Acılar, elemler, kederler, ağrılar, sızılar bize kimden gelmektedir? Ya sayılamayacak kadar çok nimetleri; gören gözleri, işiten kulakları, yürüyen ayakları, düşünen başları, çalışan elleri, yiyen içen ve konuşan dilleri, tertemiz havayı, bol güneşi, bereketli toprağı cana can katan suları kim bizim için var etmiştir? Rabbine şükretmeye, insanlara teşekkür etmeye alışan bir dil, bunu zor zamanlarda da ihmal etmez. Nimete nankörlük etmediği gibi mihnete de isyanla değil sabırla; şifayı, devayı nasıl ve kimden arayacağını bilerek katlanır. Bakmasını, görmesini, ârif olmasını bilmezsek bizim için nimet de zahmet de bir isyana dönüşebilir. Şaşırmamak, yoldan sapmamak, çizgiden çıkmamak için inceliğe, tefekküre, teşekküre, ârif olmaya ihtiyacımız var.
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;
Güzel bir tasavvuf eseridir, tavsiye ederim.
KİTAPTAN ALINTILAR;
Varlık, servet demektir. Bize bahşedilen her nimet, her varlık bizim sermayemizdir. Can, ömür, beden, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık, ilim, maddi unsurlar bütün bunlar bize ikram edilen ve bizden değerlendirilmesi istenilen birer sermayedir.
*****
İnsanın ömür sermayesi yok olmayacak, nasıl değerlendirildiyse kendine yeniden verilecek.
*****
Ömür sermayesini uyku ile geçirmeye gaflet demişler. Gaflet; kalbin örtülmesidir. Kalbin açılması, hakikatin görülebilmesi için şarttır.
*****
Ahlak, niyette ve amelde ortaya çıkan, tek seferlik olmayan bir ömür devam ettirilebilen tavırlar, tutumlar ve hallerdir.
*****
İslam ve tasavvuf bir hayat tarzıdır.
*****
Muzaffer Ozak Efendi insanın iki türlü de imtihana tabii tutulduğunu söylüyor; başarı da hüsran da imtihandır.
*****
Allah adamlarının çizgilerinin en belirgin vasıflarından birisi de derinliklerini muhafaza etme, bağırıp çağırmama, kavga ve gürültü çıkarmamadır.
*****
Günlük hayatlarında, diğer insanlara karşı tavırlarında en çok da zikir, fikir, ibadet, ihsan ve iyilik vakitlerinde sergilerler.
*****
Padişahlar, dünya saltanatı ve halkın iyiliği üzere bulunduğu gibi sufiler de ahiret saltanatı ve kalbin iyiliği üzere bulunurlar. Onlar, resmi kurumların bilgisi ve icazetiyle iş görmeyi her zaman önemserler. Kim ki, bundan kaçıyor ve kaçınıyorsa birtakım yanlış işlere, yanlış yollara tevessül etmiş; sahtecilik yapıyor demektir.
*****
Gerçek sufiler; derviş kılığına girip haydutluk etmezler; Hak yolunda görünüp te şeytanın amellerini işlemezler. Bu yanlış yollara girenler gizli niyetlerinin, kötü kalplerinin cezasını da er geç çekerler.
*****
Gönlümüzün sahibi kimdir, hayatın temel sorusu burada.
*****
Bize emanet edilen zenginliği veya fakirliği şükürle, sabırla yoğurabildik mi, asılı mesele buradadır. Gönlümüz, dünya varlığından azat olmadıkça azlığı da, çokluğu da, yokluğu da bize bağdır yüktür.
******
Mal, mülk sevgisi dünya sevgisidir; bu sevgiye bağlanan hayatını burada heder eder. Mal, mülk, varlık, zenginlik bunları verenin emrince ve yolunca sarf edilirse bahtiyarlığın, cömertliğin, saadetin, kutluluğun bayrağı göndere çekilmiş demektir.
*****
Mülkün ve yeryüzünün tamamı Allah'ındır. Kim, mülkün sahibine bağlıysa üstünlük ondadır. Her devirde, her mekanda, her ülkede salihler, alimler, arifler, veliler bulunabilir. Hepsine hürmet edilir, hepsi sevilir. Arifleri imtihan etmeye kalkışmak, onlarda kusur aramak başlı başına bir edepsizlik olmakla birlikte mademki bu yola başvurulur, usulünce ve yakışığınca cevabı da verilir. Arifler gönlünü arındırmış, oraya dünyayı değil dostu misafir etmiştir. İster hırka, ister marka, gönülde bunların sevgisi varsa bu sevgiyle ancak burada yol alınır, önü, ardı, ahiri ahireti kapalıdır bu sevginin.
*****
Tasavvufi hikaye ve menkıbeler Kur'an ve hadiste daha ziyade kıssa ve mesel olarak adlandırılır. Kur'an'da kıssa ve mesel'e ve bunların anlatılmasına dair pek çok ayet vardır:
And olsun ki biz, bu Kur'an'da insanlara her çeşit meseli verdik.
İsra, 89
Onlara dünya hayatının örneğini ver: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir suya benzer. Bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi önce gelişip birbirine karışır fakat sonunda hepsi rüzgarın savurduğu çer çöp haline gelir.
Kehf, 45
And olsun ki biz, insanlar için bu Kur'an'da her türlü meselden örnekler getirdik.
Rum, 58
And olsun ki biz, öğüt alsınlar diye bu Kur'an 'da insanlara her türlü misali verdik.
Zümer, 27
Onlara mesel getir, misal ver.
Yasin, 13
En yüce mesel Allah'ındır.
Nahl, 60
Kıssalar hikaye et, umulur ki düşünürler.
Araf, 176
*****
Hak'ın arife verdiği ödül yine Hak'tır. Ariflerin derecesi nedir; alimlerle ariflerin farkı nasıldır; Bu sorunun cevabını yine ariflerin sultanı Beyazıt Bistami şöyle verir: Arif söylediğinden daha fazla olandır, alim ise söylediğinden daha az olandır.
*****
Şayet kalbi öldüren yalan, dedikodu, gıybet, iftira, inkar gibi gayrimeşru hallerin ateşi yanarsa içimizde bir süre sonra bir yanardağ kütlesinin tam ortasında kendi karanlığımızla ve alevimize kalakalırız. Bizim kandilimiz, ariflerin kandilinden yanmalı; bizim kalbimiz onların arınmış kalbiyle hemhal olmalıdır.
*****
Kendilerini tamamen insanlık işlevlerinin başlangıç safhalarına gömen kişiler bedene bağlı kalırlar, beden de ölümlüdür ve kabre girecektir. Bedene bu denli bağlı kaldığımızda korkularımız başlar, zira beden çürüyen ve sonlu bir varlıktır. Bedenimiz yerine kalplerimize ve ruhlarımıza bağlanırsak işte o zaman yavaş yavaş ölüm korkusunu bırakmaya başlarız. Ahirette başımıza gelecekleri düşündükçe burada manevi sağlığımız ve gücümüz kuvvetlenir; gayemiz etten ve kemikten ibaret olan vücudumuzu diri tutmak değil ölmeyecek olan kalbimizi ve ruhumuzu arındırarak yaşatmak olur. Bu da manevi tekamülü tamamlamakla olur. Manevi gelişim, sabır ve şuur zindeliği ister. Sabır ve şuur zindeliği Allah dostları belirli anlarda, bazı zamanlarda, ara sıra değil bütün bir ömür sergilemişlerdir. Zira kalbinizin ışıklarını kapattığınız anda şeytan ve nefis hırsızı içinizi talan etmek için saldırıp duracaktır. Işıkları yanan bir eve hangi hırsız cesaret edip de girmek cüretini gösterebilir ki?
*****
Allah bizden mükemmellik beklemiyor, samimiyet bekliyor.
*****
Edep, her yolda baş tacı edilir. Edeple geleni lütufla gönderirler. Edebi gözetmeyeni gözetmezler. Edep, iç güzelliğinin tavırlara, sözlere yansımasıdır. İçten gelmezse büyük bir karmaşaya sebep olur.
*****
Hepimiz Allah'ın birer kuluyuz. Kan bağımız, soy bağımız, dünyadaki birtakım üstünlük vesilesi olan makam ve şöhretler ahiret için bir anlam ifade etmemektedir. Orada, kimlik bilgilerimizi değil, halimizi; dışımızı değil içimizi soracaklardır. Burada kan bağı, soy bağı, ve diğer birtakım unsurlar işimizi görmemiz, arzularımızı elde etmemiz, bazı tehlikelerden korunmamız için bir kalkan olabilir. Ancak çıplak geldiğimiz bu dünyadan hepimiz birer kefenle ayrılacağız. Orada hepimiz özgür birey olarak sorguya çekilip kendi hesabımızı kendimiz görecek, varsa borcumuz bizzat ödeyeceğiz. Atalarımızla öğünüp kendimizi beğendiğimiz sürece; amelimizle değil soyumuzla öne geçmeye çalıştığımız müddetçe bir adım yol alamaz, ileriye gidemeyiz.
*****
Nefisle mücadele ve onu öldürmek demek, onun teslim olması, Rabbinin emirlerine itaat etmesi ve kötü sıfatlarının iyilerle değiştirilmesi demektir. Yoksa bazılarının da zannettiği gibi nefsi öldürmekten maksat, onu kökten yok edip ortadan kaldırmak değildir.
SIBGATULLAH ARVASİ
Sevaplarımızı zayi etmenin, elde tutmanın, kendimize ayırabilmenin yolu yine kendimizle meşgul olmak, başkasının kusurlarını araştırmak sayıp dökmek yerine kendi kusurlarımızı düzeltme yoluna gitmektir. Aksi halde amel defterimiz sevapla bir miktar lehimize dolsa da sonra buradan uçup giderek hakkına girdiklerimizin hanesine iletilecektir. Kendi hikayemizi, başkalarının kötülükleri üzerine zenginleştirmemiz nasıl mümkün olsun?
*****
Ameller surete göre olmayıp niyete göredir.
*****
DEVAMI GELECEKTİR, BU KİTABIN ALTINI ÇİZDİĞİM CÜMLERİNİ SİZE AKTARMAK GÜZEL BİR OLAY. İFTARDAN SONRA YAZACAĞIM YAKIN ZAMANDA
