OKUDUKLARIM 2026/21 DERVİŞİN FİKRİ

03 Mart 2026

OKUDUKLARIM 2026/21 DERVİŞİN FİKRİ

 


Acılar, elemler, kederler, ağrılar, sızılar bize kimden gelmektedir? Ya sayılamayacak kadar çok nimetleri; gören gözleri, işiten kulakları, yürüyen ayakları, düşünen başları, çalışan elleri, yiyen içen ve konuşan dilleri, tertemiz havayı, bol güneşi, bereketli toprağı cana can katan suları kim bizim için var etmiştir? Rabbine şükretmeye, insanlara teşekkür etmeye alışan bir dil, bunu zor zamanlarda da ihmal etmez. Nimete nankörlük etmediği gibi mihnete de isyanla değil sabırla; şifayı, devayı nasıl ve kimden arayacağını bilerek katlanır. Bakmasını, görmesini, ârif olmasını bilmezsek bizim için nimet de zahmet de bir isyana dönüşebilir. Şaşırmamak, yoldan sapmamak, çizgiden çıkmamak için inceliğe, tefekküre, teşekküre, ârif olmaya ihtiyacımız var.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;

Güzel bir tasavvuf eseridir, tavsiye ederim.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Varlık, servet demektir. Bize bahşedilen her nimet, her varlık bizim sermayemizdir. Can, ömür, beden, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık, ilim, maddi unsurlar bütün bunlar bize ikram edilen ve bizden değerlendirilmesi istenilen birer sermayedir.
*****
İnsanın ömür sermayesi yok olmayacak, nasıl değerlendirildiyse kendine yeniden verilecek.
*****
Ömür sermayesini uyku ile geçirmeye gaflet demişler. Gaflet; kalbin örtülmesidir. Kalbin açılması, hakikatin görülebilmesi için şarttır.
*****
Ahlak, niyette ve amelde ortaya çıkan, tek seferlik olmayan bir ömür devam ettirilebilen tavırlar, tutumlar ve hallerdir.
*****
İslam ve tasavvuf bir hayat tarzıdır.
*****
Muzaffer Ozak Efendi insanın iki türlü de imtihana tabii tutulduğunu söylüyor; başarı da hüsran da imtihandır.
*****
Allah adamlarının çizgilerinin en belirgin vasıflarından birisi de derinliklerini muhafaza etme, bağırıp çağırmama, kavga ve gürültü çıkarmamadır.
*****
Günlük hayatlarında, diğer insanlara karşı tavırlarında en çok da zikir, fikir, ibadet, ihsan ve iyilik vakitlerinde sergilerler.
*****
Padişahlar, dünya saltanatı ve halkın iyiliği üzere bulunduğu gibi sufiler de ahiret saltanatı ve kalbin iyiliği üzere bulunurlar. Onlar, resmi kurumların bilgisi ve icazetiyle iş görmeyi her zaman önemserler. Kim ki, bundan kaçıyor ve kaçınıyorsa birtakım yanlış işlere, yanlış yollara tevessül etmiş; sahtecilik yapıyor demektir.
*****
Gerçek sufiler; derviş kılığına girip haydutluk etmezler; Hak yolunda görünüp te şeytanın amellerini işlemezler. Bu yanlış yollara girenler gizli niyetlerinin, kötü kalplerinin cezasını da er geç çekerler.
*****
Gönlümüzün sahibi kimdir, hayatın temel sorusu burada.
*****
Bize emanet edilen zenginliği veya fakirliği şükürle, sabırla yoğurabildik mi, asılı mesele buradadır. Gönlümüz, dünya varlığından azat olmadıkça azlığı da, çokluğu da, yokluğu da bize bağdır yüktür.
******
Mal, mülk sevgisi dünya sevgisidir; bu sevgiye bağlanan hayatını burada heder eder. Mal, mülk, varlık, zenginlik bunları verenin emrince ve yolunca sarf edilirse bahtiyarlığın, cömertliğin, saadetin, kutluluğun bayrağı göndere çekilmiş demektir.
*****
Mülkün ve yeryüzünün tamamı Allah'ındır. Kim, mülkün sahibine bağlıysa üstünlük ondadır. Her devirde, her mekanda, her ülkede salihler, alimler, arifler, veliler bulunabilir. Hepsine hürmet edilir, hepsi sevilir. Arifleri imtihan etmeye kalkışmak, onlarda kusur aramak başlı başına bir edepsizlik olmakla birlikte mademki bu yola başvurulur, usulünce ve yakışığınca cevabı da verilir. Arifler gönlünü arındırmış, oraya dünyayı değil dostu misafir etmiştir. İster hırka, ister marka, gönülde bunların sevgisi varsa bu sevgiyle ancak burada yol alınır, önü, ardı, ahiri ahireti kapalıdır bu sevginin.
*****
Tasavvufi hikaye ve menkıbeler Kur'an ve hadiste daha ziyade kıssa ve mesel olarak adlandırılır. Kur'an'da kıssa ve mesel'e ve bunların anlatılmasına dair pek çok ayet vardır:

And olsun ki biz, bu Kur'an'da insanlara her çeşit meseli verdik. 
İsra, 89

Onlara dünya hayatının örneğini ver: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir suya benzer. Bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi önce gelişip birbirine karışır fakat sonunda hepsi rüzgarın savurduğu çer çöp haline gelir.
Kehf, 45

And olsun ki biz, insanlar için bu Kur'an'da her türlü meselden örnekler getirdik.
Rum, 58

And olsun ki biz, öğüt alsınlar diye bu Kur'an 'da insanlara her türlü misali verdik.
Zümer, 27

Onlara mesel getir, misal ver.
Yasin, 13

En yüce mesel Allah'ındır.
Nahl, 60

Kıssalar hikaye et, umulur ki düşünürler.
Araf, 176
*****
Hak'ın arife verdiği ödül yine Hak'tır. Ariflerin derecesi nedir; alimlerle ariflerin farkı nasıldır; Bu sorunun cevabını yine ariflerin sultanı Beyazıt Bistami şöyle verir: Arif söylediğinden daha fazla olandır, alim ise söylediğinden daha az olandır.
*****
Şayet kalbi öldüren yalan, dedikodu, gıybet, iftira, inkar gibi gayrimeşru hallerin ateşi yanarsa içimizde bir süre sonra bir yanardağ kütlesinin tam ortasında kendi karanlığımızla ve alevimize kalakalırız. Bizim kandilimiz, ariflerin kandilinden yanmalı; bizim kalbimiz onların arınmış kalbiyle hemhal olmalıdır.
*****
Kendilerini tamamen insanlık işlevlerinin başlangıç safhalarına gömen kişiler bedene bağlı kalırlar, beden de ölümlüdür ve kabre girecektir. Bedene bu denli bağlı kaldığımızda korkularımız başlar, zira beden çürüyen ve sonlu bir varlıktır. Bedenimiz yerine kalplerimize ve ruhlarımıza bağlanırsak işte o zaman yavaş yavaş ölüm korkusunu bırakmaya başlarız. Ahirette başımıza gelecekleri düşündükçe burada manevi sağlığımız ve gücümüz kuvvetlenir; gayemiz etten ve kemikten ibaret olan vücudumuzu diri tutmak değil ölmeyecek olan kalbimizi ve ruhumuzu arındırarak yaşatmak olur. Bu da manevi tekamülü tamamlamakla olur. Manevi gelişim, sabır ve şuur zindeliği ister. Sabır ve şuur zindeliği Allah dostları belirli anlarda, bazı zamanlarda, ara sıra değil bütün bir ömür sergilemişlerdir. Zira kalbinizin ışıklarını  kapattığınız anda şeytan ve nefis hırsızı içinizi talan etmek için saldırıp duracaktır. Işıkları yanan bir eve hangi hırsız cesaret edip de girmek cüretini gösterebilir ki?
*****
Allah bizden mükemmellik beklemiyor, samimiyet bekliyor.
*****
Edep, her yolda baş tacı edilir. Edeple geleni lütufla gönderirler. Edebi gözetmeyeni gözetmezler. Edep, iç güzelliğinin tavırlara, sözlere yansımasıdır. İçten gelmezse büyük bir karmaşaya sebep olur.
*****
Hepimiz Allah'ın birer kuluyuz. Kan bağımız, soy bağımız, dünyadaki birtakım üstünlük vesilesi olan makam ve şöhretler ahiret için bir anlam ifade etmemektedir. Orada, kimlik bilgilerimizi değil, halimizi; dışımızı değil içimizi soracaklardır. Burada kan bağı, soy bağı, ve diğer birtakım unsurlar işimizi görmemiz, arzularımızı elde etmemiz, bazı tehlikelerden korunmamız için bir kalkan olabilir. Ancak çıplak geldiğimiz bu dünyadan hepimiz birer kefenle ayrılacağız. Orada hepimiz özgür birey olarak sorguya çekilip kendi hesabımızı kendimiz görecek, varsa borcumuz bizzat ödeyeceğiz. Atalarımızla öğünüp kendimizi beğendiğimiz sürece; amelimizle değil soyumuzla öne geçmeye çalıştığımız müddetçe bir adım yol alamaz, ileriye gidemeyiz.
*****
Nefisle mücadele ve onu öldürmek demek, onun teslim olması, Rabbinin emirlerine itaat etmesi ve kötü sıfatlarının iyilerle değiştirilmesi demektir. Yoksa bazılarının da zannettiği gibi nefsi öldürmekten maksat, onu kökten yok edip ortadan kaldırmak değildir.
SIBGATULLAH ARVASİ

Sevaplarımızı zayi etmenin, elde tutmanın, kendimize ayırabilmenin yolu yine kendimizle meşgul olmak, başkasının kusurlarını araştırmak sayıp dökmek yerine kendi kusurlarımızı düzeltme yoluna gitmektir. Aksi halde amel defterimiz sevapla bir miktar lehimize dolsa da sonra buradan uçup giderek hakkına girdiklerimizin hanesine iletilecektir. Kendi hikayemizi, başkalarının kötülükleri üzerine zenginleştirmemiz nasıl mümkün olsun?
*****
Ameller surete göre olmayıp niyete göredir.
*****

DEVAMI GELECEKTİR, BU KİTABIN ALTINI ÇİZDİĞİM CÜMLERİNİ SİZE AKTARMAK GÜZEL BİR OLAY. İFTARDAN SONRA YAZACAĞIM YAKIN ZAMANDA









BLOGGER CANLANDIRMA PROJESİ

28 Şubat 2026

BLOGGER CANLANDIRMA PROJESİ

 


BÜYÜK CESUR VE GÜZEL BİR YOLCULUK 2025

Sarah ve David, ortak bir arkadaşlarının düğününde tanışıyorlar. Ardından, beklenmedik bir olay sonucunda geçmişlerine yolculuk yaparak hayatlarını şekillendiren anları yeniden yaşıyorlar. Bu macera, onların geleceğini değiştirme fırsatı sunabilir.

Büyük Cesur Güzel Bir Yolculuk bizi metaforlarla dolu bir fantezi yolculuğuna davet ediyor

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/1 DELİLER TEKNESİ SAYI:111

26 Şubat 2026

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/1 DELİLER TEKNESİ SAYI:111

 


Hangi zaman şımarsam mutluluktan yana

Ağlamaklı bir yol geçer önümden.

*****

Yazar, mevsimlerle insanın ruh halleri arasında paralellikler kurarak,  doğanın ruhu ile insan ruhunu bütünleştirmiştir.

*****

Tıp, nikahlı karım benim, edebiyat ise metresim. Birine kızarsam, geceyi öbürüyle geçiriyorum. Bu davranışımı belki biraz uygunsuz bulabilirsin, ama en azından sıkıcı değil. Hem zaten, benim bu ikiyüzlülüğümden ikisinin de bir şey kaybettiği yok.

Anton ÇEHOV

*****

Kendi deliliğini kabullenmek ve değişmek sağlıklı ve iyileşmiş olan akıllı insanların ruh halidir.

*****

Altıncı koğuş, bireylerin yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da baskı altına alındığı bir cezalandırma ve dışlama mekanizmasıdır. Çehov, toplumun dışladığı bireylerin yalnızlaştırıldığını ve insanlıklarından koparıldığını anlatmaya çalışır.

*****

Empati, sadece bir çaba değil, aynı zamanda cesaret gerektiren bir eylemdir.

*****

ÇehoV; insanların sadece kendi bireysel özellikleriyle değil, içinde bulundukları toplumsal yapıların kuralları ve sınırlarıyla da şekillendiğini ustalıkla gözler önüne serer. Bu sınırlar, bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım aşılması neredeyse imkansız bir duvar gibi karşımıza dikilebilir.

*****

Kayıtsızlık, insanın kendi yaşamını küçümsemesidir. Bunun da insanları gerçek yaşam mücadelerini anlamaktan uzaklaştıracağını düşünür.

*****

İnsan olmak, yalnızca yaşamak değil; anlamak empati kurmak ve cesaretle sorgulamaktır.

*****

İnsanı anlamak, onun acılarını, umutlarını ve çatışmalarını görmekle başlamaz mı?

*****

Sosyal çürümenin sebebi konusunda arayış, anlatının içinden çekilen iki cümleyi birleştirdiğimde yanıt bulur:

" Fevkalade düşünüyoruz. Birbirimizle konuşmayı bir türlü beceremedik."

*****

"Değişmeyen tek şey değişimdir" ve bunu söyleyen de anlamdıran da insandır.

*****

Yabancı sözcükler anadil bahçesinin gübresidir; hem besler hem de kirletir; ölçüsü kaçtığında bahçeyi yakar. (Söz Uçar Kitabından)

*****

Sorumluluk bireyin kendisindedir. Sorumluluk ne dinin ne bilimin sorunudur.

*****

İnsan yaşadığı sıkıntılarla yeniden uyanıp içindeki mutlak sevgiyi, iyiyi arıyor ve aslında bu arayış sürekli olmalı. Çünkü sürekli değişen maddeyle ruhun entagrasyonu bu değişime göre bütünleşiyor.

*****

Kendi doğasını aşıp kendi metafiziğini yaratan insan öz benlik tartışmasına gider ve bir başlangıç sorgusuyla karşılaşır. Burada karşılaştığı şey saf benliktir. Saf ben mutlaktır iyidir, güzeldir, doğrudur, değişmezdir. Ve ben varlıktaki bilgiyi araştırırken metafizik yani ben ötesi sorgu yaparım.

*****



AFORİZMALAR 4

24 Şubat 2026

AFORİZMALAR 4

 














ALLAH BİR KULU İÇİN HAYIR MURAD EDERSE KALBİNİ DUAYA MEYLETTİRİR.

22 Şubat 2026

ALLAH BİR KULU İÇİN HAYIR MURAD EDERSE KALBİNİ DUAYA MEYLETTİRİR.

 


Hepinize hayırlı haftalar, hayırlı ramazanlar. Buralar ve ben aynıyız, kitap okumalarına ara verdim. Elimde kütüphaneden aldığım son bir dergi vardı onu okuyup bitireceğim. Ramazanla aramı hoş tutmaya çalışıyorum. Dün pazardan gelince pide almak için karşıya geçtim, daha çıkmasına vakit olunca, bana 2 tane ayır deyip eve geldim. Bir süre sonra gittim, bende sıraya girdim, fakat bir anda pide bitti. İçeri girip sordum bana ayırdın mı diye? ayırmış aldım parasını ödedim. Önümde çocuklu bir bayan vardı, o da arkamdan gelmiş, fırıncı bayana soruyor çocuk hiç mi pide kalmadı diye. Zaten herkes dağılırken ben içeri girip aldığım için bir tuhaf olmuştum, çıkardım bir pideyi çocuğa verdim. Gönlüm rahata erdi. Yoksa suçluluk duyacaktım bu konuda. Bu akşam da özel içli pide yaptırdık, ezan okundu bayağı geçti fırıncı tepsilerde bizim pideleri arıyordu, içimden dedim şimdi bunları da başkasına vermiş olmasınlar:)) neyse bulundu,  ben eve girdiğimde annem çorbasını bitirmiş yemeğe geçmişti:))


Jiddu Krishnamurti

" ... Tüm dünya insanın içindedir. 
Bakmayı ve öğrenmeyi bilirsen kapı önünde ve anahtar elindedir. 
Anahtarı ya da açacağın kapıyı senden başka hiç kimse sana veremez..."


SUFİNİN YOLU

Âlem bir vehimden ibârettir; onun gerçek bir varlığı yoktur. Bu ise "hayâl" ile kastedilen şeydir. Yâni sen hayâlinde zannettin ki bu âlem kendi başına buyruk, kendi kendine oluşmuş bir gerçektir; mutlak Gerçek'den (Hakk'dan) hâriç bir varlıktır. Hâlbuki hiç de böyle değildir... Bil ki senin kendin de bir hayâlsin; idrâk ettiğin her bir şey ve "bu ben değilim" dediğin her bir nesne de bir hayâldir. Şu hâlde bütün varlık âlemi de hayâl içinde hayâldir."
İbn Arabi, Füsusu'l-Hikem'den

Anadolu’da 12. Yüzyıldan itibaren İslamiyet’in mistik yönünü oluşturan Tasavvuf geleneği gelişmiştir. Bu gelenek Ahmet Yesevi ile Türkistan’da başlamış ve Anadolu’ya göç eden Horasan Erenleri ile devam etmiştir.
Tasavvuf İslam Mistisizminin, içrek ve batıni olan bilginin genel adıdır. Sufi ise bu yolda yürüyen uygulama yapan kişidir. Sufi kelimesi köken olan yün anlamına gelen Arapça ‘suf’ kelimesinden türemiştir. Sufiler yün aba giyen, sadeleşmeyi, arınmayı, saflaşmayı, Allah Yolunda kendini bilmeyi günlük hayatlarında uygulayan kişilerdir. İbadet ve zühd ile uğraşırlar, Allah yolunda, bencillikten, kul hakkı yemekten, nefislerinin oyuncağı olmaktan uzak dururlar.
Allah’a ve Yasalarına Teslimiyet yollarının temel düsturudur. Tasavvufi anlamda yani ilahi bilginin özündeki karşılığı anlamda, tüm hayatlarını “secde” halinde geçirmeyi niyet ederler. Tabii ki görünüşteki secde değil asıl olan manevi secde yani kalpte secdede olmaya gayret ederler.
Sufilik mistik bir inancın tatmini ya da tercihinden öte olarak, bir yaşam biçimi ve yaşam tarzıdır. Bütün inançların birliği ve O’na inananların tümünün kardeşliği üzerine kurulmuştur. 14 üncü ve 15 inci yüzyıllarda, Ahilik ve Fütüvvet gelenekleriyle birleşen Türk sufiliği, Gazilik, Alplik ve Dervişlik gibi kollara ayrılarak sosyal, toplumsal ve dinsel gerçekliği bir arada yaşatmıştır.
Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, İbn-i Arabi, Abdülkadir Geylani, Sadi Şirazi, Harakani gibi çok önemli mutasavvıflar tarafından halka aktarılmış ve günlük yaşam için formülüze edilmiştir.
Tasavvufun özünde insanın kendisini Allah’ın ondan razı olduğu ve kendisinin de Allahtan razı olduğu hale getirmek vardır. Fecr Suresinin ayetlerinde bu bilgi verilmiştir. Denir ki: “Rabbinden razı olarak, Rabbini razı ederek, dön şimdi Rabbine…
Fatiha Suresi de Allah’a Hamd cümlesi ile başlar. Özünde Allah’a Hamdetmek ve O’nun yolunda yürümek niyet ve gayreti vardır. Tasavvuf bu temel prensibin her insanın su gibi ekmek gibi nefes almak gibi temel ihtiyacı olduğunu ve bunu yapamayan ruhların huzur bulamayacağını anlatır. Yani ruhçuluk ekolündeki kendini bilmek, Rabbini Bilmek ve Tekamül Etmek bilgisi ile birebir örtüşür. Çünkü İlahi Nizam ve Kainatın da anlatmaya çalıştığı gibi bunu yapamayan ruhlar, sevemezler ve cennetlik olamazlar o zamanda dünyadan mezun olamazlar.
Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneğinde Üstad Ergün Arıkdal, öğrencilerinin tüm ruhsal yollar hakkında bilgi edinmelerini istediği için Felsefe, Tasavvuf, Dinler Tarihi, Psikoloji ilgili kitaplar okutur, iç seminerler ve çalışmalar yapardı. Cavit Sunar’ın Tasavvuf Tarihi adlı eserini de ders olarak çalıştırmıştı. Türk Ruhçuluğu köken olarak tasavvufla ilintilidir, Üstat Ruhselman’ın ilk yaptığı, Kadri-Mustafa Molla-Kemal Yolcusu gibi müstear isimli ruh varlıklarından aldığı bilgiler dikkat edilirse, uygulamaya, iyi ve erdemli insan olmaya dönük tasavvufla bütünleşen ruhsal tebliğlerdir.
Ruhçulukta da uygulama çok önemlidir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz felsefesi ile hareket edilir.
Tasavvuf, insanın ruhsal gelişimini sağlayan bir yaşam tarzı ve ruhsallık anlayışıdır. Amaç, ruhsal Hakikat bilgisini edinmek ve nefsini arındırarak İnsan-i Kâmil boyutuna ulaşmaktır. Bu gelişim sürecine “Seyr-i Sülûk” denir ve bu yola girene “Salik”adı verilir. Ruhsal gelişimin üç aşaması olduğu kabul edilir. Bu aşamaların ilki “İlm-el Yakîn”, ikincisi “Ayn-el Yakîn” ve üçüncü son aşaması “Hakk-el Yakîn” aşamalarıdır.
İlm-el Yakin: Kur’an’ı ve kutsal metinleri akıl-mantık ve bilimle açıklayanlardır.
Ayn-el Yakin: Gözle görür gibi hakikati görmek. Ayn göz demektir.
Hakk-el Yakin: Görmeyi aşmış, evrenin ruhsal enerjisi ile bütünleşmiş anlamına gelir.
Tasavvuf anlayışında insanın 7 nefs mertebesine ulaşabileceği kabul edilir. Bunlar:
1. Nefs-i Emmare: Emreden, emir-komuta seven.
2. Nefs-i Levvame: Pişmanlık duyan, sorgulayan.
3. Nefs-i Mülhimme: İlham ile yaşamını sürdüren.
4. Nefs-i Mutmain: Tatmin olmuş, beklentisiz olan.
5. Nefs-i Raziya: Rıza boyutunda yaşayan.
6. Nefs-i Marziya: Allah’ın rızasını elde etmiş olan
7. Nefs-i Kâmile: Kemale ermiş, olgunlaşmış kişi olarak sınıflanır.
Tasavvufa göre her insan, yeryüzüne hem üstün özelliklerle hem de süflî vasıflarla gelir. Ondan beklenen, süflî ve nefsânî arzularını sınırlaması, yani “nefsini denetlemesi”dir. Nefs temizlendikten sonra işin ikinci aşaması başlar, o da “kalbin tasfiyesi”adını alır… Kalpteki dünyevi, nefsani bağlılık ve duygusallıklar dengelenir ve insan duygu ve düşüncelerinin merkezi olan kalp, Allah’ın insan gönlünde yer almasına tahsis edilir.
Nefs, insanın var olmak ve varlığını devam ettirmek için gerekli özelliklerin merkezidir. Açlık, susuzluk, uykusuzluk vb. maddî ihtiyaçların yanında sevmek, sevilmek, bağlanmak vs. gibi manevi /psikolojik ihtiyaçlar da nefs tarafından organize edilir. Nefs ruh dünyaya bağlandığı için madde ile karşılaştığı için varolduğundan amaç nefsi kötülemek, yok etmek değil, onun insana egemen olmasını denetlemektir.
İnsanın aç kaldığı zaman bir şeyler yemesini emreden nefsi, o bedenin canlı kalmasını hedefler. Ancak bu açlığı bastırmak için her türlü yolun meşru görülmesi, midenin dolduğu hâlde gözün doymaması; nefsin terbiye edilmediğinin işaretleridir. Nefsin bu şekildeki menfi emirlerine gözü kapalı bir şekilde itaat eden insan, onun bir nevi kölesi hâline gelir.

NEFİS DOYAR MI?

Nefis, doymak bilmeyen hırs ve iştahı ile insanı uçurumlardan yuvarlamaya hazır bir binek aracı gibidir. O yüzden hayat boyunca, nefsin tabiî ihtiyaçlarını normal sınırlar içinde karşılamaya özen göstermeli ve dizginlerin kontrolünü hiçbir zaman bırakmamalıdır. Çünkü bir anlık bir gaflet hali, bazen insanın uçurumdan yuvarlanıp parça parça olmasına yeter de artar bile…Nefs doymaz, varlık belli bir aşamada bu doymaz nefsin farkına varıp onu denetlemeye karar vermezse, kendi elleriyle cehennemine giden yolun taşlarını yerleştirmiş olur.
Kur’ân-ı Kerîm eş-Şems, 7-10 ayetinde der ki:
“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki; nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.”
Kâf, suresi 16.ıncı ayette ise;
“Andolsun ki insanı Biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.” Denerek, insanın nefsiyle mücadelesinde onu yalnız başına bırakılmadığı ifade edilir. Gerek vicdan, akıl, irade gibi içsel güçlerle; gerekse peygamber göndermek, kitap indirmek, içinde ve dışında kendi âyetlerini göstermek, salih ve sadık kimselerin mevcudiyeti suretiyle dışsal nedenlerle insana hep yardımcı olunmuştur.

NEFSE KARŞI UYANIKLIK

Tasavvufta İnsanı, nefsine karşı uyanık tutan en önemli vasıtalar, iman, takva, salih amel, ibadet ve duadır. Bu nîmetlerden mahrum kalan insan, nefsinin isteklerine râm olur ve Allah yolundan uzak düşmeye başlar ki günümüz insanının acıklı durumu da budur.
Nefis; tembelliği, atâleti sever. İnsanı gevşekliğe meylettirir. Mal sahibi olmayı, bunu biriktirmeyi, hırsı, tamahı, cimriliği özendirir. Sufilerde ise çalışkanlık ve disiplin çok değerlidir. El –Haşr 9 uncu Âyet-inde şöyle denir:
“…Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
Gurur, kibir, kendini büyük görme, insanları istihkâr yani hor görme nefsin tuzaklarındandır. Bencillik, menfaatperestlik, sadece kendisini düşünmek, uzak ve ulaşılmaz emeller peşinde koşmak, nefsin en önemli özellikleridir.
Tasavvufi bilginin uygulaması açısından “İnsanın yapıp ettiklerini hatırlayacağı gün vardır… En-Nâziat, ayeti 35-41suresinde denir ki:
“Ve görene Cehennem açık bir şekilde gösterilmiştir. Artık kim azmışsa ve dünya hayatını âhirete tercih etmişse, şüphesiz Cehennem (onun için) tek barınaktır. Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış kimse için ise… Şüphesiz Cennet (onun) yegâne barınağıdır.”

ALINTIDIR.



Yenilerim...



Ramazandan önce arkadaş yemeğe davet etti, dışarıda yemek yedik, cüzdanı bol para görsün ısmarladığı için, kahveleri de ben ısmarladım.


Bitirmeye çalıştığım dergim


Belki denersiniz. (Alıntıdır)


Bahçeden kardelenler ile iyi bir hafta diliyorum sizlere....