Yeryüzünde önemli bir nokta sürekli sarsıntı geçiriyormuş gibiydi. Ekrandaki görüntü de hızla soluk alıp vererek sanki yeryüzünün o noktasıyla aynı tempoda sarsılmaya devam ediyordu. İnsanın can çekişmesi denilen hakikat galiba böyle bir şey olmalıydı. Bir süre daha sesi dikkatle dinledim ve çırpınışını izledim ekrandaki görüntünün. Sanki benim kalbim de soluk alıp veren çarpıntıya eşlik ediyor gibi çarpıyordu. Birden ekran karardı ve görüntü kayboldu. Aynı anda ayağa kalktım ve ekrana doğru hızla yürüdüm. Sonra yoğun bakımın kapısını tıklattım. Kapı açıldı, içeriden çıkan doktorun yakasına yapışacakmış gibi yaklaşıp elimi uzattım, neden kapandı ekran, ne oldu içeride, diye sordum. Yine buz gibi bir sesle sadece, başınız sağ olsun, dedi. Sonra da önümden çekildi ve uzaklaştı.
Acının insanı nasıl değiştirdiğini görüyoruz. Cimcimenin aramızdan ayrılışıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalışan bir insan ve ondan kalan; ışığı hiç sönmeyen fotoğraflar, akıldan çıkmayan anılar, hatırlandıkça büyüyen ve anıtlaşan detaylar, iki küçük pırlanta; hatıralar, hatıralar, hatıralar… Kıskanacağınız, üzüleceğiniz, çaresizliğe düşeceğiniz bir insan hikâyesi. Acının hâlleri Hayat Ağır, Ölüm Hafif’de.
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;
Acı ve hüzünlü fakat okunası bir kitap.
KİTAPTAN ALINTILAR;
Bazen hayat, bir sesten ibaret olur ve sizin başka hiçbir sesi duymanıza imkan vermez.
*****
Kendimiz olduğumuz ve kendimizle kaldığımız ender anlardan ibarettir yalnızlık.
*****
İnsanın birden kaybolacağını asla aklına bile getirmediği, her zaman kendisinin olmasını istemeye hakkının olup olmadığını bir kez olsun düşünmediği güzel anlar, anılar vardır ömründe. Kendi yüzünüze bir tebessümün yansıdığını hissettiğiniz an işte böyle bir andır.
*****
Nice küçük şeyler uğruna ne denli büyük ve değerli şeylerini, hatta bütün bir ömrünü gözünü kırpmadan feda eden insan da yine aynı insan değil miydi....
*****
İnsan bazı durumlarda bu kadarıyla yetinmesini, yaşamasını, dünyanın her haline razı olmasını da bilmeli. Gerçekten bilir mi, dersen eğer, bence bilir.... Bir de sağanak halinde yağan yağmurda ıslanarak ardına hiç bakmadan geçip gitmesini çok iyi bilir insan.
*****
Acı insanı kaskatı bir hale getirip öylece bırakıyor. En olmadık yerde ve en olmadık zamanda bir köşeye atıveriyor.
*****
İnsan, yarasını yakınından, biricik sevdiği birinden, en yakınındaki sevdiği birinden aldığında, o yarayı bir başka türlü görmeye, değerini bir başka türlü anlamaya ve başka türlü yaşamaya başlıyor. Tecrübeyle biliyorum, böyle yaralar hiçbir zaman sağalmıyor, sürekli açık kalıyor ve sürekli işliyor. Onun için sen de sürekli gizli sarıp bağlıyorsun yaranı. Kimse bilmiyor. İşte o zaman yarayı taşıyan kişi hiç unutmuyor. Unutamıyor.
*****
Hayat ağır, ölümse hafif. Hayattan almak istediğimiz tat, dilimizin değil, ancak kalbimizin ve vicdanımızın tattığı, hissettiği kadar. Ne eksik ne fazla. Bazen şeker eziyor ağzımıza, bazen acı bir karanfil, bazen de bir biber. Zaten hepimiz birer misafir değil miyiz bu dünyada, umduğumuzu değil bulduğumuzu yaşıyoruz. Hakkımız olanı...
*****
Bir insanın elinden ne gelebilir, hepsine razı olup kabullenmekten başka.
*****
Halbuki bizler hayattayken kıymetini daha çok bilmemiz gerekenler, bizimle birlikte yaşayanlar değil, bizden önce ölüp gidenler. Yaşayanlara itibar etmek, saygı göstermek çok kolay. Takdir de toplar. Ölüp gidenlere itibar edip saygı göstermektir önemli ve zor olan.
*****
Hayatta her şey her günkü gibi olup biter ama biz o olup bitenlerin içinden kimilerini seçer alırız, sonra da onların nasıl ve neden böyle olduğuna şaşarız. Şaşırmış olmaya değer veririz ayrıca. Akıl sır ermez bizim işlerimize. Her gün insanlar doğar, büyür, hastalanır, çok ağır ameliyatlar geçirirler. Başlarına çok işler gelir. Büyük küçük acılar çeker, mutlu mutsuz, sevinçli, kederli, iyi kötü günler yaşarlar ve en sonunda ölürler. Daha bir çok haller gelir geçer başlarından. Bu hallerden bazıları, o insanlardan biri olarak bizim de başımıza gelir. Hepsinin her gün olup bitenlerden bir farkının olduğunu aklımıza bile getirmeyiz. Ama bunlardan bazıları başımıza geldiğinde veya daha gelmeden önce bir ürperti hissederiz ve o ürperti içimize incecik bir sızı halinde işler. Bir çıt sesi duyarız o an ve artık o ses bir daha bizi asla rahat bırakmaz. Kanımıza karışır belki.
*****
Ölümün nedenlerini gözümüzde bizler büyütürüz. Aslında ölmek için büyük küçük diye nedenler yoktur. Belki hiçbir ölüm için neden bile yoktur. Ölümün kendisi vardır sadece. Bir tüy gibi uçup gelir ve konar başımıza. Ölümü aklımıza izah edebilmek, daha doğrusu aklımızı kandırabilmek için galiba nedenleri bulup yakıştırırız. Yaşamak için olduğu gibi ölmek içinde aklımıza yatan, mantığımıza anlaşılabilir gelen, zaten hiçbir zaman olmayan ama bizim sınır ihlalleriyle yaptığımız itiraz hakkımızı elimizden alan bazı nedenler gerekir bize. Buluruz da sonunda. Ölmek için haklı, anlaşılabilir bulduğumuz nice nedenler vardır ki, bir insanı öldüremez. Ölümü asla aklımıza getirmeyen nice nedenler de vardır ki sonunda bizi sukutuhayale uğratır.
*****
Ecelin ayak seslerini kimse duyamaz.
*****
Kendimize çok büyük bir kötülük olur acıya alışmak.
*****
Acıyı ne kadar inceden inceye ve büyük sabırla hissedersen hisset, onun derine hep derine işleyişi, oklarının hep biraz daha derine batışı ve sürekli artan ağırlığı hiç değişmez.
*****
Hatıralarımızın hep birer sığınak olduğunu düşünürüm. Aynı zamanda acılarımız için de sağaltıcı birer merhem sayılır hatıralar.
*****
İnsan mademki öğreniyor, tahammül etmesini de acının gramerini de öğrenir.
*****
İnsan birini çok seviyorsa sadece sevgisine değil, onun acısına da doymalı.
*****
Kader hiçbir ayrıntıyı ve gözetilmesi gereken en küçük hakkaniyeti bile asla ihmal etmezdi.
*****
Herkesin içinde kıyametinin nasıl koptuğunu ise nasıl olsa hiç kimse bilmiyor. Kendi kıyametini tek başına yaşıyor herkes.
*****
Acı bütün hislere baskın gelir.
*****
İnsanlar çok merhametsiz.
*****
Yalnızlık ve acı, kendisini sürekli çoğaltıyor.
*****
Hayatın bize yaptığı gibi bizim de kendi hayatımıza dair ilişkileri sık sık gözden geçirmeyi, biriktirdiğimiz ne kadar yük varsa hepsini birer birer elemeyi, eleğin altına geçenleri artık dikkate almamayı senden öğrenmem oldu.
*****
Bir kimsenin acısı ve ateşi, bir başkasının canını acıtmıyor ve yakmıyormuş meğer.
*****
Eğer acısı varsa birinin, çevresi dikenli tellerle çevrilir onun.
*****
İnsanın kalbine, vicdanına değen, dokunan hiçbir duygu, bütünüyle silinip gitmez.
*****
Kalbe dokunmasını bilmeyen birinin ister acı isterse mutluluk olsun bir duyguyu paylaşması asla mümkün değil.
*****
Bazı insanların konuşması yasaklanmalı. Dilleri bağlanmalı, dudakları mühürlenmeli. Çünkü söz her ağızın hakkı değil.
*****
İncelmeyen biri nasıl incinebilir ki... Çünkü incinmek de incelmek de eninde sonunda insan kalbinin hep içe doğru, iç içe bir sarmal halinde sırlanan katlarının mütemadiyen, sabırla aralanmasını, aşınmasını, belki yıpranmasını, sonunda ise kırık dökük bir sese dönüşmesini gerektirir. İncinen insanın ne denli kırılgan olduğu ve halleri, ilk önce sesinden, sonra da gözlerindeki o kırık ışıklardan belli olur.
*****
Acının iç içe katlar halinde sırlanması en çok sabretmeyi ve razı gelmeyi öğretir insana.
*****
Bilsen ne kadar insan eledim senden sonra, senin dokuduğun ve kalbimde bıraktığın incecik elekle.
*****
İnsan ağrıyan yerinden söz edermiş.
*****
Acıdan konuşmak söz konusu olduğunda dilin imkanları yetersiz kalabilir.
*****
Yalnız acı insanı bilge yapar.
*****
Bilgelik yolu, çileli olduğu kadar öğretici bir yol.
*****
Eğer her denileni kulağımızdan içeri, her vesveseyi de kalbimize buyur edersek, senin yaralarına benzer çivi izleriyle delik deşik olmuş bir duvarın haline döner kalbimiz.
*****
Gereğince yaşamak becerilemediğinde yalnızlık da sessizlik de kalabalık da gürültü de hepsi ortalıkta dolaşan ve sürekli büyüyen bir huzursuzluğa dönüşebiliyor.













.jpg)