GERÇEK KURALLARI BELİRLEYEN, SÖZLER DEĞİL, PRATİĞİNİ YAPTIĞIMIZ DAVRANIŞLARDIR. (ÇOCUĞUNUZA SINIR KOYMA 2)

30 Mart 2025

 

 
GÜNLÜK YAŞAMDA  KUANTUM ETKİLER ve İKİYİ BİR ETME KAVRAMI
“Bir kuantum enerji alanı, en küçük ve en kısa süreli düşüncelerimizle, sözlerimizle ve tavırlarımızla bile şekilleniyor... Aynı zamanda üzerimizde güçlü bir duygusal etki bırakan diğer insanların da düşünceleriyle, sözleriyle ve eylemleriyle de şekilleniyor...
İşte bu yüzden, ideal bir mutluluk, sağlık ve iyi hissetme halini sürdürebilmek için sevgi ve saf sevinç haline ait titreşimlerimizi düşüren kişilerle, düşüncelerle ve aktivitelerle olan bağlantıdan kaçınmak çok önemli..”.                              
 NassimHaramein                                                                                                                                   
Fizik biliminde, kuantum, bir etkileşime dahil olan herhangi bir fiziksel özelliğin minimum miktarına denmektedir.
Kuantum, Latince 'miktar' anlamına gelen bir terimdir. Modern bilim anlayışına göre bir enerji veya maddenin mümkün olan en küçük birimi olarak tanımlanır.
Kuantum mekaniği, atomlar, elektronlar ve fotonlar gibi en küçük ölçeklerde madde ve enerjinin davranışını tanımlayan fizikteki temel bir teoridir.
Bizim yaşadığımız günlük dünyayla kuantum fiziği dünyası arasında doğal bir köprü vardır. Günlük yaşamın daha derin felsefi anlayışına inmek ve kuantum kuramını daha geniş bir çerçeveden görmek için KOZMİK BİLİNCİN varlıklar düzeyinde oynadığı role yakından bakmak gerekiyor. Modern tanımıyla bilincin ne olduğu insanoğlu için her zaman en merak edilen soru olmuştur.
- Bilinç Nedir?
- Dünyada bilinç diye bir şey var mıdır?
- Bilinç artar ya da azalır mı?
- Bilinç aynı zamanda bir tür FARKINDALIK MIDIR ?
Bu soruların bazılarının yanıtları yaşamın amacının anlaşılması için kaçınılmazdır.
En ilkel yaşam biçimine sahip amip'in bile nasıl “canlı” ve kendine göre BİLİNÇLİ  olduğunun anlaşılması bu soruların yanıtlanmasına bağlıdır.
Yaşama, varoluşa ve olaylara daha geniş bir açıdan bakmak, bazı yanıtlar bulmak bizim için yaşamın anlamını ve amacını aydınlatır. Bu sentezin yapılması, “Yeni Bir Bilinç Anlayışına” kavuşmamız ve aynı zamanda ‘Bireysel Gelişim’ düzeyinde sıçrama yapıp; evreni, varoluşu kendi kapasitemiz kadar algılayabilmemiz için şarttır.
Günümüz fizikçileri tıpkı madde gibi bilincin kuantum dünyasında çok önemli bir rolü olduğunu “bilinç -madde bütünlüğü” kavramının yeni fizik açısından ciddiyetle incelenmesi gerektiğini hararetle savunuyorlar.
Eğer zihnimiz yasalarını evren yasalarından esinlenerek uyguluyorsa ki öyle bu yasaları algılayışımız, doğanın ve evrenin kendi ruhsal ve fiziksel gerçekliğini bir dereceye kadar yansıtmak zorundadır.
Dolayısıyla kendimizi tanıyarak ve bilgimizi genişleterek kuantum kuramına göre atom altı parçacıkların dünyasına nüfuz ederek yani mikrodan hareket ederek makroyu tanımlayabiliriz. Dünya kuruldu kurulalı hiçbir kuram kuantum fiziği kadar bir yüzyıla böylesine belirgin bir damga vurmamıştır.
1900’da Max Planck kuantumlaşmış enerji yayımından söz etti fizikte yarattığı devrim temposundan hiçbir şey kaybetmeden yeni kuşak bilim adamlarının olağanüstü düşünce ürünleriyle zenginleşerek  şu anda da sürüyor.
Atom altı ölçekteki evreni inceleyen kuantum mekaniğinin tersine, kozmos ölçeğinde etkili kütle çekimi ve genel görelilik kuramı etkindir. Bu iki kuram birbirini destekleyerek gelişti. Kuantum kuramının özünde saklı olan ‘Karşıtların Birliği’ ve her iki durumun aynı anda üst üste çakışmış olma ilkesi kısaca eşzamanlılık; bir şeye hiçbir zaman tam anlamıyla siyah ya da beyaz demenin mümkün olmadığını anlatıyor.Burada bizim için sırrın sırrı dediğimiz özel bir bilgi vardır. Her iki durum olasılık olarak birbirinin içine geçmişse bizim o andaki seçimimizle yeni bir yaratım da söz konusu olabilir.
NASREDDİN HOCA VE KUANTUM
Nasreddin Hoca hikayelerinde sık sık sözü edilen, ‘sen de haklısın, sende haklısın’ ilkesi kuantum fiziğinde Schrödinger’in Kedisi teorisiyle anlatılan bir tür üst üste çakışma ve her iki durumu da kendi bünyesinde barındırmayı ifade eder.
Klasik fizik ilkesi bağlamında bir olguya iki şekilde yaklaşabilirsin, ‘ya şudur-ya budur’. Yani ya siyahtır, ya beyaz, griye yer yoktur. Oysa Kuantum Kuramı yepyeni bir şey söylüyor. ‘ Hayır hem o olabilir, hem de bu.’
İKİYİ BİR ETMEK
İkiyi bir etme olgusunun özünde kutuplaşma ve kutuplaşmayı aşma kavramı saklıdır. Bu önemli kavramı doğru anlayabilmek için insanın egosu ile karşılaşma sürecinde korkusuz  olması ve araştırmacı bir ruhla, cesaretle bazı doğruların üstüne gitmesi  gerekir. İnsan egosu, daima kendisi dışında bir şeylere sahip olmak ister, oysa “her şey”le bir olabilmek için sadece sönmek zorunda olduğunu hoşnutsuzca da olsa fark etmesi ego için çok yararlıdır.
Birliğin içinde her şey ve hiçbir şey teke indirgenir. Hiçbir şey, tüm sınır ve görüntülerden vazgeçerek kutuplaşmadan kurtulur. Tüm oluşların kökeninde “hiçbir şey” vardır. Kabalistlerin “Ain Spoh’u, Çinliler’in “Tao”su, Hintliler’in “Neti-Neti’si gibi. O tek olan, gerçekten var olan, başlangıcı ve sonu olmayan, sonsuzluktan sonsuzluğa uzanandır.
İKİYİ BİR ETME VE NEFES
Kutuplaşma kanunlarını somut bir örnekle ele almak için nefes konusunu inceleyebiliriz. Nefes alma ve nefes verme hareketleri, sürekli yer değiştirerek bir ritim oluşturur. Ritim ise, iki zıt kutbun sürekli yer değiştirmesinden başka bir şey değildir. Ritim tüm hayatın temel modelidir. Fizik bilimi de gördüğümüz her şeyin titreşimlerden oluştuğunu ifade ederken, bunu anlatmaya çalışmaktadır. Eğer ritme zarar verirsek hayata da zarar veririz çünkü hayat ritimdir. Eğer nefes veremezsek tekrar nefes alamayız. Nefes alma, zıt kutbu olan nefes verme olmaksızın varlığını sürdüremez. Bir kutbu yok edersek, diğeri de yok olur. Elektrik akımı da iki zıt kutup arasındaki gerilimden oluşur. Bir kutbu alırsak, elektrik akımı tümüyle yok olur.
Kutuplaşma, sadece yüzeysel bakanlara, karşılıklı birbirini dışlayan zıtlıklar olarak görünür, daha yakın bakabilenler, kutuplaşmaların birlikte bir bütün oluşturduğunu ve varlıklarının birbirine bağımlı olduğunu görürler. Bilim, ilk kez ışığın araştırılmasında bu temel bilgiyi öğrenmiştir.
DALGA VE PARÇACIK KURAMI
Işığın doğasına ilişkin ileri sürülen iki tane farklı ve birbiriyle çatışan düşünce bulunuyordu. Biri dalga kuramı, diğeri parçacık kuramı. Bu iki kuram görünüre birbirini dışlamaktadır. Yani, eğer ışık, dalgalardan oluşuyorsa, parçacıklardan oluşması düşünülemez veya tersi gibi; ya “o” ya da “bu”. Bugüne dek geçen zamanda, ya “o” ya da “bu” zorlamasının hatalı bir sorgulama şekli olduğu anlaşıldı; çünkü ışık, parçacık olduğu gibi aynı zamanda bir dalgadır da. Hatta bu cümleyi tersine de çevirebiliriz; ışık ne dalga ne parçacıktır. Işık, kendi birliği içindeki ışıktır ve kutuplara ayrılmış olan insan bilinci, onu bu haliyle algılayamaz ve öğrenemez. Bir insan, ışığa nereden bakarsa baksın, ışık ona belli bir anda dalga, diğer bir anda parçacık olarak görünür.
İkiyi bir etme, bir tarafında “giriş”, diğer tarafında “çıkış” yazısı asılı bir kapı gibidir. O her zaman aynı ve tek olan kapıdır ama ona hangi taraftan yaklaşırsak, varlığının o taraftaki görüntüsünü fark ederiz. İşte bu, “birliği farklı görüntülere ayırıp, sonra ancak sırayla bunları gözlemleyebildiğimiz” gerçeğinden zaman ortaya çıkar. Nasıl kutuplaşmanın arkasında birlik varsa, zamanın arkasında da sonsuzluk vardır. Metafizik anlamda sonsuzluk, zamansızlık demektir ve yanlış anlaşıldığı şekliyle uzun ve hiç bitmeyen bir zaman süreci değildir.
“Tüm evrensel unsurlar ikilikler halinde mevcuttur. Tıpkı güneş ve ay gibi, mavi okyanuslar ve çöl kumulları gibi.
Ego ve Ruhun birleşimi yücedir, bu zaman kadar kadim bir kuraldır. Biri olmadan diğeri olamazsınız, zıt enerjilerin birleşimi dengelenmiş güçtür.”
Indigo and Crystal Children & Adults
BEYNİMİZİN SAĞ VE SOL YARIMKÜRESİ
Sağ yarıküre, ruhumuzun resim ve rüyalarla ilgili alanlarından sorumludur ve sol yarıkürenin zaman anlayışına bağımlı değildir.
İnsanın belli bir anda içinde bulunduğu eyleme bağlı olarak, iki yarıküreden biri baskın durumdadır. Böylece, mantıklı düşünme, okuma, yazma ve hesap yapma anında sol yarıküre baskınken, müzik dinleme, rüya görme, hayal etme ve meditasyon anında sağ yarıküre baskın hale gelir. İki yarıküre arasında “büyük birleşke” (corpus callosum) üzerinden sürekli bir bilgi alışverişi gerçekleştirdiğinden, sağlıklı bir insanda, bir yarıküre baskın durumdayken, diğer yarıküredeki bilgiler kullanıma hazır halde bekler. Bu iki beyin yarıküresinin kutuplaşmış bir biçimde uzmanlaşması, eski ezoterik kutuplaşma öğretileri ile bire bir örtüşmektedir.
Taoizm’de, Tao’nun “Bir”liği, iki temel öze ayrışır. Yang (erkeğe ait öz) ve Yin (kadına ait öz). Hermetik gelenekte aynı kutuplaşma Güneş (erkeğe ait) ve Ay (kadına ait ) sembolleri ile ifade edilir. Hem Yang, hem de Güneş, aktif ve erkeğe ait özü temsil ederler, bunun psikolojideki karşılığı gündüz yaşanan bilinç halidir. Yin ve Ay ise, pasif ve kadına ait olanı kapsarlar ve insanın  bilinçdışını  temsil ederler.
İNİSİYASYONA GİDEN YOL İKİYİ BİR ETMEDEN GEÇER
İyileşme veya inisiyasyona giden her yol, kutuplaşmadan birliğe doğrudur. Bu adım, kutuplu bilinçler için hayal bile edilemeyecek zorlukta köklü ve yapısal değişimler getirir. Bütün metafizik sistemlerin, dinlerin ve ezoterik öğretilerin yapmaya çalıştığı, sadece ve sadece ikilikten birliğe giden bu yolu öğretmektir. Bu öğretiler, “bu dünyanın iyileştirilmesi” ile değil, “bu dünyanın terk edilmesi” ile ilgilenirler.
Birliğe giden yol, acı ve yılgınlık da getirdiği için  daima korku uyandırır. Oysa bu dünyada acı her zaman vardır; bu nedenle, dünyanın üstesinden gelmemiz ve acıları yok etmemiz ancak dünyayı ve acıları kavrayıp, onları kabul ederek mümkün olacaktır. Ezoterik öğretiler, gerçekte, “dünyadan kaçmayı” değil, “dünyayı aşmayı” öğretirler. Dünya’yı aşmak ise sadece “ben” veya “ego” ile aynı şey olan “kutuplaşmayı” aşmak demektir. Bir insan ancak “ben”i tarafından sınırlanmadığı zaman bütünlüğe ulaşabilir. Amacı egonun yok edilmesi ve her şeyle bir olmak olan bir yolun, “bencilce bir iyileşme yolu” olarak nitelendirilmesi, onu hafife almaktır. Oysa ezoterik öğretilerin motivasyon noktası, “kişinin iyileştirilmesi” veya “bu dünyanın acıları için ödüllendirilmesi” yani toplumun afyonu değil, onun dışına çıkarak, ona dışarıdan bakmak ve böylece, yaşadığımız bu maddi dünyanın tüm anlamını anlamaktır.
Zen Budist rahip öğretmen Thich Nhat Hanh, Yaşama Sanatında Zen'in  varoluş  ve ikiyi bir etme görüşünü  şöyle ifade etmiş;
"İlk başta, şeyler birbirinin dışında var gibi görünüyor. Sen benim dışımdasın. Ancak derinlemesine baktığımızda, bunların iç içe geçtiğini görüyoruz.
Çiçekten yağmuru, ağaçtan oksijeni alamayız.  Başka hiçbir şeyden bir şey çıkaramayız. Biz dağlar ve nehirleriz; biz güneş ve yıldızlarız. Her şey iç içedir.
İlk başta sadece "açık düzen"i görürüz  ama şeylerin birbirinin dışında var olmadığını anladığımız anda kozmik dünyanın en derin seviyesine dokunuruz.
Suyu dalgadan çıkaramayacağımızın farkındayız. Ve dalgayı sudan çıkaramayız. Tıpkı dalganın suyun kendisi olduğu gibi, biz de nihaiyiz.
Nirvana içinizdedir.Nihai olana dokunmak istiyorsak, dışarıya değil kendi bedenimize bakmalıyız.
Bedeni içeriden derinlemesine düşünerek, kendi içindeki gerçekliğe dokunabiliriz. Doğada yürüyüş meditasyonu yaparken ya da güzel bir gün batımını ya da kendi insan bedeninizi seyrederken dikkatiniz ve konsantrasyonunuz derinse, kozmosun gerçek doğasına dokunabilirsiniz."  
                                           ~Thich Nhat Hanh, Yaşama Sanatı 


Hepinize sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı bir hafta diliyorum ayrıca Ramazan bayramınızı da kutluyorum. Hemen hemen bir ay uzak kaldım buralardan Mart ay boyunca yayınladığım yazı sayısı bununla 8 oldu. Ramazan ayında pazara gittiğim günler harici niyetli idim, pazarda iken tutmadım, ramazanın ilk günü pazar vardı ve ben niyetli idim, fakat saat 17:00 gibi kan şekerim aşırı düştü ve acayip bir titreme olayı yaşadım bir 10 dakika, dedim özlem kızım sen evde iken tut, pazarda tutma sonradan tutarsın o günleri öylede yaptım, evde iken öyle bir olay yaşamadım büyük ihtimal soğuğunda etkisi oldu diye düşünüyorum. Allah tutan herkesin oruçlarını kabul etsin. Buralar şu an yağmurlu, sözde cam sildim ama şu an berbat durumdalar bir yağmurda, önümüzdeki caddenin taşları yeniden döşendi ve hali ile kum döktüler taşların üstüne, yolda patinaj yapan araçlar çoğaldığı gibi kumun tozu da evlerde resmen 2 gün önce cam silmiştim, 2 günde toz yine yapışmış cama yağmur yağınca berbat oldu, yarın sabah çek çeke bez dolayıp şöyle bir alayım diyorum tozu. 
Kitap fazla okuyamadım toplamda 5 kitap okudum, ki 2 tanesini buraya yazdım diğerlerini de yazacağım bu hafta. Kütüphaneye 3 ay dır gitmiyordum, özlemişimbayrama girmeden yeni gelen kitaplardan alayım dedim. Kütüphane yeni yerine taşınacak umarım o zamana kadar aldıklarımı okuyabilirim.


Aldığım kitaplar bunlar...





Pazara sergi açtığımız günlerde migrosa uğrarım içmek için su, ağbime ekmek , simit ve carper peynir alırım, elim boş çıkmam dergi ve gazete de alırım. 


Bunlarda yine 6 aylık kontrolüm için doktora gittiğim bir gün sahafa mezattan ayırdığım kitapları aldım. 


Hoşçakalın.....

4 yorum:

  1. Dikkat gerektiren uzun, güzel bir yazı. Yazılarınızı özlemişim. Kütüphaneden kitap alarak okumak çok güzel. Geçmişte çok kitap okudum. Ne yazık, şimdilerde kendimden hoşnut değilim. Gözlerim yıllardır miyop-astigmat idi. Geçen yıla kadar yakın gözlüğü kullanmadım. Kuru sarı nokta görüşümü etkiledi. Bir gün yazacağım.
    Kitap ve dergi seçimlerinizi, alıntılarınızı çok beğeniyorum.
    Yazınızda son paragrafı gençler okuyabilse keşke.
    Sağlıklı-huzurlu günler.

    YanıtlaSil
  2. Ramazan sakin geçiyor, insan çok kıpraşmak istemiyor.

    YanıtlaSil