ETRAFINDA KİMSEYİ BULAMAMAK ZOR, İÇİNDE KİMSEYİ BULAMAMAK DAHA ZOR....

07 Haziran 2026

ETRAFINDA KİMSEYİ BULAMAMAK ZOR, İÇİNDE KİMSEYİ BULAMAMAK DAHA ZOR....

 


UMUTLU İNSAN OLMANIN YOLLARI

“Bilincimize çıkaramadığımız şey, hayatta karşımıza yazgı olarak çıkar.”
Carl Gustav Yung

Sürekli umutsuzluk içine düşerek enerjilerimizi kilitlemekten, kendimizde duygusal blokajlar yaratmaktan vazgeçebiliriz !...
Bilgeye sormuşlar. Akıllı ile Aptal arasındaki en büyük fark nedir diye?
Bilge;
“Akıllı insan her anı farkındalıkla yaşar ve bir kere ölür. Aptal insan ise her anı ölecekmiş gibi yaşar ve bin kere ölür” demiş…
Gün içinde sık sık umutsuzluk içine düşeriz. Çevremizdeki herkes gibi asık suratlı olur ve sanki emeklilik yıllarını bekleyen, hayattan vazgeçmiş insanlar gibi olmaya başlarız. Hayallerimizi kaybeder ve çocukluk enerjimize veda ederiz. Üçüncü sayfa haberlerini okur, tv de bu tip programlar seyreder ve bunlar bizim başımıza gelmedi diye seviniriz. Ama bu kadar günlük yaşamın içine girince ve kendi iç varlığımızdan kopunca sonunda yaşam enerjimiz düşer, umudumuz azalır, hayallerimize veda ederiz.
Enerjimizi kısıtlayan bizi pasif hale getiren bu etkenleri birlikte değiştirebilir ve dönüştürebilir, gülüşümüze ve enerjik halimize tekrar kavuşabiliriz.
Önce kendimizi suçlamayı bırakalım…
Her sabah uyanır uyanmaz şikayete başlamaktan vazgeçelim, o gün için en olumlu olan şeyi düşünmeye veya imajine etmeye çalışalım… Her günün getirdiği kendine göre bir hayrı, iyiliği, güzelliği mutlaka vardır. Her sabah hayata yeniden başlamak demek aslında umudu hiç yitirmemek, Tanrı’ya evrenin gizli düzenine ve insana güvenmektir…
Başaramadığımız bir olayla karşılaştığımızda lütfen şunları söylemeyelim: “Kendime kızıyorum. Başaramadığım şeyler beni bu hale getirdi veya şunları yapabilseydim daha iyi olacaktı. Şöyle yapsaydım harika bir hayatım olacaktı” demekten vazgeçin lütfen…
Aynaya bakın ve kendinize “sen harika bir insansın ve seni suçlamıyorum” deyin. Geçmiş hatalarınızı affedin ve geçmişin yükünü artık sırtınızdan indirin.
Doz aşımı yaratacak şekilde başkalarını mutlu etmeye çalışmayın. İnsanın ailesi veya yakınları için bazı fedakarlıklarda bulunması son derece doğal ve sağlıklıdır. Fedakarlık yapmayı, kendinden vermeyi öğretir ama onun da bir ölçüsü olduğunu unutmasak iyi olur…
Tüm enerjinizi size değer vermeyen ve sizi önemsemeyen insanlar için harcamayı bırakın. Sizi seven insanlara odaklanın. Ailenize ve sizi sadece siz olduğunuz için sevenlere. Enerjiniz tükeniyor, yoruluyor adeta bir yere bağlanıyor çünkü hayatınızın odağını yanlış kişilere döndürüp, enerjinizi onlar için harcıyorsunuz. Tüm hayat enerjinizi size değer vermeyen ve aslında değişmek istemeyen insanlar için harcarsanız hem zaman kaybeder, hem de yorulursunuz. Almak istemeyeni, değişmeyi arzu etmeyeni kendi yollarına bırakın… Onları sırtınızda bir yük gibi taşımayın. Bırakın nazikçe yollarına gitsinler, emin olun ki, size başka kapılar açılacaktır…
Kendinize inanın!… Siz evrensel bir varlıksınız ve sonsuzun oğlu ya da kızısınız…
Çoktan vazgeçtim hayallerimden diyorsanız büyük bir hata yapıyorsunuz. Siz hayatınızı değiştirecek yegane kişisiniz. Şu aralar enerjiniz adeta kilitleniyor olabilir çünkü inanmadığınız şeyler yapıyorsunuz. İstemediğiniz işleri sürdürmeye çalışıyorsunuz. İstemediğiniz halde tüm enerjinizi o işe vermek zorunda kalıyorsunuz. “Mecburiyetten katlanıyoruz, ne yapalım? Kim ister ki bunları yaşamayı” diyebilirsiniz.
İlk bakışta haklı da olabilirsiniz ama çaba göstererek, süreforla kendi üzerinizde çalışmaya devam ederseniz yeni insanları yeni imkanları ve yeni kapıları kendinize doğru çekmeye başladığınıza şahit olacaksınız ve bu size büyük bir güven verecek…Mutsuzluğunuzun ve enerjinizin kısıtlanmasının asıl nedeni inanmadığınız ve gerçekte istemediğiniz şeyleri yapıyor olmanızdır.
Ben Ne İstiyorum? Gerçek İsteğim Nedir?
Lütfen şöyle bir silkelenin ve kendinize sahiden ben ne istiyorum? Gerçek isteğim nedir diye sorun… Bu bilinçli farkındalık sorusu, değişimin minik taşlarını harekete geçirerek size yeni bir yol hazırlayacaktır çünkü biz herşeyi önce imajinatif bir ortamda, düşünce dünyamızda yaparız. Tıpkı çocukluğumuzdaki gibi… Ama artık çocuk değiliz ki, bu kendini kandırmak değil midir ? demeden önce birkaç deneme yapmakta fayda var…
Saf ve Huzurlu Düşünmenin Yollarını Arayın
Bir çocuk gibi saf ve huzurlu düşünmeyi öğrenmek mümkündür. Önce anda kalmayı ve günlük yaşamda zihnimizi sürekli meşgul eden konuların ne olduğunu bulmayı anlamaya başladıktan sonra tabii ki… Yaşam enerjinizi kısıtlayan en büyük etkenlerden biri de budur. Çok fazla hesap ve plan yapmak, hayatı sürekli yönetmeye, kontrol etmeye çalışmak çok yorucudur ...
Hiç dikkat ettiniz mi bazı insanlar vardır hava durumunu bile kontrol etmeye çalışırlar ve ne kadar huzursuz, mutsuz, endişe, kaygı dolu insanlardır…Hayatın getirdikleri ile mutlu olmayı ve küçük keyifleri hiç bilmezler, biz öyle olmayabiliriz. Küçük mutlulukları, küçük keyifleri kaçırmayabiliriz. Sevdiğimiz bir arkadaşımızla içtiğimiz bir kahvenin, sıcak bir sohbetin ne kadar doyurucu ve rahatlatıcı olduğunu hepimiz biliriz aslında ama hep erteleriz niyeyse…
Aklınızı sessizleştirin
Birkaç nefes alıp, küçük bir meditasyonla zihni izlemek kolaydır, alıştıkça zihinde bir sakinleşme olur, oradan oraya minik bir maymun gibi zıplamaktan hoşlanmaz hale gelir ama hepsi için çaba sarf etmek ve egzersiz yapmak gerekir. Zihninizi sakinleştirin huzurun geldiğine tanık olacaksınız… Huzurlu bir ruhun tüm Çakraları açık olduğu için enerjileri de düzgün akar ve evrenle olan bağları da güçlüdür…
Ağzınızdan çıkana dikkat edin
Tutamayacağınız sözler vermeyin. Kimsenin arkasından konuşmayın ve kınamayın. Unutmayın kınadığınız şey başınıza gelir ve o şekilde sınanırsınız. Hayatını kanunu bu. Ağzınızdan çıkan yanlış sözler size negatif enerji olarak geri döner.
Olumsuz düşünmekten vazgeçin
Kafanızda kurduğunuz olası geleceklerin hiç biri olmayacak çünkü sizin için en doğru gelecek seçildi. Siz bir bedeni deneyimleyen ruhlarsınız. Siz enerjisiniz. Hayatınızı negatife değil pozitife yönlendirin. Unutmayın akıl her zaman negatifi düşünmeyi tercih eder.
Kaygı Enerjileri Kilitler
Gelecek kaygısı duyarak enerjinizi bağlıyorsunuz. Eğer kaderiniz içinde güzel bir sabah varsa kimse sizden onu alamaz. Ama bu sabahı berbat etmek istiyorsanız kimse size engel olamaz. Kötü veya İyi yoktur. Sadece denge vardır. Akışı kontrol edemezsin. Ama akışa uyarsan zaten gitmen gereken yere seni götürecektir.
Hayatın Asıl Amacının Deneyim Yaşamak Olduğunu Unutmayın
Her şeyin bir nedeni ve sonucu vardır. Ama hayatın asıl amacı deneyimlemektir. Yaşadığınız sonuçlardan kimseyi suçlamayın ve özellikle de kendinizi suçlamayın.
Gülen Neşeli İnsanlar ile Bir Arada Olun.
İki hasta varmış ikisine de aynı teşhis koyulmuş ve ameliyata alınacaklarmış. Hastalardan biri öleceğine inanıyor ve sürekli söyleniyormuş. Diğeri ise gülüyor ve hayatının daha iyi olacağına inanıyormuş. İkisi arkadaş olmuşlar. Önce karamsar olan günlerce anlatmış ne kadar tehlikeli bir ameliyata gireceklerini ve kurtulma şanslarının ne kadar zor olacağını. Neşeli hasta ise onun anlatmaları her bittiğinde komik bir anısını anlatıyor ve gülüyorlarmış. Sonunda ne mi olmuş karamsar hasta da bırakmış ameliyatı filan o da yaşadığı anıları anlatmaya başlamış. Ameliyat gününde ikisi de gülerek ve neşeli girmiş ameliyata. Sağlıklı bir şekilde çıkmışlar ameliyattan.
Hepimiz biraz karamsar hasta gibiyiz. Hep kötü olasılıkları seçerek düşündüğümüzü bir türlü farkedemiyoruz… Olur olmaz herşeye kafayı takıyor çevremizi ve kendimizi mutsuz ediyoruz. Sizce o neşeli hasta olmak zor mu bu kadar? Siz karamsarsanız bile çevrenizde neşeli insanlar olsun. Onlar sizi o girdaptan kurtaracaklardır.
Negatif Enerjilerin Alıcısı Olmanız Gerekmez
Başkalarından gelen negatif ve zehirli enerjilerin alıcısı olmanız gerekmez.
Sevgiyle almak istemediğiniz enerjiyi geri çevirebilirsiniz.
Sevgiyle yanıt vermek ise bir saldırı pozisyonu almanızı ve daha çok negatif enerji yaratmanızı önleyecektir.
Şifa veren tek şey sevgidir.❤
Derleme : Sandra İngerman’dan…


Herkese merhaba uzun zamandır yazı hazırlamadım, bazı sorunlarla karşılaştım şimdi onları çözmeye çalışıyorum. Sorun sağlık açısından, dualarınız benimle olsun. Bu çarşamba Şehrime Edirne'den gelen bir Prof. ile görüşeceğim, eğer o da operasyon derse de, ki aile sağlık doktorumun önerisi bu birkaç kişiden öneri almadan bu kararı alma demişti, bir kaç yerle görüştüm operasyon için, fiyat aldım. Ama gönlüm ağbimin cerrahında büyük ihtimal ona başvuracağım operasyon için, ki ağbim de öyle istiyor. Başka bir şehirde operasyon olmak zor gelecek ama dayanacağım. Öyle bir an ağrı yapıyor ki vücudum beynime kadar sinir uçlarım devreye giriyor. Her şeyin hayırlısı olsun.




Herkesin kendince tutunduğu mutlak bir haklılık felsefesi vardır. Ben kötüyüm diyen insan görmedim desem yeridir. İnsan kendini anlatır…
ama kalbini saklar.

Bu yüzden
her gördüğüne kesin doğru gibi sarılma.

Alıntıdır.

Sevgiler 🕊️🕊️


Kütüphaneden gelenler



pancar lezzetleri



Yeniler...


Yeniler 2



Annem beyaz sardunya kurumuş dedi, gereği yerine getirildi.


Artık kendimi kimseye sevdirmeye çalışmıyorum, sevmeyenin hep bir bahanesi olduğunun farkındayım…

• Artık kimseye olur olmaz beni eleştirme hakkı tanımıyorum. Biliyorum ki ben özel ve değerliyim ve kimseye kendimi kanıtlamak zorunda değilim.

• Artık kendini beğenmişe, ukalaya, kibirliye hayatımda yer vermemem gerektiğinin farkındayım.

• Artık her şeye bir “ama” cevabı verenlere bir şeyler anlatmaktan onlara çözüm üretmemek gerektiğini fark ettim..
 Biliyorum ki isteyenin planı istemeyenin “ama”sı var.

• Artık körü körüne eleştirenler ile körü körüne savunanları aynı kefeye koyuyorum. Fanatiklere nefes tüketmemek gerektiğinin farkındayım.

• Artık başkasının dedikodusunu yapanla, sırrımı ve özelimi paylaşmıyorum. Bugün ona yapanın, yarın bana yapacağının farkındayım.

• Artık inatçı insanlara bir şey inandırmaya, ikna etmeye çalışmıyorum. “Bu onların kişiliği” demem gerektiğinin farkındayım.

• Artık affedemeyen, mükemmeliyetçi ve katı insanlardan uzak duruyorum. Hata yapan, özür dilemesini bilen insanlarla hayatı paylaşmam gerektiğinin farkındayım.

• Artık kimseyi mutlu etmek zorunda olmadığımı farkındayım. Beni hayatının merkezine koyanları, benim üzerimden var olanları, benim üzerimden mutlu olmak isteyenleri, istemediğimi fark ettim.

• Artık kendini geri çektiğinde de senin sayende yaşayanların ve mutlu olanların başının çaresine baktığını farkındayım.

• Artık kendini ulaşılmaz gösterenin aslında ambalajdan ibaret olduğunu farkındayım.

• Artık kimseyi hayatında zorla tutamayacağını, gitmek isteyenin bahanesi olduğu gibi kalmak isteyenin de bahane aradığını farkındayım.

• Artık iyi insanlar için daha çok çabalamam gerektiğini farkındayım.

• Artık iyi hissettiren insanlar için, daha çok emek vermem gerektiğini farkındayım.

• Artık iyi bir ilişki için sevgiden çok iyi anlaşmanın önemli olduğunun farkındayım.

• Artık kimin yanında “kendim “isem onun yanında daha mutlu olduğumun farkındayım.

• Artık hırslı insanlardan uzak durmam gerektiğinin farkındayım.

 Amaçları için herkesi kullanabileceklerinin farkındayım.

• Artık gerçek dostluklarda mesafenin önemli olmadığının farkındayım. Yıllar sonra bile bir araya geldiklerinde kaldıkları yerden devam ettiklerini öğrendim....
Her şey "iyi" olmak zorunda değil.
Önemli olan, 
Her şeyin içindeki "iyiyi" görebilmek...
“Rızık denince hep maddi boyutunu anlıyoruz.
Oysa;
Sevmek sevilmek de rızık meselesi...
İyi insanlara denk gelmek de...

İYİ İNSANLARA DENK GELMEK NASİP OLSUN HEPİMİZE…❤️



İYİ HAFTALAR, SAĞLIKLI GÜNLER HEPİMİZE…❤️




ALTINI ÇİZDİKLERİM 2026/3

02 Haziran 2026

ALTINI ÇİZDİKLERİM 2026/3

 





































OKUDUKLARIM DERGİ 2026/5 HECE ÖYKÜ DERGİSİ SAYI:134

31 Mayıs 2026

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/5 HECE ÖYKÜ DERGİSİ SAYI:134

 


İnsan kendinden başka neyi yazabilir?
*****
İnsan bazen ölmek için değil, bir şeyin gerçekten gelip gelmeyeceğini görmek için bekler.
*****
İnsan bazen acının geçip geçmeyeceğini değil, ne kadar süreceğini merak eder. 
*****
Sevilmenin kibri, bin mesele taşır içinde.
*****
Korku yaşadığını anlatır insana.
*****
Beklentiler üzer.
*****
Toplumları genelde en bilgeleri değil, en ihtiraslıları yönetiyordu.
*****
Sanat insanın doğayı taklidinden doğmuştur.
Aristo
*****
Herkes turşu suyu kadar olsa keşke önce yaksa sonra ferahlık verse.
*****
Herkes talihinden yakınıyor, zekasından yakınana rastlamadım.
Cenap şehabettin.
*****
Talih çok yer kaplar hayatımızın şekillenmesinde.
*****
Titizlenmenin hayatın tadından bir şeyler eksilttiği muhakkaktır. Bu kaybın yerini ise başka bir lezzet, tat, kazanım alır. Kaybetmeden kazanmak defterimize yazılmamıştır.
*****
Edebiyat dile veya biçeme indirgenemez.
*****
Yazmak için yalnızlığa, yazının malzemesi için insanla temasa ihtiyacımız var.
*****
Günümüzde bireyin dokunulmaz şımarıklığını yücelttik, edebiyatta mağrurlukla fiyonklayıp mağdurlukla paketler olduk.
*****
Aşırıya kaçarak anlatılan okuyucuyu himayesi altına almak isteyen meseleyi okurun gözüne sokarcasına aktaran melodramı kimse sevmez zaten.
*****
Travma yalnızca bireysel bir deneyim değildir; savaşlar, göçler, darbeler, soykırımlar, toplumsal şiddet ve kitlesel felaketler gibi tarihsel olaylar, kollektif bellekte derin izler bırakarak toplumsal kırılmalara sebep olur.
*****
Kitap bize şiddetin ve zulmün insan doğasında açtığı tahribatı estetik bir tanıklığa dönüştürerek kollektif belleğe kazır.
*****
Bir olay yaşandığı anda travma oluşturmayabilir, yıllar sonra başka bir deneyimle bağlantı kurularak geriye dönük biçimde travmatik anlam kazanır. 
*****
İnsan hatırlamak istemediği şey tarafından yönetilir.
*****
Modern dünyada insan maddi her imkana sahip olsa da maalesef duygusal eksikliğin üstesinden gelemez.
*****
Acının ya da travmanın hatta sevincin edebiyat malzemesine dönüşmesi için sağlıklı bir soğukkanlılık mesafesine ihtiyacımız vardır.
*****
Belki de bunca badire atlatan ve ölmeden günleri bitirebilmenin korkusunu yaşayan insan biraz bencilleşmeye başladı.
*****
Yaptığımız her eylemin bir bumerang gibi dönüp dolaşıp bizi bulaşağı bir sistemde yaşıyoruz. İster buna karma deyin isterseniz ilahi denge.
*****
Oysa bir acının ya da travmanın hatta sevincin edebiyat malzemesine dönüşmesi için sağlıklı bir soğukkanlılık mesafesine ihtiyacımız vardır. Bu yüzden tabloları en iyi görebilmek için yakından değil, birkaç adım uzaktan bakmak gerekir çoğu zaman.
*****

Ağlamayın, hissettirin
Teşhir etmeyin, sezdirin
Güneşten kaçın, gölgelere ve sislere sığının.
Ve kırılıp parçalanmış olsa da bir kalbiniz olduğunu hatırlayın.
*****
Sonuçta hep hak ettiğimizdir bizi bulan.
*****
Her ruh geçmişe özlem duyar ama bir daha asla geri dönemeyecek kadar çaresizdir.
*****
Gönül boşken de güzel. Oh, mis, eşyasız ev gibi. Koştur dur. Ferah, sakin.
*****
Hayat bazen kırık bir aynadan kendi gözlerini yoklamak gibi.
*****
Geçmiş, sessiz bir lamba gibidir; yandığında aydınlatır, söndüğünde fısıldar.
*****
Gerçeği düşten ayıran şey neydi?
*****
Çocukluğumu yeniden başlatabilir miyim?
*****
Zaman seni büyütür ama çocukluğunu senden alamaz.
*****
Hayatın skoru ise hep aynı: bir kazanan varsa mutlaka bir kaybeden de oluyor.
*****
Ruhun güncellenmesi için kaç GB'lık bir acı gerekiyor?
 



OKUDUKLARIM 2026/37 ALLAH AŞKI ÜZERİNE DÜZENSİZ DÜŞÜNCELER

30 Mayıs 2026

OKUDUKLARIM 2026/37 ALLAH AŞKI ÜZERİNE DÜZENSİZ DÜŞÜNCELER

 


“Zamanımızın en büyük ruhu” - Albert Camus “Bir azizin sahip olduğu türden deha sahibi bir kadın” - T.S.Eliot Dünya üstünde, çeşitli kılıklar içerisinde gördüğümüz kötülük, Allah'dan uzak oluşumuzun bir işaretidir. Lakin mesafenin kendisi aşktır ve aşka aşık olunmalıdır. Kötülüğe aşık olamayız ama Allah işte bu kötülükler arasından geçilerek sevilir.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

 Kitap 3 kısıma ayrılarak yazılmış. 
İlk bölüm kitap ile aynı ismi taşıyan Allah Aşkı Üzerine Düzensiz Düşünceler, 
İkinci bölüm Joe Basquet'ye Mektup, 
Üçüncü bölüm ise Allah Aşkı ve Mutsuzluk.
 50 sayfalık bir kitap, çabuk okunuyor. 

Daha geniş açıklamayı;


bulabilirsiniz.

KİTAPTAN ALINTILAR;

İnsanoğlu ıstırabının ve acılarının kesildiği gün, yenilerini aramaya koyulur.
*****
İhtiyacımız olanla, mülkiyetini edinmek istediğimiz şeyleri karıştırmamalı.
*****
İnsanlara sunulan dünya yalnızca yalanla dayanılabilecek bir dünyadır. Yalanı reddeden ve yaşamın esasında dayanılmaz olduğunu bilmeyi seçenler, buradan bir isyan çıkarmazlar. Dışarıda, zamanın ötesinde konumlanmış, yaşamı olduğu gibi kabul etmelerini sağlayan bir makama ulaşırlar.
*****
Kötülük yalnızca çektiğimiz acılar yahut işlediğimiz günahlar değildir. O aynı anda her iki halde de kendini gösterir, günah bizi ıstıraba sürükler, ıstırap ise kötülüğü taşır.
*****
Fani varlıklarız. İçerimizdeki kötülük de dolayısıyla sonlu. Yani ömrümüz ne denli uzun sürerse sürsün, bir gün nihayete ereceğimizden ve bu dünyada da kendi şeytanlarımızdan azade kalacağımızdan emin olmalıyız.
*****
En kusursuz hakikat, Tanrının burada, bizimle beraber olduğu gerçeğidir.
*****
Mutmain olmayı öğrenmiş kimse, kendine dönmeksizin, kendinden yüce ve saf bir şey olduğunu bilendir.
*****
Dua etmek dahi ruhun vasat güvenliğini aşamaz.
*****
İhaneti insani gayretimiz değil, kendiliğimizi karşımıza alan şiddetli dirayetimiz önler.
*****
Bizi yükseltecek olan güç yalnız Tanrıdır ve sadece yüzümüz ona dönükken bu güç bize sadır olur. Tanrıya yüzünü dönmek demek aşkın kendisidir.
*****
İçimizdeki kötülük, yalnızca her daim saf olana dönük bakışlarımızla def edilir.
*****
Aşk yalnızca hakikattir.
*****
Bir insan köle olduğu zaman, ruhunun yarısını da kaybeder.
*****
Fiziki olarak hissedilen acılar ruhta herhangi bir iz bırakmaz. Çürük dişin şiddetli ağrısı bittiğinde ortada bir hatıra kalmaması gibi, yalnız fiziki acılar hatırasızdır.
*****
Mutsuzluk hayatın köksüzleştirilmesidir.
*****
Mutsuzluk, karanlık bir hücredeki ışığın yokluğundan daha şiddetli bir şekilde Tanrı'yı yok kılar. Bir tür korku hali tüm ruhu bu esnada kaplar. Bu  yokluk boyunca hiçbir şeyi sevmek mümkün değildir. En berbat olanı, bu karanlıklarda tutunup sevilecek bir şey bulamayan ruhun aşktan vazgeçişidir. Öyle ki, Tanrının yokluğu adeta bir kesinlik kazanır. Ardından Tanrı, bir gün kendini açık edip, tıpkı Hz. Eyüp'e gösterdiği gibi dünyanın güzelliklerini gösterecektir. Ama ruh, aşkı inkıtaa uğratırsa, neredeyse cehennemden daha derin bir uçuruma düşülecektir.
*****
Kötülük kendini talihine hazırlamış masum ruhlarda bilinir ve hissedilir. Özünde suça yatkın ruhlarda ise talihsizlik ve suç kavramı birbirinden ayrılmıştır.
*****
Horoz, yaralı olan diğer horozu daha sert ısırır.
*****
Birini, şu anki mutsuzluğundan çıkarmak kolay olsa da geçmiş mutsuzlukları aşmak oldukça zordur. Bunu aşmamıza muktedir olan yalnızca Tanrı'dır.
*****
Tanrı, aşk ile ve aşk için yarattı. Tanrı aşktan gayrı hiçbir şey, aşka giden yoldan gayrı hiçbir yol yaratmadı. O aşkın tüm şekillerini yarattı. O, tüm mesafeleri göze alan, yakınlık gözetmeyen aşka ehil varlıkları yarattı. Kendini sonsuz bir uzaklığa, ölçülmez bir mesafeye koyan Tanrı'ya ve aşkın mucizesine yaklaşmak için tek yol acı çekmek olarak görüldü.
*****
Tanrı ile Tanrı arasındaki aşk, Tanrı'nın kendisidir. Bu hakikat ikili bir erdeme uzanır, iki farklı varlığı bir eder ve sonsuz ayrılığa karşı galebe çalar. Tanrı'nın birliğinde tüm çokluklar yok olur.
*****
Aşık için ayrılık acı verici de olsa bir iyiliktir, zira aırılık aşka dahildir.
*****
Tanrı merhametiyle bir insanın yaşamına girip tüm varlığını aydınlattığında, kişiye doğa kanunlarına bağlı kalmaksızın, suyun üstünde yürümenin imkânını verir. Ama ne zaman aynı kişi Tanrı'dan aksi istikamete bakar ise, Tanrı'ya değil bu mekanizmaya yerçekimine teslim olur.
*****
Ruhlarımızı ve toplumları dikkatle incelediğimizde Tanrı'nın bu tabiatüstü ışığının eksik olduğunu, hepimizin mekanik ve kör bu yasalara itaat ettiğini görürüz.
*****
Bizler her acıyı hissedip, ıstırap çektiğimizde, esasen hakikatin, dünyanın nizamının, Tanrı'ya itaatin vücudumuzda yer etmeye başladığını söyleyebiliriz.
*****
Bir gün gelir ruh Tanrı'ya ait olur yahut hakikatli bir şekilde aşkı hisseder, aşık olur. Kendine düşen artık, kainatı aşıp, Tanrı'ya varmaktır. Ruh, daha önceden sudur etmiş bir aşkın ürünü olan mahlukatlar gibi sevmez. Bu aşk, kendinde ilahidir. Ruhumuzun kendi duygularından arınıp, bu aşka varmasına ancak rıza gösterebiliriz. Zira ilahi aşka yalnızca, ilah muktedirdir. Burada kendi benliğimizi reddederiz. Biz bu reddetme rızasını göstermek için yaratılmış varlıklarız.
*****
Mutsuzluğun yol açtığı acizliğe düşmezden evvelinde, atalet, korkaklık ve cehaletin suç ortaklığıyla, başkalarının bizden daha çok kötülük yapıp, günah işlediğine kani oluruz.
*****
Kâinatın Tanrı'ya ait bir nesne olduğunu biliyoruz. Kalbimizin en derinlerinden Tanrı'ya bize kendi mutlak egemenliğini bahşettiği ve uysallığa buyur ettiği için şükretmeliyiz.
*****
Felsefe yapmak, ölmeyi öğrenmektir.
Platon
*****
Bizim talihsizliğimiz ve mutsuzluğumuz ilahi olanın ihtişamından bir şey götüremez.
******
Tanrı aşktır, doğa ise gereklilik. Fakat bu gereklilik teslimiyetle aşkın bir aynası olur. Keza Tanrı mutluluk, yaratılış ise bir bunalım olsa dahi, bu bunalım Tanrı'nın nuruyla ışıldamaktadır. Bu bunalım yahut mutsuzluk içinde bulunduğumuz  koşulların hakikatini içine alır. Hakikatin künhüne vakıf olmayı ve bu uğurda ölmeyi uzun ve mutlu bir hayata tercih edenler Tanrı'ya varacaklardır. İşte, bu hakikate gitmeyi istemek gereklidir.
*****
Dünyadaki güzelliklere kayıtsız kalmak da belki mutsuzluğa giden yola gireceğimiz bir günahın ve suçun başlangıcı olarak görülmeli. Şüphesiz, kişiler hemen talihsizliklerle cezalandırılamaz ama dünyanın güzelliklerine dair kayıtsızlığın sonunda varacağımız yer sıradan bir hayattır. Sıradan bir hayat niçin bizi besleyen sıkıntı ve mutsuzluğa tercih edilsin?

 


OKUDUKLARIM DERGİ 2026/4 HECE ÖYKÜ SAYI 133

27 Mayıs 2026

OKUDUKLARIM DERGİ 2026/4 HECE ÖYKÜ SAYI 133

 




Bu dünyada bir anlam yok.
Anlamı biz inşa ederiz, Allah bize inşa edecek imkanlar vermiştir.
*****
İnsan bir kere muhtaç olmaya görsün, ilkin en mukaddeslerini terk etmeye başlar.
*****
Evlatların geçmişle hiç alakası yoktur, onlar geleceğe doğarlar.
*****
Bekleme isteğinden vazgeçtiğinde gelirmiş insana beklediği.
*****
İnsanın bakmak istemediği yerde kalır gözleri.
*****
İnsan dağa heybetli der, çöle mahrum.
*****
Her eksiklikte illa çokluğun, ihtimallerin hücum eden hükmü vardır. Her suçta, illa affın kendisine eğilmez sandığı büyüklüğü vardır. Her yıkımda, illa yapılmadaki emeğin yorgunluğuna heves vardır.
*****
İnsan kendini ziyan etmeyi nede çok seviyorlar.
*****
Seviyorum yaralarımı. Hem mümkün mü yara almadan dünyadan geçmek.
*****
Daha helva kavuracaktı, ölen kişi gelip un kokusu var mı diye kontrol ederdi evini, un kokusu alırsa rahat ederdi hiçi, misafirler helvayı yerken onun da ruhu doyardı hem.
*****
Tanrı yazarları pek severmiş. Yörükleri bırakmış da yazarların başına sarmış göçebeliği.
*****
Hayat yerli yerinde dururken insan neden gider?
Göçebeler nedensiz ağrıdan kaçmak için gitmeyi seçerlermiş.
*****
Ağır hastalar hiç sıkılmazlar. Hastalık içlerini doldurur, tıpkı büyük suçluları vicdan azabının beklemesi gibi.
*****
İnsanın vicdanı nereye yakın ? Kalbine mi, aklına mı? Hakka mı, batıla mı? Meleğe mi, şeytana mı? Yakut en çok hırpalandığı yara mi?
*****
İnsan vicdan azabını bulamayacak kadar kendinden uzaklaşır mı?
*****
İnsan bazen anlatamadıklarını susuyor be abla.
*****
Hem insan bazen kendisini bir şeye fazlasıyla ait hissediyor.
*****
Zamanda telafi etmek diye bir şey yoktur. Yaşadıklarımızı unutsak bile muhakkak ki onların bizde bıraktığı izlerle yolumuza devam ederiz.
*****
İnsan kendisine ilk insandan bu yana verili olan ortak bilinç kodları ile donatılmıştır.
*****
Ruh, bir şeyle birlikte ya da onun içinde yahut onu kapsayacak şekilde bulunmadığında varlığından söz edemez, onun ne olduğunu anlayamayız. Bu yüzden ruh, daima bir şeyin ruhudur. Çünkü bir şey ancak sınırlanarak anlaşılabilir ve anlaşılan şeylerin daima bir ruhu olmak zorundadır. Bir şeyin ruhu iki şekilde görünür olur, bunlardan ilki emir ve yasaklara uymadığında "isyankar ruh" olarak, ikincisi de birinciyle bağlantılı olarak, geri döndüğünde yani tövbe ettiğinde. Secde et, emrine uymamakla ve uymamakta diretmekle "isyankar ruh"; şu ağaca yaklaşma, yasağının ihlaliyle ve bu ihlalin sonuçlarından olmak üzere af dilemekle yani tövbe etmekle doğan "itaatkar ruh". Toplumsal yapı, uysal ruhların bir aradalığıyla ve yasaklara riayet edilmesiyle başlar ve toplumsal ruh var olur. Toplumsal yapı oluştuğunda isyankar ruh ondan kopma, yasakları delme eğilimi gösterir, eğer pişman olursa yapı onun cezasını vererek uysal ruha dönüştürüp yeniden içine alır, pişman olmazsa tecrit eder ya da bazen yok eder. Yeryüzündeki bütün hikayeler bu ruh durumlarından pay alır ve aldığı bu payı varyasyonel olarak sürekli çoğaltır. Emirlerin ve yasakların çeşitlenerek kazandığı süreklilik isyankar ve uysal ruhları da çeşitlendirip geliştirmekte, ilerletmekte ya da daraltıp geriletmektedir.
*****
Ruhun en görünür olduğu ve kabul gördüğü yer kanunların hakkaniyetle uygulanmasıdır.
*****
Gerilim ve çatışma eksikliği genellikle şu şekilde tezahür ediyor; mevcut yapının ürettiği düzen (akış biçimi) anlam üretmeye imkan vermediğinde isyankar ruhun devreye girerek yapıyı sarsması, sarsılan yapının kendine çekidüzen vermesi, isyankar ruhun da "tövbe" ederek yapıya tekrar dönmesi.
*****
Korkusuz biri durduk yere korkusuz değildir, gücünü (korkusuzluğunu)önce imanından sonra da temsil ettiği ruhtan alıyordur. O artık, yalan söylemeyen, haram yemeyen, zina etmeyen, vicdanlı merhametli o büyük ruhun cisimleşmiş halidir.
*****
Duygu, bakış açısı ve kurgu (yasa, töre) işin içine girdiğinde ruh da oluşur. Büyük ruhtan pay almayan ve cılız ruhlar oluşturan hikayelerin kalıcı olması beklenemez.
*****
Modern kent, insanı giderek daralan bir kutunun içine doğru çekerken apartmanlar, siteler, rezidanslar, gökdelenler mekanlarla birlikte insanın ruhunu dönüştürmüştür. Yüzyıllar boyunca geleneğin gölgesinde dingin bir hayat yaşayan insan, metropolün parıltılı yüzeylerinde kendi yüzünü seçemez hale gelir.
*****
Ölüm haberidir bu, nezaketsiz gelir, adabımuaşeret dinlemez. İzin istemez, kapıyı çalmaz, açmanı beklemez, geçer başköşeye kurulur. Kelimelerle inceltemezsin, törpüleyemezsin, ahşap değil sanat yapamazsın. Kaya değil bir yüz konduramazsın. Rengi yoktur, varsa karadır. Biri gitmiştir çünkü daima gitmiştir. Oradan bir ışık sızmaz. Bir ses duyulmaz. Sağına soluna kedi merdivenleri takıştıramazsın. Kenarsızdır, işe yaramaz bunlar.
*****
Küpe çiçeği kendine yakışmayan arzularla yüzleşme cesaretsizliğinin, gizli bir arzunun utandırıcılığının sembolüdür.
*****
Modern hayatın gürültüsü, insanın hafızasını da vicdanını da titreten bir unutma alanı yaratır ne yazık ki. Gelenekle bağı kopan birey , iç dünyasını ayakta tutan manevi dayanakları da hızlı yitirir. Günümüzde yaşamın hızla yerinden ettiği değerler insanı kendi inanç dünyasının uzağına savururken geride yalnızca anlamı eksilmiş bir kabuk bırakır. Bu kabuğun içinde yolunu bulmaya çalışan birey doğruyu yanlışlıkla karıştırırken aslında kendi iç sesinin çöküşünü seyreder. Artık ne inancın sığınağına varabilir ne de vicdanının terazisine güvenebilir. Öykülerde manevi dünyanın pusulası bozulduğunda kişi kendi belleğine bile güvenemez hale gelir. Gelenekten ve geçmişle kurulan bağdan kopan birey manevi değerlerini taşıyacak zemini bulamaz.
*****
İnsanı gerçekten dönüştüren eleştiri, dışarıdan gelen değil içeriden yükselendir.
*****
İnsanlık tarihi kadar eski olan çatışma, karşı karşıya gelme ve iki farklı güç arasındaki mücadeledir. En yakınlarıyla huzuru bulup mutlu olan insan, yine en yakınlarıyla sınanır. Destan geleneğinden günümüze; aile içindeki erk savaşları, uzaktan bakıldığında anlamsız gelse de olaya dahil olan kahramanların iç seslerinden anladığımız kadarıyla çok da yersiz değildir. Babaların oğulları, annelerin kızları ya da tam tersi... Mevzu benlik kavgası, anlaşılmak ve değer görmek olunca en yakınlarımız bile yabancılaşabilir. Kiminle olduğumuz, kimden ne öğrendiğimiz, o öğretinin sonucunun aileyi ve toplumu tatmin edip etmemesi çatışmanın temelini oluşturan faktörlerdendir. Boğazımızda, kalbimizde, zihnimizde düğüm gibi gezdirdiğimiz aile, bazen kağıda düşen yanıyla çözülemeyen, çaresi olmayan bir gerçektir. Gerçeğe kurgu karışınca yazılanllar, gerçekten çok daha acı, çok daha yıpratıcı olabilir. Çoğu zaman "Neden ben değil de o?" sorusu bağlamında yaşanır çatışmalar. Karşıdaki ister anne-baba olsun ister kardeş cevap hep aynı doğru üzerinden yankılanır.
*****
Çocukların yeri bazen tayin edilemeyebiliyor. Onların varlığı evdeki büyüklerden sonra geliyor. Evlatlar, birtakım sorumlulukları yerine getirmek için var olmadıklarını farklı biçimde kanıtlamaya çalışınca çatışmalar derinleşiyor.
******
Mesafeli bir duruş, keskin bıçak kadar acıtır canımızı.
******
Çocukluk, yaşamın en kırılgan dönemidir. Güven duygusuna en fazla ihtiyaç duyulan zaman.... Çocukların sağlıklı yetişkinlere dönüşme süreçlerini tehdit eden bazı faktörle vardır. Güvensizlik bunların başında gelir. Çocuk için ebeveyni ile her yaşta sağlıklı iletişim kurabilmesi önemlidir. Ancak bunu başarabilenler toplum yapısına uyumlu kişiler olur. Destekleyici ve güven verici ebeveyn sözleri, kahramanların suçluluk duygusunu azaltarak çatışmanın olumsuz etkilerini zamanla yok eder.
*****
İnsanların diğer insanlara uyguladığı yıkıcı eylemlerin altında ebeveynlerinden kalma hasarlar vardır. Bedensel hastalıklar, duygusal yalnızlıklar, kimlik bunalımı bütün bunların ürünüdür. Değişmeyen şudur: Ebevenynin sesi, bireyin bilinç dışından duyulur. Bu sesin şiddeti kahramanın gönül zarına zarar verir.
*****
Bölünmüş anıların toplanması, sessizliğin altında yatanın keşfedilmesi, bireyin duygularının adlandırılması kahramanın sağlam bir karakter geliştirmesinde oldukça önemlidir. Gittikçe artan öfke duygusu, çarpıl kalıpları öğrenen, yalan söylemeye meyilli, başkalarıyla uyum kuramayan empati yoksunu bireyleri topluma aşılar.
*****
Eşit dağıtılmayan sevgi, çocukların gözünde sevgisizlikten farksızdır.
******
Annenin bahtı kızın çeyizi derler.
*****
Ebeveynlerimizin birer yansımasıyız ve onlar ilk öğretmenlerimiz.
*****
İnsanlar hem kaderlerine boyun eğer hem de başlarına gelenlerle alay ederler. Bu alay, kimi zaman bir laf sokuşta kimi zaman birer ağıtın arasına sıkışmış bir tebessümde kimi zaman da bir esnafta kendini gösterir.
*****
Hayat zordur, ama gülmek te bedava
*****
Yürekte aşk olmazsa felsefe bayinde hararet yapar.
*****
İnsanı insan yapan şeyler değiştikçe insanın bakışı, görüşü, duyuşu, bununla beraber inşaya dair tercihleri, biçime dair yöntemleri çeşitlenebilir. Bunlar özü değiştirmez çünkü öz insanın yazma ve yaratma saikiyle beraber, söyleme, etki etme saikiyle ve elbette öykünün ilk gününden bu güne, kendinde muhteva ettiği bütün özellikleriyle  beraber bir bütündür.
*****
Sanat en çok sabra ihtiyaç duyar.
*****
Hastalık bedende değil ruhtadır.
*****