KENDİ IŞIĞINA GÜVENEN BAŞKASININ PARLAMASINDAN RAHATSIZ OLMAZ

25 Ekim 2026

KENDİ IŞIĞINA GÜVENEN BAŞKASININ PARLAMASINDAN RAHATSIZ OLMAZ

 


Arayış içinde olan bir kaç kişi yaşlı Zen ustasının yanına gelmişler.
Efendim, demişler, biz sizin hep mutlu ve memnun olduğunuzu görmekteyiz. Biz de sizin gibi mutlu olmak istiyoruz.
Usta da yumuşak bir gülümsemeyle şöyle cevap vermiş :
Ben oturduğumda oturuyorum, yattığımda yatıyorum, yemek yediğimde yiyorum,
yürüdüğümde yürüyorum....
Ziyaretçiler şaşkın bir ifadeyle birbirilerine bakmışlar.. Sonra biri dayanamamış ve şunları söylemiş: " Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz ? Biz de aynen sizin gibi yatıyoruz, oturuyoruz ve yemek yiyoruz, fakat yine de mutlu değiliz.
Zen ustası yine aynı cevabı vermiş :
Ben oturduğumda oturuyorum, yattığımda yatıyorum, yemek yediğimde yiyorum ve yürüdüğümde yürüyorum. "
Usta bu cevaptan memnun kalmadıklarını görünce, kısa bir aradan sonra şöyle devam etmiş:
Tabi ki siz de yatıyor, yürüyor ve yemek yiyorsunuz . Ama yatarken, kalkmayı düşünüyorsunuz, kalktığınızda gitmeyi, yürürken de ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuz.
Sizin düşünceleriniz olduğunuz yerde değil, hep başka bir yerde oluyor.
Hayatın kendisi geçmiş ile gelecek arasındaki kesişme noktasındadır.
Bu değerli ana kendinizi bırakın, böylece mutlu ve tatminkar bir hayat yaşama şansını yakalayabilirsiniz...


Hepinize güzel haftalar diliyorum. Buralar ve ben aynıyız değişen bir şey yok şu an  hayatımda. Kütüphaneye yeni kitaplar gelmiş onları okumakla meşgulüm.



Cumhuriyet çiçekleri açtı..





Tarihi camimizin şadırvanı


Ortaokul ve Lise yıllarında kullandığım Eski Kütüphane binası..


Şeflera bazen pazarda benim sandalyeme kuruluyor, kalkmıyor da...



Aşk için her zaman uygun yer vardır...


CİLVELİ KAHVE

Manisa yöresine ait Cilveli Kahve, eski dönemlerde şehzadeler için özel olarak hazırlanan bir kahveymiş ancak bu enfes görünümlü kahve asıl şöhretini; gelinlik kızlarla kazanmıştır.
Osmanlı döneminde kız istemeye gidildiğinde, eğer kızların gönlü varsa bu kahveden yapar, yoksa da sıradan kahve ikram ederlermiş. Böylece kız babaları cilveli kahveyi görürse kızlarına sormadan ‘tamam’ diyerek kızlarını verir, eğer normal kahve gelirse de ‘kızımız istemiyor’ diyerek görücüleri geri gönderirlermiş.
Manisa Cilveli Kahve, iri dövülmüş ve çifte kavrulmuş badem ile süslenerek ikram ediliyor. 
Sunumu ve tüketim şekliyle diğer kahvelerden ayrılan cilveli kahve, fincana dökülen bol köpüklü Türk kahvesi üzerine çifte kavrulmuş, dövülmüş badem ve iki çeşit baharattan oluşan bir karışım dökülerek hazırlanıyor.
Cilveli Kahve için Gerekli Malzemeler (2 Kişilik)☕️☕️
• 2 tatlı kaşığı Türk kahvesi
• 3 adet küp şeker (isteğe bağlı)
• 2 fincan soğuk su
• 2 tatlı kaşığı çifte kavrulmuş ve öğütülmüş badem
Cilveli Kahve Yapılışı ☕️☕️
• Bakır cezve içerisine taze çekilmiş Türk kahvesi, su ve şekeri ekleyip karıştırın. 
• Ardından ocağa cezveyi koyup yavaş  yavaş karıştırarak pişirin. 
• Ocaktan almadan önce köpüğünden kaşıkla alarak fincanlara dağıtın.
• Ardından cezveyi ocaktan alıp kahveyi yavaş yavaş fincanın kenarından dökerek fincanları doldurun.
• Sonra kahvenin köpüğünün üzerine çifte kavrulmuş ve dövülmüş bademi dökün. 
• Bademimizin kahve içerisine batmaması için çifte kavrulmuş olması şart...
• Cilveli kahvemiz hazır yanında lokum ile servis edebilirsiniz.
Cilveli Kahve Nasıl İçilir.☕️☕️
Cilveli kahve bilindiği gibi sadece içilerek tüketilmiyor. 
Sunumuna eklenen kaşıkla beraber çifte kavrulmuş bademlerinin yenilmesi ile de ön planda. 
Yani Cilveli kahve içmeden önce, ilk olarak köpük üzerindeki bademler yeniliyor ve ardından da kahvesi içiliyor.
 İçim esnasında ise; kahve arada bir karıştırılıyor. 
Bunun nedeni ise bademlerin kahvenin içinde dibe çökmesini önlemek oluyor.  
( Muskat ve tarçın , sözü edilen iki baharat )




Kütüphaneden aldıklarım...


AVM'den aldıklarım


Bu kitabı çok methettiler, ilk 100 sayfasını okudum beğenmedim bıraktım.


İnsanlığın sınırlarını zorlayan bu sarsıcı yapım, dünyanın en yüksek noktası Everest’in bakir zirvesine gözünü diken gözü pek bir adamın yaşanmış hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Yoluna çıkan dondurucu soğuklara, amansız doğa şartlarına ve "imkânsız" diyen tüm seslere kulak tıkayan tutkulu bir dağcı, sadece doğayla değil, kendi zihinsel sınırlarıyla da amansız bir savaşa giriyor. Tırmandığı her metrede ölümle burun buruna gelen bu kararlı ruhun, tarih yazmak uğruna sergilediği insanüstü direnç ve attığı her tehlikeli adım, izleyiciyi soluksuz bir varoluş mücadelesinin tam ortasına bırakıyor.
**************

29 Mayıs 1953'te tarihe geçen bu iki insanın mücadelesi, azmi ve cesareti gerçekten etkileyici. Farklı dünyalardan gelen iki insanın ortak bir hedef uğruna verdikleri mücadele, insanın inandığında neleri başarabileceğini gösteriyor.


Zorlu bir dönemden geçen ilkokul öğretmeni Maria'nın (Saoirse Ronan), sınıfındaki en sorunlu öğrencilerden biriyle yaşadığı sıra dışı ve karanlık bir olay örgüsünü konu alıyor.

Kara mizah ve gerilim türü bir film.

"Sadece tek bir çürük elmanın bütün bir sepeti mahvetmesine izin veremezdim. O yokken sınıfın nasıl parladığını görmüyor musunuz?"

"Bazen düzeni ve uyumu korumak için, en korkunç şeylere bile gözümüzü kapatmayı seçeriz."

Bu iki filmi izledim


İyi haftalar....

Yardım:  Artık sağ tarafta kim ne yazmış göremiyorum, bilgisi olan var mı?


OKUDUKLARIM 2026/62 BEN RUHUMU GÖRDÜM

23 Ekim 2026

OKUDUKLARIM 2026/62 BEN RUHUMU GÖRDÜM

 


Yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide yaşanan sıra dışı bir deneyim, yazarı derinden etkileyen bir içsel yolculuğa çıkarıyor; insan varoluşu hakkında bildiği her şeyi yeniden sorgulamaya itiyor.

Ben Ruhumu Gördüm, Ayça Özgöztaşı’nın ruhun mahiyetine ve ölümün ardındaki bilinmezliğe yönelen tasavvufi bir inceleme ve düşünce yolculuğu. Kişisel uyanışlarının ve Kur’an, tasavvuf, kadim mitolojiler ile modern psikoloji üzerine yaptığı araştırmaların ışığında, bedeni ruhun dünyevi yolculuğundaki bir “etten kaftan” olarak ele alan yazar; okuru kimliklerin ve dünyevi bağların yükünden sıyrılıp unutulmuş özünü hatırlamaya davet ediyor.

Yaşanmış bir tecrübeyle başlayan bu arayış, insanın Rabbiyle olan bağını ve kendi hakikatini merkezine alan sarsıcı bir sorgulamaya dönüşüyor:

Bedenimizle mi sınırlıyız yoksa ruhani bir yolculuğun ebedi yolcuları mıyız? “Etten kaftan” sıyrıldığında bizden geriye ne kalacak?

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Ayça Özgöztaşı, yaşamla ölüm arasındaki sınırda yaşadığı sıra dışı bir deneyimden yola çıkarak okuru ruhun mahiyeti, bilincin doğası ve ölümden sonraki varoluş üzerine düşünmeye çağırıyor.
Kitap daha ilk cümlesiyle insanı alışılmış düşüncelerinin dışına çıkarıyor. Çünkü insanın kendine sorabileceği en zor soru, belki de kim olduğunu gerçekten bilip bilmediğidir.

Gerçek yaşanmış bir hayat hikayesi idi, benim de yaşadığım bazı olaylar oldu ve gözyaşı ile okudum diyebilirim, tavsiye ederim okuyunuz.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Kendini sorgulayan insan hayatı boyunca aynı sorunun peşinden yürür: 
Ben gerçekten kimim? Bedenimden ibaret bir varlık mı yoksa zamandan ve mekândan bağımsız daha derin bir hakikatin yolcusu mu?”
*****
Ben bir ruh yolcusuyum
Benim yolculuğum da tek bir soruyla başladı:
"İnsan sadece göründüğünden mi ibarettir?"
*****
İnsan neden var? Ruh nedir? Eski toplumlar semboller aracılığıyla hangi ilahi sırları aktarmaya çalıştı? Kutsal metinlerde anlatılan kıssalar yalnızca geçmişte yaşanmış tarihi olaylar mıydı yoksa insanın iç dünyasına ve bilinç yolculuğuna da işaret ediyor muydu? 
*****
Zaman, sessizce ilerlerken, insanın bir yanı geçmişte kalır, diğer yanı ise geleceğe dair hayallerin peşine takılır. Ama ya tam ortasında kalırsa.... Zaman durursa!
*****
İnsan kendini sürekli sona bırakınca, bir süre sonra kendi kendine "Ben biraz daha bekleyebilirim" demeye başlıyor.
*****
Kelimeler insanın içine çocukken düşüyor ve orada yıllarca bekliyor.
*****
İnsan bazı kapılardan kendi isteğiyle girer. Bazı kapılar ise hiç beklemediği bir anda önünde açılır.
*****
Asil at kamçılanmaz.
*****
Deve iğne deliğinden nasıl geçecek?
İnsanın yüklerinden ve benliğinden arınmadan özüne ulaşamayacağını anlatan bir sembol olduğunu biliyordum.
*****
İnsan farkında olmadan duyduklarını, okuduklarını ve inandıklarını ruhunun derinliklerinde biriktiriyor.
*****
Bazı soruların bu dünyada kesin cevapları yoktur. İnsan da hayatı boyunca sırların etrafında dolaşır; ona bütünüyle sahip olamaz.
*****
İnsan hayatın içinde ne kadar güçlü olmayı öğrenirse öğrensin, özündeki duygusallığı bütünüyle geride bırakamıyor.
*****
İnsan ölüm ihtimalini gerçekten düşündüğünde daha uzun yaşamayı değil, daha doğru yaşamayı diliyor.
*****
Bazı soruların cevabı, bu dünyada öğrenmemiz için değil; ömrümüz boyunca üzerinde düşünmemiz için vardır.
*****
İnsanın kendi nefsine dürüst olması, başkalarına dürüst olmasından daha zordu.
*****
Her yeni sabah bir lütuf, her vedalaşma ise son görüşmeymiş gibi kıymetliydi.
*****
İnsan gerçekten anlamaya çalıştığında, zihninde yeni kapılar açılır. Bir ayetin içinde başka bir ayeti, bir sembolün içinde başka bir hakikati görmeye başlar. Daha önce hiç sormadığı soruları kendine sormaya başlar. İşte bence bilinç tam da böyle genişler.
*****
Bana göre ruhla tanışmak, dışarıda yeni bir şey bulmak değildir. İnsanın uzun zamandır unuttuğu kendi hakikatini yeniden hatırlamasıdır.
*****
Ruhun için namaz kıl.
*****
Allah, insanın yaratılışına kendi rabbini tanıyabilecek bir fıtrat yerleştirmiş ve bu hakikate onları şahit kılmıştır.
*****
İnsanın en büyük yolculuğu, dünyayı keşfetmek değil,  kendi özünü tanımaktır.
*****
Ya beden dediğimiz şey, ruhun üzerine giydirilmiş etten bir kaftan ise?
****
İnsan ancak seçim yaptığında kendini tanımaya başlar.
*****
Bilinç olmadan düşüncelerin hiçbir anlamı kalmaz.
*****
Zihin sürekli konuşur. Geçmişi hatırlar, gelecek hakkında plan yapar, hayaller kurar, korkular üretir ve durmadan düşünceler oluşturur. Bilinç ise bu düşünceleri sessizce izleyen taraftır.
****
Ruh, insanın asıl özüdür.
Bilinç, ruhun bu dünyadaki farkındalık alanı ve kendini ifade edebilme kapasitesidir.
Zihin ise beynin ürettiği düşünceler, anılar ve zihinsel süreçlerin bütünüdür.
Beden ise ruhun dünya sahnesinde kullandığı geçici bir elbisedir.
*****
İslam âliminin eserinde ölüm, beden ile ruh arasındaki bağın çözülmeye başladığı son derece ağır bir geçiş olarak anlatılır.
*****
Beden bir gün toprağa dönecektir. Fakat ruh, yolculuğa devam edecektir.
*****
Bilgi hayata yansımadığı sürece insanı değiştirmez.
*****
Gerçek dönüşüm ise okunan kitapların sayısıyla değil, edinilen bilginin insanın karakterine, ahlakına ve davranışlarına ne kadar yansıdığıyla ölçülür.
*****
Merhamet etmeyi öğrenmeyen, kibrini yenemeyen, affedemeyen ve bildiğiyle amel etmeyen bir insanın zihni dolabilir fakat ruhu aynı ölçüde olgunlaşmayabilir. Bu yüzden ruhun tekamülü, ezberlenen bilgilerle değil, öğrenilen bilgilerin hayata geçirilmesi, yaşanmış tecrübelerle sınanması, ahlaka dönüşmesi ve bilinçte kalıcı bir dönüşüm oluşturmasıyla gerçekleşir.
*****
Gerçek zenginlik banka hesaplarında değil, ruhun genişleyen bilinç alanındadır. Cennet ise insanın dışarıda bulacağı bir yerden önce, ruhunun ulaştığı o yüksek idrak seviyesinde başlamaktadır. Çünkü insanın yanında götüreceği tek şey malı, makamı veya bedeni değil, ruhunda inşa ettiği bilinçtir.
*****
Küçülmesi gereken insanın kendisi değil, içinde büyüttüğü "ben"di.
*****
Aslında açlık, insanın kendisiyle yaptığı sessiz bir konuşmadır.
*****
Nefsin her istediğini yapmak zorunda değilsin.
*****
İnsanın gerçek karakteri, her şey yolundayken değil; hayat planladığı gibi gitmediğinde ortaya çıkar.
*****
İnsan adım atar, neticeyi ise Allah yaratır.
*****
Önemli olan zikrin sayısından önce samimiyetidir.
*****
Tevbe, sadece af dilemek değil; insanın kendi sorumluluğunu kabul ederek ahlaki olgunlaşma yolunda ilk adımı atmasıdır.
*****
Gerçek bilgelik haklı çıkmakta değil, doğru olanı kabul etmektir.
*****
İnsanın kırması gereken en büyük put, kendi içinde taşıdığı "ben" dir
*****
Öğrenmek hatırlamaktır.
Platon
*****
Kendime kaç kitap okudum  diye değil, okuduklarımın ne kadarı beni değiştirdi.
*****
Benzer şekilde ağır travmalar, trafik kazaları, yoğun stres, oksijen seviyesindeki değişimler ve ölüme yakın durumlar da insan zihninde sıra dışı deneyimlere neden olabilmektedir.
(buna yüzde yüz katılıyorum tecrübemle sabittir.)


SURE VE AYETLER;

Hicr Suresi 15/29
Sad Suresi 38/71-72
A'raf Suresi, 7/172
A'raf Suresi 7/29
Tâhâ 20/118
Kıyamet 75/3-4
İsra 17/85
İhlas 122/1
Bakara 2/131
Âl-İmran 3/67
Ra'd 13/28
Enbiya 21/87
Araf 7/23
Yusuf 12/92
Tevbe 9/118
Taha 20/25-28
Neml 27/22
Neml 27/31
Neml 27/44
Bakara 2/170





OKUDUKLARIM 2026/61 HİZMETÇİ BELASI

21 Ekim 2026

OKUDUKLARIM 2026/61 HİZMETÇİ BELASI

 



Ahmet Rıfkı’nın bilinen tek romanı Hizmetçi Belası ile sürdürüyor. 112 yıl sonra Latin alfabesiyle yayımlanan romanda, Sultan II. Abdülhamid dönemi ve II. Meşrutiyet yıllarına tanıklık eden bir mirasyedi ailenin yalısına hizmetçi Nihal’in girmesiyle aile üyelerinin değişen yaşamları konu ediliyor. Romanda değinilen farklı sosyal ilişki biçimleriyle II. Meşrutiyet’ten önceki İstanbul’un toplum hayatında bozulan ahlak anlayışı farklı yönleriyle yansıtılıyor.

Hizmetçi Belası, gerek gündelik hayata ilişkin veriler taşıması, Galata ve Pera civarındaki mekânları betimlemesiyle gerek anlatı zamanındaki siyasi atmosferi bir fon olarak kullanmasıyla 20. yüzyıl başlarının İstanbul’undan gerçekçi bir kesit sunuyor. Böylelikle, günümüzden bakıldığında, yalnızca çetrefil bir aşk romanı olmaktan çıkıp tarihî bir vesika özelliği de kazanıyor.

Bu romanı okuyunuz! Hissen ve fikren ettiğiniz istifadeye müthiş bir tecrübe-i hayâtiyye inzimam edecek [hayat tecrübesi ekleyecek]; yürüdüğünüz ömür yolunda size birçok şeyler öğretecek. (Ahmet Rıfkı)

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Mirasyedi bir ailenin yaşantısına dahil olan hizmetçi Nihal ve onunla birlikte aile üyelerinin çöken/değişen yaşamları anlatılır.


KİTAPTAN ALINTILAR;

"Güzelliği dillerin tarif edemeyeceği seviyelerdedir. Elinden pek çok iş gelir... Kibar konaklardan birinde yardımcı ya da hizmetçi olmak için iş aramaktadır ancak onun bu yalıya gelişi sıradan bir tesadüf değildir."
*****
İstanbul'un o dönemki köhne sokaklarında, içki tüketiminin vardığı boyutlar ve cinsel hastalıklar artık adiyattan (sıradan, günlük olaylardan) sayılır bir hâle gelmiştir. Mirasyedi evlatlar, babalarından kalan yalıları ve servetleri bu eğlence merkezlerinde birer birer tüketmektedir.
*****
"Romanın kahramanı Nihal, henüz sekiz aylık evli iken kocası siyasî sürgünler safında yer aldığı için Fizan'a sürülmüş genç ve yalnız bir kadındır..."
*****
Dönemin İstanbul'unun sokaklarının fiziksel durumu, mevsimlerin getirdiği zorluklar, insanların günlük hayattaki kıyafet ve yeme-içme tercihleri, Galata ile Pera civarındaki kozmopolit mekânların yozlaştırıcı etkisi yalı hayatının çöküşünü hazırlayan en büyük etkendir.
*****
Deniz görünce sadaka vermeli derler.
*****
İnsan kısmı kavun değil ki kokusundan anlayacaksın.
*****
Tabiat aşk ve hayat demektir.
*****
Ben size saygılı, siz bana muhabbete mecbursunuz, çünkü kardeşlik böyle gerektirir.
*****
Tıpta utanma olmaz.
*****


OKUDUKLARIM DERGİ 2026/10 CİNS DERGİ SAYI :126

18 Ekim 2026

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/10 CİNS DERGİ SAYI :126

 

























OKUDUKLARIM DERGİ 2026/9 MİLLİYET SANAT

17 Ekim 2026

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/9 MİLLİYET SANAT