SOHBET, NASİHATTEN FARKLIDIR; ÇÜNKÜ SOHBET RUHU BESLER, NASİHAT EGOYU YORAR

09 Kasım 2025

SOHBET, NASİHATTEN FARKLIDIR; ÇÜNKÜ SOHBET RUHU BESLER, NASİHAT EGOYU YORAR

 


Bir bilgeye sormuşlar ;   

Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?..                                                           
Bilge  ;   Terzimi severim diye cevap vermiş.                                                                    
Soruyu soranlar şaşırmışlar:                                                                       
Aman efendim dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı?                                                                                  
Bilge :  Evet dostlarım ben en çok terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde ölçümü yeniden alır. Diğerleri öyle değil.
Bir kez hakkında karar verdiler mi, ölünceye kadar bana hep aynı ölçü nazarıyla bakarlar…
Kimseyi Yargılamamaya Niyet Etmek en doğrusudur ama bilmezler. 
Oysa kimin kim olduğunu ve  Herşeyin En Doğrusunu Allah Bilir…
Bilge devam etti ve dedi ki  Niyet etmek ve Niyetinin Salim Kalmasını İstiyorsan şu sözlerime dikkat et:
*Yaptığın her şeye sevgi kat, koşul koyma ki yaşamın daha bir güzel aksın.
*Aşırı duygusallık , her türlü niyet oluşumun önünde bir engeldir.
*Hayatında bir şeyler öteleniyorsa mutlaka bir hayr' ı vardır. Zamanlama her şeydir. İlahi Olanın hayrına inanmak da niyet koymaktır. 
*Zihnin aşırı çalışmasının ve niyetin sapmasının sebebi; Şimdinin sade basitliğinden kaçmaktır. Böyle bir zihin hem yorucudur hem de insanı  andan uzaklaştırır.
*Sürekli beklenti içerisinde olmak olacakları da oldurtmaz.
*Hiçbir şeyi dramatize etme,  yaşa dersini al ve yaşananı orada bırak, dram dramı yaratır.
*Evren, uyarı ikazları konusunda yetersiz değildir. Sadece sizler erteleme düğmesine basmakta hızlısınız.


Hepinize güzel bir hafta diliyorum, buralar ve ben aynıyım değişen bir şey yok, ye, kahve iç, pazara git, kitap oku falan işte...
Cumartesi sosyete pazarında kadınlar ile takıştım yine, ağbim de olaya dahil oldu. Kendilerini akıllı seni aptal yerine görüyorlar. 2 tane bayan gelmişler nevresim ve çarşaf bakıyorlar, bayanın biri 1 tek kişilik nevresim, 2 çift kişilik nevresim, 2 tane de çift kişilik lastikli çarşaf alıcak, hesabı yaptım, 1.750 TL tutuyor dedim, kadın ürün başına 50 lira indirim yap dedi, yani 5*50:250 TL indirim istiyor, yani 1 tane lastikli çarşafı bedavaya getirecek. Ben olayı ağbime devrettim, o da en son 1.700 TL olur dedi. Kadın ısrar ediyor, derken başka bir yönteme geçti, ürün çıkartıp başka ürün ilave edip, eski pazarlık fiyatının üzerinden yeniden pazarlığa giriyor. Arkadaşlar ilk pazarlık olayından vazgeçtiniz yeni ürün ilave ettin veya çıkarttın, hesap yeniden yapılır ve pazarlık yeni hesaptan görülür. Kadın uyanıklık yapıyor İlk alışverişinde 1.750 TL pazarlık sonucu 1.700 TL belirlendiyse, aldığın ürün 150 TL ise 1.750+150:1.900 TL Yeni pazarlık tutarıdır. Fakat kadın hem eski pazarlık fiyatını kendi verdiği kararla 1.700 den 1.600 TL ye çekiyor, üstüne 150 TL ilave edip 1.750 tutuyor diyor. Allah insanları bu tür müşterilere karşı korusun. Diğer kadında yalan konuşuyor, ben lastikli çarşafı 150 den aldım sizden diyor ki yalan, o mal geldiğinde ilk belirlenen satış fiyatı 200 lira idi o fiyattan satış yapmaya başlamıştık. Allahtan hesap makinası kullanıyorum, bunu bana ağbim söylemişti ona uyuyorum.


Öykü dergisi okumayı çok seviyorum.



Rambo karnını doyurunca dertsiz masa örtülerinin üstünde uykuya daldı.



Dergiden



Bazen, 
rüzgarın saçımı dağıtmasına, yağmurun yüzümü ıslatmasına, 
birilerinin kalbimi kırmasına izin veririm. 
Sonra;
Saçımı toplarım,
Şemsiyemi açarım,
Kalbimi kapatırım,
Hepsi bu.

Can Yücel


Yenilerim....


Bu ay ki dergilerim....


Shirley Valentine - Sumru Yavrucuk tiyatrosuna gittim.

" Hayatta yapmak istediklerimizi değil, yapmak zorunda olduklarımızı yapıyoruz." repliği aklımda kaldı ve çok doğru....



Rilke der ki:

“Ne yaşın fazla, ne de geç kaldın.”
Ama biz biliriz,
hem yaşımız fazladır,
hem de çoğu şeye geç kalmışızdır.

İnsanın kendi hayatına bile geç kalışı kadar
acı bir şey var mı?
Her şey olup bittikten sonra fark eder insan;
yaşamak için değil,
anlamak için yaşamıştır aslında.

Zaman geçer,
insan kalır —
öylece,
yarım kalmış bir cümlenin içinde.

Ve bazen anlarsın;
geç kalmak bir kader değil,
insanın kendine ettiği
en sessiz suçtur.


Kütüphane kitaplarım...

Konfüçyüs’e göre üç tehlike:

Akıllı insanların duygusuz oluşu
Duygulu insanların etkisiz oluşu
Etkili insanların akılsız oluşu


“Geçici şeyler kalıcı gerçeklik vermeyin.
Neyi öğrenmek için geldiyseniz
Onu öğrendiniz mi bir kere
Yanılsama terk edilebilir.
Kitabınızı arkanızda bırakırken
Bir sonraki sınıfın kullanması için
Olabildiğince kusursuz durumda olmasına çalışın.
O yanılsamanın amacını bilmek
Ona saygı katar
Her şey en sonunda gayet düzgündür…”
 
 İnsanlık Serüvenine Kısa Bir Bakış

Emmanuel’in Kitabı


En tehlikeli öfke, insanın kendine duyduğu öfkedir.
Çünkü bu öfke, kimseye değil, kendi vicdanına tutulmuş bir aynadır.
İnsan en çok, kendi sessizliğinde kendine ihanet ettiğini fark ettiğinde yanar.
Bazen yanlış birine inanarak, bazen olması gerekenden fazla susarak…
Ve en çok da, başkalarının kendisini değersizleştirmesine izin verdiğini anladığında.
O an, içindeki öfke dışarıya değil, kendi kalbine döner.

Çünkü mesele “bana bunu neden yaptılar” değil,
“ben, kendime bunu nasıl yaptırdım” sorusudur aslında.
Bu yüzden bu öfke başkalarıyla değil, insanın kendi içindeki kırıkla ilgilidir.
Hem suçlu hem mağdur aynı bedende yaşar o anda.
Ve sonra insan anlıyor...
Kendine kızmanın da bir yere kadar gücü var.
Bir noktadan sonra o öfke, seni değil, seni taşıyan kalbi yakıyor.
O yüzden bırakmak gerekiyor — neyi, kimi, hatta “neden ben”i bile.
Çünkü bazı sorular cevap bulmak için değil, insanı büyütmek için var.

Kendine dönüp, “evet, ben de hata yaptım ama hâlâ buradayım” diyebildiğinde,
işte o zaman öfke yerini sükûnete bırakıyor.
Ve insan nihayet şunu anlıyor:
kendini affetmek, geçmişi aklamak değil;
geleceğe daha yumuşak bir kalple bakabilmektir.


2001 yılında, 9 yaşındaki Afgan kız çocuğu Zubaida Hasan, gazyağı kazasında yüzü, boynu, göğsü ve kolları ciddi şekilde yanınca akıl almaz bir acıya katlandı. 💔
Alevler çocukluğunu elinden aldı, ardında derin yaralar ve bitmek bilmeyen acılar bıraktı.
Ancak 2002'de umut okyanusları aştı. 🙏 Babası, yanık mağdurlarına yardım eden bir insani yardım kuruluşuna ulaştı ve kısa süre sonra Zubaida, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Grossman Yanık Merkezi'ne uçuruldu. Orada, Dr. Peter Grossman'ın sağlam elleri ve şefkatli yüreğinin rehberliğinde, sadece bir yıl içinde on iki büyük ameliyat geçirdi.
Dönüşüm tam anlamıyla mucizeviydi. 💙
Yara izlerinden ve üzüntüden güce ve ışıltılı bir gülümsemeye uzanan yolculuğu, şifanın, sevginin ve insan nezaketinin neler başarabileceğinin canlı bir sembolü haline geldi. 🌍❤️
Sadece hayatta kalmanın değil, yeniden doğuşun da hikayesi — en derin acılardan bile ışığın yeniden doğabileceğinin kanıtı. ✨

Kızın hayatını değiştiren doktorların eline sağlık.


Ruhun şad olsun!
Unutmayacağız, unutturmayacağız! Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve aziz hatıranı ilelebet yaşatacağız!

     Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!

Hoşçakalın, dostça kalın....


ALAKAYI KESTİĞİNİZ İNSANLARA KARŞI MERAKINIZI DA KESİN. GÖNLÜNÜZÜN VAZGEÇTİĞİ YERDE GÖZÜNÜZÜN NE İŞİ VAR...

02 Kasım 2025

ALAKAYI KESTİĞİNİZ İNSANLARA KARŞI MERAKINIZI DA KESİN. GÖNLÜNÜZÜN VAZGEÇTİĞİ YERDE GÖZÜNÜZÜN NE İŞİ VAR...

 


Dün, süpermarkette sırada beklerken genç bir kasiyerin yaşlı bir kadına plastik poşetlerin çevreye zararlı olduğunu, kendi yeniden kullanılabilir poşetlerini getirmesi gerektiğini söylediğini duydum.
Yaşlı kadın nazikçe gülümsedi ve şöyle cevap verdi:
"Özür dilerim canım. Benim zamanımda, şimdi 'yeşil hareket' dediğimiz şey yoktu."
Kasiyer karşılık verdi:
"Tam olarak, sorun bu. Senin neslin bizimki için gezegeni kurtarmak için yeterince şey yapmadı."
Kadın hafifçe iç çekti ve şöyle dedi:
"Haklısın, o zamanlar şu meşhur 'yeşil hareket' yoktu."
Sonra sakince ekledi:
"Benim zamanımda süt, limonata ve bira şişelerini dükkana geri götürürdük. Yıkanır, sterilize edilir ve tekrar kullanılırdı." İşte bu gerçek geri dönüşümdü.
Dükkanlar bize kahverengi kese kağıtları verirdi ve biz de bunları her türlü şey için tekrar kullanırdık. En ünlüsü mü? Okuldan ödünç aldığımız ders kitaplarına zarar vermemek için okul kitaplarının kapaklarını kapladık. Sonra da onları istediğimiz gibi süsledik. Ama tabii ki o "yeşil hareket" bizde yoktu.
Her yerde yürüyen merdiven olmadığı için merdivenleri kullandık ve iki yüz metre gitmek için 300 beygir gücünde bir arabayı çalıştırmak yerine dükkana yürüdük. Ama evet, "yeşil" değildik.
Tek kullanımlık bezler olmadığı için bez bebek bezlerini yıkadık. Çamaşırları güneşte ve rüzgarda kurutuyorduk - gerçek güneş ve rüzgar enerjisi! Kıyafetler bir kardeşten diğerine geçerdi; her mevsim her şeyi yeni almazdık. Ama yine de bir "yeşil hareket" yoktu.
Evde her odada televizyon değil, sadece bir radyo vardı. Televizyon varsa da, bir mendil büyüklüğünde küçük bir ekrandı, bütün bir duvar değil. Her şey için elektrikli robotlar olmadığı için elle dövüp karıştırıyorduk.
Kırılgan bir şey postayla gönderdiğimizde, baloncuklu naylona değil, gazeteye sarıyorduk.
Çimleri benzinli motorlarla değil, kendi gücümüzle itmeli çim biçme makineleriyle biçerdik.
Çalışarak egzersiz yapardık, şebekeye bağlı koşu bantlarıyla dolu bir spor salonu üyeliğine para ödeyerek değil.
Plastik şişelerden değil, musluk suyu veya çeşmeden su içerdik.
Kalemleri mürekkeple doldurur, tıraş bıçağını atmak yerine değiştirirdik.
Çocuklar okula yürüyerek veya bisikletle giderdi ve çoğu otobüse binerdi; anneler, bir ev kadar pahalı arabalarda tam zamanlı şoförlük yapmazlardı.
Her odada sadece bir elektrik prizi vardı, şarj cihazlarıyla kaplı bir duvar bile yoktu.
Ve en yakın parkın nerede olduğunu bize söylemeleri için 37.000 kilometre uzaktaki uydulara bağımlı olmadan gayet iyi yaşardık.
Yani evet, haklısın canım: Benim zamanımda "yeşil hareket" yoktu.
Sonra nazikçe gülümsedi ve sözlerini şöyle tamamladı:
"Ama belki de canım, sandığından çok daha fazla çevre bilincine sahiptik."
Yani, iyi niyetli bir genç bir dahaki sefere çevre hakkında bir ders vermek istediğinde,
gerçekten sürdürülebilir bir hayat yaşayanları, hatta buna "yeşil" demeye bile gerek duymadan, hatırlamalı.
İlk sahibine teşekkürler✍️✍️


Hepinize güzel bir hafta diliyorum, ben geçen pazar rahatsızdım, pazartesi günü pazara gidip sergi açmadık, aşırı derecede terliyordum, rüzgara kaptırırım kendimi diye gitmedik, iyi ki de gitmemişik aşırı derecede yağmur yağdı, kapalı pazar yerine migros tarafından giren rüzgar bütün sergileri yerle bir etmiş ki, bizim sergimiz de orada idi. Öyle bir durumda ne yapardım bilmiyorum tek başıma. Yarın kısmetse gideceğiz, her şeyin hayırlısı diyorum. 
Ben ana sağlığa aile hekimine gittim tahlil yaptırdım, şeker normal, sadece crp yükselmiş yirmilere filan zaten ben üşüttüğümü hemen ciğerlerimden gelen hırıltıdan anlıyorum. Havalar serinledi ve sergide kasa içinde tuttuğum su şişeleri soğuyor içerken haliyle üşütüyoruz.  Antibiyotik verdi onu kullandım. Şimdi daha iyiyim.

“Hastalığın kökeni mutlaka maddi değildir; çoğu kez görünmeyen katmanlarda başlar.”
“Enerji bedenindeki tıkanıklık, eninde sonunda fiziksel bedene yansır.”
“Şifa, yalnızca semptomları yok etmek değil; titreşimi yükseltmek ve bütünsel dönüşüm yaratmaktır.”
“Üç bedenimizi – fiziksel, enerjetik ve ruhsal – tanımadan tam sağlığa ulaşamayız.

Enerji Beden Hekimliği-Ruh ve Madde Yayınları-1995

Üçlü denge:
Beden, zihin ve ruh bir üçgenin köşeleri gibidir:Biri zayıfladığında, diğer ikisi de bundan etkilenir.
Denge; farkındalık, nefes, dua, meditasyon, doğada zaman geçirme, sevgiyle yaşama gibi yollarla kurulur.
Tasavvufta bu ilişki şöyle özetlenir:“Beden kabuk, zihin ayna, ruh ışıktır.”Işık parlar, ayna temizse yansır, kabuk da onunla can bulur.

Cumartesi sergi açtık ama iş yoktu hatta 3 tane bayanla ağız dalaşı yapacaktım ağbim girdi araya. Bayanlardan biri battal boy nevresim almak istedi, 500 TL den 450 indim biraz daha in dedi, 400 dedim, istersen aynı kumaştan yastıkları da var onları da alabilirsin dedim, yastıkları da hediye ver dedi. ( sanki biz bedavaya alıyoruz) yok abla bu iş olmaz sana güle güle dedim. Yanlarındaki bayanlar ile pazarı gezdiler yine bana geldiler, az önceki bayanın yanındaki diğer bayanlardan biri, biz 3 kişi alıcaz nevresim, ama 350 den vericen dediler (daha da indiler) yok abla dedim nevresim 500 TL ver parayı al nevresimi dedim, ama az önce 400 dedin dedi, ama siz daha da indirip 350 ye gelmişsiniz dedim bir grup bayanı gönderdim. 
Bir tanesi de sergi toplarken gelmiş sıvı geçirmez alıcak, 250 TL dedim, bak dedi sergi topluyorsun 200 TL yapalım şunu dedi, abla alacaklıdan mal kaçırmıyom ya, eve gidicem sergiyi topluyorum bu indirim yapmamı gerektirmez dedim. Ağzında da sigara ( 2012 ye kadar sigara kullanan ben, yürüyerek sigara içen bayanlara gıcık oluyorum) açtı çantasını paraları görüyorum çantada, 220 atıyor, bu yeter sana diyor, kapışıcaz, olmaz dedim inadına bende 10 ar 10 ar kaptım paranın tamamını. Benim gözleri görmeyen ağbimin kazancından kısacağına, ağzındaki sigarasından kıssın. 




“Yol erbabı yürür iz bırakmaz,
Söz erbabı konuşur sürçmez.
Hesap ustası çetele tutmaz,
Kapamada usta olanlar sürgü kullanmaz,
Ama kimse açamaz kapattıklarını.
İlmek atmakta mahir olanlar düğüme ihtiyaç duymaz.
Ama kimse çözemez bağladıklarını.”   

Doğu Bilgeliği, Rene Guenon


İnsan düzen bozan......


Diyetisyenim adres değiştirdi, kontrole giderken hediye götürdüm. Bu iki şeyi de başka bir arkadaşım yapıyor, bu gidişle diyetisyene de kilo aldırıcam:))


Ünlü Teozof Annie Besant ise şöyle diyor duyan kulaklara: 

“İyi ve faydalı düşünceleri kabul edip kötüleri red ettikçe az bir zamanda şu sonuca ulaşacaksınız: İyi düşünceler gittikçe daha çok zihninize akarken kötüler gitgide azalacak. Zihninizi iyi ve faydalı düşüncelerle doldurmanın etkisi olarak etraftaki benzer düşünceleri mıknatıs gibi kendinize çekeceksiniz.
Ayrılma, maddeye düşüşün bir işaretidir ve birleşme, Ruh’a yükselmenin bir işaretidir.” 



Bu arada Hacı ağbiye cumartesi çok güldük:)) Hacı ağbinin kulağı ağır işitiyor makina da kullanmıyor. Küçük kızına gitmiş, orada da hostes olan torunu, eşi ve bebeği varmış. Küçük kızı Yeşim babasına, baba bizi avm ye götür, bebeğe bir şeyler bakıcam demiş, Hacı ağbi de tamam demiş. Kızı yeşim ve bebekle arabaya binmişler, araba avm yi geçmiş şehir dışına gidiyor, Kızı 
- Baba nereye gidiyoruz demiş
- Eee Ahmetbey'e gidelim dedin ya oraya gidiyoruz demiş.
Biz ağbimle burada bastık kahkahayı, avm nere Ahmetbey nere ( şehrimizin bir beldesi.)
Ben hemen şöyle dedim,
-Canın köfte mi istedi senin?
- Nerden bildin dedi:)) ben de sevinerek gidiyorum bunlar bana köfte ısmarlayacak diye:))))
Gül gül öldük gülmekten.
Ahmetbey bir belde, orada bulunan Bahar Köftecisi çok meşhurdur. Yaptığı köfte çok güzeldir, ünü buraları aşmıştır. Çalışırken bize yakındı, holdingten gelenler hemen öğlen yemeğinde oraya giderlerdi.
Rahmetli şefimiz de bazı günlerde kotalı yükleme yapılması gerekirdi mesela 60-70 kamyon veya tır yüklemesi. Böyle günün sonunda bizden birine para verir ehliyeti olana da arabasının anahtarını verir, hadi gidin bahara köfte yiyin gelin derdi. Toprağı bol olsun yaptığı hayırlar kabul olsun inşallah.



Ekim ayının kısa bir özeti



Bir cuma klasiği migros ve glorry jeansta kahve


Yenilerim


2026 ajandamı aldım


2. el kitaplarım sahaftan....



Bugünü kahvem, kitabım ve müziğimle parkta geçirdim biraz. 



''Yok etmek sadece zorbaların ve cahillerin işidir. 
Bir insan zekasıyla yenemeyeceğini anladığı anda ya şiddete başvurur ya paranın gücüne. 
Birisi sizinle aynı fikirde değil diye onu yok edemezsiniz.Medeni ve erdem sahibi insanlar böyle yapmaz. 
Çok okuyan ve bilginin gücüne inanan 
her insan, sadece konuşma yolunu seçer. 
Sizden olmayanları yok etmek yerine, bilginin ve fikrin gücüyle, sizin gibi düşünmesini sağlamalısınız.''

1984, George Orwell


“Elini kalbinin üzerine koy 
ve ‘iyi ki varım.’ de. 
Bu çok güçlü bir ifadedir. 
Bedeninden çok fazla sevgi kaçağı olur, 
bu yüzden sevgiyi kendine geri gönder. 
Kalp dolu olduğunda mıknatıs gibidir. 
Sevgi sevgiyi çeker…”

Ziadora

🌺 Hoşçakalın, kendinize iyi bakın, 
sağlıkla mutlulukla kalın.🌺


KUSURSUZLUĞU UNUTUN. hER ŞEYE BİR ÇATLAK VARDIR, IŞIK İÇERİ BÖYLE GİRER (LEONARD COHEN)

26 Ekim 2025

KUSURSUZLUĞU UNUTUN. hER ŞEYE BİR ÇATLAK VARDIR, IŞIK İÇERİ BÖYLE GİRER (LEONARD COHEN)


İZİN VERİN YAŞAM YENİDEN BAŞLASIN!…
Yeniden başlasın, aşk ateşi yansın…
İsterseniz, her yeni gün her şeye sıfırdan başlayabilir,
 aşk ve sevgiyle istediğiniz her şeyi gerçekleştirebilirsiniz.
 Dünyayı yeniden keşfedemeyiz belki,
 ama keşfedilen yerleri başka bir gözle yeniden görebiliriz.
 Etrafınıza söyle bir bakın: Hep yürüdüğünüz sokaklar,
 dün yapraklarla kaplıydı, bugünse yağmurla ıslanmış.
Yarın kim bilir neler olacak…
Mevsimler bize aslında zamanın bile değişimde olduğunu,
 aynı noktanın bile sürekli gelişmekte olduğunu gösteriyor.
 Değişen sadece mevsimler mi?
 Biz de değişiyoruz. An be an,
 farkında olarak veya olmayarak kendimizi yeniden keşfediyoruz.
 Düşüncelerimizle, yaşadıklarımızla,
 yargılarımızla, gözlemlerimizle kendimizi geliştiriyoruz.
 Her gün yeni bir güne uyanıyoruz.
 An be an kendimize kattığımız tecrübelerle
 bakış açılarımız değişiyor. Bizim için yeni keşifler başlıyor.
 KENDİNİZE İZİN VERİN…
Her gün kendimize değişen bakış açılarımızla,
 bir şeyleri yapmak için izin veriyoruz.
 Ve bir bakıyoruz ki o günün realitesi,
 o gün kendimize izin verdiklerimizden oluşmuş.
Yarın için bugünden temeller atılmış.
Öyleyse her güne başlarken sorun kendinize:
 O gün için kendinize neler yapmak için izin veriyorsunuz.
 Sınırlarınızı, korkularınızı, bilinçaltına attığınız değerlerinizi  fark edin.
İşte benim bugün için ve sık sık diğer günlerde de tekrarlayarak, 
kendime izin verdiklerim;
 Bugün kendime mutlu olmak için izin veriyorum…
 Bugün kendime eğlenmek için izin veriyorum…
 Bugün kendime arkadaşlarımla bir araya gelebilmek için izin veriyorum…
 Bugün kendime geçmişe katılmadan anda kalabilmek için izin veriyorum…
 Bugün kendime kahkaha atabilmek için izin veriyorum…
 Bugün kendime beni geliştiren ve öğreten,
 tecrübeler yaşamak için izin veriyorum.
 Bugün kendime vücudumun ihtiyacı olan enerjiyi olabilmek,
 ve lezzetli yiyecekler yiyebilmek için izin veriyorum.
 Bugün kendime içimden geçenleri yazıya dökebilmek,
 ve bu kelimelere ihtiyacı olanlara,
 ulaşabilmek için izin veriyorum.
 Bugün kendime sahip olabildiklerimin farkına varabilmek
 ve şükredebilmek için izin veriyorum.
 Bugün kendime bağımlılıklarımdan kurtulabilmek
 ve özgürleşebilmek için izin veriyorum.
 Bugün kendime hayatımın her alanında yeni başlangıçlar
 yapabilmek için izin veriyorum…
 Unutmayın; genç olabilmek, her gün yeniden her şeye sıfırdan,
başlayabilme cesaretini hiç kaybetmemek demektir…
DAİMA GENÇ KALANLARDAN OLMAK BİZİM ELİMİZDE…


Hepinize güzel bir hafta diliyorum, ben her zamanki gibi evde şehirden ayrılmadan sadece şehrimi gezerek gün geçiren biriyim. 
Fakat cumartesi günü bana kahkahalar attıran bir olay yaşadım:)) o gün şehrimin sosyete pazarı var. Birde aynı yerde pazartesi günü kurulan sebze+ kıyafet pazarımız var. Her ikisinde de farklı yerlere sergi açarız. Bu pazarda bir kedimiz var, sabah arabayı sergi yerine park edelim hemen gelir, ilk işimiz onun mama kabını doldurmak oluyor. O yerken bizde arabayı boşaltır tezgahı kurarız. Gün içinde de tezgah altı mama kabı dolu olur gelir gider yer kerata. 


Kedimiz bu, kötü kedi Şerafettin isminden esinlenerek, kendisine salyalı Şerafettin dedik, ( fakat dinen uygun değilmiş bu isim, şimdi isim arıyoruz önerilerinize açığım) Salyalı dememin sebebi devamlı ağzından temiz su damlaları geliyor. Bunu da sordum ciğ ciğer yerse geçiyormuş, şimdi ona çiğer götüreceğim. Neyse bu kedi cumartesi yine geldi, mamasını yedi. Bu arada yanıma 1 pazar tahtasının üzerine oriflame açıp satan bir bayan arkadaş var.  Sabahları arkadaşın tahtasını çekerim, üstüne bir örtü atarım. Bayan arkadaş 12 ye doğru gelir, ürünlerini pazar arabasından çıkarır satışa hazır hale getirir. Bundan sonra biz yan yana sandalyeler de sohbete başladık. Kediyi sordu yedi gitti gelir yine dedim. Ona hindi dilim salam almış:)) ara ara ben satış yaptım, arkadaş siftah yapamadı daha. Sonra kedi geldi bir ara salamı verdik parça parça yedi, hop gitti arkadaşın kucağına atladı:))


Bu arada kedi beslemenin rızkı arttırdığını bereket getirdiğini filan konuşmuştuk. Neyse bizim kedimiz kuçakta iken ben biraz ileri serginin diğer ucuna ağbimin yanına gittim biraz ağbimin önündeki tahtaya mal filan koydum. Bizim arkadaşın da başı bir anda doldu, bir kaç parfüm sattı ki, taneleri nerden 3-4 bin :)) bu başındaki müşteriler gidince bir hız benim yanıma geldi, Özlem, Şerafettine söyle haftaya onu yemeği çıkarıcam dedi:))))))) bastım kahkahayı:))) Ne ısmarlayım ona dedi, yaş mama ısmarlarsın dedik:))) O gün bugün hala gülüyorum. 


  Bu arada karşı sergimdeki bayan kedi sevmez, mama koyduğum için çeşitli kediler gelip yiyor ki , doğrusu da budur. Pazarın girişindeki dükkanlardan birinin önünde nerden baksan 10 tane kedi evi var, orada da Buket isminde bir bayan bakıyor ki, çok olması gayet doğal. Yakında kadın bana çatabilir.



Şifa küpleri yapın dondurun içerken sıcak suya katın.


Tek başıma kahvemi içmeyi, düşünmeyi, kendimle konuşmayı, yürümeyi, alışveriş yapmayı, kitap okumayı dizi izlemeyi, bir şeyler yazmayı, resim yapmayı, müzik dinlemeyi, kısaca kendimle zaman geçirmeyi çok seviyorum...
Birine "dost" deyip onu hayatıma sokmak için, onunla birlikteyken tek başınalığımdan daha büyük bir keyif almam lazım.
Tek başınalığıma o insanı tercih edeceksem eğer, bana bir şeyler katmış olması lazım.
Gençlikte övündüğümüz o geniş çevre, olgunlukta sadece "kaliteli insan" arayışına dönüşüyor.
Geçmişte o bol keseden insanlara hediye ettiğimiz değerli zamanımızı artık kimler için kullandığımızı düşünmemiz lazım.
Güzin Yeğin


Kısa bir Migros ve Gloria jeans molası


İşte ben bu olayı çokça severek yapıyorum...


Mesela insana tekrar inanmamak gibi...


Kısa bir sahaf turu idi...


Kesinlikle doğru iş hayatındaki tecrübelerim kanıtıdır.


Menfaat dalkavukluğun en samimi halidir.

Beklenmedik Hamle No Sudden Move filminden bir replik. (2021)


Burcumun özelliklerini taşımaktan çok memnunum....


Burnumu fıyk fıyk çekiyorum, grip olucam diye teraflu, ıhlamur, limon ne varsa kullanıyorum, şifa dualarınızı alırım, iyi haftalar hepinize....


SÖZ İLE USLANMAYANIN HAKKI KÖTEKTİR.

08 Ekim 2025

SÖZ İLE USLANMAYANIN HAKKI KÖTEKTİR.

 


Dün başıma gelen bir olayı anlatayım size. PTT de bir işim vardı oraya minibüs ile gittim. Orada işimi hallettikten sonra sahafıma uğradım biraz kitap baktım, sonra kahvemi içtim çıktım. Marketten Elma ve Yulaf, kedilerime salam aldım, yan dükkandan da 15 li bir yumurta aldım ve durağa geçtim. Durakta kulaklığımı taktım ve müzik dinlemeye başladım, minibüs gelince geçerim hemen dedim. Böyle beklerken  durağa gelen 6-7 yaşında bir çocuk geldi,  benim yumurta poşetine bir tekme salladı, o refleksle vurmadan poşeti yan tarafa kaçırdım. Kulaklığı çıkarıp ne yapıyorsun sen görmüyor musun yumurta var poşette dedim, (bu arada anası da yanındaki bayanla muhabbete devam ediyor) ben bu sözü söyleyince çocuk bir daha tekme atmak için bir hamle daha yaptı, o noktada sesimi daha da yükselttim, anası döndü bana benim çocuğuma bağıramazsın dedi, ne demek bağıramam, yumurtaları mı kırsaydı dedim. Biz başladık kadınla ağız dalaşına bu arada çevredeki insanlarda bize bakmaya başladı. Kadın benim oğlum tekme atmadı dedi, (bunu nasıl söyler anlamadım, çünkü arkası dönüktü) tekme atma start şeklini gayet te ben gördüm. Yetiştirememişsiniz çok yazık dedim, söz dinlemiyorsa dediğini yapmıyorsa onun başka yolları da var dedim, yanındaki kadın, sizde ince noktadan vuruyorsunuz dedi. Kadın çocuğuna soruyor, ikinciyi sallamadın demi diyor (demek ki birinci tekmeyi hoş karşılıyor) Araya filan girdiler, minibüsüm de gelince ben bindim minibüse uzaklaştım. Bu nasıl evlat yetiştirmektir, sen nelere tekme savrulacağını öğretmemişsin demek ki, yada evde birbirine tekme sallayan, ağbi, abla veya ana baba var. Allah ileride bu çocuğun eşi olacak kişiye sabır versin, ona da tekmeler savurur.

Çocuklar, annelerin kopyalarıdır. Anneler ne kadar şahsiyetli, faziletli, ahlâklı olursa çocuklar da o derece karakterli olur. Çocukların karakter mayasının kaynağı annelerdir.

Batılıların da anneler ve çocukları ile ilgili güzel tespitleri vardır. Meselâ, 
Jean Jacques Rousseau; “Şefkatin en büyük âmili analardır. Hayatımdaki bütün hatalarım anne terbiyesi görmeyişimden ileri gelir.”[1] diyor.

Napolyon, “Bana iyi analar veriniz, size iyi vatandaşlar vereyim.” devamın da; “Fransa’nın iyi askerlere değil iyi annelere ihtiyacı vardır. Bana öyle anneler getirin size dünyayı fethedeyim.” der.

Andre Maurois de annenin, çocuğun iç dünyasında hayat boyunca nasıl bir tesir bıraktığını şöyle tasvir eder:

“-Başarısızlık ve felaketlere rağmen, hayata karşı güvenlerini sonuna kadar saklayabilen iyimser insanlar, daha çok iyi bir anne tarafından büyütülmüş olanlardır.”

Psikolog Watson’un;

“-Çocukluk hâli, işlenmemiş bir demire benzer, iyi bir sanatkârın elinde ona, istenen şekil verilebilir.” sözü oldukça mânidardır.

Yine Watson, kendisine bir bebek grubu verilmesi hâlinde onlardan; dilenciler, doktorlar, avukatlar ve hırsızlar yetiştirebileceğini ifâde eder. O halde anneler de aynı iddia ve ideallerden hareketle, bugünün küçüğü yarının büyüğünü yetiştiren gizli bir el olarak, iyi bir nesil yetiştirme azminde olmalıdırlar.

Anne, terbiyede merkez konumdadır. Ruh güzelliklerini, yavrusuna yaşayarak aktaran merkez şahsiyet, annedir. Anne, evlâdını bir kanaviçe gibi işleyen usta bir el, basiretli bir göz ve hassas bir kalptir.


 

Neyse ki akşam Nevra Serez'linin tiyatrosu vardı da biraz moral depoladım. Bazen evde kabuğuma çekildiğim için seviniyorum, insanlarla mıç mıç yan yana gelince bu tür hareketlerde çıldıracak duruma geliyorum.