OKUDUKLARIM 2026/52 TERAPİSTİME ANLATAMADIKLARIM (2. BÖLÜM)

21 Eylül 2026

OKUDUKLARIM 2026/52 TERAPİSTİME ANLATAMADIKLARIM (2. BÖLÜM)

 


Terapi, insanın güçlü ve dürüst tarafı ile bu güce karşı olan direnci arasında bir dans gibidir.
*****
Ne plan yaparsan yap, tökezlemek kaçınılmazdır.
*****
Savunmalarımıza nasıl bir ilişkiyle yaklaştığımız, onları yenme başarımızı belirler. Savunmalarımızı "bizim bir parçamız" olarak görürsek ya da onları fark etmezsek, onlarla ilgili hiçbir şey yapamayız. Eğer onlarla gurur duyar ve onları kendimizin gerekli parçaları olarak kabul edersek, yine onlarla ilgili bir şey yapmayız. Neden yapalım ki?
*****
Savunmalarım benim kimliğim! Ben, savunmalarımdan ibaretim.
*****
Birine sigarayı bırakmasını söylemek, sigara içme nedenini anlamadan acımasızca bir taleptir.
*****
Anksiyeteyi düzenlemek, terapötik duygusal açılmanın güçlenmenin ve kontrolün anahtarıdır.
*****
Eğer birine karşı sıcak duygular beslemiyorsak öfke duymak kolaydır. Eğer sadece sevgi hissediyorsak sadece sevgi beslemek de kolaydır. Ancak gerçek bir insanla ilişki kurduğumuzda, sadece sevgi ya da sadece öfke diye bir şey yoktur.
*****
Suçluluğun akıp gitmesine izin ver.
*****
Duygusal olarak, kronik ağrı sadece fiziksel acıdan ibaret değildir.
*****
Kendine yönelttiğin öfke, başka bir şeye karşı savunmadır.
*****
Gerçek güç, acıyla yüzleşmekte yatar, onu gömmekte ya da inkar etmekte değil.
*****
Umut hissetmek nasıl bir şey?
Adeta bir hafifleme.
*****
Daha iyi hissetmek, çoğu zaman insanı sarsan bir uyanışa yol açar. İyileşmeye başladığımızda, şimdiki halimizle geçmişte çektiğimiz acılar arasındaki farkı daha net hissederiz Yaşadığımız kayıpların ve geçmişte, özgür olabilecekken acı çektiğimiz zamanların yasını tutmak doğaldır. Kaçırdıklarımızı gördüğümüzde, yas kendiliğinden akar. Ancak eğer bu yas bize anksiyete getiriyorsa, daha iyi hissetmekten kaçınabiliriz çünkü daha iyisinin olduğunu kabul etmek, o yası da kabul etmeyi gerektirir. Yani yastan kaçınmak için rahatlamaktan da kaçabiliriz.
*****
Düşünmek, duygulara karşı en yaygın savunma mekanizmalarından biridir. Duygularımız hakkında bulmaca çözer, analiz yapar, düşünür ve tekrar tekrar düşünürüz. Ancak bu, duyguları gerçekten hissetmekle alakalı değildir.
*****
Çaresizlik de yaygın bir savunma mekanizmasıdır.
*****
Suçluluk, canını yaktığımız insanla yakın kalacak kadar dürüst ve cesur olduğumuzu gösterir. Yakınlık uğruna suçluluğun acısına katlanabiliriz.
*****
Suçluluk, hem kendimize hem de başkalarına olan güvenimizi inşa eder. Suçluluk bize insan olduğumuzu hatırlatır ve her şeyi içimizde taşıdığımızı gösterir. Suçluluk duygusundan kaçmak, içimizdeki başka bir parçamızı, içsel yargı sistemimizi, bizi cezalandırmaya iter. Sağlıklı suçluluğumuzu hissettiğimizde ise iyileşiriz. Hapisten çıkarız. Özgür oluruz.
*****
Suçluluk en acı verici duygudur. Suçluluk, çıplak insanlığımızın bir sonucudur. Bize sevdiğimizi söyler. Hatalarımıza dayanabileceğimizi, onarımı ve bağlantıyı sağlayabileceğimizi ve kendimize mükemmel olduğumuza dair yalan söylemek zorunda olmadığımızı söyler. Suçluluğumuzu inkar ettiğimizde, kendimizi acıya sürükleriz.
*****
Ne başardığıma bakma, başaramadıklarıma bak!
*****
Utanç, kötü biri olduğunuzu söyler. Oysa suçluluk, aslında iyi biri olduğunuzu, cesur ve sevgi dolu bir kalbiniz olduğunu ve yaptığınız şeyin acısını çekebilecek kadar güçlü olduğunuzu hissettirir. Suçluluk, kendinizi sevdiğiniz ve zarar veren bir şey yapmış olsanız bile bunu onarmak istediğiniz anlamına gelir. Suçluluğun dürtüsü bağ kurmak, özür dilemek ve bir şekilde durumu düzeltmektir. 
*****
Suçluluk ise seni onarmaya ve sevmeye iter. Kim olduğunu gerçekten deneyimlemene yardım eder.
*****
Sağlıklı suçluluğumuzu hissettiğimizde, kendimize özsaygı, gurur, heyecan, neşe ve yakınlık gibi güzel şeyler vermemiz çok daha kolay olur.
*****
Umut, sanki bir hafifleme gibi.
*****
Dr. Sarno, kronik ağrıların çoğu zaman öfkeyi bastırmanın bir yolu olup ağrının işlevini anlamanın bile öfkeyi hafifletebileceğini ifade etmiş.
*****
Ağlayıp bir şeyi özleyebilmek, kalbimin sevgiye dokunduğunu gösteriyordu.
*****
Hiçbir düşünce ya da duygu yargılanmaz, keşfin sınırları yoktur.
*****
Bir savunma baskın olduğunda, anksiyete azalır hatta tamamen kaybolur.
*****
Daha az anksiyete, daha az savunma demekti.
*****
Öfkeni içe döndürerek tırnak yeme, küçümseme ve eleştiri şeklinde bir savunma mekanizmasıyla kendini acıya karşı koruyorsun.
*****
Tek bir doğru yol yok.
*****
Her tepki, birlikte izlediğimiz yolu bize gösterir.
*****
Hepimiz bir yere ait olmak isteriz. Ait olma isteğini reddedenler, aslında buna en çok ihtiyaç duyanlardır; bu ihtiyaç, içlerinde derinlerde saklıdır.
*****
Herkesin bir hikayesi var.
*****
Eğer hep düşünmeye devam edersen, sadece düşünen biri olur, hisseden biri olamazsın. Bir robota dönüşürsün.
*****
Bazı insanlar dışarıdan kendilerini yaralar.
*****
Beynin nasıl değişebileceği şaşırtıcıdır. tekrar eden müdahalelerle beyin kendini yeniden organize edip yeni kalıplar oluşturabiliyor.
*****
Bazı insanlar bir başarıya ulaştıkları anda hedefi bir adım ileriye taşır ve sonra neden yorgun olduklarını merak ederler. Bu bir çeşit işkencedir; başarıların getirdiği sevinci alıp götürür.
*****
Bazen insanlar, kendi içsel acılarını ve çatışmalarını başkalarına yükleyerek onlardan kurtulmaya çalışır. Bazıları anlamı iletmek için kelimeleri kullanırken bazıları bu kelimeleri kendilerinin taşıyamadığı hisleri başkalarına yaşatmak için kullanır.
*****
Sağlıklı suçluluk, şifaya götüren bir yoldur. Suçluluk hissetmek, bana sevgimi ve insanlığımı anlatıyordu. Suçluluk hissetmek, bana diğer insanların gerçekliğini anlatıyordu; hiçbir insan yalnızca kötü ya da yalnızca iyi değildir. İnsanları değersiz görmek ve kendilerine layık olanları aldıklarını düşünmek kolaydır. Onları değersiz olarak görmek, suçluluğun acısından bizi korur ama parçalanmış bir gerçekliğe sürükler.
******
Hepimizin içinde bağ kurma arzusu doğuştan gelir.
*****
Kimi zaman fiziksel acılar, fiziksel sebeplerden kaynaklanır. Fakat kimi zaman da acı, hayatımızın gerçeklerini görmezden gelme yollarımızdan doğar. Reddedilmemek için duygularımızı bastırmayı öğreniriz. Kendimizi ve iç dünyamızı reddetmek ise kaygı, depresyon ve başarısız ilişkilerle sonuçlanır.
*****
Bir ilişkide zarar gören şeyin, yine bir ilişki içinde iyileşmesi gerektiğini keşfederiz. Kendi içimizde reddettiklerimizi kucaklamayı öğreniriz. Kendimizi ve başkalarını, sürekli tadilat gerektiren bir proje olarak görmeden olduğu gibi kabul etmeyi öğreniriz.

SON

İYİYE YORMAK İYİLİK GETİRİR

20 Eylül 2026

İYİYE YORMAK İYİLİK GETİRİR

 


1. Eve girer girmez dışarı giysilerini kaldır: Montunu asmadan, çantanı yerine koymadan ve ayakkabıları dolaba yerleştirmeden asla içeri geçme.
   2. Gelen kargo ve mektupları kapıda ele: Zarfları ve kutuları anında çöpe at, içindekileri beklemeden ait olduğu yere yerleştir, kağıt biriktirme.
   3. Tezgah üstlerini her zaman boş bırak: Mikrodalga, kahve makinesi gibi her gün kullanılanlar hariç her şeyi dolaba kaldır; tezgah boşsa ev temiz görünür.
   4. Yemek yaparken bir yandan temizle: Sos kaynarken veya yemek pişerken çıkan bulaşıkları anında yıka, tezgahı sil; yemek bittiğinde mutfak da bitmiş olsun.
   5. ASLA ERTELEME
   6. Çöp kutularını dibi kirlenmeden temizle: Her çöpü boşalttığında, kutunun dibine yeni poşeti takmadan önce dezenfektan sık ve kurula.
   7. Haftalık değil, anlık toz al: Masada veya konsolda gözüne çarpan tozu "sonra alırım" deme, elindeki nemli bezle o saniye yok et.
   8. Ayna ve cam yüzeyleri leke gördüğün an sil: Diş fırçalarken aynaya sıçrayan su damlasını kurumasına izin vermeden mikrofiber bezle hemen geç.
   9. Alışverişten dönünce her şeyi anında yerleştir: Poşetleri mutfakta bırakma; sebzeleri yıka/kurula, ambalajları sil ve buzdolabına saniyeler içinde diz.
   10. ASLA ERTELEME
   11. "İki Dakika Kuralı"nı uygula: Eğer bir iş iki dakikadan az sürecekse (bir bardağı makineye atmak, bir montu asmak gibi) düşünmeyi bırak ve o an yap.
   12. Kıyafet dolabında "biri girer biri çıkar" kuralını işlet: Gardırobuna yeni bir kıyafet eklediğinde, artık giymediğin eski bir parçayı ele ve dolaptan çıkar.
   13. Ayakkabıların altını paspasa iyice sür: Dışarının çamurunu ve tozunu eve taşımamak için kapı önü temizliğine ekstra özen göster.
   14. Yatmadan önce lavaboya bir damla güzel koku bırak: Gece temiz bıraktığın lavaboya sıkacağın bir damla esansiyel yağ, sabah banyoya girdiğinde harika bir motivasyon sağlar.
   15. ASLA ERTELEME 



Hepinize merhaba, ben eve geldim, operasyon fena değildi, şimdi salı günü kontrolüm var ve Çorluya gidip kontrol olmam lazım doktora. Her şey sorunsuzdu, yemek yemedim, su içmedim gece 12 den sonra, ertesi gün 1 de alınmam gerekiyordu fakat 3 te alındım. Belden uyuşmalı oldu işlemim. Bu yüzden ayaklarımı hissetmedim. Odama geldim, ağrım sızı kesinlikle yoktu. Hatta ayağa kalkma saatinde arkadaşım Zehra yardım edeyim dese de ben kendim kalkarım dedim ve kalktım. Akraba yerine arkadaşımı yanıma almakta isabet etmişim gayet rahattık kendisi ile.  Ben herkese şifa diliyorum. 
Dayım burada İsviçre'den, ara sıra bize geliyor genelde evinde kalıyor. 
Hastaneye gitmeden önce tarhana hamuru karmıştık, bu gün onu çıkardık. 


İnciri çok seviyorum,


Operasyon sonrası sıvı beslendim, kahve yasaktı, ayrılırken sorduğumuzda içebilirsin deyince çıkışta cafede içtik.

İyi haftalar herkese....


OKUDUKLARIM 2026/52 TERAPİSTİME ANLATAMADIKLARIM

19 Eylül 2026

OKUDUKLARIM 2026/52 TERAPİSTİME ANLATAMADIKLARIM

 


Michelle M. May çığır açıcı kitabı Terapistime Anlatamadıklarım’da, bir terapistin zihnine, kendi terapi sürecine ve yoğun terapi pratiğine açılan samimi bir kapı aralıyor. Walter, Emma ve Michelle’in içsel yolculukları aracılığıyla, anlatamadıklarımızı dinlemenin iyileştirici gücünü keşfediyoruz. Sevilme arzusu etrafında örülen bu anlatı, insan deneyiminin ortak yaralarını cesurca görünür kılıyor.

May, ilişkilerimizi korumak adına geliştirdiğimiz gizlenme stratejilerini ve bunların benlik sevgimizi nasıl aşındırdığını derinlemesine inceliyor. Kendi kırılganlıklarını da paylaşarak, terapiyi yalnızca bir tedavi yöntemi değil, bir yüzleşme ve dönüşüm alanı olarak sunuyor. Kişisel olanla evrensel olanı ustalıkla harmanlayan anlatısı, okuyucuyu kendi duygusal suskunluklarını sorgulamaya davet ediyor.

Terapistime Anlatamadıklarım, hem ruh sağlığı profesyonelleri hem de içsel keşfe açık bireyler için dönüştürücü bir rehber. May’in içten ve cesur sesi, acının ardındaki potansiyeli ortaya çıkarıyor; savunmasızlığın gücünü ve iyileşmenin olanaklılığını hatırlatıyor. Bu kitap, insan ruhunun dayanıklılığına yazılmış dokunaklı bir övgü.

Anlatılmamış olan, iyileşme yolculuğumuzu şekillendirme gücüne sahiptir.

“Bu kitapla Michelle M. May, Yalom, Havens ve Greenberg gibi büyük terapi hikâye anlatıcılarının arasına katılıyor. Anlatıları, ileri düzey bir dinamik terapistin anbean gelişen düşünce sürecini ay­dınlatıyor ve okuyucuyu daha da derinlere, terapide birey olarak yaşadığı gelişim sürecine götürüyor. Kitap, karmaşık psikodinamik kavramları berrak bir şekilde açıklayan, ilgi çekici klinik hikâyelerle dolu. Bu yönüyle hem deneyimli hem de yeni başlayan terapistler için sürükleyici ve öğretici bir okuma sunuyor.”
— Dr. Maury Joseph, PsyD, Yoğun Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi Eğitim Programı Fakültesi, New Washington Psikiyatri Okulu

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM; 

Anlatamadıklarımızın iyileştirici gücü olan bir kitap.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Savunmalar, zayıflıklarımız değildir; aksine duygularımızı ve dürtülerimizi kaldıramayanları korumak üzere kullandığımız stratejilerdir.
*****
Anksiyete ve zararlı savunma mekanizmaları, bizi terapiye götüren nedenleri yaratır.
*****
İnsanlığımızı basitleştirmeye veya görmezden gelmeye çalıştığımızda acı çekeriz. Karmaşıklığımızı kabul ettiğimizde ise mükemmellik yanılsamasından kurtuluruz.
*****
Kaçınılmaz acı ile yersiz ıstırap arasındaki farkı ayırt etmek önemlidir. Kaçınılmaz acı kayıplardan, çatışmalardan, değişimlerden, pişmanlıklardan ve yaşamın beraberinde getirdiği bazı yaralanmalar ile hastalıklardan kaynaklanır.
*****
Yersiz ıstırap ise bilinçli yada bilinçdışı süreçlerimizle, aslında yaşanmaması gereken bir yük olarak ortaya çıkar. Yersiz ıstırap, hayatın kaçınılmaz acılarının önlenebileceği yalanına inanmanın sonucudur. Oysa bu mümkün değildir.
*****
Günümüzde çoğu terapi başarısız oluyor çünkü insanlar terapistlerine değil duvarlara, halılara, bitkilere ya da kitap raflarına konuşuyorlar.
*****
Freud'un dediği gibi, görmek için gözleri, duymak için kulakları olan herkes bilmelidir ki hiçbir ölümlü sır saklayamaz. Dudakları sussa parmak uçlarıyla konuşur.
*****
Bir ruh sağlığı teşhisi de yalnızca belirtileri tanımlar ama nedenlerini ya da nasıl tedavi edileceğini açıklamaz.
*****
Genellikle terapi koltukları rahatlığın zirvesidir.
*****
İnkar bizi bir rüyaya hipnotize etmenin yoludur. İnkar der ki olan şey aslında yoktur.
*****
Terapistler, insanların aslında çözmek istemedikleri sorunları çözmeye çalıştıklarında tükenirler.
*****
Özel ayrıntılar paylaşmak, yakınlığı artırır. Yakınlık, duyguları derinleştirir.
*****
Tıbbi bir sorun terapistin değil, doktorun alanına girer. İnsanlar bazen doktora gidip aslında sadece bir terapistin çözebileceği bir sorunla karşı karşıya kalırlar.
*****
Düz kas anksiyetesi
Düz kaslar, irademizle hareket ettiremediğimiz kaslardır. Sindirim sistemini, idrar yollarını, arterleri ve damarları kaplarlar.
*****
Mide bulantısı yüksek anksiyetenin bir işaretidir. Vücudumuzun, aşırı anksiyete ve güvensizlik hissi yaşamadan taşıyabileceği bir duygu sınırı vardır. Gerilim, bu sınırın altındaki anksiyeteyi ifade eder. Mide bulantısı, migren, reflü, bağırsak sorunları baş dönmesi, bulanık görme ve işitme problemleri ise bu sınırın aşıldığını gösterir.
*****
Kaçındığımız şeyleri araştırmak aynı zamanda umut aşılar. Ve depresyondaki biri için umut her şeydir.
*****
Bizi kaygılandıran şeylerden kaçınmak, rahatlamamızı sağlar. Eğer anksiyetemiz çok yüksekse, bir savunma mekanizması onu en uygun seviyeye indirmeye yardımcı olur. Ancak anksiyetemiz zaten uygun bir seviyedeyse, savunma mekanizması bu süreci yavaşlatır; yüzleşmemiz gereken şeylerden kaçınırız.
*****
Eğer güvendiğiniz kişiye karşı duyduğumuz öfke onları rahatsız ediyorsa onları korumak için bu öfkeyi kendimize yöneltiriz. Böylece öfkemizi kendimize çeviririz.
*****
Acı gerçektir, etkileri gerçektir ve bu acı ile ıstırap bedende yer eder. Yanlış giden bir şeyler vardır.
*****
Gerçek fiziksel ağrıların bazen psikolojik bir nedeni olabilir.
*****
Çene ağrısı, gerilim tipi baş ağrıları ve diş sıkma gibi belirtiler, istemli kaslarımızda (yani kontrol edebildiğimiz kaslarda) biriken anksiyeteden kaynaklanabilir.
*****
Belki sanırım, kesin bir cevabın yerine geçen, varsayımlar ardına saklanan bir savunmaydı bu.
*****
Kendimizi fark etmediğimizde, kendimizi ihmal ederiz.
*****
Duygulardan yoksun olduğumuzda, hayat yolculuğumuz yönlendirici bir pusuladan yoksun kalır. Duygular bize rehberlik eder, bizi isteklerimize doğru çeker ve kaçındıklarımızdan uzaklaştırır. Duygular, bağ kurmayı ve yakınlığı mümkün kılan tutkaldır. Başkalarıyla bağ kurmak, duygularımızı anlamaya ve benimsemeye dayanır. Sağlıklı ilişkiler geliştirmek için duygularımızın ve dürtülerimizin farkında olmak onları bastırmadan ya da düşüncesizce hareket etmeden kabul etmek arasında bir denge bulmak hayati önem taşır. Duygular bir antidepresandır.
******
Birine güvenmek, derinlerdeki süreçleri harekete geçirir. Yardım istemek, geçmiş ilişkilerde yaşanan deneyimlere dayalı bilinçdışı hisleri uyandırır.
*****
Kendimizi ihmal ettiğimizde, depresyona girip depresyonun derin ve karanlık sularında boğulabiliriz.
*****
Hepimiz insan karmaşıklıklarının ve inceliklerinin eşsiz bir harmanıyız.
*****
Eğer duygularımız, erken yaşta kalmamız için gerekli olan bir bağı tehlikeye atmışsa o duygular anksiyeteyi tetikler, bu da bir tehlike sinyalidir. Bu anksiyeteye yanıt olarak, savunmalar otomatik olarak yükselir ve bu duyguları saklayarak sevdiğimiz kişiyi korumamıza yardımcı olur. Anksiyete, geçmişte duygularımızın tehlikeli olduğunun sinyalini verir. Savunmalar ise duygularımızı başkalarından saklayarak ihtiyaç duyduğumuz ilişkileri koruma yollarımızdır. Bu hoş olmayan duyguları savuşturma biçimimiz, hepimiz için benzersizdir. Savunmalar, çektiğimiz acının hikayesini sessizce anlatır. Savunmalarımız, başkalarının bizden beklediklerinin yankısını taşır.
*****
Başkalarını, memnun etme savunması, bir kişinin kendi gerçek benliğiyle ilişki kurmak yerine başkalarını mutlu etmeye çalıştığı bir durumdur. Benzer şekilde, uyum sağlama savunması da bir kişinin kendi gerçek benliğiyle ilişki kurmak yerine başkasının söylediklerine katılmaya çalıştığı bir durumdur. Memnun etme ve uyum sağlama hem samimiyeti hem de kişisel gelişimi öldürür.
*****
Duygular anksiyeteyi yaratır, anksiyete de savunmaları.
*****
Derin bir kederi örtmek için öfkeyi de kullanabiliriz.
*****
Utanç bazen uyum sağlayıcı olabilir ama bu nadirdir.
*****
Öfke, sevgi, mutluluk, üzüntü, cinsel arzu ve suçluluk, hissedildiğinde terapötiktir. (bu duyguların mutlaka dışa vurulması gerekmez. ) Utanç savunması ise şöyle der: Kafanı kuma göm ve kimseye korkunç halini gösterme! Sen kötüsün! Olduğun kişiden utanmalısın' Sonsuza kadar saklan!
*****
Öfke buharlaşıp kaybolmaz.
*****
Yalan söylemek -ister yanlış bilgi vererek ister doğruyu saklayarak olsun - terapi için ölümcül bir darbedir. Terapinin ilerlemesini engelleyebilecek savunmalardan biridir. Terapistler zihin okuyamazlar. Genellikle bir terapist, danışanın yalan söylediğini bilmez ve bu konuda hiçbir şey yapamaz. Bu noktada yalnız kalırsınız,
*****
Bağlantı kurmaya direnmemin nedeni, bu bağın acı veren karışık duyguları tetiklemesiydi.
*****
Hissetmenin güvenli olduğu bir yerde, reddedilmeden büyüdüğünüzde, yetişkinlikte daha az anksiyete sorunları yaşarsınız ve savunma mekanizmaları oluşturmanıza gerek kalmaz. O koşulsuz sevgi, şu sözlerle ifade edilebilir.
*****
Suçlama ile nedensellik arasında bir fark var.
*****
Suçlama, bu senin suçun. Nokta der. Ne terapötik bir inceleme ne de davranışların sorumluluğunu alma süreci vardır.
*****
Başkalarının bizi değiştirmesini beklersek, bugün olduğumuz kişi olarak ölüp gideceğiz.
*****
Empatinin avantajları olduğu kadar dezavantajları da var.
*****
Kendini görmezden gelmek, küçümsemek ve saldırmak üzere doğmadığını biliyoruz.
*****
Aile dinamiklerin, kendine artık yararı olmayan bir şekilde davranmayı öğrenmene neden olmuş olabilir.
*****
Savunma mekanizmalarına saygı göstermek çok önemlidir.
*****
Terapiden sonraki anlar, çoğunlukla savunma mekanizmalarımızın zorlandığı ve anksiyetenin düzenlendiği yoğun deneyimlerle doludur. Bu anlarda duygular ve anılar daha net hale gelir, fikirler ve kararlar kolayca şekillenir.
*****
Bazı danışanlar, terapistlerini duygusal dünyalarını kabul ederken diğerleri terapistleri dışarıda tutmak için savunmalarını kullanır.
*****
İçindeki hayatı ölmeden önce neden sona erdiriyorsun.
*****
Manik kelebek etkisi: Kötü bir sonuca neden olan uzun bir olaylar zincirinde küçük bir rol oynadıysak, kendimizi suçlu hissederiz. Oysa çoğunlukla suç bizde değildir.
*****
Cezalandırıcı suçluluk, 
peşimizi asla bırakmaz, bizi sürekli kötü hissettirmeye devam eder. Genellikle bunu hissetmeyiz bile, sadece suçluluk dolu sözleri sürekli kendimize tekrar ederiz. 
Sağlıklı suçluluk ise bir duygudur ve bir noktada sona erer. Acı vericidir ama aynı zamanda bizi ıstıraptan kurtarır. Cezalandırıcı suçluluk ise bizi sonsuza kadar acı içinde bırakır.
******
Savunmalar tıpkı sonu gelmeyen bir sis gibi sonsuza kadar kalabilir. Anksiyete, elektriğe kapılmış gibi hissettirip hiçbir kaçış yolu olmadan ebediyen var olabilir. Ancak duygular geçici dalgalardır.
******
Önemli bilgileri paylaşmamak için danışanların çeşitli sebepleri vardır. Bir sebep, o bilgilere erişimleri olmamasıdır çünkü bu bilgileri "Önemli değil" kutusuna koymuşlardır.
*****
İnsanlar çocukları ne kadar çok şey duyduğunu fark etmiyorlar.
*****
Bir terapistin görevi, danışanın savunma mekanizmalarını tespit etmek, bu savunmaların işlevini açıklamak ve bu savunmaların bedelini, yani danışana nasıl zarar verdiğini göstermektir. Ancak o zaman bir kişi, bu savunmalara karşı çıkıp duygularıyla yüzleşmek isteyip istemediğine karar verebilir.
*****
Her seans öncesi hastalarımı bulundukları an içinde anlamaya çalışırım. İngiliz psikanalist Wilfred Bion, terapistlerin her seansa "hafıza ve arzudan arınmış" bir şekilde yaklaşmaları gerektiğini yazar. Kabaca, bu, terapistlerin danışanlarına kendi dürtü ve isteklerini karıştırmadan yaklaşmaları anlamına geliyor.
******
Her terapi gören kişi değiştirmek ister ve değişime direnir.
******
Öfke seni fazlasıyla zor biri yapar.
*****
İnsanlar duygularını hissetmeleri gerektiğini duyarlar ama neyin duygu olduğunu bilmezler. Mahvolmuş, hayal kırıklığına uğramış, incinmiş, manipüle edilmiş, terk edilmiş..... Bunlar duygu değil, tetikleyicilerdir.
******
Bir terapi seansı - aslında hayat da öyle- kendimizi açığa çıkarmakla saklamak arasında gidip gelen bir mücadeledir. İlk istek - kendimizi açığa vurma- sağlıklı duygusal bağışıklık sistemimizden beslenen, gerçeğe ve bağlantıya yönelik bir parçamızdır. İkinci istek ise - kendimizi saklama- ailenin, toplumun ve kültürün beklentilerine uymak için geliştirdiğimiz bir yönümüzdür. Her iki yanda bağlantı arar fakat saklayan taraf, gerçek bir bağlantının ne olduğunu anlamakta zorlanır.
******
Kendimize bakıp bir soruna katkıda bulunup bulunmadığımızı sorgulamak gelişimsel bir başarıdır. Bu olgunluğun bir parçasıdır.
*****
Bununla birlikte, eğer bu sorgulama dikkatimizi başka gerçeklerden uzaklaştırıyor. ya da kendimize acımasızca saldırmamıza neden oluyorsa, bu tür bir öz analiz zararlı hale gelir.
******
Kardeşler arasındaki sorunlar genellikle ebeveynlere karşı hissedilen duygularla ilgilidir. Kardeş zorbalığı da bu duyguları yönetmenin bir yoludur.
*****

DEVAMI VAR....


SAMİMİYET, KALBİN MASKESİZ HALİDİR.

14 Eylül 2026

SAMİMİYET, KALBİN MASKESİZ HALİDİR.

 


Hızlı tüketim, hızlı ilişkiler, sosyal medyanın paylaştığı tüm verileri arka arkaya algılamaya çalışmak beynimizi yoruyor. Beynimiz bu verileri işleyemiyor. O yüzden dikkatimizi toplayamıyoruz, verileri toparlayamıyoruz. Bu hızlılık sinir sistemimizi çok yoruyor.
Modern çağın getirdiği bu kaotik durumdan kurtulmak, içsel huzur ve sakinliğe ulaşmak için bizler hakikati aramak zorundayız. Hakikat gizli, saklı bir yerde. Ona ulaşmak için çok azimli olmalı, zorlukları aşmaya niyet etmeli ve çaba göstermeliyiz. 
Hakikat yolcusu olmaya niyet ettiysek kendimize şu soruları samimiyetle sormalıyız.
• Dünya cazibesi beni ne zaman etkisi altına alıyor ve yutuyor.
• Ben ne zaman suni ihtiyaçlara ihtiyaç duyuyorum?
Yolda kalmak içinde çaba göstermemiz lazım. Çünkü Dünya da bizi yutmak için  çaba gösteriyor. Hepimizin bir yumuşak karnı, bir zaafı vardır. Dolayısıyla bu zaafımızdan yakalanırız.
• Ben ne yapıyorum, ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum? Gibi temel sorular  bu Dünyanın  bizi yutmasına kapılmamak için zaman zaman kendimize hatırlatmamız gereken temel sorulardır.  
Hızlı hızlı alınan bilgiler sadece kafamızı karıştırır,  bulandırır. Beyinde sis oluşturur. Oysa biz yavaşlarsak, biraz durup düşünmek istersek deriz ki, “bir düşüneyim, yeni olana bir bakayım, bize dayatılan bu bilgiler doğru mu? Benim için iyi mi? Ailem, çevrem, sistem ve gezegen için iyi mi?” o zaman gerçek yanıtları bulmak daha kolaylaşır. 
Doğru insanlara gezegenimizde çok ihtiyaç var çünkü bu etik değerleri bilen yaşayan, çevresine örnek olan ahlaklı ve dürüst insanların  varlığı adeta baz istasyonu görevini görür ve sürekli pozitif yayın yapar. Çevrenizi  başka türlü etkileyemez onlara olumlu, hakikat enerjisi taşıyan yayın yapamazsınız. 
Kendinize şöyle söylemelisiniz : “Eğer ben bu dünyanın çarkına ait olursam, herkes gibi ortalama, kaybolmuş, kafa karışıklığı, dikkat eksikliği olan, sisli beyinli, ne enerji yaydığından haberi olmayan, ortalıkta serseri mayın gibi dolaşan ve o tip bir enerji yayan  biri olurum. Kimlerle birlikte oluyorum, çevrenin aurası da beni çok etkiler, kimlerle birlikte olduğuma dikkat edip, dünya enerjisini fazlasıyla kullanan insanlardan uzak kalmanın bir yolunu bulmalıyım. Etik değerlerimden asla vazgeçmemeliyim.”
Uyanmak istiyorsak gün içinde birkaç kere durup kendimize bakmamız lazım. Örneğin ezan saatleri bize ruhsallığı ve İlahiliği hatırlatma imkanı verir. Bizim de günde beş kere "Ben şu anda ne düşünüyorum, ne deneyimliyorum, ne yapıyorum?" diye derin bir nefes alıp, bir soluklanıp nerede olduğumuza, alanımızın kayıp kaymadığına bir bakmamız yararlı olur. 
Ruhunuzu besleyen, ruhsal gelişiminizi sağlayan insanlar, olaylar var mı çevrenizde bir bakın!... Bir tane olması bile yeterlidir. Bir insanla dostluk kurduğumuzda o insanın aurası içinde yaşarız. O insan yüksek enerji kullanamıyorsa, dünya aurasının alt seviyelerinde bulunan enerjilerden besleniyorsa biz kendimizi onunla nasıl geliştiririz ki? Bu kişi ya da kişiler bazen en yakınımız, aileden  birileri eş ya da çocuk da olabilir. Onun enerjisi benim için yararlı bir alan yaratmıyorsa, bir arada dururken kendimizi koruyarak, enerjimizi kaptırmadan, zihnimizi bulandırmamaya gayret etmeliyiz.  O alana farkındalıklı bir şekilde girip, alanımızı korumamız kendi ruh sağlığımız için çok yararlıdır. Çünkü bu ara herkes kendi karmalarını ödüyor, bugünlerde herkes kendi cehennemini yaşıyor, kıyamet yani uyanış dönemindeyiz...
Biz  ‘Hakikat Yolunda’ yürümek isteyenler kendi içimizdeki hakikati keşfedeceğimiz bir zamana geldik. Bütün suni ihtiyaçlarımızı bir tarafa bıraktığımızda benim gerçek ihtiyacım - hakikat - nedir? Diye samimiyetle sorduğumuzda içimizdeki gerçek öz benliğe temas ederiz. 
Bizim öz benliğimizle zihin ve düşünce aynı şey değildir. Çünkü düşünceler bizi yönetir; seçimler yaptırır ve çeşitli eğilimlere doğru yönlendirir.
Zihin sürekli olumsuz düşünceler üretmeye yatkındır. Ruminasyon yani kişinin geçmişteki olumsuzlukları, hataları veya stresli olayları zihninde sürekli ve takıntılı bir biçimde tekrar tekrar düşünmesi, ancak bu duruma hiçbir çözüm bulamaması durumudur. Zihni kendi haline bırakırsak çok olumsuz düşünceler üretebilir. Ruminasyon yapması, endişe, kaygı, vesveseler üretmesi hepsi beyin aracılığıyla, düşünce ve zihin aracılığıyla üretilir.
Demek ki bizim hayata daha derinden  yani öz benliğimizden bakmamız gerekiyor. Öz benlik ya da diğer adıyla yüksek benliğe kalbimizin sesi de diyebiliriz. Düşünsel süreç; aldığımız günlük kararla ilgili olduğu için tercihlerimizi ve neler yapacağımızla ilgili bizi o yönetir.
Oysa kendimize şu soruyu soralım: Öz Benlik = Yüksek Benlik = Kalp Sesi Ne İster? Sevgi, insanı anlamak,  şefkat, merhamet, huzur, sevinç ister; ama düşünce ise insanın  beni yani karşımdakilerin beni anlamasını istiyorum der. Onu istiyorum, bunu istiyorum der.  Bu zihin tarafından düşünce üreten beynin sesidir, daha ziyadesiyle ego kökenlidir ve çoğunlukla suni ihtiyaçlar yaratır.
Kalbimiz, sevdiğimiz biriyle bir kahve içmek bir dondurma yemek ister. Düşünce, ise beyin tarafından yönetilir  o sadece dondurma yemek ister. Kiminle olduğu önemli değildir. O yüzden hep ego tarafında olan zihne bilinçli düşünceyi, bilinçli farkındalığı katacak ve onu kontrol edecek olan kişi biziz…
Aşırı maddi, dünyasal ve zararlı şeylerden  mümkün olduğunca uzak durmaya gayret etmek aynı zamanda yolda olmaktır. Her önümüze gelen bilgiden veya insandan uzak duralım. Zihnimizi temiz tutacak şeylerle ilgilenelim. Daha çok kalp sesimize hitap eden şeylere maruz kalmayı dileyelim. Aşırı veriye maruz kalınca beyin adeta motor gibi ısınır ve veri alamaz hale gelir. Aşırı veriye maruz kalmak beyinde hasar yaratır.
Şimdi kendinize sorun. Yaşadığınız hayat  fabrika ayarlarınızı ne düzeyde bozuyor? Sizi bu noktaya bakmaya davet ediyoruz…
Sosyal medya kullanımında beyin kullanım oranı neredeyse hiç yok.  Otomatik bir davranış şekli var ve sinir sistemi üzerinde hasar bırakıyor. Unutmayalım ki, kendimizi günümüz modern yaşamı içinde ne kadar kaybedersek o kadar kalbimizin sesini duymayacağız. Suni ihtiyaçlar içinde kalacağız ve karşılanamayan bu suni ihtiyaçları için acı çekeceğiz.
Ama kalbimizin sesi  onu duymayı başarırsak der ki: "Yoo ben şu anda ihtiyacım olan şeyleri yaşıyorum, karmik bir sistemin içindeyiz hepimizin gelişmek için bu yaşanan olaylara ihtiyacımız var."
Karmayı daha yeni bir ifade ile ele alacak olursak görürüz ki; biz şu anda hem geçmiş karmamızı yaşıyoruz, hem de gelecekteki hayata hazırlık yapıyoruz, gelecekteki bize hazırlık yapıyoruz. Yani  yeni bir ben inşa ediyoruz. Bunun için beynindeki nöronların yeni ben oluşturması, yeni yollar oluşturması; beyinde nöroplastisiteyi (yani değişebilmeyi) devreye sokuyoruz. Bu yeni ben aynı zamanda benim genlerimi de hemen değiştiriyor. Dolayısıyla genler çok hızlı değişiyor.
Bir sonraki hayatımın ne olacağı o kadar belirsiz değil. Sadece bir sonraki değil, önümüzdeki beş hayat kim olabilirim, hangi potansiyeli oluştururum, etkileri nelerdir? Gibi teme sorular benim bugünkü davranışlarımla, hayat şeklimle de bellidir aslında.  Dolayısıyla buradaki karmik hayatlar, kurgulanan yaşamlar bir sonraki ve daha bir sonraki hayatları da inşa eder. Çünkü benim şu an tam toparlayamasam da önümüzdeki bir kaç hayat içinde bir yere doğru gidilecek bir planım var.
Karma sadece geçmişin borçlarını ödemek değil, aynı zamanda geleceği yapılandırmakla da ilgilidir. Karma bizi  bir kaç hayat sonra varacağımız noktaya götüren oluşumdur. Geçmiş hayat ve gelecekteki hayatın örgüleri vardır içinde. Bu da beni gelecekte kim olacağıma doğru hazırlar.
Özetle kısaca diyebiliriz ki, karma hem geçmiş borcu ödeme, hem de geleceğe hazırlanmadır. Bir kaç hayat sonra varacağımız yere bizi taşır, kim olacağımızı hazırlar. Buradaki olay örgülerine gelecekteki varacağımız yere hazırlanmak için ihtiyacımız var, öyleyse karşımıza çıkan olayları hakkını vererek yaşayalım ki aşama yapabilelim”…

ALINTIDIR.



Evet hayırlısı ile bir yazı daha bitirdik. Ben geçtiğimiz hafta temizlikte idim, tarhanayı yoğurduk, şu an halen yumrukluyoruz. Kısmetse annem perşembe günü çıkaracak.
İsviçre'den dayım geldi, ben evde yokken eve uğramış. Pazara alışverişe gitmiştim henüz görüşemedik.


Geçen hafta ameliyat için tetkiklerim yapıldı ve ben bu hafta kısmetse Allah'ın izni ile ufak bir operasyon geçireceğim. Yanıma refakatçi olarak arkadaşım Zehra eşlik edecek. Malum ağbim gözleri görmüyor, annem onu bırakamaz. Akraba olayımda sınırlı sayıda mevcut, birine gel desen bence kimse gelmez. Nazımız ancak arkadaşımıza geçer dedim. Zehra da dışarıya erişte, makarna, turşu, salça, tarhana vs yapıp satan bir arkadaşım, sadece 1 gece hastanede kalacağımız için sorun yok dedi. 
Şimdiden dualarınızı beklerim. Yarın yatış var. Allah hiç kimseyi sıhhatinden etmesin.






Stoğuma girenler, Allah okumayı nasip etsin.




“…MIŞ GİBİ YAPMAK” KİŞİYİ BİR YERE GÖTÜRMEZ
Her insanın karanlık bir yanı vardır… 
Bir insanı iyi karakterli olarak tanımlayan şey sürekli bir nezaket, gülümseme, denge hali içindeymiş gibi görünmeye çalışarak lekesiz biri gibi görüntü sergilemesi değil; 
Dürüstçe içine bakarak en derinlerinde bulunan  en vahşi yönlerini, hırslarını, açgözlülüklerini, kıskançlıklarını görme çabası içinde olmasıdır. 
Ancak bu cesareti gösterebilen bir varlık kendi otantik haline, tamamlanmışlık noktasına doğru ilerleyebilir.



Tasavvufta Kaya  Metaforu

Tasavvufta kaya ve taş, tek bir anlama indirgenmeyen güçlü sembollerdir. Özellikle kalp, nefs, sabır, hakikat ve dönüşüm üzerinden okunabilir.
1. Katılaşmış kalp
Taş, bazen insanın hakikate karşı kapanmış hâlini anlatır. Kur’an’da kalplerin taş gibi, hatta daha katı olabileceğinden söz edilir (Bakara 2:74). Tasavvuf bunu, duyguların ve gönlün katılaşması şeklinde yorumlar.
2. Nefs ve ağırlık
Kaya ağırdır; kolay hareket etmez. Bu yönüyle nefsin ağırlığını, alışkanlıkları ve insanı kendi merkezinde tutan yükleri simgeleyebilir.
3. Sabır ve sebat
Taşın başka bir yüzü vardır: Fırtınaya, yağmura ve güneşe rağmen yerinde durur. Bu nedenle sabrın, metanetin ve sebatın sembolü olarak da görülebilir.
4. Sükût ve susmak
Kaya konuşmaz. Tasavvufi açıdan bu, çok güzel bir **“hâl dili”**dir:
İnsan bazen hakikati anlatmak için konuşmaz; susarak hakikate yaklaşır.
Taşın sessizliği, kişinin zihinsel gürültüden çıkıp iç sessizliğe yönelmesini hatırlatabilir.
5. Dönüşüm
Tasavvufta insanın ham hâli ile olgunlaşması arasında bir dönüşüm vardır. Sert taşın yontulması gibi, nefsin de terbiye edilmesi gerekir.
Bu anlamda güzel bir tasavvufi benzetme yapılabilir:
“Taşın içindeki heykeli heykeltıraş yaratmaz; fazlalıkları kaldırır.
İnsan da hakikati dışarıdan edinmez; kendindeki fazlalıklardan arındıkça onu fark eder.”


Hoşçakalın, dostça kalın görüşmek dileğiyle.


OKUDUKLARIM 2026/51 DÜNYA LEKESİ

OKUDUKLARIM 2026/51 DÜNYA LEKESİ

 


sonra madem insan kal adında bir beladır insan dalgın bir belgedir kendisiyle hayat arasında neden eve dönmekten ibarettir hayat neden bazen simsiyah bir doğruyla denilir devletin ve Allah'ın en iyi fikridir kış bütün evlerin en mükemmel hatasıdır baba başka incirin yarasını başka incir de bilmez gibi talandır bu herkesle herkes olmak  kopan umur, ufalan ödün adıyla iki lekenin birbirine dağılmasına sadece aşk mı denir diğer zeytinin diğer zeytine fethi gibi dilerim herkesin vaktiyle adı sinem olan  uzun bir yasa değer eli sinem! o kadar  o denli

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Kitap boyunca aşkın çaresizliği, kırgınlığı ve insanın kendi içindeki savaşı anlatıldı.
Bazı aşklar kavuşmak için değil, insanın içinde ömür boyu taşınacak bir iz bırakmak için gelir..

KİTAPTAN ALINTILAR;

Belki de bir yere üzgün üzgün bakmaktır dünya.
*****
Aşk her şeyi daha yavaş yapmaktır.
*****
Önce gözlerimden başladım ben konuşmaya
akşamını gördüm dünyanın
merak kuşku ve bekleme yerlerini
hayatın beni tahtaya çıkardığı bir sabah
kırıldı dünya soğuktur diye yazdığım o kalem
o ayna
*****
Derler ki ruhunda kocaman şüphe
Kalbinde kara bir lekeyle doğarmış insan
insan
yani bir diğerini kör kuyularda merdivensiz bırakan.
*****
Biraz da kaldığım hayattan yazıyorum bu mektubu sana çünkü sen ve hayat
yarısı gelinen yarısı kalınan bir yermiş bunu asla unutma.
*****
Dünya dünya 
yalvarırım artık bir gün beni uyandırma
*****
Zaten dünyaya masalına düşmeye gelirmiş insan.
*****
Sonra sonra anladım
İnsan ancak güzel bir acıyla kalabilirmiş dünyada
****
Dedim kırk sesle yıkansa da gitmez kalbimden sesin.
*****