ISLANIRSA ANILARIN GÜNEŞTE KURUT ( ŞARKI İÇERİKTE SAKLI)

10 Mayıs 2026

ISLANIRSA ANILARIN GÜNEŞTE KURUT ( ŞARKI İÇERİKTE SAKLI)


KARŞI EVİN ANNESİ

Sen iki ters bir düz kırgınlıklar örerken beş numara şişle
Yumuşacık kakaolu kekler yapardı karşı evin annesi
İmrenirdim
Mutfağındaki eksik malzemeden bihaber
Tepeleme dolu kızgınlıklar yüklerdim dişlerimin arasına
Bilmezdim anne
Karşı evin babasında bitermiş iş
Bunu görmezdim
Hep başın ağrırdı
Başın, hep ağrırdı
Sırf bu yüzden bile bazı zamanlar
Seni sevmezdim
Küçüktüm anne
Bilseydim evinde su faturası ödenmemiş
Çeşmeden akmayan suya
İsyan etmezdim
Sen iki kere ikinin dört ettiğini ekmek hesabından bilirken
Mis kokulu çamaşırlar asardı karşı evin annesi
Özenirdim
Ellerindeki çamaşır suyu kokusundan rahatsız
Çocukça bir küskünlük eklerdim gecelerime
Oysa ellerin ruhuma akarmış saçlarımdan
Ömrümü tararmış titreyen parmakların
Bilmezdim anne
Büyümek denen illet dayanıncaya dek kapıma
Ellerinin ne muhteşem olduğunu bilmezdim
Küçüktüm anne
Yoksa
Gün aşırı patlayan sarı ampulü
Mumla yamayacak yüce gönlünü
Ezecek kadar ezilmezdim
Sen çalı süpürgesiyle süpürürken dış kapının ağzını
Taze boyalı saçlarını savurarak süzülürdü karşı evin annesi
Ayağında yüksek topuklu bir isyan
Düşündüm de şimdi
Ne iğreti dururdu o topukların üstünde dursan
Senin çatlamış ayakların vardı anne
Hacı Şakir kokardın en beyazından
İncecik bir yemeniyle gizlerdin
Ölünce her bir teli yılan olacak sandığın sırma saçlarını
Çok yeni anladım anne
Ağaran her saç telinden üstüme düşen payımı
Çocuktum anne
Bir bisikletim olsa bütün mutluluklar benimdi
Babam eve sarhoş gelmiş geç gelmiş
Hepsi sabah sokağa çıktığımda biterdi
Bilmezdim anne
Karşı evden arta kalan çantalar dolusu giysi
Üstümüze cuk otururken
Ruhuna azap olur akarmış
Bilmezdim benim annem gözünün yaşıyla her bayram
arifesi
Vitrinlere bakarmış
Sen ilkokul fişlerimi kardeşimle hecelerken
Telefonu keşfetmiş karşı evin annesi
Bilsen ne cahildin ne görgüsüzdün gözümde
Yak deseler yakacağım o dakika dünyayı
Yık deseler
Ne şu eski divan kalacak
Ne çiçekli perdeler
Şimdiki aklımla ah bir sorsalar bana
Desem
O tertemiz günlerim
Hani şimdi neredeler
Ben ay sonunu nasıl getireceğim diye
Hesaplar yaparken bir gün
Oğlum nefes nefese yararak ortalığı girdi içeri
Yumuşacık kakaolu kekler yapmış dedi karşı evin annesi
Çok geç anlıyor insan anne
İlle de kendi annesi
İlle de kendi annesi
 
DENİZ İNAN
Not: Şair Deniz İnan’ın  " Karşı evin annesi " isimli şiiri 2019 yılında Avrupa ’da en iyi Türk Şiiri ödülünü almıştır.

Açılış çiçeğini bahçeden anne olan arkadaşların anneler gününü kutlamak için toplamıştım. Anneler gününüz kutlu olsun.


Hepinize güzel bir hafta diliyorum. Buralar ve ben bildiğiniz gibiyiz. 2 haftadır pazara çıkmadık, bir hafta pazaryerinde Karadenizliler şenliği vardı, bu hafta da Tarım fuarı vardı. Arkadaş Zübeyde fuarı unutmuş, sabah 10 da beni arıyor açtınız mı diye:)) Zübeyda fuar var açmadık dedim, deme dedi, ben yine hazırladım pazar çantasını gidiyordum deyince bayağı bir güldük:))


Geçtiğimiz hafta 2 gece üst üste konsere gittim arkadaşla, güzeldi...



Naneleri biçtik, aslında hıdrellez sabahı biçilecekti fakat biz önce biçtik. Bahçede bazı güllerde bitlenme olmuş, onlarada sıçramasın dedik. Bitler için ilaç yaptım hiç güllerde böcek kalmadı. 

1 Lt su
1 Yemek kaşığı sıvı arap sabunu
1-2 Damla neem yağı ( tesbih ağacı yağı)

Bitkilerinizde sorun varsa tavsiye ederim. 


Bu yavrular benim bahçe kedimin komşunun yatak odasında doğurduğu yavrular. Komşunun oğlu geldi başka şehirden, usul usul anneyi sonra yavruları sevmiş, fakat bizim minnoş bundan huylanmış, tek tek hepsini bizim odunluğa taşıdı, şimdi orada ikamet ediyorlar. 


Bunlarda minnoşun kızı tombalağın doğurduğu ocak içindeki 5 tane:)) gözler yeni açıldı, ne zaman çıkarlar ocaklıktan bilemem. 



Birisi zor bir zaman geçirdiğinde, sadece onunla oturun.
Öğüt veya tavsiye olmadan.
Sadece orada olun.
'Var' olmak doğası gereği pozitiftir.
Dinlemek, şahit olmak, gözlemek, kucaklayan bir kalp ile alanı tutmak iyileştiricidir.
Bazen başkalarına karşı şefkat duygumuz aktive olduğunda onları veya bir durumu 'düzeltmek' için içsel bir eğilim hissederiz.
Ve bir çok durumda her ne kadar bu genellikle iyi niyetli olsa da başkaları 'düzeltilmek' istemez,
Onlar 'Duyulmak, Sarılmak ,Hissedilmek, Anlaşılmak, Sevilmek' isterler...


EL YAZISI modası geçmiş bir şey değil, 
BEYİN EGZERSİZİDİR.
Beyindeki birçok bölgeyi, düşünmeyi, hissetmeyi, hareket etmeyi ve hatırlamayı aynı anda harekete geçirir. Elle yazarken ince motor becerilerinizi, hafıza sistemlerinizi, duyusal farkındalığınızı ve odaklanmış dikkatinizi kullanırsınız. 
Sizi en iyi şekilde _yavaşlatarak-_öğrenmeyi daha derin ve kalıcı hale getirir. 
Elle yazarken, beynin birçok bölgesi aktifleşir ve birlikte çalışır:
• Motor alanı – Parmaklarınızı ve elinizi hareket ettirir
• Düşünme alanı (ön beyin) – Odaklanmanıza ve düşüncelerinizi organize etmenize yardımcı olur
• Dil alanı – Düşünceleri kelimelere dönüştürür
• Görsel alan – Harfleri ve şekilleri tanır
• Hafıza merkezi – Daha iyi hatırlamanıza ve öğrenmenize yardımcı olur
• Koordinasyon merkezi – Yazıyı pürüzsüz ve dengeli tutar
✨ Bu nedenle el yazısı 
konsantrasyonu, hafızayı, netliği, 
duygusal dengeyi ve öğrenmeyi geliştirir.
Zihni, bedeni ve farkındalığı 
tek bir basit eylemde birleştirir 
ve genellikle terapi, öğrenme, olumlamalar, 
günlük tutma 
ve hatta manevi uygulamalarda kullanılır; 
biliş, duygu, hafıza ve motor zekayı senkronize eder.


Kısa bir migros turu idi....


Nisan ayında okuduklarım, bahar gelince gevşemiş gönül yayları:)))


Hayatıma dokunanlar oldu benim de.
Kimini sevgiyle andım...
Kimini ah'la, sitemle.
Kimi dost oldu, özümde kaldı.
Kimi ara sıra sözümde.
Kimi hala aklımda..
Esamesi okunmuyor kiminin.
Ama sen sevgilim...
Ruhu ruhuma denk düşenim.
Sen merak etme sakın.
Benim sol yanım, hep senin...

Birhan Eroğlu 




 

OKUDUKLARIM 2026/34 HEVESİ KİRPİĞİNDE

09 Mayıs 2026

OKUDUKLARIM 2026/34 HEVESİ KİRPİĞİNDE

 


“Yollar biz yürüdükçe uzadı, uzadıkça canavarlar çoğaldı, çoğaldıkça korkularımız hortladı, hortladıkça çaldı içimizden birkaçını. Eksile eksile her adımda, döküle saçıla serçeler gibi yollara, biz hep yürüdük.”

Bakış dediğimiz şey bazen bir yere varmaz, asılı kalır. Hevesi Kirpiğinde’de olan bu: bir ânın içinde durup kalmak, devam edememek, geri dönememek. Sanki hayat tam orada, gözle kirpik arasında sıkışmış gibi. Okudukça fark ediliyor; bazı şeyler geçmiyor, sadece yer değiştiriyor.

Bir meydanda dağılan hayatlar, yollara düşen çocuklar, adı silinen insanlar... Polat Özlüoğlu’nun öykücülüğünde belirginleşen damarın en yoğun, en çıplak hâllerinden birini sunuyor Hevesi Kirpiğinde. Tanıdık mekânlarda, tanıdık anlarda ama tam ortasında açılan kırılmalarla ilerliyor; olanı anlatmaktan çok geride kalanı izliyor, hafızanın kolayca kapatamadığı yerlerden konuşuyor.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Kısa öykülerin yer aldığı kitap. Saldırı, savaş, fakirlik, hastalık, toplum tarafından kabul görmemek gibi olayları anlatan öyküler  yer alıyor kitapta.

KİTAPTAN ALINTILAR;

"Üstümüzden kanatları kopuk kırlangıçlar uçtu geçti. Öyle apansız çekip gittiler ki şimdi güz bitti dedim içimden. Kış geldi. İçimi bir hüzün kapladı. Etrafa baktım. Eskiden Tren garı arkada kalanların, gidenlerin, terk edilenlerin, ayrılıkların mezarıydı, şimdi onlarca çocuğun, gencin, kızın, oğlanın, yüzlerce elin, ayağın, kolun, bacağın, gözün, kulağın, düşlerin mezarı oldu dedim yazık.
*****
"Ben çocukluğumu, anamı gömdüğümüzün ertesi, sıcacık helvası soğumadan, şerbeti bitmeden, kokusu dönmeden, gözümdeki yaşlar kurumadan daha babamın, "Bir çorba kaynatıver kardeşlerin acıktı," dediği o vakit kaybettim. Bir daha da arayıp bulmak gelmedi aklıma.
*****
"Sana dair ne varsa hepsi aklımda, içimde kapalı bir odada zapturapt altında, zor tutuyorum, bıraksam beni ele geçireceksin. Sebebim olacaksın. Geçmişimi rehin alıp, şimdime haciz koyacaksın."
*****
Herkesin yüzünde emanet bir mutluluk, yüreğinde sevinç vardı.
*****
“İçim koca bir kara delik. Kendi içimde kayboluyorum.”
*****
Acıya alışmaya gör, sarmaşık gibi valla bir dadandı mı sana kımıl kımıl ilerleyiveriyor, damarlarına kanına karışıyor, kemiklerini sızlatıyor, bir bakmışsın her yerin acıdan uyuşmuş ama sen farkında değilsin.
*****

Şimdiki aşkları görüyoz saman alevi gibi. Laylondan. Yanmasıyla sönmesi bir oluyor. Kötü bir koku kalıyor geride. Başka bir şey yok. Aşktan yanmak mı kaldı şimdi.
*****
Benim tanrım beni duymuyor, unutmuş, çoktan gözden çıkarmış bu küçücük delikte. Üvey tanrılar edinmişim kendime, hepsinin merhameti kendine. Dualardan, ayetlerden azadeyim.
*****
Herkes ölünce nolcak? Cennete mi gitcez? Herkes mi? Herkesi almasınlar dede, söylicem Allah babaya, bazıları girmesin cennete.
*****
Bir Allah babaya söylicem her şeyi, bir ona anlatcam yaptıklarınızı. Herkesi tek tek bir ona şikayet etçem.
*****
Kimi aşklar bitmesi için yaşanır
sen bunları hiç önemseme 
git gülümse başkalarına

Küçük İskender
*****
Aşkın içinde düğüm olursa o zaman fena. Dillere dolanır valla.
*****
Aşktan kim kaçabilmiş bugüne kadar?
*****



OKUDUKLARIM 2026/33 HANA VARDIK YAĞMUR DİNDİ

06 Mayıs 2026

OKUDUKLARIM 2026/33 HANA VARDIK YAĞMUR DİNDİ

 


Geçti Dost Kervanı'nda ki öyküleriyle okuyucunun hafızasında tanıdık tatlar bırakan Mehmet Şeker, Hana Vardık Yağmur Dindi kitabında yine bizi tarihsiz ve tarifsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Kendimizi olayların merkezinde bulmamızı sağlayan üslubu sayesinde; bazen Karagöz'ünü kestirmemek için direnen bir çocuğun gözünden, bazen gurbetteki Tırnovalı bir muhacirin dilinden, bazen Üsküdar'a giden bir vapurun güvertesinden, bazen de kendisini daha çok sevdirebilmek için okulun bahçesinde öğrencilerin gelmesini bekleyen Zıpır'dan dinliyoruz Mehmet Şeker'in hikâyesini.


KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Güzel bir öykü kitabı idi. 25 tane öykü var.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Yine de insan bazen, ortada apaçık duran bir şeyi bile konuşma ihtiyacı duyuyor.
*****
Zaman belki de düz ya da dalgalı bir çizgi gibi değil de nereden başladığı, nerede biteceği, dibi, derinliği, sonu, çapı, hızı (biz faniler için) belli olmayan, içinde kıvrıla kıvıra, döne dolana, savrula savrula dibine doğru yol aldığımız, attığımız her turda bir önceki turun izdüşümünden geçerken bizi tarihin tekerrürüne inandıran bir garip girdaptır belki de. Neden olmasın?
*****
İnsan, düşündükçe daha iyi fark ediyor sevgiyi.
*****
Sevmek, sevilmek üzere kafanı patlatırsın da aşkı tarif edemediğine şaşarsın insanların... Kendin de beceremezsin o tarifi üstelik istediğin kıvamda.
*****
Ne zaman değişti sevginin şekli şemali?
*****
Her akşam gün bitiyor. Kimse bilmez bu sırrı.
*****
İnsanların empatileri yok artık. Sempatileri zaten çok önceden kayboldu.
*****
İnsanlar çok yaklaşamadıkları hakkında fikir yürütmeye bayılıyor.
*****
Kağıt üstündeki hangi hesap tutmuş ki?
*****
Gönül yaşlanmıyor.
*****
İnsan annesine güvenmezse, kime güvenecek?
*****
Kim kime ne verirse, alan O'dur. Hiçbir zaman yabana gitmez.


KİTAPTAN ŞARKILAR;




YOUTUBE DİNLEDİKLERİM 2026/5

05 Mayıs 2026

YOUTUBE DİNLEDİKLERİM 2026/5


HELİN KANDEMİR


BERNA LAÇİN


AYÇA KAYA


BEYHAN BUDAK


MİTRAİZİM


OKUNMAYA DEĞER 10 KİTAP











 

HAYAT BAZEN EN ÇOK KIRILDIĞIMIZ YERDEN YENİDEN BAŞLAMA CESARETİ İSTER

03 Mayıs 2026

HAYAT BAZEN EN ÇOK KIRILDIĞIMIZ YERDEN YENİDEN BAŞLAMA CESARETİ İSTER

 


GEÇMİŞİ GEÇMİŞTE BIRAKALIM!...

“Seçmiş olduğunuz ve karar verdiğini şeylerin bedelini siz ödersiniz, size akıl verenler değil!... “                                                  
T.S. Eliot

Bizler Kendi yaşamlarımızın yaratıcıları, simyacıları, var edicileriyiz. Bize emanet edilen bu yaşamı ve bedeni en iyi şekilde değerlendirmek bir insanlık vazifesi çünkü insanın yaratıcı bir yanı vardır anlam yaratır, duyguları, hayalleri yani imajine etme yeteneği vardır. Yaşamındaki olaylara imajlar ekler, yorumlar yapar, metaforlarla anlar, mecazlar ekler. İnsan olarak kendimizi hafife almayalım. Bugün bu kadarını yapabiliyoruz ama yarınlarda daha büyük yaratımlara aktif olarak katılma şansımız var. Bu yaradılışımızın büyük mucizesi ve hediyesi… Yaratan öyle donanımlı yaratmış ki bizleri… Geçmişte yaşanan birkaç acıyla zaman kaybetmeye gerek yok, daima ileriye doğru, yeni hedeflere doğru ilerlemek mukadderinde olan ‘Tanrısal Varlıklarız’ ama henüz kendimizi tanımadığımız için kendi kıymetimizi de bilmiyoruz.
Geçmişi geçmişte bırakalım… Bir akışta deniyor ki:
“Her birinizin kendi kapılarını açmaya çalıştığı bir dönemdesiniz… 
Hepiniz kendi kapılarınızı zorluyorsunuz, kapı açıldığında aslında o kapının bir tane olduğunu fark edeceksiniz. 
Evet ! Önünüzde her birinizin birer kapısı var ama aslında o kapı bir tane ve o kapıdan geçtiğinizde aslında bir olduğunuzu bir bütünün sadece parçaları olduğunuzu daha iyi idrak edebileceksiniz. 
Sizler yolunuza açmanız gereken KAPINIZA bakınız. 
Ayaklarınız kendi yolunuzda mı muhakkak kontrol ediniz. 
Bu dönem biraz daha sıçrama yapmak için muazzam bir dönemdir. 
Kendinizde neyi geliştirip neyi törpülemeniz gerekiyorsa yaşamınız doğrultusunda çeşitli organizasyonlarla bu ihtiyacınız karşılanıyor ve karşılanacaktır. Bundan dolayı sevinç duyunuz. 
Ruhsal Dünyanın sınavları hep çok çetin yolu ise hep taşlıdır. Şunu sakın unutmayınız sizlere hiçbir şey vadetmedik sizler almaya değil vermeye geldiniz. İhtiyaçlarınızın asgarisi her zaman karşılandı ve karşılanacaktır. 
Sizler özellikle son dönemde daha da basınç uygulanacak olan gezegeninize ve olaylara bakmayı bırakınız. 
Kendinize ve yolunuza bakınız !...
Her şeyin ama her şeyin Ruhsal Yönetim Sistemlerinin kontrolü ile yapıldığını sakın unutmayınız. 
Sakin kalınız, sabırlı olunuz, sebat ediniz. 
Kendi alanınızdan dışarı çıkmayınız. 
Gün içinde bilgilerinizi olabildiğince uygulama gayreti içinde olunuz. 
Uygulama çok çok önemli bir husustur aman bunu gözden kaçırmayın. Yoksa o bilgi kuş olur uçar ya da deforme olur. 
Uygulama yapıldığında aynı zamanda anda kalma da idraklerinize yerleşmiş olur. 
Geçiş dönemleri her zaman zor olmuştur ama iyi niyetli, samimi ve dürüstseniz her zaman yardım alırsınız. 
Olabildiğince çalışma yapınız, dar kapıdan geçmek elbette kolay değil  Rehberlerinizden dua ile destek alınız. 
Zihinlerinizin karışmasına izin vermeyiniz. 
Enerjinizin ya da titreşiminizin düştüğünü hissettiğinizde hem rehberinizden hem de birbirinizden destek almaktan çekinmeyiniz. 
Kendi üzerinizde  çalışmalar yapınız ve uygulayınız, çok çalışarak çokça uygulama yapınız ki bilgi pekişsin iyice sindirilsin işte o zaman sırtınızı hiçbir şey yere getiremez. 
Sonra önünüzde yeni uygulamalar açılacaktır. 
Tüm bunların sonunda önemli olan tüm içtenliğiniz, samimiyetiniz ve dürüstlüğünüze bu alanda durabilmenizdir. 
Ne mutlu ki hala durabiliyorsunuz.”                                ☆ akış☆
Geçmişimizde bize olan her şeyin bilinçaltımızda bir kaydı bir de bir yorumu vardır. Bizler yaşamla, deneyimlediğimiz mutlu ve acılı anların içsel değerlendirmelerini temel alarak bağlantı kurarız. Bu ise insanı yanıltmaya çok uygun durumlar yaratır, çünkü yaşamımızın olaylarına yüklediğimiz anlam, erken çocukluk dönemimizde içine doğduğumuz ortamın mevcut algılarıdır ve bu anılar hatırlanırken veya ele alınırken her zaman objektif olunmaz, subjektif yorumlar da ne kadar doğrudur o da ayrı bir inceleme konusudur. İnsan bazen anıları ile kendi kendini aldatabilir, hatta kandırabilir.
Eski anılara, çocukluğumuza, oradaki acılarımıza ya da sevinçlerimize takılıp kaldığımız için gerçeği hayali olanla karıştırma tehlikesi içine gireriz ve yaşamımızda olan olaylara tamamen yanlış bir anlam yükleyebilir, bugünü yaşayamaz hale de gelebiliriz. Hep o geçmişteki anıları canlandırma çabası, bugünde ve anda kalmamıza engel olur. Bu hem pozitif hem de negatif anılar için de geçerlidir.
Diğer yandan, hepimizin içine yerleştirilmiş bir “sezgi merkezi” bulunur. Sezgilerimiz bizlere, ilişkilerde veya olaylarda bizim için tehlikeli olabilecek olandan  korumak için adeta bir koruyucu rehber gibi hizmet eder. İnsan varlıklarının içsel çalışmaları çok karmaşıktır. Bizler karmaşık varlıklarız çünkü insan bedeninde yaşayan ruhsal varlıklarız. Sezgi merkezimizin doğru çalışması için de içsel arınma ve kendini anlamaya çalışma uygulamaları gerekir.
İnsanın içsel manzaralarının gizemlerini açığa çıkarmak için derin düşünce, meditasyonla derinleri araştırma yetisine doğuştan sahiptir ama bunun farkında değildir çünkü bu konuda eğitim almamıştır. Günümüz kısıtlı eğitim sistemleri insan doğasının, DDA adını verdiğimiz beş duyunun dışına taşan yönü hakkında hiç bilgi vermemektedir.
Hepimiz bir şekilde zarar gördük. Hepimiz ailelerimizde, okulumuzda, işyerimizde veya ait olduğumuz başka bir enstitüde sosyal adaletsizliğe uğradık. Ve tüm bunlara rağmen pek çoklarımız yeniden yaşamayı ve sevmeyi öğrendik. İyileştirmeyi, affetmeyi, terk etmeyi, anlamayı, kabul etmeyi de öğrendik ya da öğrenme yolundayız.
Bizler değerli, sevilmeye layık  insan varlıklarıyız. Her birimiz anlam yaratanlarız. Kendimizde saklı yaşam öykülerimize ve geçmiş anılarımıza yeniden bir bakma ve önemli olanı araştırma, yüzleşme ve nazikçe o değerli anıları hak ettikleri yere gönderme cesareti bulacak kadar da güçlüyüz. Yeter ki bu gücü harekete geçirmek isteyelim… 
Şu anda günlük yaşamımızdaki ilişkilerimize, karşımıza çıkan insanlara ve fırsatlara ruhumuzda bir ışık ya da minicik bir mum yakma fırsatı verelim. Birbirimizin elini tutmak imkanı veren şartlar varsa asıl onları değerlendirelim. Her şey insanla güzel, insanla değerli ve insana yardım etmenin, bir yardım ve hizmet çemberi içinde çocuksu bir neşe ile yaşamanın tadı hiçbir yerde yok… Yaşam biçimimize hakiki bir anlam yükleyelim, fayda üreten insanlar haline gelelim ki iyileşme gerçekleşsin ve bu yaşam gerçek olsun, heba olup gitmesin… 
“Kendini gerçekleştirmek için başkalarından medet ummamalısın.”
                                                                           
 Zen Ustaları/Wumen Huikai



Hepinize merhaba, güzel bir hafta diliyorum. Buralar ve ben aynıyız değişen bir şey yok. Evle pazar arasında mekik dokuyorum. Bu hafta Karadeniz şenliği vardı, sanatçılar gelip konser verdi, ben tabii ki yine gidemedim, mesela dün akşam Selçuk balcı vardı, severim kendisini. Bu akşamda Kutsi vardı. Allahtan yarın akşam arkadaşların sanat müziği konseri var ona gidebileceğim:))
Annem bahçenin otunu temizledi, kazmaya başladı yavaş yavaş. Köyden gübre gelmişti onu yaydı bahçeye ilk önce, bir şey ekemeyeceğiz ama yine de olsun. Çapalar bu arada bileğlensin istiyorlar. 
Egzamam azdı doktora çıkmak zorunda kaldım, vitamin değerlerine bakalım dedi, hepsi yerlerde bu değerlerin. Annem bu kiloya vitamin nasıl eksik olur diyor:)))


Çiçek mevsimi açıldığından bu yana çiçeklerle aşk yaşıyoruz. Bunları sergi komşum Saadet abla seçti bana...



Kendini eleştiremeyen insanlar size yeni yönünüzü bulmanız için yardım ederler.
 Dinlemeyi reddetmek gibi hissettiren şey aslında sorumluluğu kabul etmekteki yetersizlik olduğu gibi; suç atma, yargılama veya kişiliğinize şahsi saldırıda bulunma ya da kişisel reddetme anları  sizi bir sonraki heyecan verici sahneye yönlendiren Evrenin kendisidir aslında. Sizi derinden anlamaya ve sevmeye çalışanlar bir karşılıklı etkileşim sırasında herhangi bir noktada bir şeyleri ispatlamanızı beklemezler ya da kontrol etmeye çalışmazlar. Dolayısıyla, en büyük çatışmaları yaşadığınız insanlar aslında size şunu söylemektedirler: “Lütfen parlaklığınızla benim dikkatimi dağıtmayın, ben kendim gibi olarak yeterince meşgulüm zaten”. Aynı mekanı kullanmak zorunda olduğunuz kişiler için söz konusu olsa bile anahtar; meselelere eğilmek ve kötü niyetli bir davranışla karşılaştığınızda uygun sınırları koyduğunuzdan emin olmaktır. Bu, eylem halindeki şefkatin sertçe bir nezaketidir.

ALINTIDIR 



Kısa bir alışveriş



Aslında ben seni olduğun gibi kabul ederim de;
"Sen olmamışsın." sıkıntı orada.

Nejat İşler


İnsan ait olduğu yere kavuşunca,
Suya kavuşmuş gibi oluyor.
Bitiyor kuraklıkları.
Sonrası hep ilkbahar...

🍂🌸Seçil Oğuz🌸🍂
☕️🖤🤍💫


Kütüphane günleri


Bahçenin ilk hasadı toplandı, yıkandı, suları süzüldü, gazete kağıdında ayıklanan yapraklar kuruyacak inşallah.


Bu benim tombalak kedim, geçen yazımda annesinin (minnoş) yeni bebelerini göstermiştim size. Tombalak bu ocaklığın içinde dünyaya merhaba dedi, minnoş biraz burada büyüttü onu. Tombalak ta aynı ocakta 5 bebe dünyaya getirdi, bebeler ile birlikte orada yaşıyor şu an. Annem kızı anasından hızlı çıktı diyor:))


Leylaklarını anlatıyorum
Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün
Onu saçlarından topladığın belli
Bir leylak bahçesisin karşımda
Böyle kucağında kalsa daha iyi
Bir vazoya bırakıp gidiyorsun
sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki
Önce renkleri gidiyor arkandan
Nesi varsa gidiyor soyunarak
Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf
Her kokladıkça dönüp geliyorsun
Düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçe
Yaprak yaprak gelişiyorsun
Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine
Ölümsüz bir mevsim oluyorsun. 

Rıfat Ilgaz