OKUDUKLARIM 2026/20 HAYAT AĞIR ÖLÜM HAFİF

20 Şubat 2026

OKUDUKLARIM 2026/20 HAYAT AĞIR ÖLÜM HAFİF

 


Yeryüzünde önemli bir nokta sürekli sarsıntı geçiriyormuş gibiydi. Ekrandaki görüntü de hızla soluk alıp vererek sanki yeryüzünün o noktasıyla aynı tempoda sarsılmaya devam ediyordu. İnsanın can çekişmesi denilen hakikat galiba böyle bir şey olmalıydı. Bir süre daha sesi dikkatle dinledim ve çırpınışını izledim ekrandaki görüntünün. Sanki benim kalbim de soluk alıp veren çarpıntıya eşlik ediyor gibi çarpıyordu. Birden ekran karardı ve görüntü kayboldu. Aynı anda ayağa kalktım ve ekrana doğru hızla yürüdüm. Sonra yoğun bakımın kapısını tıklattım. Kapı açıldı, içeriden çıkan doktorun yakasına yapışacakmış gibi yaklaşıp elimi uzattım, neden kapandı ekran, ne oldu içeride, diye sordum. Yine buz gibi bir sesle sadece, başınız sağ olsun, dedi. Sonra da önümden çekildi ve uzaklaştı.

Acının insanı nasıl değiştirdiğini görüyoruz. Cimcimenin aramızdan ayrılışıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalışan bir insan ve ondan kalan; ışığı hiç sönmeyen fotoğraflar, akıldan çıkmayan anılar, hatırlandıkça büyüyen ve anıtlaşan detaylar, iki küçük pırlanta; hatıralar, hatıralar, hatıralar… Kıskanacağınız, üzüleceğiniz, çaresizliğe düşeceğiniz bir insan hikâyesi. Acının hâlleri Hayat Ağır, Ölüm Hafif’de.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Acı ve hüzünlü fakat okunası bir  kitap.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Bazen hayat, bir sesten ibaret olur ve sizin başka hiçbir sesi duymanıza imkan vermez.
*****
Kendimiz olduğumuz ve kendimizle kaldığımız ender anlardan ibarettir yalnızlık.
*****
İnsanın birden kaybolacağını asla aklına bile getirmediği, her zaman kendisinin olmasını istemeye hakkının olup olmadığını bir kez olsun düşünmediği güzel anlar, anılar vardır ömründe. Kendi yüzünüze bir tebessümün yansıdığını hissettiğiniz an işte böyle bir andır.
*****
Nice küçük şeyler uğruna ne denli büyük ve değerli şeylerini, hatta bütün bir ömrünü gözünü kırpmadan feda eden insan da yine aynı insan değil miydi....
*****
İnsan bazı durumlarda bu kadarıyla yetinmesini, yaşamasını, dünyanın her haline razı olmasını da bilmeli. Gerçekten bilir mi, dersen eğer, bence bilir.... Bir de sağanak halinde yağan yağmurda ıslanarak ardına hiç bakmadan geçip gitmesini çok iyi bilir insan.
*****
Acı insanı kaskatı bir hale getirip öylece bırakıyor. En olmadık yerde ve en olmadık zamanda bir köşeye atıveriyor.
*****
İnsan, yarasını yakınından, biricik sevdiği birinden, en yakınındaki sevdiği birinden aldığında, o yarayı bir başka türlü görmeye, değerini bir başka türlü anlamaya ve başka türlü yaşamaya başlıyor. Tecrübeyle biliyorum, böyle yaralar hiçbir zaman sağalmıyor, sürekli açık kalıyor ve sürekli işliyor. Onun için sen de sürekli gizli sarıp bağlıyorsun yaranı. Kimse bilmiyor. İşte o zaman yarayı taşıyan kişi hiç unutmuyor. Unutamıyor.
*****
Hayat ağır, ölümse hafif. Hayattan almak istediğimiz tat, dilimizin değil, ancak kalbimizin ve vicdanımızın tattığı, hissettiği kadar. Ne eksik ne fazla. Bazen şeker eziyor ağzımıza, bazen acı bir karanfil, bazen de bir biber. Zaten hepimiz birer misafir değil miyiz bu dünyada, umduğumuzu değil bulduğumuzu yaşıyoruz. Hakkımız olanı...
*****
Bir insanın elinden ne gelebilir, hepsine razı olup kabullenmekten başka.
*****
Halbuki bizler hayattayken kıymetini daha çok bilmemiz gerekenler, bizimle birlikte yaşayanlar değil, bizden önce ölüp gidenler. Yaşayanlara itibar etmek, saygı göstermek çok kolay. Takdir de toplar. Ölüp gidenlere itibar edip saygı göstermektir önemli ve zor olan.
*****
Hayatta her şey her günkü gibi olup biter ama biz o olup bitenlerin içinden kimilerini seçer alırız, sonra da onların nasıl ve neden böyle olduğuna şaşarız. Şaşırmış olmaya değer veririz ayrıca. Akıl sır ermez bizim işlerimize. Her gün insanlar doğar, büyür, hastalanır, çok ağır ameliyatlar geçirirler. Başlarına çok işler gelir. Büyük küçük acılar çeker, mutlu mutsuz, sevinçli, kederli, iyi kötü günler yaşarlar ve en sonunda ölürler. Daha bir çok haller gelir geçer başlarından. Bu hallerden bazıları, o insanlardan biri olarak bizim de başımıza gelir. Hepsinin her gün olup bitenlerden bir farkının olduğunu aklımıza bile getirmeyiz. Ama bunlardan bazıları başımıza geldiğinde veya daha gelmeden önce bir ürperti hissederiz ve o ürperti içimize incecik bir sızı halinde işler. Bir çıt sesi duyarız o an ve artık o ses bir daha bizi asla rahat bırakmaz. Kanımıza karışır belki.
*****
Ölümün nedenlerini gözümüzde bizler büyütürüz. Aslında ölmek için büyük küçük diye nedenler yoktur. Belki hiçbir ölüm için  neden bile yoktur. Ölümün kendisi vardır sadece. Bir tüy gibi uçup gelir ve konar başımıza. Ölümü aklımıza izah edebilmek, daha doğrusu aklımızı kandırabilmek için galiba nedenleri bulup yakıştırırız. Yaşamak için olduğu gibi ölmek içinde aklımıza yatan, mantığımıza anlaşılabilir gelen, zaten hiçbir zaman olmayan ama bizim sınır ihlalleriyle yaptığımız itiraz hakkımızı elimizden alan bazı nedenler gerekir bize. Buluruz da sonunda. Ölmek için haklı, anlaşılabilir bulduğumuz nice nedenler vardır ki, bir insanı öldüremez. Ölümü asla aklımıza getirmeyen nice nedenler de vardır ki sonunda bizi sukutuhayale uğratır.
*****
Ecelin ayak seslerini kimse duyamaz.
*****
Kendimize çok büyük bir kötülük olur acıya alışmak.
*****
Acıyı ne kadar inceden inceye ve büyük sabırla hissedersen hisset, onun derine hep derine işleyişi, oklarının hep biraz daha derine  batışı ve sürekli artan ağırlığı hiç değişmez.
*****
Hatıralarımızın hep birer sığınak olduğunu düşünürüm. Aynı zamanda acılarımız için de sağaltıcı birer merhem sayılır hatıralar.
*****
İnsan mademki öğreniyor, tahammül etmesini de acının gramerini de öğrenir.
*****
İnsan birini çok seviyorsa sadece sevgisine değil, onun acısına da doymalı.
*****
Kader hiçbir ayrıntıyı ve gözetilmesi gereken en küçük hakkaniyeti bile asla ihmal etmezdi.
*****
Herkesin içinde kıyametinin nasıl koptuğunu ise nasıl olsa hiç kimse bilmiyor. Kendi kıyametini tek başına yaşıyor herkes.
*****
Acı bütün hislere baskın gelir.
*****
İnsanlar çok merhametsiz.
*****
Yalnızlık ve acı, kendisini sürekli çoğaltıyor.
*****
Hayatın bize yaptığı gibi bizim de kendi hayatımıza dair ilişkileri sık sık gözden geçirmeyi, biriktirdiğimiz ne kadar yük varsa hepsini birer birer elemeyi, eleğin altına geçenleri artık dikkate almamayı senden öğrenmem oldu. 
*****
Bir kimsenin acısı ve ateşi, bir başkasının canını acıtmıyor ve yakmıyormuş meğer.
*****
Eğer acısı varsa birinin, çevresi dikenli tellerle çevrilir onun.
*****
İnsanın kalbine, vicdanına değen, dokunan hiçbir duygu, bütünüyle silinip gitmez.
*****
Kalbe dokunmasını bilmeyen birinin ister acı isterse mutluluk olsun bir duyguyu paylaşması asla mümkün değil.
*****
Bazı insanların konuşması yasaklanmalı. Dilleri bağlanmalı, dudakları mühürlenmeli. Çünkü söz her ağızın hakkı değil.
*****
İncelmeyen biri nasıl incinebilir ki... Çünkü incinmek de incelmek de eninde sonunda insan kalbinin hep içe doğru, iç içe bir sarmal halinde sırlanan  katlarının mütemadiyen, sabırla aralanmasını, aşınmasını, belki yıpranmasını, sonunda ise kırık dökük bir sese dönüşmesini gerektirir. İncinen insanın ne denli kırılgan olduğu ve halleri, ilk önce sesinden, sonra da gözlerindeki o kırık ışıklardan belli olur.
*****
Acının iç içe katlar halinde sırlanması en çok sabretmeyi ve razı gelmeyi öğretir insana.
*****
Bilsen ne kadar insan eledim senden sonra, senin dokuduğun ve kalbimde bıraktığın incecik elekle.
*****
İnsan ağrıyan yerinden söz edermiş.
*****
Acıdan konuşmak söz konusu olduğunda dilin imkanları yetersiz kalabilir.
*****
Yalnız acı insanı bilge yapar.
*****
Bilgelik yolu, çileli olduğu kadar öğretici bir yol.
*****
Eğer her denileni kulağımızdan içeri, her vesveseyi de kalbimize buyur edersek, senin yaralarına benzer çivi izleriyle delik deşik olmuş bir duvarın haline döner kalbimiz.
*****
Gereğince yaşamak becerilemediğinde yalnızlık da sessizlik de kalabalık da gürültü de hepsi ortalıkta dolaşan ve sürekli büyüyen bir huzursuzluğa dönüşebiliyor. 



OKUDUKLARIM 2026/19 KELEBEĞE DOKUNMA

18 Şubat 2026

OKUDUKLARIM 2026/19 KELEBEĞE DOKUNMA

 


Mavi gök altında nefes almaktır yaşamak. Gerçek bir öyküdür hayat. Gerçek kurgu, kırbaçlayın şaklar anlatılanla insanların benliğinde insan gerçekleri, yurt gerçekleri. Sanatçılar, gerçeğin binbir yüzünü görüp yaşarken kendi yaşam kozalarını da örer yalnızlıklarında. Bu ölümle dirimin, varlıkla yokluğun, çaresizlikle çarenin, umutla umutsuzluğun, mutlulukla mutsuzluğun, sevgiyle nefretin, savaşla barışın, aşk ve sevginin, üzüntüyle sevincin, sömürenle sömürülenin, acıyla tatlının ebruli rengiyle bezerler yapıtlarını kalabalıklar içinde. Bitmeyen sıkıntılarla örerler kendi sanat kozalarını.
İşte, insanoğlu, yaşamda bu gerçeklikle zamanda, zamanla var olurken hem içindedir zamanın hem de dışında. Yazar, insandır.  İçinde yaşadığı toplumunda bir parçası olup hayatın katı gerçeklerini sanatla yoğurarak kurgulayıp bambaşka bir gerçeklik yaratır öykülerinde, romanlarında, şiirlerinde, sanatın tüm dallarında… Emek ürünü yaratısını, okura sunar kalem armağanı olarak. Yarattığı sanat ürünü, sanatçının kimliğinin, kişiliğinin de bir parçasıdır. Yazarın kurgusu da yaratısı da yaşamın gerçeğine yaslanır. “Toplumsal gerçeklik” yapıtlarında ışıldar. Yaşamda yalnızlık ve çaresizlik, insanlar gibi sanatçının da çevresini sert gerçekler taş duvarlayın kuşatır. Edebiyatçılar, sanatçılar kalabalık içinde de yalnızdır. Kendi yalnızlığında üretirler.
Yazar Emine Azboz’un, “Kelebeğe Dokunma” adlı klasik öykülerinde okur, yaşamın sert yüzlü gerçekleriyle yüzleşir; insan gerçeğiyle yüzleşir, öykülerde memleket gerçeklikleriyle yüz yüze gelir  iç acıtan.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

7 Adet öykünün olduğu bir kitaptı, beğenerek okudum.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Kız evladı, öz evladı
*****
Din sevgidir, iman da Tanrı
*****
Dert ağlatır, acı söyletir.
*****
En kötü karar bile karasızlıktan iyidir.
*****
Ateşten gömlektir yalnızlık. Giyeni yakıp kavurur. Önemli olan yanmak değil, yanıp kara kütük olmamak. Zor anlarımda annemin 'Derdinizi ele söylemeyin söz olur; içinize atmayın dert olur; gönlünüzün türküsünü çağırarak boşaltın içinizdeki acıyı' sözü yetişti imdadıma ve bana güç verdi hep.
*****
Zorluklar içimizdeki umudun filizlerini kırar elbet. Zümrüdü Anka gibi küllerinden yaratmalı insan içindeki umudu.
*****
Ana yüreği, ne kadar kötü de olsa evladını düşünmeden edemiyor.
*****
Beklenmedik, küçücük tesadüfler, insan yaşantısının nasıl da dönüm noktası oluveriyor. Yarabbi! İnsan, nasıl da yaşantısının akışını değiştiriveriyor bir anda.
*****
Kör ölür, badem gözlü olur; kel ölür sırma saçlı olurdu.
*****
Kolayı herkes yapar. Amaç, zoru başarmaktır.
*****
Büyükler, dert gezer, derman gezer derler,
*****
Yer damar damar, insan çeşit çeşit.
*****
Tanrı'dan gelen her şey kabulüydü.
*****
Direnmek yaşamaktır.
*****
Acıyla terbiye edip olgunlaştırıyorsun insanı.



BİR İNSAN ANCAK İNANDIĞI ŞEYLERE BAŞKALARINI İNANDIRABİLİR

15 Şubat 2026

BİR İNSAN ANCAK İNANDIĞI ŞEYLERE BAŞKALARINI İNANDIRABİLİR

 



Duygusuz bir insan düşünülemez; çünkü duygu, insan yaratıcılığının motorudur. İnsan hem düşünerek hem de duyarak olgunlaşır ve başarılı olur. Yaptığımız her işe duygularımızı kattığımızda ortaya çıkan sonuç daha derin, daha verimli olur. Aklını ve gönlünü emeğine katmayanın mahsulü de kısır olur. 
Ruhsal gelişim açısından bakıldığında ise duygu, insanın yalnızca üretkenliğini değil, bilincini de yükselten temel bir araçtır. Kişi, hissettiklerinin farkına vardıkça kendini tanır, kendini tanıdıkça bütünle bağ kurar. 
Belirli sayıda insanın, belirli bir anda ortak bir duygu üretmeyi seçmesi ise bireysel sınırları aşan kolektif bir etki yaratır. Bu ortak duygular; iklim değişikliğinden savaş ve barış döngülerine, sorun çözme yeteneğimizden bilişsel kapasitemize kadar yaşamı ayakta tutan pek çok alanla ilişkilidir. Görünüşte birbirinden farklı olan bu alanların, aynı zamanda dünyanın manyetik alanlarıyla da bağlantılı olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Her insan bu alanla bağlıdır ve bu bağın bilinçli olarak farkına varılması, insanlığın geleceği açısından büyük önem taşır.
Beden sağlığımız dahi ürettiğimiz duygu ve düşüncelerin niteliğiyle doğrudan ilişkilidir. Ruhsal anlayışta beden, zihin ve ruh bir bütündür; iç dünyada kurulan denge, dış dünyaya ve bedene yansır.
İnsan, yalnızca kendi duygularından değil, başkaları için ürettiği duygulardan da sorumludur. Bu nedenle birbirimize sevgi, saygı ve iyilik duygularıyla yaklaşmalı; her insana eşit davranmalı ve her canlıyı kendi canımız gibi görmeliyiz.
Değer bilmek, şükretmek, affedici olmak, şefkatli ve koruyucu davranmak gibi kalp merkezli olumlu duygular, kadim öğretilerde asırlardır vurgulanan temel kavramlardır ve günümüz bilimi bu duyguların gerçek ve ölçülebilir etkiler yarattığını ortaya koymaktadır. HeartMath Enstitüsü’nde yapılan bilimsel araştırmalar, insanların ürettiği duyguların elektromanyetik alanlar oluşturarak hem diğer insanları hem de çevreyi etkilediğini göstermektedir. Teorik olarak, yeterli sayıda insanın senkronize biçimde aynı duyguyu yayması, yalnızca bireysel değil, gezegensel ölçekte bir dönüşümün kapısını aralayabilecek bir güce sahiptir.
Derleyen: Erol Yurderi


(bir öykü seslendirmesi)

Hepinize güzel bir hafta diliyorum, havalar güzel gidiyor bu aralar. Ramazan öncesi kızlarla bir buluşma gerçekleştirdik. Çarşamba da bir arkadaş öğlen yemeğine davet etti, bu günler de davetten davete koşuyorum:))) Sağlık berbat ama bu sene çok grip oldum, hala bu konuda doktora çıkıyorum, grip aşısına yetişemedim böyle oldu.


yeni kitaplarım...


SİZ NE İSENİZ BENDE OYUM ! 

Bir ülkede halk hükümdara karşı ayaklanır. Haklıdırlar da. Ne adalet, ne düzen kalmıştır ülkede.
Hükümdar ayaklanan halkı meydandaki büyük bir havuzun etrafında toplar ve bir konuşma yapar :
- Eğer isterseniz benden çok kolay bir şekilde kurtulabilirsiniz. 
- Böyle isyan etmenize hiç gerek yok. 
- Şimdi ben bu havuzu boşalttıracağım üzerini de kapattıracağım. 
- Sizden tek isteğim, bu havuzu süt ile doldurmanız. 
- Herkes gece yarısından sonra bu havuza tek başına bir kova süt dökecek. Ama herkes.
 - Kimse kimseyi görmeyecek. Güneş doğarken hepiniz burada olun. 
- Havuz süt ile dolduğunda ben tahtı bırakıp gideceğim.
Ertesi gün sabah olur herkes sevinçle havuzun başına toplanır. Öyle ya artık bu düzenbaz hükümdardan kurtulacaklardır. Hükümdar da gelir ve üzeri kapalı havuz açılır.
Bir de ne görsünler ? 
Havuz dolmuştur. Ama sütten çok su doludur. 
Çünkü, herkes aynı şeyi düşünmüştür. 
- Onca sütün içinde benim döktüğüm bir kova suyu kim farkedecek ..?
Hükümdar konuşur :
- Gördünüz mü ? 
- Siz ne iseniz, ben de oyum. 
- Siz düzenbaz olduğunuz için, içinizden kimi seçerseniz seçin, sonuç hiçbir zaman değişmeyecek. 
- O yüzden ben tahtımda kalıyorum. 
- Siz de layık olduğunuz sistemin içinde...


Kendi duruşundan emin olan kişilerin etrafındakileri aşağılamak gibi bir huyları yoktur. 
Kendini beğenmişlik ve kibrin nedeni derin bir korkudur.

Alain De Botton


Nasıl insanların değeri iki dudakları arasındaki sükutla saklı kalırsa kitapların kıymeti de iki kapak sahifesi arasındaki sessiz yazıların içinde gizli durur. Birini dinlemek, ötekini okumak zahmetine katlanmadıkça doğru bir hüküm edinemeyiz... 

Ruh ve Kainat
Bedri Ruhselman


Feda edilenler heba edilirse; veda edilir.


Kendinize faydalı olacak düşünceler oluşturmak için hatırı sayılır oranda bir gücünüz olduğu gibi kendinizi yıkacak düşünceler oluşturmak için de dikkate değer bir gücünüz var. Sağlıksız düşünmek, hissetmek ve hareket etmek için olduğu kadar sağlıklı olanı seçmek için de yeteneğiniz bulunuyor.



Sizce bahçe de açan bu sümbüller erken bahar sürprizi mi? Yoksa tam zamanı mı?

İyi haftalar

İZLEDİKLERİM 2026/5

12 Şubat 2026

İZLEDİKLERİM 2026/5

 


MISDIRECTION 2026

Misdirection, mafya borçları yüzünden köşeye sıkışan bir çiftin, hayatlarını kurtarmak için girdikleri son soygunun nasıl ölümcül bir kâbusa dönüştüğünü anlatan yüksek tempolu bir gerilim filmidir.

Büyük bir suç örgütüne yüklü miktarda borcu olan çift, özgürlüklerini kazanmak için tehlikeli soygunlar yapmaya zorlanır. Borçlarını tamamen kapatabilecekleri son ve en büyük hedefleri ise şehrin en zengin ve en nüfuzlu savunma avukatının görkemli malikânesidir. Planları kusursuz görünmektedir. Hızlı girip çıkacak, parayı alacak ve yeni bir hayata başlayacaklardır.

Ancak malikâneye adım attıkları andan itibaren hiçbir şey planladıkları gibi gitmez. Ev, sırlarla dolu bir labirente dönüşür. Güvenlik sistemleri, gizli odalar ve beklenmedik sürprizler işleri karmaşık hale getirir. Çok geçmeden çift, sadece bir soygunun içinde değil, çok daha büyük ve karanlık bir oyunun ortasında olduklarını fark eder.

Hedef aldıkları savunma avukatının geçmişi sandıklarından çok daha karanlıktır. Eski davalar, örtbas edilmiş sırlar ve güçlü düşmanlar bu gecede tek tek ortaya çıkmaya başlar. Kimin dost, kimin düşman olduğu belirsizleşir. İhanet ihtimali her an kapıdadır.

Gece ilerledikçe gerilim artar, güven sarsılır ve hayatta kalmak için sadece cesaret değil, zekâ da gerekir. Çift, özgürlük uğruna çıktıkları bu yolda, paradan çok daha değerli bir şeyle yüzleşmek zorunda kalır.

İzlerken sıkıldım...


SONG SUNG BLUE 2025

Lightning and Thunder, Milwaukee'nin sevilen Neil Diamond tribute ikilisi olarak tanınan bir çiftin hikayesini anlatıyor. Bu filmde, çiftin müzik kariyerlerinde yükselişlerini ve ilişkilerinde yaşadıkları duygusal fırtınaları izliyoruz. Hikaye, sahne ışıklarının altında parlayan bir başarı hikayesi gibi görünse de, perde arkası bambaşka duygusal anlara tanıklık ediyor. Film, izleyicilerine sadece müziğin büyüsüyle dolu anlar sunmakla kalmıyor, aynı zamanda sevgi, bağlılık ve hayal kırıklıklarıyla dolu gerçek bir yaşam öyküsü anlatıyor. İkilinin sahne performansları, izleyenleri Neil Diamond'un en popüler şarkılarıyla coştururken, perde arkasındaki mücadeleleri, izleyiciye duygusal derinlikler sunuyor. Lightning and Thunder, müziğin birleştirici gücünü ve kişisel kayıpların ağırlığını samimi bir dille işliyor. Senaryo, izleyiciyi hem güldürüyor hem de düşündürüyor, böylece film, izleyicilerin kalbine dokunmayı başarıyor. Sonuç olarak, bu film, müziğin hayatı nasıl dönüştürebileceğini ve aşkın en zor zamanlarda bile nasıl ayakta kalabileceğini etkileyici bir şekilde gözler önüne seriyor.

 Harika müzik, harika drama ve birkaç beklenmedik sürpriz.


OKUDUKLARIM 2026/18 ANITI DİKİLEN SİNEK

10 Şubat 2026

OKUDUKLARIM 2026/18 ANITI DİKİLEN SİNEK

 


Kimseye kulak asmadan umuda koşan sinekler, yıkılacağını bile bile kumdan kaleler kuran çocuklar, kendi tahtını deviren padişahlar, başkan seçilen öküzler, yoksulların dostu kardan adamlar, birbirini kıskanan taşıtlar, çocuklaşan dedeler, bilge küçükler, haddini bilmez uşaklar, kendini beğenmiş badem ağaçları var bu kitapta. Kimileyin öykü kimileyin masal kılığına girmiş hayatın ta kendisi var. Apaçık gerçeği anlatmak için tatlı bir gülmeceyi kullanıyor Aziz Nesin ve çocukların dilinden konuşmayı çok iyi biliyor.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Kısa kısa öykülerin yer aldığı bir kitaptı.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Gülmesini bilmeyen insan olmaz ama belki unutmuş olabilir.
*****

İnsansoyu, konuşan insanı daha iyi ve doğru konuşturabilirse, yük taşıyan eşeğe daha çok ve daha uzun yük taşıtabilirse başarılı olur. Sizse olağanüstülük merakına kapılıp insanı anırttınız, eşeği de konuşturdunuz.
*****
Yeryüzünde her varlığın kendi işlevi vardır.
*****
Dünyada bugün de gerek koyunlar, gerek başka yaratıklar arasında, ne
yazık ki, çıkarcılar, aptallar ve alçaklar, hâlâ vardır.
*****
İnsan yaratıcıdır, insan yapıcıdır, insan korucudur.
*****