İZLEDİKLERİM -17-

25 Ağustos 2014


Tuncer yıllar önce aşık olarak evlendiği karısını ve o hamileyken bırakmış ve yalnız bir adam olarak artık orta yaşlara gelmiştir. Bu evlilikten doğan tek çocuk Tuba ise babasının yokluğuna kendisini alıştırmıştır. Annesiyle sevimli bir taşra bölgesinde yaşayan Tuba aslında hayatından çok sıkılmıştır. 18. yaş günü yaklaşırken bir anda babası olduğunu iddia eden Tuncer'i karşısında bulur. Deli dolu bir adam olan Tuncer, Tuba'yı birkaç günlüğüne yanına alıp İstanbul'a götürmek ve doğum gününü beraber geçirmek ister. Başta karşısındaki yabancıya inanmayan Tuba, bir anda kendisini İstanbul'da dahası babasının boğazdaki ihtişamlı yalısında ve zengin hayatında bulacaktır. Tuba'nın bakkalla gidiyorken ortadan kaybolmasıyla deliye dönen annesi ise kızının peşini bırakmamaya kararlıdır. Tuncer ise bu kadar zaman sonra neden bir anda ortaya çıktığını ve bazı acı gerçekleri herkesten saklar... 
Filmin başrollerinde Yetkin Dikinciler ve Eda Ece yer alırken, yönetmenliğini Hakan Haksun üstleniyor. 


Tarihin en ayrıksı karakterlerinden biri olan Frankenstein'ın üzerine çekilen onlarca filmden sonra yepyeni bir hikayeye odaklanan I Frankenstein, Dr. Victor Frankenstein'ın kendi elleriyle yarattığı Adam'ın hikayesini ele alıyor. Adam yaratıldığı günden bu yana, yaklaşık 200 yıldır amaçsız bir şekilde hayatını devam ettirirlen kendini Gargoyle ve İblisler arasındaki savaşın tam içinde bulur. Her iki taraf da Adam'ın ölümsüzlük sırrını elde etmeye çalışmaktadır. Adam ise insanoğlunun sonunu getirmekte olan bu savaşı durdurabilecek şeye sahip olan tek varlıktır.
Orijinali Mary Shelley tarafından Frankenstein or the Modern Prometheus ismiyle 1818 yılında yayınlanan hikaye, 1910 yılında ilk kez sinemaya uyarlandığından bu yana çeşitli örnekleriyle beyaz perdede canlandı. Bu son uyarlamanın yönetmen koltuğunda Karayip Korsanları: Kara İnci'nin Laneti ve Avustralya filmlerinin senaryolarını yazan Stuart Beattie bulunuyor.

Trajik bir aşk hikayesini odağına alan film, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla hayatı altüst olan ve her şeye sil baştan başlayan Olga'nın öyküsünü beyazperdeye yansıtıyor. Olga esasında 1900'lü yılların başında taş ustası olarak çalışan ve Yalta'ya gidip burada işine devam eden Mustafa Usta'nın torunudur. Sovyetler'in dağılmasının ardından Sarp Sınır kapısı açılır; Olga çalışmak ve yeni bir düzen kurmak için Trabzon'a gelir. Ne var ki kısa zaman içerisinde Trabzon'a o bölgeden gelen her kadının nataşa olarak adlandırılması sorunuyla o da tanışır. Bu esnada Cemal ile karşılaşması işleri iyiden iyiye karıştırır.
Toplumsal önyargılar, zorunlu göç ve parçalanmış aileler temalarını biraraya getiren filmin başrolünde Türkiye televizyon izleyicisinin yakından tanıdığı Alma Terzic ve Oktay Gürsoy yer alıyor. Filmin yönetmen koltuğu ise ilk sinema deneyimine imza atan  Orhan Tekeoğlu'na ait...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme