OKUDUKLARIM 2026/21 DERVİŞİN FİKRİ (2. BÖLÜM)

05 Mart 2026

OKUDUKLARIM 2026/21 DERVİŞİN FİKRİ (2. BÖLÜM)

 


Rabia Adeviyye, hepimizi ikaz etmekte; şikayeti, sızlanmayı ve hatta isyanı biliyorsunuz peki hiç sağlıklı ve sıhhatli zamanlarınızda Rabbinize karşı teşekkürü de dile getirebiliyor musunuz, demektedir.
*****
Rabbine şükretmeye, insanlara teşekkür etmeye alışan bir dil, bunu zor zamanlarda da ihmal etmez. Nimete nankörlük etmediği gibi mihnete de isyanla değil sabırla, şifayı, devayı nasıl ve kimden arayacağını bilerek katlanır.
*****
Hayranlık ise bizi her adımda yoğurur, inceltir, tefekküre ve teşekküre sevk eder.
*****
Hoştur bana senden gelen; ya goncagül yahut diken, dememişler mi arifler.
*****
Kalbimizi, aklımızı, zihnimiz ve ömrümüzü meşgul eden bir mesele bizim onda, ona bağlanıp kaldığımız gösterir. Kalbimiz bağlanmıştır aklımız bağlanmıştır. Bu bağlar çözülmedikçe ondan kurtulamayız. Yermek, kötülemek de bir çeşit anma, onu varlık olarak kabul etme, onunla muhatap olmadır. Dahası yermenin ve kötülemenin ardından bazı durumların değişmesiyle ona bağlanma, onu isteme, onunla mutlu olma hâli hâsıl olur ki bu da baştaki iddiamızın tam tersine talip ve bağlı olduğumuzu ispat eder. İlgimiz, alakamız neyedir; neyin peşinden gidiyoruz, bu sorulara kendimiz cevap vermeliyiz. Bir başkasına, bir başkayı kötülemek, yermek bizim ondan bağımsız olduğumuzu değil tam aksine ona ne kadar bağlı ve hatta bağımlı olduğumuzu işaret eder.
*****
Nasıl ki, beden kusurlarımız için hekime gidiyor, o hekimin verdiği reçeteyi harfiyen uyguluyor isek, kalp kusurlarımız için de kalp hekimine müracat etmeli, onun verdiği reçeteyi adım adım, yudum yudum uygulamalıyız. O zaman kim hasta, kim hekim; kim arif kim sadece iddia sahibi ortaya çıkar.
*****
Arifler sözlerin değil halin, gösterişin değil yaşamanın peşindedir. Çeşitli makamlarda mübarek ağızlarından inciler, hakikat dökülür, saçılır. Alan alır, bulan bulur. Ancak onlar, sözü süsleyerek gösterişe kaçmaktan hem kendilerini hem de etraflarındaki korumak isterler.
*****
İsteyen, talep eden, muhtaç olan fakirdir. Allah'tan istemek kaydıyla hepimiz fakiriz zira sonsuz mülkün, sonsuz hazinelerin sahibi Allah'tır ve bize sonsuz hazinelerinden vermekte, ikram etmektedir. Veliler, kalplerine Allah'ı koydukları için, ne para ne makam burada yer edinemez.
*****
Zengin midir, fakir midir, gözlerine toprak dolunca anlayacaktır. Açgözlülük, sürekli paraya talip olma en büyük fakirliktir. Şükür, bütün zenginliğin başıdır. Allah adamları, Allah ile zengin olmuşlar, Allah ile olan zenginliğe talip olmuşlardır.
*****
Yaratılmışlardan Allah'a en yakın olanı, halkın yükünü çokça çeken güzel huylu kimselerdir.
*****
Her meselede karşımıza ariflerin bakışı, yaklaşımı, güzel üslubu çıkmaktadır. Onlar önce yaşayarak sonra sözle ifade ederek örnek ve öncü olmuşlardır. Sert kayalardan, Allah'ın lütuf ve yardımıyla, nice berrak kalpler, gönüller devşirmişlerdir. Önce temsil sonra tebliğ onların düsturudur.
*****
Kendinden veremeyen, Allah'ın kendine verdiklerini Allah'ın kullarıyla paylaşamayan biri, hangi yüzle ne bekleyebilir Allah'ta.
*****
Allah bu dünyayı barış, huzur ve dinlenme yeri olarak yaratmamıştır. Burada mücadele etmeli, çok çalışmalı ve bu dünyadaki engellerin üstesinden gelmeliyiz. Manevi olarak da ancak böyle tekamül edebiliriz.
*****
Kötü huylarımız, onları bir ehline göstermeli, verilen reçeteye de uymalıyız ki canımız huzura kavuşsun.
*****
Mecaz yoldur, insan okumayı bildiği sürece mecaz yoluyla gayesine ulaşır.
*****
Allah dostlarının dünyasında ve dilinde bu dünyanın kendisi mecaz olarak görülmüştür. Amaç burayı yok saymak ya da burada eğlenip kalmak değil aksine buradan geçerek hiç geçmeyene ulaşmaktır. Bu sebeple mecazlar, birer köprüdür; gaye köprüden geçip yol alabilmek nihayete ulaşabilmektir. Bu dünya fanidir, hakiki değildir; ödünçtür.
*****
Kalp içinde ne varsa onu sızdırır.
*****
,Kalbi aydın olanın; dilinden de, elinden de, zikrinden de, fikrinden de hakkın tecellileri çıkar.
*****
Bizi üstün eden postumuz değil, kalbimizden başlayan ve tavırlarımıza yayılan güzel huylarımızdır.
*****
Allah dostları genellikle az ve öz konuşurlar, kelamları gönüllere şifa olur.
*****
Beytullah, Allah'ın evidir; evin sahibi Allah'tır. Oradaki manevi hâller ve tecrübeler kalpten kalbe nakledilir. Bu ibadet hem maddi boyutuyla ve şiarlarıyla hem de manevi yüceliğiyle zenginliktir.
*****
Hac hem mali hem de bedeni ibadettir. Zenginlere değil Allah'ın davet ettiklerine nasip olur.
*****
Her ibadet öncelikle tertemiz bir nihayetle anlamını bulur.
*****
Kimseyi hor görmemeli, hiçbir ibadeti kimseye mahsus bellememeliyiz. Her can, Allah'ın kuludur.
*****
Dünya geride kalmadıkça ahiret öne geçemiyor. Kalpten onu çıkarmadıkça ahiret düşüncesi kendine yer bulamıyor.
*****
O mübarek mekana bedenimizle gidelim ama asıl götüreceğimiz, asıl sunacağım kalbimizdir. Kalbin meşguliyeti, kalbin niyeti, kalbin istediği Allah olmalıdır
*****

Devamı gelecek son post olarak.



OKUDUKLARIM 2026/21 DERVİŞİN FİKRİ

03 Mart 2026

OKUDUKLARIM 2026/21 DERVİŞİN FİKRİ

 


Acılar, elemler, kederler, ağrılar, sızılar bize kimden gelmektedir? Ya sayılamayacak kadar çok nimetleri; gören gözleri, işiten kulakları, yürüyen ayakları, düşünen başları, çalışan elleri, yiyen içen ve konuşan dilleri, tertemiz havayı, bol güneşi, bereketli toprağı cana can katan suları kim bizim için var etmiştir? Rabbine şükretmeye, insanlara teşekkür etmeye alışan bir dil, bunu zor zamanlarda da ihmal etmez. Nimete nankörlük etmediği gibi mihnete de isyanla değil sabırla; şifayı, devayı nasıl ve kimden arayacağını bilerek katlanır. Bakmasını, görmesini, ârif olmasını bilmezsek bizim için nimet de zahmet de bir isyana dönüşebilir. Şaşırmamak, yoldan sapmamak, çizgiden çıkmamak için inceliğe, tefekküre, teşekküre, ârif olmaya ihtiyacımız var.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Güzel bir tasavvuf eseridir, tavsiye ederim.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Varlık, servet demektir. Bize bahşedilen her nimet, her varlık bizim sermayemizdir. Can, ömür, beden, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık, ilim, maddi unsurlar bütün bunlar bize ikram edilen ve bizden değerlendirilmesi istenilen birer sermayedir.
*****
İnsanın ömür sermayesi yok olmayacak, nasıl değerlendirildiyse kendine yeniden verilecek.
*****
Ömür sermayesini uyku ile geçirmeye gaflet demişler. Gaflet; kalbin örtülmesidir. Kalbin açılması, hakikatin görülebilmesi için şarttır.
*****
Ahlak, niyette ve amelde ortaya çıkan, tek seferlik olmayan bir ömür devam ettirilebilen tavırlar, tutumlar ve hallerdir.
*****
İslam ve tasavvuf bir hayat tarzıdır.
*****
Muzaffer Ozak Efendi insanın iki türlü de imtihana tabii tutulduğunu söylüyor; başarı da hüsran da imtihandır.
*****
Allah adamlarının çizgilerinin en belirgin vasıflarından birisi de derinliklerini muhafaza etme, bağırıp çağırmama, kavga ve gürültü çıkarmamadır.
*****
Günlük hayatlarında, diğer insanlara karşı tavırlarında en çok da zikir, fikir, ibadet, ihsan ve iyilik vakitlerinde sergilerler.
*****
Padişahlar, dünya saltanatı ve halkın iyiliği üzere bulunduğu gibi sufiler de ahiret saltanatı ve kalbin iyiliği üzere bulunurlar. Onlar, resmi kurumların bilgisi ve icazetiyle iş görmeyi her zaman önemserler. Kim ki, bundan kaçıyor ve kaçınıyorsa birtakım yanlış işlere, yanlış yollara tevessül etmiş; sahtecilik yapıyor demektir.
*****
Gerçek sufiler; derviş kılığına girip haydutluk etmezler; Hak yolunda görünüp te şeytanın amellerini işlemezler. Bu yanlış yollara girenler gizli niyetlerinin, kötü kalplerinin cezasını da er geç çekerler.
*****
Gönlümüzün sahibi kimdir, hayatın temel sorusu burada.
*****
Bize emanet edilen zenginliği veya fakirliği şükürle, sabırla yoğurabildik mi, asılı mesele buradadır. Gönlümüz, dünya varlığından azat olmadıkça azlığı da, çokluğu da, yokluğu da bize bağdır yüktür.
******
Mal, mülk sevgisi dünya sevgisidir; bu sevgiye bağlanan hayatını burada heder eder. Mal, mülk, varlık, zenginlik bunları verenin emrince ve yolunca sarf edilirse bahtiyarlığın, cömertliğin, saadetin, kutluluğun bayrağı göndere çekilmiş demektir.
*****
Mülkün ve yeryüzünün tamamı Allah'ındır. Kim, mülkün sahibine bağlıysa üstünlük ondadır. Her devirde, her mekanda, her ülkede salihler, alimler, arifler, veliler bulunabilir. Hepsine hürmet edilir, hepsi sevilir. Arifleri imtihan etmeye kalkışmak, onlarda kusur aramak başlı başına bir edepsizlik olmakla birlikte mademki bu yola başvurulur, usulünce ve yakışığınca cevabı da verilir. Arifler gönlünü arındırmış, oraya dünyayı değil dostu misafir etmiştir. İster hırka, ister marka, gönülde bunların sevgisi varsa bu sevgiyle ancak burada yol alınır, önü, ardı, ahiri ahireti kapalıdır bu sevginin.
*****
Tasavvufi hikaye ve menkıbeler Kur'an ve hadiste daha ziyade kıssa ve mesel olarak adlandırılır. Kur'an'da kıssa ve mesel'e ve bunların anlatılmasına dair pek çok ayet vardır:

And olsun ki biz, bu Kur'an'da insanlara her çeşit meseli verdik. 
İsra, 89

Onlara dünya hayatının örneğini ver: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir suya benzer. Bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi önce gelişip birbirine karışır fakat sonunda hepsi rüzgarın savurduğu çer çöp haline gelir.
Kehf, 45

And olsun ki biz, insanlar için bu Kur'an'da her türlü meselden örnekler getirdik.
Rum, 58

And olsun ki biz, öğüt alsınlar diye bu Kur'an 'da insanlara her türlü misali verdik.
Zümer, 27

Onlara mesel getir, misal ver.
Yasin, 13

En yüce mesel Allah'ındır.
Nahl, 60

Kıssalar hikaye et, umulur ki düşünürler.
Araf, 176
*****
Hak'ın arife verdiği ödül yine Hak'tır. Ariflerin derecesi nedir; alimlerle ariflerin farkı nasıldır; Bu sorunun cevabını yine ariflerin sultanı Beyazıt Bistami şöyle verir: Arif söylediğinden daha fazla olandır, alim ise söylediğinden daha az olandır.
*****
Şayet kalbi öldüren yalan, dedikodu, gıybet, iftira, inkar gibi gayrimeşru hallerin ateşi yanarsa içimizde bir süre sonra bir yanardağ kütlesinin tam ortasında kendi karanlığımızla ve alevimize kalakalırız. Bizim kandilimiz, ariflerin kandilinden yanmalı; bizim kalbimiz onların arınmış kalbiyle hemhal olmalıdır.
*****
Kendilerini tamamen insanlık işlevlerinin başlangıç safhalarına gömen kişiler bedene bağlı kalırlar, beden de ölümlüdür ve kabre girecektir. Bedene bu denli bağlı kaldığımızda korkularımız başlar, zira beden çürüyen ve sonlu bir varlıktır. Bedenimiz yerine kalplerimize ve ruhlarımıza bağlanırsak işte o zaman yavaş yavaş ölüm korkusunu bırakmaya başlarız. Ahirette başımıza gelecekleri düşündükçe burada manevi sağlığımız ve gücümüz kuvvetlenir; gayemiz etten ve kemikten ibaret olan vücudumuzu diri tutmak değil ölmeyecek olan kalbimizi ve ruhumuzu arındırarak yaşatmak olur. Bu da manevi tekamülü tamamlamakla olur. Manevi gelişim, sabır ve şuur zindeliği ister. Sabır ve şuur zindeliği Allah dostları belirli anlarda, bazı zamanlarda, ara sıra değil bütün bir ömür sergilemişlerdir. Zira kalbinizin ışıklarını  kapattığınız anda şeytan ve nefis hırsızı içinizi talan etmek için saldırıp duracaktır. Işıkları yanan bir eve hangi hırsız cesaret edip de girmek cüretini gösterebilir ki?
*****
Allah bizden mükemmellik beklemiyor, samimiyet bekliyor.
*****
Edep, her yolda baş tacı edilir. Edeple geleni lütufla gönderirler. Edebi gözetmeyeni gözetmezler. Edep, iç güzelliğinin tavırlara, sözlere yansımasıdır. İçten gelmezse büyük bir karmaşaya sebep olur.
*****
Hepimiz Allah'ın birer kuluyuz. Kan bağımız, soy bağımız, dünyadaki birtakım üstünlük vesilesi olan makam ve şöhretler ahiret için bir anlam ifade etmemektedir. Orada, kimlik bilgilerimizi değil, halimizi; dışımızı değil içimizi soracaklardır. Burada kan bağı, soy bağı, ve diğer birtakım unsurlar işimizi görmemiz, arzularımızı elde etmemiz, bazı tehlikelerden korunmamız için bir kalkan olabilir. Ancak çıplak geldiğimiz bu dünyadan hepimiz birer kefenle ayrılacağız. Orada hepimiz özgür birey olarak sorguya çekilip kendi hesabımızı kendimiz görecek, varsa borcumuz bizzat ödeyeceğiz. Atalarımızla öğünüp kendimizi beğendiğimiz sürece; amelimizle değil soyumuzla öne geçmeye çalıştığımız müddetçe bir adım yol alamaz, ileriye gidemeyiz.
*****
Nefisle mücadele ve onu öldürmek demek, onun teslim olması, Rabbinin emirlerine itaat etmesi ve kötü sıfatlarının iyilerle değiştirilmesi demektir. Yoksa bazılarının da zannettiği gibi nefsi öldürmekten maksat, onu kökten yok edip ortadan kaldırmak değildir.
SIBGATULLAH ARVASİ

Sevaplarımızı zayi etmenin, elde tutmanın, kendimize ayırabilmenin yolu yine kendimizle meşgul olmak, başkasının kusurlarını araştırmak sayıp dökmek yerine kendi kusurlarımızı düzeltme yoluna gitmektir. Aksi halde amel defterimiz sevapla bir miktar lehimize dolsa da sonra buradan uçup giderek hakkına girdiklerimizin hanesine iletilecektir. Kendi hikayemizi, başkalarının kötülükleri üzerine zenginleştirmemiz nasıl mümkün olsun?
*****
Ameller surete göre olmayıp niyete göredir.
*****

DEVAMI GELECEKTİR, BU KİTABIN ALTINI ÇİZDİĞİM CÜMLERİNİ SİZE AKTARMAK GÜZEL BİR OLAY. İFTARDAN SONRA YAZACAĞIM YAKIN ZAMANDA









BLOGGER CANLANDIRMA PROJESİ

28 Şubat 2026

BLOGGER CANLANDIRMA PROJESİ

 



BÜYÜK CESUR VE GÜZEL BİR YOLCULUK 2025

Sarah ve David, ortak bir arkadaşlarının düğününde tanışıyorlar. Ardından, beklenmedik bir olay sonucunda geçmişlerine yolculuk yaparak hayatlarını şekillendiren anları yeniden yaşıyorlar. Bu macera, onların geleceğini değiştirme fırsatı sunabilir.

Büyük Cesur Güzel Bir Yolculuk bizi metaforlarla dolu bir fantezi yolculuğuna davet ediyor

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/1 DELİLER TEKNESİ SAYI:111

26 Şubat 2026

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/1 DELİLER TEKNESİ SAYI:111

 


Hangi zaman şımarsam mutluluktan yana

Ağlamaklı bir yol geçer önümden.

*****

Yazar, mevsimlerle insanın ruh halleri arasında paralellikler kurarak,  doğanın ruhu ile insan ruhunu bütünleştirmiştir.

*****

Tıp, nikahlı karım benim, edebiyat ise metresim. Birine kızarsam, geceyi öbürüyle geçiriyorum. Bu davranışımı belki biraz uygunsuz bulabilirsin, ama en azından sıkıcı değil. Hem zaten, benim bu ikiyüzlülüğümden ikisinin de bir şey kaybettiği yok.

Anton ÇEHOV

*****

Kendi deliliğini kabullenmek ve değişmek sağlıklı ve iyileşmiş olan akıllı insanların ruh halidir.

*****

Altıncı koğuş, bireylerin yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da baskı altına alındığı bir cezalandırma ve dışlama mekanizmasıdır. Çehov, toplumun dışladığı bireylerin yalnızlaştırıldığını ve insanlıklarından koparıldığını anlatmaya çalışır.

*****

Empati, sadece bir çaba değil, aynı zamanda cesaret gerektiren bir eylemdir.

*****

ÇehoV; insanların sadece kendi bireysel özellikleriyle değil, içinde bulundukları toplumsal yapıların kuralları ve sınırlarıyla da şekillendiğini ustalıkla gözler önüne serer. Bu sınırlar, bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım aşılması neredeyse imkansız bir duvar gibi karşımıza dikilebilir.

*****

Kayıtsızlık, insanın kendi yaşamını küçümsemesidir. Bunun da insanları gerçek yaşam mücadelerini anlamaktan uzaklaştıracağını düşünür.

*****

İnsan olmak, yalnızca yaşamak değil; anlamak empati kurmak ve cesaretle sorgulamaktır.

*****

İnsanı anlamak, onun acılarını, umutlarını ve çatışmalarını görmekle başlamaz mı?

*****

Sosyal çürümenin sebebi konusunda arayış, anlatının içinden çekilen iki cümleyi birleştirdiğimde yanıt bulur:

" Fevkalade düşünüyoruz. Birbirimizle konuşmayı bir türlü beceremedik."

*****

"Değişmeyen tek şey değişimdir" ve bunu söyleyen de anlamdıran da insandır.

*****

Yabancı sözcükler anadil bahçesinin gübresidir; hem besler hem de kirletir; ölçüsü kaçtığında bahçeyi yakar. (Söz Uçar Kitabından)

*****

Sorumluluk bireyin kendisindedir. Sorumluluk ne dinin ne bilimin sorunudur.

*****

İnsan yaşadığı sıkıntılarla yeniden uyanıp içindeki mutlak sevgiyi, iyiyi arıyor ve aslında bu arayış sürekli olmalı. Çünkü sürekli değişen maddeyle ruhun entagrasyonu bu değişime göre bütünleşiyor.

*****

Kendi doğasını aşıp kendi metafiziğini yaratan insan öz benlik tartışmasına gider ve bir başlangıç sorgusuyla karşılaşır. Burada karşılaştığı şey saf benliktir. Saf ben mutlaktır iyidir, güzeldir, doğrudur, değişmezdir. Ve ben varlıktaki bilgiyi araştırırken metafizik yani ben ötesi sorgu yaparım.

*****



AFORİZMALAR 4

24 Şubat 2026

AFORİZMALAR 4