OKUDUKLARIM 2026/50 MEMORIA

25 Ağustos 2026

OKUDUKLARIM 2026/50 MEMORIA

 


“Herkes hikâyesini en başından anlatmalı, yoksa anlaşılmaz.”
Beş yaşında bir çocuk günün birinde Karılar Tekkesi’ne emanet edilir. Sorun şu ki çocuk erkektir. Ancak hikâye bununla başlamaz. Öncesi vardır: bitik bir imparatorluk, işgal, savaş, gezginler, erotik maceralar, kabadayılar, mezarlık, ölüler, diriler, tekke karıları, eli kulağında Cumhuriyet... Tekkeleri kapatılmasın da evsiz kalmasınlar diye Mustafa Kemal Paşa’yı ikna etmeye çalışan tekke karılarının mücadelesiyle devam eder hikâye. Ancak böyle bitmez. Devamı vardır: Cumhuriyet, Ankara, Florya, Savarona, Dolmabahçe, sürgüne gönderilen halife, Nişantaşı, Teneke Mahallesi, Arnavutların konağı ve yine Mustafa Kemal Paşa.
Yüzyılın sonu gelmez hikâyesini hatıraların gizemli mihmandarından “şimdi” dinlediğimizde bir çırpıda bitecek. Ne de olsa geçmiş bizi gelecekte bekliyor.
Şebnem İşigüzel’in kaleminden dünün, bugünün, yüzyılın romanı Memoria.
Başımıza gelmeyen kalmazdı. Neden? Çünkü dünya, yüz yıl önce tam da buradan yırtıldı da ondan. Koskoca imparatorluk, çökerken peşinden dünyayı sürükledi. Bu yüzden de başımıza gelmeyen kalmıyordu.
Dediklerimi anlıyor musun? Bu, sadece bu toprakların hikâyesi değil. Dünyanın hikâyesi.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Okuması kolay bir kitap değil, hem uzunluğu hem olay örgüsü bakımından. Kitap tam 934 sayfa

KİTAPTAN ALINTILAR;

Birisi ağladığınızı görürse gün gelir  sizi bir de o ağlatır.
*****
Ölülerle yaşayan çok şey bilir.
*****
Sessizlikler tekinsizdir.
*****
İyi konuşmanın tek şartı vardır. Az konuşmak.
*****
Ruhumuz barut, manasız gibi görünen şeyler birer kıvılcımdır esasında. Olmadık bir anda bizi ateşleyiverirler. Bu yüzden unutmak iyidir.
*****
Erkeklerin zorbalığı olmasa karılar dünyanın başına bile geçebilirler.
*****
Susarak bir şey anlatmaya çalışan birinin söyleyecek sözü vardır.
*****
Her hayat bir mucizedir.
*****
Hayal kırıklığı, en büyük azaptır.
*****
Kendi kendisine küfredenden korkmayacaksın.
*****
Bazı insanlar için yakınlarıyla diyalog onlar öldükten sonra başlar.
*****
Bazı sorular sorulmamak üzere vardır.
*****
Savaş, eziyetten ve zulümden başka bir şey değil. Kazandı denen bile kaybediyor aslında. İlkin insanlığını kaybediyor. Üzerinde medeniyet yoksa, ilim yoksa, düşünce, fikir yoksa, toprak topraktır sadece.
*****
Ona kalırsa hayat dişsiz bir ağız gibiydi. Başlarken de, biterken de.
*****
Bütün zalimler mazluma dönüşür, bilir misin? Korkarlar çünkü. Öldürdükleri gibi ölmekten korkarlar. Adaletsiz davrandıklarının adaletine sığınmaktan korkarlar.
*****
İnsan yaşarken sabırlı olmayı öğrenmeli. Yoksa mezarında diriliş gününü beklemeyi beceremez.
*****
Kubbeler melekut alemine geçiş yerişmiş. Yani melekler yüksek yerlerde ikamet etmektedir.
*****
Bizler hayal kırıklığına uğramaya alışığızdır. Zira gerçekleşmesi bir başkasına bağlı şeyleri çok sevmek eziyetini çekeriz.
*****
Bugün ve dün, kim bilir belki ikisi de mevcut yarında. Dün yarını da içerir bu durumda.
*****
İnsan söylemediği, söyleyemediği şeylerde yaşıyor.
*****
İnsan bekleyiş içindeyken beklediği şeyin yokluğundan o kadar ıstırap çeker ki başka şeylerin varlığını gözü görmez.
*****
İnsan kötülük etmek için doğmaz, buna mecbur bırakılır sadece.
*****
Hayret ve merak, hayran olmak anlamındaki felsefenin başlangıcıdır.
*****
Öleceğini anlayan huzura ere çünkü. Bu dünyada işim bitti, der. Ne mutlu gidiyorum. Kalanlara selam olsun.
*****
Ah, bilmediklerimizin pişmanlığı.
*****
Önce cesurlar ölür. Korkaklar uzun yaşar.
*****,
Ölüp toprak olan herkes eşitti. Ama bu dünyada kalan insanlar, taht misali kabirler yaptırıp yine ve yeniden eşitsizliği yaratıyorlardı.
*****
Ölüden intikam alan kalleştir.
*****
Adalet hep erkeğe ve güçlüye verilir, unutma bunu.
*****
Herkes hikayesini kendi bildiği biçimde anlatır. Hikaye dilden dile dolaşınca bozulur, çarpıtılır.
*****
Hayat, sırası olmayan şeylerden ibaret değil mi?
*****
Merhameti olan önünde sonunda kendisini avlardı.
*****
Bir ailede hayal kırıklığı baş gösterirse bu çatlak büyür, büyür ve sonunda her şey paramparça olur.
*****
İnsanın kalitesi çay bardağını tutuşundan belli olurmuş.
*****
Kimseye güvenme
*****
Kadını küçümseyenlerin dili dimağı bulaşıcı hastalık gibi.
*****
Korkan bir kadından daha acıklı bir şey yoktur şu hayatta.
*****
İnsanı kurşun değil, yeri geldiğinde korku öldürürdü. Hatta korku, korkmak daha çok öldürürdü.
*****
Herkes hikayesini en başından anlatmalı, yoksa anlaşılmaz.
*****
En unutulmaz şey kokulardır.
*****
İnsan üzülünce gerekli gereksiz bin tane şey düşünmeli ki aklı kaçıp gitmesin. Hatırlamak, aklınızın binbir türlü düşünceye ve hatıraya dolanıp debelenip sizi terk edememesi demektir. Yoksa çıkar gider, kalırsınız dımdızlak. Öylesine deli diyorlar biliyorsunuz.
*****
Kadın olmak perişanlıktı.
*****
Güçlü olabilmek için, güçsüzlük nedir bilmek lazım.
*****
Bir kadının hikayesi, bütün kadınların hikayesidir esasında.
*****
Bir kadını dövdüğünüzde ilkin gururu kırılır ve tamir olmaz o gurur. Vücudun bütün kemikleri kaynar, gurur eskisi gibi olmaz. Gönlünüz hep kırık kalır.
*****
İnsan dünyaya bir hiç olarak başlar, bir hiç olarak gitmek istemediğinden yaşadıklarını anlatır.
*****
Güya insan dünyaya gelirken her şeyi bilirmiş. Tam doğacağı anda melekler gelip sus der, parmaklarıyla dudaklarımızı kapatırlarmış. Dudak üstümüzdeki çukurluk, meleklerin bildiklerimizi söylemeyelim diye dudaklarımızı mühürlemelerinin iziymiş.
*****
İnsan tanık olduğu şeyi hatıralarına gömer geçer.
*****
Gurur kristaldir. Kırılınca tamiri olmaz. Tuzla buz olur. Tuzla buz olan şey asla bir araya gelmez.
*****
Cesaret erkekte olur. Vampir gibi, kadınınkini emmiştir çünkü. Yoksa erkeğin de doğuştan cesareti yoktur, bulunmaz.
*****
Seven her şeye kıymet verir, değerini yükseltir, yüceltir.
*****
Arkadaş dediğin birbirini sever.
*****
Hatırlamanın sonu unutuşa çıkar çünkü. Hafıza, ciğerlerimizden güçlü bir şeydir. Nefes biter, hafıza direnir. Kalp durur, hatırlamak devam eder. Dil susar, hatırlayış sürer. İnsan hafızası, tek başına bir neferdir.
*****
İnsan bu dünyada adına emanet.
*****
Herkes hikayesiyle gelir bu dünyaya.
*****
Bazı kötü olaylar iyi talih getirir.
*****
Mutlu olduğunuz yer güzeldir, nerede mutluysanız gönlünüzün sarayları orada kuruludur.
*****
Hayat dolu bir kadının aptal olmasına imkan, ihtimal yoktur zaten.
*****
Yaşama sevinci denen şey kendiliğinden sönmez çünkü. Yangın gibidir yaşama sevinci. Birileri ya harlar ya söndürür.
*****
Gerçek ve hayalin, hakikat ile yalanın birbirine karışmasını fani dünya insanı sevmez. Oysa hayat, tezatlardan oluşur.
*****
Nereden kırıldıysa oradan bir daha iflah olmaz insan. Uğruna tokat yediğin şeyi hep yaparsın. Yine yaparsın.
*****
Cevap verememek, dünyanın en ağır yüklerinden birisidir. Basiretinin bağlanması ölümden beterdir. Zira ikisinin de acısı zamana yayılır, aklınızdan çıkmaz.
*****
Dişlek insan aptal olur zaten.
*****
Ağzını kapamakta zorlandığı için fazla oksijen beyin hücrelerini öldürür.
*****
Anlamak için dinle sadece
*****
İnsan vazgeçmesini bilmeli.
*****
İnsan arzusunun peşine takılınca körleşir.
Arzu, dediğimiz şey, gözümüze perde indirir.
En iyi ihtimal, bir gözbağıyla gözümüz gönlümüz bağlanıverir.
O gözbağını açamazsın, at gözlüğü gibi anla işte.
*****
Kahramanlar ölür, diktatörler unutulmaz.
*****
Önem dediğiniz şeyi siz atfedersiniz.
*****
İnsanlar fena halde hırsızdı. Komşusunun malında gözleri vardı.
*****
Anılar, hayat bir daha geri gelmez ki.
*****

DEVAMI VAR (1-150. SAYFALAR ARASI BU ALINTILAR)



OKUDUKLARIM DERGİ 2026/8 MUHİT SAYI:78

21 Ağustos 2026

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/8 MUHİT SAYI:78

 




Hakikati görmek, aynı zamanda onun yükünü omuzlamaktır.

*****
Geçmişin kölesi, geleceğin körebesi, biz neyiz?
*****
Üzülmek bir Peygamber mesleğidir.
****
Sen ey insan kıyamet gelecek diye bekleme.
Çünkü kıyamet sensin.
****
Bu hatalar sana Ademden
Yalnızlığın ne yana dönsen batan
kemiğe dayanmış bıçak
*****
Ömür: durduramadığın koşu.
*****
Saçların kederden örülmüş duvar.
*****
Misafirim bu bedene,
Biliyorum acı da misafir bana.
*****
Kırılmadıkça tamam olmaz ömrün
Bu derdi sen büyüttün, yine sen iyileştireceksin.
*****
Benden sonra tufan diyen ruhların
"Hu"  dan başka kalmamıştır ilacı.
*****
Belki de insan yaş aldıkça değil, unuttukça yaşlanıyordu.
*****
Yıllardır başkalarının sesine karışarak var olmuş bir ses, tek başına kaldığında mutlaka kendi boşluğuyla karşılaşır.
*****
Çünkü yalnızlık, kendi değerleriyle baş başa kalmakken tek başınalık, değerlerinden ve kendinden soyutlanmaktır.
*****
Boyun eğdirdiğimiz tabiata egemen oluyoruz.
Francis BACON
*****
İnsan olmak, orjinal tanımıyla, hatası ve kusuru daolsa bunu itiraf edebilen, kendi gerçeğiyle yüzleşen olmaktır. İnsandan beklenen kusursuzluk değildir, kusurlu değilmiş gibi yapmamasıdır. Beklenen mükemmellikten ziyade hatası ve sevabıyla var olmayı göze almasıdır.
*****
Bazı acılar insanı ağlatmaz da taşa çevirir.
*****
Şair diyor ki;
"Babamın çıktığı kapı/ içimde boşluk olarak duruyor"
*****
Zahmeti sabırla, rahmeti olgunlukla, hüneri hürmetle, hikmeti muhabbetle karşılayan insanlar her zaman huzurludur.
*****
Dostluk; halden anlamak, hürmet, itimat, nezaket gibi birçok güzel şeyin toplamıdır. Dost, ferahlık verendir. Onun yanında huzurlu olursun.
*****
Bir insanın hayatı elinden gitmişse, yani artık ona ait olmaktan çıkmışsa, o andan itibaren başkalarının hayatını izlemeye incelemeye başlar. Kıskanır. Ölçüsü hep bir başkası olur.
*****
Hayatımızdan geçenlere değil de kalanlara bakmamız gerekiyor.
*****
Verdiğini unutan, aldığını asla unutmayan insanlar erdemlidir, vefalı olmak budur.
*****
Maneviyat insandan yavaşlık ister, maddiyat çabukluk. Yavaş olanın ömrü uzar, hızlı olanın kısalır.
*****
Vatan sevgisi imandandır.
*****
Mazi daima konuşur.
*****
İnsan insanı hem yücelten hem de aşağılara çeken bir varlıktır.
*****
Tasavvufta gönül, Tanrı'nın insanda tecelli ettiği makamdır.
*****
Tasavvufta can ruhu, canan ise mutlak hakikati veya tantı'yı temsil eder.
*****
İnsan kendine rağmen bir cennet isteyebilmeli, cehenneme çevirmeye gücünün yetmeyeceği bir cennet.
*****
İnsan, yalnızca bilgi arayan biri değildir; varlığın içindeki ilahi çağrıyı yeniden duymaya çalışan kişidir.
*****
Bazen Allah, insana en çok sessizlikte hitap eder.
*****
İnsan kalbinin yöneldiği yer, onun gerçek kıblesidir. Eğer kalp sürekli dünyaya , tüketime, gösteriye, dijital hazlara yönelmişse zamanla kıblesini kaybetmeye başlar.
*****
Çağımız "çok bilen ama az yaşayan" insanların çağıdır.
*****
İnsan eksik doğar, yanlış yaşar ve yalnız ölür.
*****
Tanrım göğe yükseltmek için mi
arkadan vuruyor insan
dost dediklerini
*****
Mutluluk, erdemli bir hayat sürmektir.
*****
İnsan ne kadar bilirse bilsin, kalbi kadar insan kalacaktır.
*****
Dostun bakışı, insanın kendi hakikatine tutunabildiği son yerlerden biridir
*****
Gerçek manada iyileştirici bir ilişki, insanın içtenliğiyle kurulur.
*****
Ruhların birbirine değdiği, kimsenin yaralarını saklamadığı bir buluşma, insanı iyileştirir.
*****
"Dikkat duadır" demişti düşünür. Şifa çoğu zaman, bir insanın başka bir insana hakiki bir dikkatle yönelmesinden doğar.
*****
Onu entellektüel yapan, sadece çok okumuş olması değil; o okumalardan kendine ait bir bakış, bir istikamet, ilişkisel bir tavır ve bir ahlak süzülmüş olmasıdır.
*****
Hekimlik sadece tıp literatürüne hakim olmak değil, hayat serüveninde yaralı kalplere, incinmiş gönüllere merhem olmayı bilmektir.
*****
Dostluk kelimelerden fazlası elbette.
*****
İnsan çoğu zaman bugünkü haliyle konuşur ama geçmişine göre davranır. Bazen bir cümlede çocukluğu duyulur, bazen bir suskunlukta ailesi, bazen bir öfkede yıllardır taşıdığı incinmişliği.
*****
Her toplum, kendi tarihini yalnızca kitaplarda değil, insanlarının gündelik davranışlarında da taşır.
*****
Öfke yalnızca öfke değildir; çoğu zaman kırgınlığın, çaresizliğin ya da değersizlik duygusunun dışavurumudur. Gösteriş yalnızca gösteriş değildir; tanınma görülme, onaylanma ihtiyacının sahneye çıkmış halidir. İtaat yalnızca uyum değildir, bazen güvenlik arayışıdır, bazen cezalandırılma korkusudur, bazen de bireyleşememiş bir benliğin otoriteye yaslanma ihtiyacıdır.
*****
Bireyin ruhsal dünyasında nasıl ki tekrar eden kalıplar varsa, toplumların da tekrar eden kalıpları vardır. Aynı öfke biçimleri, aynı utanma, düzenleri, aynı yüceltilen değerler, aynı bastırılan arzular, aynı otorite ilişkileri kuşaktan kuşağa aktarılır. Bir çocuk yalnızca anne babasının sözlerini değil, onların korkularını da miras alır.
*****
İçsel güvenin zayıf olduğu yerde dışsal parlaklık artar. Vakarın eksildiği yerde şatafat çoğalır.
*****
İnsan taşıyamadığı duygularla baş edebilmek için bazı yollar geliştirir. İnkar eder, bastırır, yansıtır, idealize eder, değersizleştirir.
*****




















DEĞİŞMEK, DÜNDEN VAZGEÇMEK DEĞİLDİR, DÜNÜN ARTIK SANA YETMEDİĞİNİ FARKETMEKTİR. (ALINTIDIR)

19 Ağustos 2026

DEĞİŞMEK, DÜNDEN VAZGEÇMEK DEĞİLDİR, DÜNÜN ARTIK SANA YETMEDİĞİNİ FARKETMEKTİR. (ALINTIDIR)

 


Sabır Ariflere Özgü Bir Emeğin Meyvesidir

Nefs, isteklerinin hemen yerine getirilmesini ister. Aynen eğitimden yoksun, terbiye özürlü çocuk gibi, istek ve arzularının hemen karşılanmasını bekler. Bu nedenle, sabırsızlık, nefsin düzeyinin bir göstergesi olduğu gibi; sabır erdeminin kazanılmış olması da, nefsin eğitilmişliğinin belirtisi olarak kabul edilebilir. 

“His canı ekmeğe sabredemiyorsa,
Bakırına kimyayı müessir kıl.”

Yani, duygularının kontrolsüzlüğünden dolayı, canının yani “nefsinin”  istediği bir şeyi elde etme konusunda yeterli sabrın yoksa bedensel benini değişime uğrat, tıpkı bakırın altına dönüştürülmesi gibi. Kadim simya ilmindeki “bakırın, altına dönüştürülmesi”, inisiyatik öğretilerde bedensel benin dolayısıyla nefsin değişip-dönüşüp arındırılmasının simgesidir. 
Bu anlamda gelişip, değişip, arınan varlığın durumunu

 “Hakk’ın varlığında yok olmak” 

ile bir tutuyor M. Celaleddin:

“Hakk’dan gayrı her şey yok olur.
Hakikat, Hakk’ın varlığında yok olmaktır.”

Bir ve Tek olan Bütünsel bir alanın yani evrensel yasaların işleyişinin içinde; saflaşıp, arınarak erimenin

 “damlanın umman ile bir olması” 

nın en güzel ifadesini söylemiş Mevlanamız . 
Yaratılmış olup da değişmemek/dönüşmemek söz konusu olmadığına göre, ruh varlığı da sürekli olarak değişip, dönüşerek bilinçlenmekte, bilinçli farkındalığını arttırmakta…
İşte böyle bir değişimle ortaya çıkan erdemlerden biri olan sabır, olgunlaşmanın belirtilerinden biridir. 
Sabır, ariflere özgü bir emeğin meyvesidir. Sabır, göksel bir değerdir. Nefsini terbiye edememiş kimselere özgü sabırsızlık ise, dünyasal ve bedensel cazibeye kapılmışlığın bir göstergesidir. 
Sabır Üzerine Mesneviden Şiir 
Mesnevî’de sabır; yalnızca beklemek değil, olgunlaşmak, pişmek ve ilahî hikmete güvenmek anlamında ele alınır.

“Sabret gönül, gece gündüz aynı kalmaz,
Kış gelir amma bahar kapıda durmaz mı?
Tohum toprağa gömülür, ölür sanırsın,
Oysa sabırla içinde bir bahçe kurulur.
Ateşe giren altın yanar,
Ama ateş onu altın olmaktan çıkarmaz;
Saflaştırır.
Sen de dertten geçerken
“Neden ben?” deme.
Belki de gönlündeki cevher
Bu ateşte görünür.
Sabır, eli kolu bağlamak değildir;
Gönlü Allah’ın hikmetine teslim etmektir.
Acele eden meyveyi dalından koparır,
Sabreden ise
Vakti gelince balını bulur.
Sabır, beklemek değil;
Beklerken değişmektir.
Hamdım dersin,
Piştim dersin,
Yandım dersin…
Sonunda anlarsın:
Ateş seni yakmak için değil,
Seni sen yapmak içinmiş.”

Tasavvufî Öykü: Dervişin Sabır Taşı

Bir gün genç bir derviş, mürşidinin yanına geldi.
“Efendim,” dedi, “çok dua ediyorum ama istediğim hiçbir şey olmuyor. Sabretmem gerektiğini söylüyorsunuz. Fakat ne kadar sabredeceğim?”
Mürşidi cevap vermedi.
Yerden küçük bir taş aldı ve dervişe uzattı.
“Bunu al. Bahçenin ortasına koy. Her sabah üzerine bir damla su bırak.”
Derviş şaşırdı ama söyleneni yaptı.
Günler geçti.
Bir ay sonra derviş sabırsızlandı:
“Efendim, bu taşta hiçbir değişiklik olmadı.”
Mürşidi gülümsedi:
“Peki sen değiştin mi?”
Derviş sustu.
Mürşidi devam etti:
“İlk gün taşı sularken zihnin başka yerdeydi. Sonra her sabah onu beklemeye başladın. Bir süre sonra acele etmeyi bıraktın. Taşa değil, kendine bakmaya başladın.”
Sonra taşı eline aldı ve şöyle dedi:
“Sabır, taşın değişmesini beklemek değildir. Sabır, sen beklerken gönlünün değişmesidir.”
Derviş başını eğdi.
O anda mürşidi son bir söz söyledi:
“Evlat, Allah bazen istediğini hemen vermez. Çünkü senin istediğin şeyin zamanı gelmemiştir. Bazen de istediğini vermez; çünkü sana ondan daha derin bir şey hazırlıyordur.”
Derviş o gün anladı:
Sabır, kaderin kapısında beklemek değil; kapı açılıncaya kadar gönlü hazırlamaktır.
Ve yıllar sonra bahçedeki o taş hâlâ oradaydı.
Fakat derviş artık taşa bakmıyordu.
Taşın kendisine öğrettiği sabra bakıyordu.

“Sabır acıdır; fakat meyvesi tatlıdır.”
 Mesnevî’de Sabır ve Tahammül
 “Sabır, sıkıntının içindeki kapıdır.”
                                          Mevlana
Mesnevî’de sabır, insanın başına geleni edilgen biçimde kabullenmesi değil; sıkıntının içindeki hikmeti görebilecek olgunluğa ulaşmasıdır.
“Sabret; çünkü sabır, insanı muradına ulaştıran bir anahtardır.”
Bu anlam, Mesnevî boyunca tekrar tekrar işlenir: İnsan acele ettikçe görünüşe, sabrettikçe hakikate yaklaşır.
Mesnevî’nin ruhunu özetleyen en güzel anlayışlardan biri şudur: Ham olan kişi, ateşten kaçar. 
Pişmiş olan ise ateşin kendisini dönüştürdüğünü bilir. 
Bu yüzden tasavvufta sabır: Ham → Pişmiş → Yanmış → Olgunlaşmış olanın yolculuğudur.
Tohumun sabrı
Mesnevî’de sıkça kullanılan toprak, tohum ve bahçe imgelerinde sabır ögesine dikkat çekilmiş.  
“Bir tohum toprağın altında kaldığında dışarıdan bakana göre hiçbir şey olmuyordur.
Ama görünmeyen yerde kök salmaktadır.
İnsan da bazen hayatında “hiçbir şey olmuyor” zanneder.
Oysa sabır dönemleri, çoğu zaman görünmeyen köklerin oluştuğu dönemlerdir.”
Sabır ve acele
Mevlânâ’nın tasavvuf anlayışında acele, insanın yalnızca sonucu görme arzusudur. Sabır ise sürece teslimiyettir.
“Acele etme;
hiçbir şey vakti gelmeden olgunlaşmaz.”
Bu deyiş, Mesnevî’nin genel hikmetlerinden biridir.
Sabır yalnızca beklemek değildir. Tasavvuf açısından önemli ayrımı yapmak gerekir. Beklemek başka, sabretmek başkadır.
Bekleyen kişi:“Ne zaman bitecek?” diye sorar. 
Sabreden kişi: “Bu süreç bana ne öğretiyor?” diye sorar.
Ateş ve altın
Tasavvuf geleneğinde altının ateşle ilişkisi çok güçlü bir semboldür. Altın ateşe girdiğinde yok olmaz. Saflaşır.
Mevlânâ’nın düşüncesinde de insanın sıkıntıları bazen böyledir:
“Ateş, altının düşmanı değildir; onun cevherini ortaya çıkarandır.”
Bu nedenle bazı imtihanlar insanın hayatını değil, insanın içindeki fazlalıkları yakar.
Sabır ve İlahî Vakit
Tasavvufta “vakit” önemlidir. Sırrın sırrı adı da verilir. Vakit konusunu anlayan sırrın sırrını da anlar denir.
Tasavvufta İbnü’l-Vakt, “vaktin oğlu” demektir. Saatin gösterdiği zaman anlamına gelmez. Vakit Allah’ın sana şu anda açtığı ilahi tecellidir.
İşte sırrı da tam burada gizlidir: Huzur, geçmişi düzeltmekte değil, geleceği kontrol etmekte değil, Allah’ın bu anki tecellisine teslim olabilmektedir. Kalp başka türlü bu ana yerleşmez.
Kur’an’ın Rahman suresi 29 ayette o her an yeni bir iştedir buyruğu Allah’ın yaratışının ve tecellisinin her nefeste yenilendiğini haber verir. Her an yeni bir kapıdır, yeni bir imtihandır, yeni bir rahmettir ve yeni bir davettir.
İbnü’l Vakt olan kişi, Allah’ın o anda kendisinden ne istediğine dikkat kesilir. Eğer kalbine sabır geldiyse sabrı yaşar, şükür geldiyse şükre yönelir, tövbe hissi doğduysa vakit tövbe vaktidir. Çünkü bilir ki her hal, Allah’ın kendisine o an gönderdiği bir eğitimdir.
Geçmişe takılan kapanmış kapıları zorlar. Geleceğe tutunan ise henüz açılmamış kapıları zorlamaya çalışır. Fakat hakiki arif, Allah’ın şimdi açtığı kapının eşiğinde bekler. İbnü’l Arabi’nin işaret ettiği gibi Allah aynı tecelliyi iki kez göstermez. Her nefes benzersizdir. Bu yüzden kaçırılan her an, bir daha aynı şekilde geri gelmez. Belki bugün kalbinde hissettiğin huzursuzluk; yanlış yerde cevap aramanın sonucudur. Çünkü Allah seni düne çağırmıyor. Yarına da çağırmıyor. Seni tam bu ana çağırıyor. Şimdi kendi şu soruyu sor: Sen bu anın içinde misin; yoksa hala geçmişin yükünü mü, geleceğin korkusunu mu taşıyorsun?
“Bir gül tomurcuğunu zorla açamazsın.
Su verebilir, toprağını besleyebilir, güneşini bekleyebilirsin.
Ama: Açtıran sen değilsin. İşte sabır biraz da bunu bilmektir.”
                                                                          Mevlana
Sabır üzerine Mesnevî ruhunda bir deyiş:
“Dert geldi diye yüzünü ekşitme gönül,
Belki de o dert, seni Hakk’a götüren yoldur.
Ateşten kaçma; altın ateşte belli olur,
Sabret; insan da imtihanda kendini bulur.”
Mesnevî’nin sabır konusunda  bize vermek istediği özü şudur:
“Sabır, başına geleni sevmek değildir.
Başına gelenin seni dönüştürmesine izin vermektir.”
Ve belki de en güzel tasavvufî soru şudur:
“Allah neden bunu başıma getirdi?” yerine “Allah bununla bana neyi öğretiyor?” demeye başladığımızda, sabır bekleyiş olmaktan çıkar, bir irfan yolculuğuna dönüşür. 


Merhaba herkese uzun zamandır yoktum buralarda, anca işler, kış hazırlıkları ve hayatıma eklediğim yeniden yürüyüş maratonu ile günler geçiyor.


Bu günkü skor bu idi..


Bazen yürüyüşte rastladığım satıcılardan alışveriş yapıyorum, köy üzümü ve köy domatesi bu rastladıklarım.

Thich Nhat Hanh, Zen'in Inter-varoluş görüşünü ifade etmiş;

"İlk başta, şeyler birbirinin dışında var gibi görünüyor. Güneş ay değil, bu galaksi başka bir galaksi değil. Sen benim dışımdasın. Ancak derinlemesine baktığımızda, bunların iç içe geçtiğini görüyoruz.
Çiçekten yağmuru, ağaçtan oksijeni alamayız.  Başka hiçbir şeyden bir şey çıkaramayız. Biz dağlar ve nehirleriz; biz güneş ve yıldızlarız. Her şey iç içedir.
Fizikçi David Bohm'un "kapalı düzen" dediği şey budur. 
İlk başta sadece "açık düzen"i görürüz  ama şeylerin birbirinin dışında var olmadığını anladığımız anda 
kozmik dünyanın en derin seviyesine dokunuruz. 
Suyu dalgadan çıkaramayacağımızın farkındayız. 
Ve dalgayı sudan çıkaramayız. 
Tıpkı dalganın suyun kendisi olduğu gibi, biz de nihaiyiz.
Birçoğu hala Tanrı'nın kendi yarattığı evrenden ayrı olarak var olabileceğine inanıyor. 
Ama Tanrı'yı kendinizden uzaklaştıramazsınız; nihai olanı kendinizden çıkaramazsınız. 
Nirvana içinizdedir.
Nihai olana dokunmak istiyorsak, dışarıya değil kendi bedenimize bakmalıyız.
Bedeni içeriden derinlemesine düşünerek, kendi içindeki gerçekliğe dokunabiliriz.
Doğada yürüyüş meditasyonu yaparken ya da güzel bir gün batımını ya da kendi insan bedeninizi seyrederken dikkatiniz ve konsantrasyonunuz derinse, kozmosun gerçek doğasına dokunabilirsiniz."

~Thich Nhat Hanh, Yaşama Sanatı


(Ağaç menekşesi) DURANTA

Bilge kişiler şu geçici güvensiz dünyaya daha iyi ayak uydurup uyum sağlamayı, nerede olurlarsa olsunlar hiç yadırgamadan kendi evlerindeymiş gibi huzur içinde olmayı başarabilmiş kimselerdir.


Acılarınıza sahip çıkın, en kıymetli çiçekleriniz oradan doğacak ve doğurulacak.




En son aldıklarım...


934 sayfalık bir kütük okuyorum, şu an 500 sayfalardayım.





Gitmek fiilinin altını, çift çizgiyle en güzel trenler çizermiş.

Hasan Ali TOPTAŞ



Yapay zeka beni çizdi...


Günü birlik bir İstanbul'a gittim, bunlarda oradan benimle gelenler...


Sabah sabah makyajını yapmış bana yemeğe gelmiş, sürmeler çekilmiş, göz altı aydınlatıcı kremini de sürmüş, şimdi mamasını yesin rujunu sürecek daha rengine karar verememiş:)))


Arkamızdaki apartmanda geçen gün yapılan kavga konusu....


Kendinize iyi bakın....