim gözlerimizi.
*****
Umut şüphenin fısıltılarına hayır diyor, beklentiler umuda güç katıyordu.
*****
Yaşamın akışını taşıyan kadın, hürmete hak kazanır.
Kadın yaşamın anasıdır.
Çünkü o, yaşamın rahmini taşıyandır.
Kadın yaratılışı taşır. Onun değerini daima biliriz.
*****
İnsan yüreğine hapsolmuş sözcüklerle kazanamaz tartışmayı.
*****
Ana babalarını hatırlayan evlatlar kutludurlar.
*****
Bedensel sakatlık, kalp yada zihin sakatlığı demek değildir.
Kalp ve akıldır bedeni yöneten.

*****


OKUDUKLARIM 2026/48 MÜHÜRDAR

29 Temmuz 2026

OKUDUKLARIM 2026/48 MÜHÜRDAR

 


Âlemler arası geçişi sağlayan haritalar… Hem zamanlar arası internet bağlantısını sağlayan hem de haritalardaki geçişlerin yerini saptayan pusulalar… Biri 16. yüzyılda, üçü 21. Yüzyılda yaşayan dört harita koruyucusu ve onları bekleyen birbirinden heyecanlı, maceralı görevler…

Harita koruyucularının bu seferki görevi, Kudüs ele geçirilmeden Hz. Süleyman’ın mührünü güvenli bir zamana ve mekâna götürmek. Mahir; kendisine yardımcı olmaları için Erdem, Yusuf ve Nil’i almak üzere 16. yüzyıldan 21. yüzyıla gelir. Dört harita koruyucusu, harita ve pusula yardımıyla 20. yüzyıla gider. Onları yine zorlu bir macera beklemektedir.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Seri bir kitapmış, Kuddüs içeren konular var. Severek okudum.  

KİTAPTAN ALINTILAR;

Sebebi yaratan ile sebeb birbirinin aynasıdır . Kim ayna gibi temiz değilse aynayı ve aynadakini göremez.
        
Hazreti Mevlana
*****
Yiğit dediğin , güreşte rakibini yenen değil; kızdığı zaman öfkesini yenendir.

HADİSİ ŞERİF
*****
Tek bildiğimiz hiç bir şey bilmediğimiz.
*****



HAYATI DOĞRU ANLAMANIN EN İYİ YOLLARINDAN BİRİ : HER ZAMAN KARŞI TARAFTAN BAKABİLMEK

26 Temmuz 2026

HAYATI DOĞRU ANLAMANIN EN İYİ YOLLARINDAN BİRİ : HER ZAMAN KARŞI TARAFTAN BAKABİLMEK

 



Kaderimizle Barışma Zamanı !

“Yunus Emre: Kader Gayrete Aşıktır”
“Mevlânâ: “Kader, seni nereye çağırıyorsa ruhun oraya yönelir.”
İbn Arabî: “Hakk’ın takdiri, kulun anlayışından geniştir.”
Hacı Bayram-ı Velî: “Her ne ki gelir, Hakk’tandır; kulun payı sabırdır.”
Şems-i Tebrîzî: “Teslimiyet, çaresizlik değil; hikmeti görmeyi bilmektir.”

Hepimizin kendi kaderinden, ailesinden, eşinden, çocuklarından, akrabalarından yakındığı günler olmuştur. Bazen kendimizi onlara çok yabancı gibi hissedebiliriz. Ve neden bir aradayız diye sorgulayabiliriz, bu sorgulama bizde sıkıntı ve depresyon yaratır çünkü içinde bulunduğumuz şartlarla uyuşmamaktadır, kader olduğu içinde belli bir süre pek de değiştirilemez.
Böyle şikayet ede-ede, ağlaya-sızlaya, depresyona gire çıka; yıllar ve yıllar geçer, hala sorumuzun yanıtını almadığımızı fark ederiz. İçimizdeki ses sürekli olarak, “Neden ben?” “Ben bunlara layık değilim ki, çok daha iyi şeyler yaşamalıydım, hayatta duruşum zekam, her şeyim, çevremden üstün onlar bana yetmiyorlar” der.
Gençliğin, duyguların, tutkuların, arzuların verdiği itilimle söylenen bu sözleri aşmak ve her şeyiyle “Bu Benim Kaderim, Bana Çok Şey Katan, Beni Olgunlaştıran, Başkalaştıran Kaderimi Seviyorum ve Olumluyorum” demek için yıllar yıllar gerekebilir.
Çok çeşitli olaylar yaşanır, dersler alınır, üzerinde düşünülür; psikoloğa gidilir, en yakın arkadaşlarla dertleşilir, genelde hayatın bize yaptığı haksızlıklardan sürekli şikayet edilir. Biri tavsiye eder astroloğa gidilir, doğum haritası baktırılır, astrolog beş saat konuşur ama kimin umurunda, içimizdeki ses sürekli “tamam da işte konu o kadar basit değil, ben o aileye, o anneye doğmasaydım, sen o zaman görürdün beni” der durur. Sonra günlerden bir gün, bizde bir değişim olduğunu fark ederiz. Olabilecek en muhteşem şey olmaya başlar, kaderimizi kabullenmeye ve bize verdiği armağanları görmeye başlarız, en büyük armağanda olgunluk, anlayış ve insan sevgisinde artıştır.
Kaderimizle barışma zamanı gelir, tüm ailemizi ve şikayet ettiğimiz diğer kişileri yüreğimize toplarız, onlardan tek tek özür diler, bağışlanma isteriz. Bunları sessizce kendi içimizde rahatlıkla yapabiliriz, söze dökülmesi hiç de gerekli değildir.
Ve dimdik ayağa kalkarız; kaderini taşımanın onurudur bu kalkış, birkaç adım atarız ürkekçe, acaba eskiye dönecek miyim endişesi ile, geçer ilk günler… Hayır! Değişim gerçektir, artık eskiye dönmediğimizi görünce, derin bir nefes alırız, hem taa diyaframdan, nefes eğitmenlerinin istediği kadar uzun ve deriiiiin!…İşte bu yaşamımızın en değerli anıdır… Geçmişi geçmişte bırakmak, kaderle yüzleşmek, kendimizi ve ailemizi olduğu gibi kabul etmek, onların her birinin ayrı bir yönümüzü geliştirdiğini, bu hayatın boşuna yaşanmadığını anlamaktan, hissetmekten daha değerli bir duygu sizce var mıdır?
Hepimizin en büyük dileği bu noktaya gelmek ve kaderimizi kabullenip, onun üstüne çıkmak, insan ancak koşulsuz kabullendiği şeyi aşabilir sürekli amaların girdiği, koşulların ileri sürüldüğü durumlar aşılmış sayılmaz.
Şimdi soralım: Kader değişir mi? Elbette! Ama zorlayarak değil, aşarak, kendini ve çevreni kabullenerek…

Ünlü Filozoflar Kader için neler demiş neler!...

Seneca: “Kader, razı olana öncülük eder; direnenleri sürükler.”
Marcus Aurelius: “Başına geleni doğanın bir parçası gibi kabul et.”
Epiktetos: “Olaylar değil, onlara verdiğimiz anlam bizi sarsar.”
Schopenhauer: “İnsan istediğini yapabilir; ama ne isteyeceğini seçemez.”
Nietzsche: “Kaderini sev; ona karşı savaşma.”

Her an yeniyi yapma şansı, tüm insanlara eşit olarak tanınmıştır… Her insanın da hayatında bir şeyleri değiştireceği, kaderiyle barışacağı, onu üzenleri, kıranları affedeceği sihirli anı farklıdır, yargılamamak gerekir, hiç kimseyi yargılamaya hakkımız yok, biz, ancak kendimizden sorumluyuz…


Hepinize güzel bir hafta diliyorum, buralar ve ben bildiğiniz gibiyim. Havalar çok sıcak, pervane ile serinliyoruz. 
Çamaşır makinası kart yaktı, Allah'tan garantisi bitmemişti. Servisi çağırdım, çocuk kullanmayı becerememişsiniz dedi, mix programına 3-4 eşya atacakmışım fazla atmayacakmışım. Geçen sene Mayıs ayından bu yana kullanıyorum, kilim bile yıkadım tıklamadı hiç. Servis çekti gitti. Makina küt küt hopluyor, son 8 sn yi atlıyor, sıkmıyor. Komşu 2. el makina aldı telleri dolduruyor, koskoca firma bana 3 er 4er eşya yıkayın diyor. Hemen instagramdan bir yazı döşedim, Merkezden aradılar, başka bir çocuk aradı, abla kart siparişi verdim perşembe gelicem takmaya dedi. Sözünde durdu ve o gün kartı değiştirdiler, şu an maşallah tıkır tıkır çalışıyor. Bu yola başvurduğum için üzgünüm, ama müşteriyi kaele almıyorsan, dinlemiyorsan bu oluyor.
Geçen seneden bu yana kuyunun motoru çalışmıyor, bobinajcı yapıyor, eve geliyor takıyorlar ilk çalışıyor, kapadığında hava kaçırıyor, çalışmıyor. Yaz bitti onca insan geldi, o kadar para harcandı olmadı. En son komşu geçen gün birini getirdi, Macur kendisi adam hortumu kısalttı, birde alt kısımda bir vida sıktı, parada almadı (ama ağbim çift kişilik bir nevresim hediye etti) motor çalışıyor, şakır şakır su geliyor bahçe sulanıyor, betonlar serinleniyor. 2 senedir 2. kez bastığında çalışmayan motoru adam bir vida sıkması ile halletti. 
Kışlık hazırlıkların bir kısmını bitirdim, iş domates sosu, menemen, tarhana ve turşu işine kaldı. Yarın sergi açmayacağız, sabah erkenden alışverişe gideceğim sadece, bugün biraz petemek domates aldım yeşilli idi, birkaç gün dursun sos yaparım belki.
Hafta içi İstanbul'da bir doktoru arayıp randevu alacağım, ameliyattan önce bir doktora daha görünmek istedim. 
Son zamanlarda burnumun içi çok kuruyor, bunun sebebini de bir türlü anlamadım. 




Üç kardeşler ve kardeşlerden biri çok obur...


Ben kitap okurken kimi yerde yatıyor kimi de böyle sandalye minderine uzanıyor.



GÜCENME VE ALINGANLIKLAR TEHLİKE SİNYALİ
 Andre Luiz’den

 Gücenme ve alınganlıkları, yok etmemiz gereken tehlike işaretleri olarak görmeye alışınız.
 Eğer yakın çevrenizde bir problemden şikayet edildiğini duyarsanız, uyum içinde işbirliği yapabileceğiniz kişileri bularak ihtiyacı olanlara sessizce yardım ediniz.
 Bir zorlukla karşılaşan veya bir saldırıya maruz kalan bir varlık karşısında bu varlığın da diğerleriyle aynı değerde olduğunu düşünerek gücenme alışkanlıkları unutunuz.
 Önyargılı bir düşünce veya davranışla karşılaştığınızda başka insanların da düşünce özgürlüğüne sahip olduğunu unutmayınız.
 Başarısızlıklar bizi güvensizlikten çıkmaya zorlayarak daha iyi ve yeni vazifeleri davet eder. 
 Anlayamadığımız olaylar kendimizi geliştirme talimi olup, egoist olmayan bir biçimde sevilmek yerine sevmeyi alışkanlık haline getirmemizi sağlarlar. 
 Bize deneyim kazandırmaya çalışan hayatın darbelerini affedin ve kendinizin İlahi Tesir içinde bulunduğunuzu ve Tanrı’nın da hayattaki bu tesir akışı içinde bulunduğunu unutmayın. 
İnsanların yararına olan bir iş, hiçbir zaman ruhsallığa karşı tehlike oluşturan bir işe dönüşmeyecektir.
 Alınganlıklar her zaman hastalık ve düzensizlikleri getirir. Zaman içinde karşımıza çıkan problemler olduğu zaman dua edelim. Ve bu dua o zaman, içimizdeki gölgeyi ışığa dönüştürecektir.


Bir tarafta öbür dünyaya göçenler var, diğer tarafta öbür dünyadan gelen bir hayaletin tren gezisi var....


Şehrimde yeni bir cafe açıldı, arkadaşla oraya gittik. İlk defa matchalı bir soğuk kahve içtim. Kusur kalmadım yani:))


Cumartesi günü serginin ilk müşterileri, yediler içtiler, hesabı ödemeden tüydüler...




Kadın olmak, bir ömre bin ömür sığdırmakmış.
Hangi yaşta mısın?
Ya hep yaşadıkların kadar,
ya da hiç yaşayamadıkların kadar.
Saatin yelkovanı her turda ömründen bir parça koparıp götürüyor.
Yelkovan her turu tamamladığında, "Tamam," diyor zaman, "bir parçanı daha aldım, bedeninden, ruhundan ve kalbinden."
Hala vaktim var mı, diye sorma hayata.
Çünkü zaman cevap vermez, sadece alır.
Herkes için bir şeyler olurken —eş, anne, ev hanımı, çalışan— kendisi için "hiç" kalmanın verdiği o sızıdır kadın olmak.
"Yaşanmamışlık" ne garip bir kelime.
Bir şeyi yaşamış gibi görünüp aslında ona hiç dokunamamak...
Nefes alırken, içindeki çığlığı duyamamak;
En derin uçurumdur bir kadının bedeninde, ruhunda ve kalbinde.
Düşersin o boşluğa, tutunacak bir ses ararsın,
Ama yankın bile sana yabancıdır artık.
Zaman, o uçurumun kenarında biten zehirli bir sarmaşık,
Hayat ise, aşağıya bakmaya korktuğun o sonsuz mesafe.
Bir kadın, kaç kez susar ölmeden önce?
Kelimeleri boğazında bir düğüm,
Gözyaşları yastığında birer mühür.
Ölmek sadece toprağa girmek değilmiş,
Kendi sesine, bedenine, ruhuna ve kalbine sağırlaştığı her gün ölürmüş insan.
Yarım kalmış bir ömrün dikiş yerleridir kadınlık,
Hep bir iğne ucu acısı teninde.
Evlilik, eş olmak, kadın olmak, anne olmak, ev hanımı olmak, çalışan olmak,
kime sorsan hep yarım,
kime sorsan hep biraz eksik.
her rol bir parçasını alır kadının.
Anneye kalp gider, eşe ruh, eve emek, işe zihin...
Geriye kendine kalacak bir "tam" hiçbir zaman bırakılmaz.
Fakat unutma ki; O yarım kalmışlıklar içinde bile bir kadın, dünyayı avuçlarında tutacak kadar büyük bir gücü saklar bedeninde, ruhunda ve kalbinde.

Şair adam…


Kısa bir alışveriş...


Bu da bir başka alışveriş.


Eski minibüsümüz hala bahçemizde arkasından, yan tarafından asma ve incir ağacı yetişmiş...


Sıfırdan başlamak gerek bazen
Resetlemek gerek hayatı
Gereksiz kalabalıklardan uzak...
Güven veren bir kaç dost yeter...
Bir elinde kitap bir elinde kahve
Biraz deniz havası...
Kavgalar , sahtelikler uzak olsun ...
Yüreğinde sevgi taşıyanlarla benim yolum...
Yüreğiyle konuşan insanlar olsun hayatınızda.
Güzel bakışlarıyla sıcak içten ve samimi bi kahve
içimlik sohbetleriyle içinizi ısıtan...!

Gülten Alp 


KRİSHNAMURTİ’DE FARKINDALIK VE ANLAYIŞ
Doç. Dr. Haluk Berkmen

Hindistan’da İngilizce öğrenip Amerika’da meşhur olan Jiddu Krişnamurti (1895-1986) daha 14 yaşında iken Teozofi Derneği tarafından “dünya öğretmeni ve bilge kişi” olarak seçildi. Bu dernek Helena Blavatsky (1831-1891) tarafından 1875 yılında kurulmuş ve Blavatsky öldükten sonra derneği Annie Besant (1847-1933) ve Charles Webster Leadbeater (1854-1934) yönetmişlerdir.
 J. Krishnamurti insanın kendi psikolojik yapısını ve düşünce şeklini değiştirmesi gerektiğini savunurdu ve bu değişikliği ne dinlerin ne de ideolojilerin başarabileceğini ileri sürerdi. Hiçbir dine, sosyal kast’a veya milliyete ait olmadığını ilan ederek dünyayı dolaşmış ve ömrünün sonuna kadar mistik (ruhsal) ve sosyal konuları işleyen konferanslar vermiştir. Üzerinde önemle durduğu konulardan biri de farkındalık veya anlayış konusuydu. Bu konuda şu açıklamaları vardır:             
“Anlayış zamanın sınırları içinde değildir; zaman asla anlamaya yardımcı olmaz. Anlayış yavaş-yavaş, özenle ve sabırla gerçekleşecek bir süreç değildir. Ya şimdi anlarsınız ya da hiç anlamazsınız; anlayış yıkıcı bir darbedir, usul-usul gelmez.”                                       
 J. Krishnamurti, Meditasyonlar, Ayna Yayınevi

Krishnamurti bu deyişinde gelişimin mümkün olmadığını söylemiyor. Aksine gelişimin ani bir aydınlanma ile başladığını söylüyor. Kitap okumak veya okul eğitimi görmek ancak entelektüel gelişimi sağlar. Benliğin (nefsin) gelişimini sağlamaz. Pek çok okumuş insan vardır ki yakınlarına kötü davranırlar. Bunun birçok örneğini görmüşsünüzdür. Asıl gelişim kendini tanımakla olur. Kendini tanımak ise ani bir farkındalık olayıdır. 

Şöyle bir örnek verelim:

Yıl 1100 yılları. Japonya'da bir Zen rahibi ağacın altında meditasyon yaparken karşısına bir samurai çıkıvermiş. Belinde kılıcı olan samurai istediği insanın anında öldürme hakkına sahipmiş. Samurai zen rahibine şöyle seslenmiş: "Ey kendini bilge sanan kişi bana cennet ve cehennem nerede anlat". 
Rahip: "Sen cennetten, cehennemden ne anlarsın. Cahilin birisin" demiş. Buna kızan samurai aniden kılıcına sarılmış ve kılıcını tam çekerken rahip: "İşte cehennem budur" demiş. Etkilenen samurai kılıcı yerine iterken rahip: "İşte cennet budur" demiş. Samurai o anda aydınlanmış.
Jiddu Krishnamurti’nin sözleri genellikle özgürlük, zihin, korku, sevgi ve hakikatin doğrudan deneyimlenmesi üzerine yoğunlaşır. 

Birkaç Örnek:

“Hakikat, belirli bir yolda bulunmaz. Hakikat, yol olmayan bir ülkedir.”
“İnsanın en büyük özgürlüğü, hiçbir şeye ait olmamaktır.”
“Korku ile yüzleşmek, korkunun bittiği yerdir.”
“Sevgi, düşüncenin ürünü değildir. Sevgi, yalnızca düşünce sustuğunda doğar.”
“Gerçek özgürlük, başkaldırının ötesinde, zihnin her türlü şartlanmasından kurtuluşudur.”
“Bir şeyin gözlemlenmesi, değiştirme isteği olmaksızın yapılabilirse, işte o zaman gerçek dönüşüm başlar.”
“Kendi kendini anlamayan insan, hiçbir ilişkide gerçek huzur bulamaz.”
“Hakikati bulmak için, zihnin tamamen sessiz olması gerekir, çaba ile değil, anlama ile gelen sessizlik.”

Krishnamurti, özgürlük ve sevgiyi birbirinden ayrılamaz iki hakikat gibi görür. İşte bu temalara dair bazı deyişleri:

Özgürlük Üzerine:

“Özgürlük, istediğini yapmak değildir; özgürlük, gerçeği olduğu gibi görebilmektir.”
“Zihin, ancak hiçbir otoriteye dayanmadan, hiçbir dogmaya bağlı olmadan araştırdığında özgürdür.”
“Özgürlük, bir son değil, bir başlangıçtır. Özgürlük olmadan öğrenme yoktur.”
Sevgi Üzerine:
“Sevgi, arzunun ya da haz duygusunun ötesindedir. Sevgi, benlikten arınmış bir dikkat halidir.”
“Sevgi, düşünceyle ölçülmez. Ölçüsüz olan şeydir sevgi.”
“Gerçek sevgi, karşılık beklemez, bağlanmaz, sahiplenmez. O, bir bahar rüzgârı gibi esip geçer.”
“Özgürlük olmadan sevgi yoktur, sevgi olmadan da özgürlük yoktur. Çünkü biri diğerinin nefesidir.”
“Korkudan özgürleşmeyen bir kalpte sevgi doğmaz. Sevgi, yalnızca tamamen özgür bir zihinde filizlenir.”


İyi haftalar.....