HİÇBİR ŞEYİN ASLI HAYALİ KADAR GÜZEL DEĞİLDİR

09 Ekim 2026

HİÇBİR ŞEYİN ASLI HAYALİ KADAR GÜZEL DEĞİLDİR

 


(Bahçeden Cumhuriyet çiçekleri, üstüne de çekerken kelebek kondu)

DÜNYADA YAŞAMAK AMA DÜNYADAN OLMAMAK NE DEMEKTİR?

Derin bir ezoterik ve inisiyatik anlam taşıyan bu söz sık sık yanlış anlaşılmakta ve yaşarken dünyadan el etek çekmemiz gerektiği sanılmakta, bu da ruhsal yolculuk yapmak isteyen insanların kafasını karıştıran bir kavrama dönüşmektedir.  Dünyayla gerekenden fazla bağlantı kurmayın, maddeye bağlanmayın, sosyal medyaya kendinizi kaptırmayın gibi yararlı bilgiler yanlış anlaşıldığı için bu önemli konuyu açıklığa kavuşturmak gerekiyor...
“Dünyada yaşamak ama dünyadan olmamak” tasavvufun çok temel bir anlayışını anlatır: İnsan hayatın içinde olacak; çalışacak, sevecek, kazanacak, ailesine ve topluma karşı sorumluluklarını yerine getirecek. Fakat kalbini dünyanın geçici şeylerine teslim etmeyecek anlamını taşır.
Tasavvufî açıdan:
Buradaki “dünya”, yalnızca yaşadığımız gezegen değildir. Tasavvufta çoğu zaman insanı Hak’tan, özünden ve hakikatten uzaklaştıran bağlanmalar yani spiritüel deyişle madde ile aşırı özdeşleşmeler anlamında kullanılır.
Yani mesele: Dünyayı terk etmek değil, dünyaya esir olmamaktır.
Bir insanın malı olabilir ama malı onun kalbine sahip olmamalıdır.

Makamı olabilir ama makam onun kimliği olmamalıdır.
Sevdiği insanlar olabilir ama sevgisi sahiplenmeye dönüşmemelidir.

Bu anlayışta önemli olan el ile dünya, kalp ile Allah ilişkisidir.
Mevlânâ'nın meşhur bir benzetmesiyle anlatırsak:

“Su geminin altında olduğu sürece gemiyi yürütür; içine dolduğunda ise gemiyi batırır.”

Dünya da böyledir. Elinde olduğunda araçtır; kalbine dolduğunda bağ olur. Tasavvuf insanı hayattan kopmaya çağırmaz. Tam tersine şöyle söyler:

“İşini iyi yap.
Kazancını helal yoldan kazan.
İnsanlara faydalı ol.
Sev.
Üret.
Ailene sahip çık.
Güzelliği gör.
Sorumluluklarını yerine getir. 

Fakat bütün bunların içinde ‘Ben bunlardan ibaret değilim’ diyebil.”
Çünkü tasavvufî bakışta insanın gerçek yurdu yalnızca dış dünya değil, gönül âlemidir. “Dünyadan olmamak” Bu, dünyayı küçümsemek değildir. Şöyle bir iç hâlidir:

“Dünya benim durağım; fakat son durağım değil.”
Bugün sahip olduğum şeylerin yarın elimden çıkabileceğini bilmek...
Övgü geldiğinde şişmemek, yergi geldiğinde yıkılmamak...
Kazandığında şükretmek, kaybettiğinde tamamen kendini kaybetmemek...
Sevdiğinde sahiplenmemek...

İşte bu hallere sahip olmaya başlamak, dünyanın içinde olup dünyaya ait olmamaya yaklaşmanın ilk adımlarını atmaktır.
Spiritüel Öğretilerde Nefis Açısından Ele Alınışı:
Nefis açısından konuyu ele alacak olursak; “Dünyadan olmamak” aynı zamanda nefsin şu taleplerinden özgürleşmektir:

“Daha fazlası benim olmalı.”
“Herkes beni beğenmeli.”
“Ben haklı çıkmalıyım.”
“Kaybetmemeliyim.”
“Bana ait olan elimden alınmamalı.”

Tasavvuf burada insana şunu öğretir: Sahip olduklarını kullan; fakat onların sana sahip olmasına izin verme. Asıl özgürlük budur.
Spiritüel Açıdan Bağlanmadan Yaşamak Nedir?
Spiritüel bakışla bunu “bağlanmadan yaşamak” şeklinde düşünebiliriz. İnsan deneyiminin içinde bulunur fakat kendisini yalnızca deneyimleriyle tanımlamaz.

“Ben paramım” demez.
“Ben makamım” demez.
“Ben bedenim” demez.
“Ben başkalarının benim hakkımdaki düşünceleriyim”

 demez.
Bunların hepsinin geçici roller olduğunu fark eder. Böylece insanın içinde bir gözlemci bilinci oluşur: 

Hayatı yaşarım ama hayatın her değişiminde kendimi kaybetmem.
“Mutluluk geldiğinde onu yaşarım.
Üzüntü geldiğinde onu yaşarım.
Başarı geldiğinde şükrederim.
Kayıp geldiğinde acımı kabul ederim.
Ama içimde bunların ötesinde bir sessizlik ve şahitlik alanı olduğunu hatırlarım.”

Bir tasavvufî hikmet olarak bir dervişe:
“— Dünyayı neden terk etmiyorsun? diye sorarlar.
Derviş gülümser:
— Dünyayı terk etmek kolaydır. Asıl mesele, dünya kalbinden çıkmışken onun içinde yaşayabilmektir.” der. Çünkü insan dağa çekilebilir ama zihninde hâlâ mal, makam, övgü ve kıyas taşıyabilir.
Asıl terk ediş mekânsal değil, kalbîdir.
Dünyada yaşamak: Hayata katılmak.
Dünyadan olmamak: Hayatın geçici görüntülerini mutlak gerçek sanmamak.
Dünyayı sevmek: Güzelliği görmek.
Dünyaya bağlanmamak: Güzellik değiştiğinde gönlünü kaybetmemek.
Dünyaya sahip olmak: Eşyayı kullanmak.
Dünyanın sana sahip olması: Eşyanın ve arzuların seni yönetmesi.

Ve belki en güzel tasavvufî cümleyle şöyle diyebiliriz:
“Elin dünyada olsun; gönlün Hakk’a dönük kalsın.”
Bunun daha derin bir katmanı da şudur: “Dünyada yaşamak ama dünyadan olmamak” ile “zühd”, “tevekkül”, “rıza” ve “kalbin özgürleşmesi” arasındaki ilişki. Bu dört kavram birlikte düşünüldüğünde sözün tasavvufî anlamı çok daha berraklaşır.
                   

           Hepinize merhabalar, umarım ziyaret eden okuyan herkes iyidir. Ben de iyi olmaya çalışıyorum, geçirdiğim ufak operasyondan bu yana yani bir aydır evde idim işe gitmedik, ağbim cumartesi gidelim dedi, bende sergiyi birine kurdur, ben satışı yaparım dedim. Öyle de oldu ağbimin arkadaşları yardım ettiler, sergi bezini ben sereyim dedim, Allah razı olsun Saadet abla da sen çekil ben sericem dedi. İyi ki de gitmişiz, güzel bir iş oldu. Akşam da malları ben poşetlere doldurdum ağızlarını bağladım, mahalleden Nihat ağbi geldi o arabayı yükledi, sonra hep beraber eve geldik. Sali günü doktor kontrolü için Çorlu'da idim, oradaki hastanede operasyon oldum. Ağbimin 20 yıl önce şeker yarasından dolayı ayağını Edirne Tıp fakültesi hastanesi kesme kararı almıştı. O dönemde burada genel cerrah olarak görev yapan bir doktorumuz vardı devlet hastanesinde, ağbime kestirme yaptırdığın tüm tetkikleri bana getir dedi. Ağbim de tetkikleri burada ona getirdi, tetkiklere bakıyor, Halis ağbi senin damarlarında bir sorun yok yaran yüzeysel kesmeleri için bir sebep yok, sen buna gün aşırı serumla yıkayıp yarayı pansuman yapıcaksın dedi, biz o zamandan bu zamana hala pansuman yapıyoruz. Yara kapanmadı, sadece pandemi zamanı ev yasaklarında gezmediği için kapandı, yasaklar bitince tekrar gezmeye başladığında tekrar açıldı. Yara ayak tabanında ne yazık ki. Biz de zaten kapanmasını istemedik, çünkü kimin böyle yarası varsa  kapandıktan sonra şeker zehirlemesinden vefat etti. Daha sonra bu doktorumuz kanser hastalarına bu hastanede alet olmadığı için yardımcı olamıyorum üzüntüsünden, Çorlu da özel bir hastaneye geçti. Fakat buradaki hastaları onu oraya gitti diye bırakmadı, herkes Çorlu ya gidiyor doktora:)) Bizde onlardan biriyiz. Operasyonu o gerçekleştirdi.



Salı kontrolde idim, cafede masada randevu saatini bekledim kitap okudum, karşıma genç bir bayan geldi, biraz sohbet ettik psikiyatriye geliyormuş, şirkette mobing görüyormuş, o da benim gibi aynı konudan muzdarip kalmış. Doktor aşağıdaki kitabı tavsiye etmiş, o da onu okuyordu.




Doktor artık çalışabilirsin dedi, 1 ay sonra tekrar kontrole çağırdı.
     

      Tarhanadan sonra turşuyu da hallettik, operasyondan önce temizliğimi de yapmıştım. Bu fotoyu instagrama koyduktan sonra tarhana ve turşudan sonra  sıra neye geldi geldim, herkes afiyetle yemeye dedi:)) ben de bilemediniz sıra kışlıkları çıkarmaya geldi dedim:)) onu da yaptık şükür. 

Dayım gelmişti İsviçre'den 3 hafta o kaldı döndü, bazı günler çarşıda ona gömlek vs alışverişi yaptık. 






Aldıklarım...


Hiçbir şeyim yok diye hayıflanmayın..!
"Gülümsediğiniz yerden çiçek açmaya başlıyor hayat"
Hem de bedava...


  
Şu an gerçekleşmekte olan büyük bir yeniden kurulum var. Eğer kendinizi yorgun, dalgın veya uyuşmuş gibi hissediyorsanız korkmayın; bu durum kurulum devam ettikçe devam edecektir. Şu an pek çoğumuz bütün karmik ve süresi dolmuş ya da geçmiş anlaşmalarımızı sona erdiriyor, davranış alışkanlıklarımızı değiştiriyoruz.
Uzun süredir birlikte yaşadığımız gerçekliğin resimleri artık değişiyor ve yenileri henüz bilinmiyor. Aslında, büyük olasılıkla çoğumuzun birlikte büyüdüğü türden bir kesinlik bir daha hiçbir zaman olmayacak.
Artık yeni bir varoluş dönemine giriyoruz, bize iyi hissettirenle, sezgilerimizle, (gerçek) isteklerimizle ve içsel bilişimizle yürümeyi öğreniyoruz.
Yaşam artık çok organik olacaktır; bu şu anlama geliyor; bir şeyleri eskiden yapma biçimimiz ve yaşama bakışımız oldukça farklı olacak. Tekamülün getirdiği uyaranlarla olduğu kadar devresel doğamızla da nasıl akış içinde olacağımızı bilmeye ihtiyacımız olacak ve bu da pek çoklarına oldukça yabancı gelecektir. Kendimize karşı nasıl dürüst olacağımızı öğrenirken aynı zamanda da yeteneklerimize ve deneyimlerimize yönelik niyetlerimizi yeni şekillerde, daha fazla işbirliği içinde olarak hizmet yolunda yenilemeye başlayacağız.
Şu dönemde, bir parça dinlenme, iyi beslenme, doğada zaman geçirme ve derin düşünceye dalma, günlük tutma gibi aktiviteler bu büyük yeniden kurulum sırasında bütünleşmemize yardım etmede destekleyici olabilir. Bu günler büyük bir kaybolma hissi yaşadığımız günler olabilir ve neden olduğunu bilmesek bile gözyaşlarımızın akmasına izin vermek önemlidir. Ruhsal düzeyde çok şeyler değişiyor ve yeniden yönleniyor. Bu da zaman ve enerji alıyor. Bir şeyleri daha önce bildiğimizden çok daha farklı yapabilme fırsatına sahibiz.
Bir şeyleri denemek için çocuksu bir merak ve istek dolu tutumlar göstermek şu dönemde faydalı olacaktır. Her şeyin ötesinde, hem kendimiz ve hem de başkaları için nezaket ve sabır göstermeliyiz.
Yeni akım nezakettir. 

(ALINTI)




Eylül 2026 kolajı 



Bugün okuduğum gazeteler, birikmişti aradan çıktı. Altını çizdiğim, beğendiğim makaleler kesildi deftere yapıştırılacaklar, alacağım ilgimi çeken kitapların resimleri kesildi, beğendiğim film ve dizilerde deftere yapıştırılacak boş vakitlerde izlenecek.




Yaptık yine bir güzellik bu kasımpatıyı aldık. 

Gidip geliyorum geçmişime,
Gülüp geçiyorum karanlık sahnelere.
Kaybola kaybola buldum kendimi,
Aldım elime kaderimi.
Yazıyorum mutlu sonlu hikâyemi…
“Mutlu Son” Spotify’da!
Söz: SECHOTONES 
Müzik & Vokal: AI-assisted / Suno

(Bu sözlere sahip şarkıyı spotify de dinleyebilirsiniz, sözler muhteşem. Resme ekledim ama çalışır mı bilmiyorum.)

İyi günler hepinize 




OKUDUKLARIM 2026/57 KAYIP SENARİST MARTI

04 Ekim 2026

OKUDUKLARIM 2026/57 KAYIP SENARİST MARTI

 



Kanatları olan bir yazar mı ? İmkânsız değil çünkü Marti, sıradan bir martı değil. Yüreğinde büyük hayaller taşıyan ve kelimelerle dans eden bir kuş. Peki, bir martı, insanların dünyasında nasıl yer edinebilir ? Kelimelerin büyülü gücünü keşfetmeye ve imkânsızın mümkün olduğunu öğrenmeye ne dersiniz ? Bu yolculukta Marti’ye eşlik etmeye hazır mısınız ?
Eğitimci yazar Mehmet Solmaz imkânsızı başarmanın yollarıyla birlikte, haklarımıza sahip çıkmamız ve elde ettiklerimizi korumamız gerektiğini Kayıp Senarist Marti’nin ilginç hikâyesiyle anlatıyor.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Güzel bir çocuk kitabı idi.

KİTAPTAN ALINTILAR

Zor diye bir şey yoktur.
İstediğin sürece, çalışıp emek verdiğin sürece her şey gerçekleşir; hayallerine, hedeflerine ulaşabilirsin.
*****
Tırnağın varsa kendi başını kendin kaşı
*****
Yapacaklarını hiçbir zaman kimseyle paylaşma. Yap, sonra paylaş.
*****
Çalışma disiplini ister, emek ister; zengin bir hayal gücü, çok okuma ve iyi bir gözlem yeteneği ister.
*****
Sakla samanı gelir zamanı.
*****
Duyguları anlatan cümlelerin sonuna ünlem işareti konulabilir: Sevinç, korku, acıma, heyecan, şaşırma gibi...
*****
Sporun iki önemli kuralı vardır: Saygılı olmak, yenilgiyi kabullenmek.
****
Söz uçar, yazı kalır.
*****
Öğrenirken mutlaka not almalısın.
*****
İnsan, hedeflerine ulaşmak istiyorsa önce bilgi edinmeliydi. Bilgi, öz güvendi; bilgi, mücadelenin anahtarıydı; bilgi, cesaretti
*****
Tiyatro, en önemli eğitim araçlarından biriydi.
*****
Dil, insanlar için en etkili iletişim aracıdır ancak insanlar, beden hareketleriyle de çok şey anlatabilirler, iletişim kurabilirler. Dans, resim, müzik, heykel, bunlar birer güzel sanattır ve sanatçının iletişim aracıdır. Bazen binlerce kelime kullanılarak yazılan bir romanın mesajını, bir ressam bir kaç renk ve fırça darbesiyle, bir müzisyen ise birkaç notayla aktarabilir.
*****
Savaşmanın insanlara ve insanlığa büyük zararlar verdiğini ne de güzel anlatmıştı.
*****
Asıl önemli olan, kendinizi geliştirmeniz. Hayalleriniz olmalı, hedefleriniz olmalı. Karın doyurmanın ve yaşam mücadelesinin dışında, inandıklarınızın arkasından gitmelisiniz. İşte o zaman yaşam daha anlamlı olur.
*****
Gerçek özgürlük sanattır arkadaşlar ve sanatın sınırı yoktur. Amacı, iyiyi ve güzeli yakalamaktır. Kendini ifade etmenin en güzel yoludur sana.
*****
Başarının, paylaşmanın, dostluğun ve ön yargısız bir yaşamın ne kadar huzur verici olduğunu anlamışlardı.
*****
Deyimler her zaman ayrı yazılır
*****
İki noktadan sonra bir cümle kurulursa ya da ilk kelime, özel isimse büyük harf kullanılır. Eğer cümle yoksa yada kelimeler cins isimse küçük harf kullanılır. Ardından örnekler verdi.
Aklıma takılan sadece bir soru vardı: Bu yıl sınıfı geçmeyi başarabilecek miyim?
*****
Akrabalık adı olup lakap veya ünvan olarak kullanılan sözcükler, büyük harfle başlar.
Baba Günay, Dayı Kemal.....
*****
Sanat: yaratıcılığın, becerinin ve hayal gücünün ifadesidir. Amacı ise güzeli ve güzelliği yakalamaktır. Sanatçının ortaya çıkardığı bir eser; birçok açıdan insanın yaşamına dokunur ve onun dünyayı anlamdırıp tanımasına yardımcı olur. Örneğin bir tiyatro eserinde insan aynaya bakar gibi kendini görür. Ayrıca sanat; her yaştan insanın, ister çocuk ister genç ister yetişkin olsun, kendini iade etme yeteneğini ve yaratıcılığını geliştirir. Sanatın insan hayatındaki önemi şüphesiz bunlarla sınırlı değil. İyi bir eser, kendi duygularını daha derinden anlamanı sağlarken yeni fikir ve deneyimlere açık olmana yardımcı olur.
*****
İyi bir sanatçı yaratıcıdır. Yaratıcılık, sanatçının eserlerinde orijinal ve ilgi çekici fikirler üretmesine olanak tanır; yaratıcı düşünme, sanatçının eserlerini benzersiz kılar ki sende bu özellik var. Ayrıca, iyi bir sanatçı, çevresindeki dünyayı derinlemesine gözlemleyen ve bu gözlemlerini eserlerine yansıtan kişidir. Sende bu da var.
*****
İyi bir sanatçı, genellikle uzun süreli ve sabır gerektiren bir süreç olan sanat eserlerini oluşturmada disiplinli ve kararlı olmalıdır. Bu, sanatçının hedeflerine ulaşmasına ve eserlerini tamamlamasına yardımcı olur. İşte, sende bu sabrı göremiyorum.
*****
Sanat, sonu gelmez bir yoldur.
*****
Sanat, güzellik arayışıdır.
*****





ORTAYA KARIŞIK

03 Ekim 2026

ORTAYA KARIŞIK

 


















OKUDUKLARIM 2026/56 GÜNDELİK HAYATIN SAHNESİ

02 Ekim 2026

OKUDUKLARIM 2026/56 GÜNDELİK HAYATIN SAHNESİ

 




Ebedî olanın izini taşıyan metinler edebiyat ile buluşup birlikte yol aldığında, zamanın resmi, kelimelerin kaydı altına alınır. Değişende değişmeyeni bulmak, sürekliliğin akışına ya da kesintisine dair fikir sahibi olabilmek için en güvenilir kaynağımız harflerin gövdesinde ve gölgesinde yaptığımız tasvirler...

Elinizdeki eserde Fatma Barbarosoğlu, “o an”ların kaydını tutuyor. Kaydı tutarken toplumsal hafızaya, duyguları muhafaza eden bir gündelik hayat sahnesi sunuyor.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Yazarın gazete yazılarından bir derleme

KİTAPTAN ALINTILAR;

Gezegenin, kalbi olanlar coğrafyasında meskun vatandaşları olarak, insanın biricik olma özelliğini sonuna kadar savunmak üzere sözü söze eklemekle yükümlüyüz. Acımızı, kederimizi, neşemizi, hayat tecrübemizi dile getirmek için közü söndürmeden, sözü döndürmeden, yaşanmış olanın kaydını tutmaya devam etmeliyiz, tıpkı bizden evvelkilerin yaptığı gibi.
*****
Mümin kendisinden emin olunan kişi değil mi?
*****
Hayatımıza teknolojinin hakim olmadığı zamanlarda, insan insanın gamını alır.
*****
Vaktimizi birbirimize verseydik de aramızda zamandan, zeminden yana bir alışveriş olsaydı keşke. Vaktimiz sanal alemin kuyularında berhava. Vaktini aldım, diyenlere; almadınız, vaktime bereket kattınız, diyorum.
*****
Hata yapmak, " hatasızlar katı" na çıkmak için herkesin üstüne bakmaktan iyidir, dedim.
*****
Kim ne yapmış/ ne yemiş/ ne söylemiş/ nerede görünmüş diye delicesine merak ile bekleyenler, sosyal medya denen yerin bir fare deliği olduğunu idrak edemez.
*****
İnsan insana söz ile yakın. İnsan insana göz ile yakın.
Göz göze değmez olduğunda, söz de söze değmez oluyor.
*****
İnsan ayıpladığını yapmadan ölmez.
*****
Dünyada olmak ve bir dünyası olmak. Günümüz insanı "dünyası olan" ların peşinden gitmiyor, bir profil oluşturarak "hayatta kalanlara" meylediyor.
*****
Öykü okumak zamanın elinden bir şeyler kurtarmaktır, zamanı genişletmek, bir öykünün satırlarında derdinize derman bulmaktır.
*****
Kınamam. Her şey insan için.
*****
Statüme hürmet edilsin istemem. Hürmeti bir insan olarak görmek, kabul etmek isterim. 
*****
Herkes en mutlu yüzünü giyiniyor. Her birinin yüzü diğerine ayna. Karşısındakine baktıkça yüzünün mutluluk kaslarını daha verimli kullanacağı ayna.
*****
Bildiğim, insanın, içinde yaşayamamasının getirdiği bıkkınlıkla dışına taşması, dışına taşanı hakikat sanması.
İçimizin kapılarını kapatan kim?
*****
Duyguyu ve bilgiyi zap etmek zorundayız. Aklına geleni yaz. Sonra tekrar tekrar oku, gözden geçiririz.
*****
Siz ne kadar iyisiniz.
İyi dediler iyi olduk.
*****
İyi diyelim, iyi olalım.
*****
Kişiyi yüzüne karşı övmeyiniz.
Hadisi Şerif
*****
Hiç bir çağ kendi zamanında anlaşılmaz.
*****
Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir. Ne var ki bu, kadının öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına oluşmuştur. Kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Hemen hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır. Bir odada yürürken 
ya da babasının ölüsünün başucunda ağlarken bile ister istemez kendisini yürürken ya da ağlarken görür. Çocukluğunun ilk yıllarından başlayarak hep kendi kendisini gözlemlemesi, bunun gerekli olduğu öğretilmiştir ona. Böylece kadın içindeki gözleyen ve gözlenen kişilikleri, kadın olarak onun kimliğini oluşturan ama birbirinden ayrı iki öğe olarak görmeye başlar. 

John BERGER
****
Kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Hemen hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır. 

John BERGER
*****
Dinlemek sohbete dahil, konuşan bizim varlığımızdan bir haber olsa da.
*****
Önce kendini affetmelisin.
*****
Birisi "siz" diyerek mesafesini korurken diğeri "canım" diyerek mesafeyi eriten/ihlal eden olabiliyor.
*****
İnsanın bilmediği durumlar için bir mihmandara ihtiyacı var, kendini affetmeyi başarmış birisi rehberlik etse.....
*****
Senin hayretin beni hayrete düşürüyor.
*****
İnsanın kendini affedebilmesi için hatalarının farkında olması lazım değil mi?
*****
Hafıza maskeli yüzlerin kaydını tutmuyor.
*****
En son kime kalpten kalbe selam gönderdim?
Herkes sevilmek istiyor ama sevmekten yana ne kadar nasipsiz
olduğumuzu hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Her birimizde öyle işlek, canlı bir haset damarı var ki gönlümüzün çayırları sararıp solmuş, nehirleri kurumuş hiç fark etmiyoruz. Kalbimizin iklimi krizde. Dünyadan önce, kalplerimiz çoraklaşıp çölleşiyor.
*****
Güvensizlik huzursuzluğa, huzursuzluk şikayete, şikayet şükürsüzlüğe doğru hızla yol alıyor.
*****
  Dert dinlemek.... Galiba sıkıntılarımızı açmaya/aşmaya buradan başlayacağız. Dert dinleyerek.... Sorun şu ki aile bireyleri, akrabalar, komşular, arkadaşlar arasında dert paylaşmak giderek imkansızlaşıyor. Neyse ki toplu dualarda, "Dertlilere deva, hastalara şifa, borçlulara eda.... " demekten henüz vazgeçmedik.
*****
İnsanları hayatı boyunca sağlıklı ve mutlu yapan şey nedir?
Araştırmadan çıkan sonuç: "İyi sosyal ilişkiler bizi daha sağlıklı ve mutlu yapar.
*****
Hayatın anlamını, onu kaybettiğimiz yerde bulmamız mümkün mü?
Hayır. Hayatın anlamı, kendimizi bulduğumuz yerde yeşerebilir ancak.
Kendimizi bulmak için ne yapıyoruz?
Kelamıkibarı biliyorsunuz: Aramakla bulunmaz, bulanlar yalnız arayanlardır.
Arıyor muyuz?
*****
Neden "ecdat" dedim. Çünkü bir şeyin iyi yada kötü olduğunu geçmiş kuşaklar ile günümüzü mukayese ederek cevaplamaya çalışıyoruz. Bunu genellikle de kadınlar üzerinden yapıyoruz. Oysa bu mukayeseler her zaman hakikati vermez. Daralan zamanlar ile geniş zamanlarda yaşayan insanların tecrübesi birbiriyle mukayese edilemez.
*****
Ortak yönleri en fazla olan insanlar annelerdir. Yeryüzünün neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, dilleri, kültürleri ve uygarlıkları ne denli farklı olursa olsun bu böyledir. Bir annenin yaşadıkları, bir bakıma, yirminci yüzyılda insanlığın başına nelerin geldiğini pekala yansıtmaktadır. Çağımızda tipik olmaktan çıkan şey, annenin etrafında gelişen geleneksel aile yapısıdır. Elbette geçmişte tek bir aile tipi yoktu, fakat hemen her yerde bir aile yapısı vardı. Bu artık bugün geçerli değil. İnsanlığın yirminci yüzyıl boyunca sergilediği çeşitliliğin ve hızlı değişimin "avamı" sembolize edecek bir seçmeyi oldukça zorlaştırmasına rağmen illaki böyle bir şey seçilmek durumunduysa, ben tercihimi bir anne ve çocuklarından yana kullanıyorum.

Hobsbawm 
*****
Biz sadece bize gösterilenlerin izleyicisiyiz. Kulaklarımızı ve gözlerimizi ödünç verdiğimiz, bize ait olmayan zamanların içindeyiz.
*****
Savaşta her zaman sadece yoksullar ve sorumluluğu yüklenen vatandaşlar ölür.
*****
Kişiyi nasıl bilirsin. Kendin gibi.
*****
Dünya yansa altından çekip alacağım bir parça hasırım yok.
*****
Dilinize düşeceğime kör kuyuya düşeydim.
*****
Gülmek toplumsaldır.

Wilhelm SCHMID
*****
Arayanlar bulmaz, bulanlar yalnız arayanlardır.
*****
Herkes gülerken gülememenin verdiği o sıkıntıyı hayatım boyunca unutmadım.
*****
Düne dönülmez. Dünden gelinemez.
*****
Her şey ticari. Ebeveynlerinle ilişkin bile.
*****
Diline kuşlar yuva yapsın.
*****
Okunmuş sayfalar insanı ortalama karşı diri tutuyor. Sen kitabın sayfasında kaybolmuyorsun ama sana bakanlar senin çoktan kaybolduğunu sanıyor.
*****
İnsan, demiş babama, saygı beklemez, kendisine duyulması gereken saygıyı kendisi inşa eder.
*****
Eylem de öğrenilen bir şey.
*****
Genlerinizin kalitesini bilmeden çocuk sahibi olmaya kalkmayacaktınız.
*****
Bize ait olmayan zamanların, bize rağmen, şarkılar üzerinden tutulan kaydı vardır hafızanın kıvrımlarında. Öyleyse hızlıca gezinelim o kıvrımlarda, rastladığımız sahneleri hızlıca çıkaralım günün kollarına....

*****
Edip cansever der ya hani o güzelim şiirinde, beni bir sardunya büyüttü belki.
Belki değil muhakkak bizi büyüten bir çiçek ve bizi büyüten şarkılar vardır.
Sadece yaşıtlarımızla büyümeyiz; şarkıların, türkülerin içinden geçe geçe büyürüz.
İnanırım, insanı en çok çiçekler ve şarkılar büyütür.
*****
İnsanları en çok hatıralarından biliriz. Neyi saklamış bilinç, neyi saklamayı değerli bulmuştur, bu soruların cevabı hatırlayan öznenin sıralamalarında ortaya çıkar.

ŞİİR




*****

MÜZİK 



*****
FİLM


*****
KİTAPLAR






 


OKUDUM 2026/55 POLİS KATİLİ

01 Ekim 2026

OKUDUM 2026/55 POLİS KATİLİ


Martın Beck: Bir Modern Polisiye Klasiği

Küçük bir kasabada bir kadın vahşice katledilip bir çukura atılır. İki şüpheli vardır; en yakın komşusu ve eski kocası. Martin Beck ve ortağı Kollberg bu cinayetin soruşturmasını yürütmek için bölgeye çağrılır. Ancak daha sonra başka bir olay olur: Sessiz bir mahallede üç polis ve iki genç arasında bir silahlı çatışma yaşanır ve tüm polis teşkilatı dikkatini bu olaya verir.

“Rakipsizler… Onları (Per Wahlöö & Maj Sjöwall) diğer polisiye yazarlarıyla kolay kolay kıyaslayamazsınız.”

Gefle Dagblad, İsveç

“Yeni Martin Beck romanı Polis Katili, serinin en iyi kitabı olabilir ve hâliyle bu zamana kadar yazılmış en iyi polisiyelerden biri… Ayakta alkışlanmayı hak ediyor!”

Sun Newspaper, ABD7

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Serinin son 2 kitabından biri idi. Polisiye severler okuyabilir.

KİTAPTAN ALINTILAR;

İnsan uzun zamandır sahip olmadığı bir şeye yas tutamıyor.

*****
Doğru söz yemin istemez
*****
Üniformayı giy, daha çok saygı görürsün.
*****
Tahmin yürütmek yerine, gerçeklere sadık olalım.
*****
Ceset yoksa cinayet te yok
*****