“Zamanımızın en büyük ruhu”
- Albert Camus
“Bir azizin sahip olduğu türden deha sahibi bir kadın”
- T.S.Eliot
Dünya üstünde, çeşitli kılıklar içerisinde gördüğümüz kötülük, Allah'dan uzak oluşumuzun bir işaretidir. Lakin mesafenin kendisi aşktır ve aşka aşık olunmalıdır. Kötülüğe aşık olamayız ama Allah işte bu kötülükler arasından geçilerek sevilir.
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;
Kitap 3 kısıma ayrılarak yazılmış.
İlk bölüm kitap ile aynı ismi taşıyan Allah Aşkı Üzerine Düzensiz Düşünceler,
İkinci bölüm Joe Basquet'ye Mektup,
Üçüncü bölüm ise Allah Aşkı ve Mutsuzluk.
50 sayfalık bir kitap, çabuk okunuyor.
Daha geniş açıklamayı;
bulabilirsiniz.
KİTAPTAN ALINTILAR;
İnsanoğlu ıstırabının ve acılarının kesildiği gün, yenilerini aramaya koyulur.
*****
İhtiyacımız olanla, mülkiyetini edinmek istediğimiz şeyleri karıştırmamalı.
*****
İnsanlara sunulan dünya yalnızca yalanla dayanılabilecek bir dünyadır. Yalanı reddeden ve yaşamın esasında dayanılmaz olduğunu bilmeyi seçenler, buradan bir isyan çıkarmazlar. Dışarıda, zamanın ötesinde konumlanmış, yaşamı olduğu gibi kabul etmelerini sağlayan bir makama ulaşırlar.
*****
Kötülük yalnızca çektiğimiz acılar yahut işlediğimiz günahlar değildir. O aynı anda her iki halde de kendini gösterir, günah bizi ıstıraba sürükler, ıstırap ise kötülüğü taşır.
*****
Fani varlıklarız. İçerimizdeki kötülük de dolayısıyla sonlu. Yani ömrümüz ne denli uzun sürerse sürsün, bir gün nihayete ereceğimizden ve bu dünyada da kendi şeytanlarımızdan azade kalacağımızdan emin olmalıyız.
*****
En kusursuz hakikat, Tanrının burada, bizimle beraber olduğu gerçeğidir.
*****
Mutmain olmayı öğrenmiş kimse, kendine dönmeksizin, kendinden yüce ve saf bir şey olduğunu bilendir.
*****
Dua etmek dahi ruhun vasat güvenliğini aşamaz.
*****
İhaneti insani gayretimiz değil, kendiliğimizi karşımıza alan şiddetli dirayetimiz önler.
*****
Bizi yükseltecek olan güç yalnız Tanrıdır ve sadece yüzümüz ona dönükken bu güç bize sadır olur. Tanrıya yüzünü dönmek demek aşkın kendisidir.
*****
İçimizdeki kötülük, yalnızca her daim saf olana dönük bakışlarımızla def edilir.
*****
Aşk yalnızca hakikattir.
*****
Bir insan köle olduğu zaman, ruhunun yarısını da kaybeder.
*****
Fiziki olarak hissedilen acılar ruhta herhangi bir iz bırakmaz. Çürük dişin şiddetli ağrısı bittiğinde ortada bir hatıra kalmaması gibi, yalnız fiziki acılar hatırasızdır.
*****
Mutsuzluk hayatın köksüzleştirilmesidir.
*****
Mutsuzluk, karanlık bir hücredeki ışığın yokluğundan daha şiddetli bir şekilde Tanrı'yı yok kılar. Bir tür korku hali tüm ruhu bu esnada kaplar. Bu yokluk boyunca hiçbir şeyi sevmek mümkün değildir. En berbat olanı, bu karanlıklarda tutunup sevilecek bir şey bulamayan ruhun aşktan vazgeçişidir. Öyle ki, Tanrının yokluğu adeta bir kesinlik kazanır. Ardından Tanrı, bir gün kendini açık edip, tıpkı Hz. Eyüp'e gösterdiği gibi dünyanın güzelliklerini gösterecektir. Ama ruh, aşkı inkıtaa uğratırsa, neredeyse cehennemden daha derin bir uçuruma düşülecektir.
*****
Kötülük kendini talihine hazırlamış masum ruhlarda bilinir ve hissedilir. Özünde suça yatkın ruhlarda ise talihsizlik ve suç kavramı birbirinden ayrılmıştır.
*****
Horoz, yaralı olan diğer horozu daha sert ısırır.
*****
Birini, şu anki mutsuzluğundan çıkarmak kolay olsa da geçmiş mutsuzlukları aşmak oldukça zordur. Bunu aşmamıza muktedir olan yalnızca Tanrı'dır.
*****
Tanrı, aşk ile ve aşk için yarattı. Tanrı aşktan gayrı hiçbir şey, aşka giden yoldan gayrı hiçbir yol yaratmadı. O aşkın tüm şekillerini yarattı. O, tüm mesafeleri göze alan, yakınlık gözetmeyen aşka ehil varlıkları yarattı. Kendini sonsuz bir uzaklığa, ölçülmez bir mesafeye koyan Tanrı'ya ve aşkın mucizesine yaklaşmak için tek yol acı çekmek olarak görüldü.
*****
Tanrı ile Tanrı arasındaki aşk, Tanrı'nın kendisidir. Bu hakikat ikili bir erdeme uzanır, iki farklı varlığı bir eder ve sonsuz ayrılığa karşı galebe çalar. Tanrı'nın birliğinde tüm çokluklar yok olur.
*****
Aşık için ayrılık acı verici de olsa bir iyiliktir, zira aırılık aşka dahildir.
*****
Tanrı merhametiyle bir insanın yaşamına girip tüm varlığını aydınlattığında, kişiye doğa kanunlarına bağlı kalmaksızın, suyun üstünde yürümenin imkânını verir. Ama ne zaman aynı kişi Tanrı'dan aksi istikamete bakar ise, Tanrı'ya değil bu mekanizmaya yerçekimine teslim olur.
*****
Ruhlarımızı ve toplumları dikkatle incelediğimizde Tanrı'nın bu tabiatüstü ışığının eksik olduğunu, hepimizin mekanik ve kör bu yasalara itaat ettiğini görürüz.
*****
Bizler her acıyı hissedip, ıstırap çektiğimizde, esasen hakikatin, dünyanın nizamının, Tanrı'ya itaatin vücudumuzda yer etmeye başladığını söyleyebiliriz.
*****
Bir gün gelir ruh Tanrı'ya ait olur yahut hakikatli bir şekilde aşkı hisseder, aşık olur. Kendine düşen artık, kainatı aşıp, Tanrı'ya varmaktır. Ruh, daha önceden sudur etmiş bir aşkın ürünü olan mahlukatlar gibi sevmez. Bu aşk, kendinde ilahidir. Ruhumuzun kendi duygularından arınıp, bu aşka varmasına ancak rıza gösterebiliriz. Zira ilahi aşka yalnızca, ilah muktedirdir. Burada kendi benliğimizi reddederiz. Biz bu reddetme rızasını göstermek için yaratılmış varlıklarız.
*****
Mutsuzluğun yol açtığı acizliğe düşmezden evvelinde, atalet, korkaklık ve cehaletin suç ortaklığıyla, başkalarının bizden daha çok kötülük yapıp, günah işlediğine kani oluruz.
*****
Kâinatın Tanrı'ya ait bir nesne olduğunu biliyoruz. Kalbimizin en derinlerinden Tanrı'ya bize kendi mutlak egemenliğini bahşettiği ve uysallığa buyur ettiği için şükretmeliyiz.
*****
Felsefe yapmak, ölmeyi öğrenmektir.
Platon
*****
Bizim talihsizliğimiz ve mutsuzluğumuz ilahi olanın ihtişamından bir şey götüremez.
******
Tanrı aşktır, doğa ise gereklilik. Fakat bu gereklilik teslimiyetle aşkın bir aynası olur. Keza Tanrı mutluluk, yaratılış ise bir bunalım olsa dahi, bu bunalım Tanrı'nın nuruyla ışıldamaktadır. Bu bunalım yahut mutsuzluk içinde bulunduğumuz koşulların hakikatini içine alır. Hakikatin künhüne vakıf olmayı ve bu uğurda ölmeyi uzun ve mutlu bir hayata tercih edenler Tanrı'ya varacaklardır. İşte, bu hakikate gitmeyi istemek gereklidir.
*****
Dünyadaki güzelliklere kayıtsız kalmak da belki mutsuzluğa giden yola gireceğimiz bir günahın ve suçun başlangıcı olarak görülmeli. Şüphesiz, kişiler hemen talihsizliklerle cezalandırılamaz ama dünyanın güzelliklerine dair kayıtsızlığın sonunda varacağımız yer sıradan bir hayattır. Sıradan bir hayat niçin bizi besleyen sıkıntı ve mutsuzluğa tercih edilsin?
















