BAZI YALNIZLIKLAR BİRİNE KATLANMAKTAN İYİDİR.

05 Temmuz 2026

 


AN’A KATILMAK İÇİN SADELEŞ!...
“Sadece bu an var; kutsal, sonsuz ve herşeye kadir olan. 
Onu iyi kullan. 
Onun dışında başka hiçbir şansın olmayacak. 
Bu an’ın dışında, aciz, zamana bağımlı, sınırlı, kırılgan ve ölümlüyüz
Hayatınızı ayrıntılarla israf ediyorsunuz… 
Basitleştirin, basitleştirin, sadeleşin, doğallaşın, bırakın hayat olması gerektiği gibi aksın.” 
                                                                                           Henry David Thoreau …

Doğu Bilgelik Ekollerinde, sadeleşmekten çok sık söz edillir. Sahip olunan ne varsa –mal, mülk, eşya, ıvır zıvır, dağınıklık- sadeleştirmek ve ihtiyaç duyulan ne varsa sadeleştirmek. Peki televizyonun fişini çekip de kendinizle baş başa kaldığınızda ne yapacaksınız? Sadeleşmenin en yanlış anlaşılan kısmı budur: Sadeleşmenin her şeyden el ayak çekip bir boşluğun ortasına yerleşmek olduğu düşünülür. Sadeleşmenin bizi sıkıcı, eğlenceden yoksun bir hayata mahkum edeceği zannedilir. 
Amaç asla bu değil ki!...
Sadeleşmenin gerçek maksadı ve ilk kuralı sizin için en gerekli olanı tanımlamaktır; gerçekte neyi sevdiğini, senin için asıl neyin önemli olduğunu bulmandır. Sonra da dikkatini dağıtan başka ne varsa hayatından çıkartmanı sağlamaktır. Böylece insan  sadece gerçekten önemli olanlara odaklanabilir. 
Hayatımızda o kadar inanılmaz bir kalabalık var ki; kendi eşyalarımızdan, her gün çeşitli vesilelerle uğradığımız bilgi bombardımanına ve maruz kaldığımız duygusal ve görsel karmaşaya kadar korkunç bir kalabalıkta yaşıyoruz. Sonuç mu? Kendimizi, gerçekte bizim için hiçbir anlamı olmayan bir yığın işi yaparken buluyoruz. 
Sokrates der ki, “Sorgulanmayan hayat, yaşanmaya değmez.” Her koşulda, hayatımızı sadeleştirmek istiyorsak önce hayatımızı sorgulamamız gerekecek, daha doğrusu iyice bir incelememiz. Hayatta benim için gerçekten önemli olan ve hayatıma değer katan ne var? Bu sorunun cevabını biliyorsanız, sadeleşmeniz çok kolaylaşır.
Elzem olanı nasıl bulacağımıza bir bakalım; neyi seviyoruz, neyi önemsiyoruz, bunlar sadeleşmemize yardım eder:

1- Benim için en önemli şey ne? Ne yapmaktan hoşlanıyorum? Herkes kendi cevabını verecek. Bana göre çok basit cevabı: ben karımla ve çocuklarımla olmayı seviyorum, yazmayı seviyorum, okumayı seviyorum, başkalarına yardım etmeyi seviyorum. Belki siz bisiklete binmeyi seviyorsunuzdur ya da müzik dinlemeyi ya da başka herhangi bir şeyi. Önce bu sorunun cevabını bulun.

2- Hayatımda sürekliliği olan şeyler neler? her ay, her hafta, her gün yaptığım ne var ve bunların hangisi benim için gerçekten önemli? Bu bakış açısıyla yaptığınız her şeyi inceleyin.

3-Eşyalar: Aynı soruyu sahip olduğunuz bütün eşyalar için de sorabilirsiniz. Onları gerçekten seviyor musunuz? Hepsi de gerçekten elzem mi? Tıkanırsanız, düşüncenizi netleştirecek şu soruyu sorun: Evimi değiştirsem, yeniden almak isteyeceğim birkaç şey ne olurdu? Geri kalanından kurtulun gitsin. Çünkü hayatınızda kalabalık ediyorlar ve stres yaratıyorlar.

4-Başka her şey: Aynı kavramı hayatınızdaki başka her şeye uygulayabilirsiniz; işiniz, her gün okuduğunuz gazeteler, izlediğiniz diziler, hayatınızdaki insanlar. Hangisi elzem, hangisini seviyorsunuz, hangisine önem veriyorsunuz, bulun ve geri kalanından kurtulun.
 
Sadeleşmek bomboş bir hayat yaşamak demek değildir. Yaşanacak alan yaratmak demektir. 
                                               
♥¸.•°*”˜˜”*°•. Leo Babauta ♥¸.•°*”˜˜”*°•.




Hepinize güzel bir hafta diliyorum, yazmadığım güzlerden kısa bir alıntı yapacağım resimler ile sizlere


Yürüyüşe çıktığım bir gün güzel bir bahçenin yanından geçerken cesaret edip çiçeklerden fide istedim, sohbet ederken bayanın eşi ile akraba çıktık:))



Biraz daha güzel olmayı denemeli insan.
Biraz daha nazik olmayı,
Kırılmamayı değil de kırmamayı öğrenmeli.
Sevilmekten öte güzel sevmeyi bilmeli.
İncelikler yapmalı,
Hoş görmeye çalışmalı.
Hoşgörü, doğanın ilk yasasıdır.
Eğer, öfkeni aklınla yenemiyorsan,
Kendini insandan sayma...!

Voltaire/ Menekşe Korkut



İyikilerim....








İnsan neden bazen hayatına doğru insanları çektiği halde o ilişkiyi sürdüremiyor biliyor musunuz.
Bazen cevap bugünde değil.
Çocukluğunda saklı.
Bir kız çocuğu babasından sadece sevgi almaz.
Güven duygusunu alır.
Hayata yaslanmayı öğrenir.
Sınır koymayı öğrenir.
Kendine değer vermeyi öğrenir.
Ve bir erille nasıl sağlıklı bağ kurulacağını ilk kez babasının varlığında hisseder.
Ama bazen baba vardır...
Duygusal olarak yoktur.
Bazen sevgisini gösteremez.
Bazen serttir.
Bazen sürekli eleştirir.
Bazen de kendi yaralarının içinde kaybolmuştur.
O zaman küçük bir kız çocuğu fark etmeden bir karar verir.
"Erkeklere güvenilmez."
Ya da...
"Sevilmek için kendimi sürekli kanıtlamalıyım."
İşte o karar büyür.
Yıllar sonra karşısına çıkan erkekler değişir.
Ama içerideki karar değişmez.
Ve insan bunu kader sanır.
Oysa çoğu zaman kader değil...
İçeride hâlâ cevap bekleyen eski bir yaradır.
Kadim öğretilerde denir ki...
Hayatına giren insanlar, bilinçaltında çözümlenmemiş düğümleri görünür kılar.
Bu yüzden bazı kadınlar aynı ilişkiyi farklı yüzlerle tekrar tekrar yaşar.
Çünkü ruh ceza vermeye çalışmaz.
Tamamlanmayı bekleyen bir dersi yeniden önüne getirir.
Ama işin en güzel tarafı şu.
Bir kadın, babasına duyduğu öfkeyi ve kırgınlığı görmeye cesaret ettiğinde...
Bu, yapılanları onaylamak anlamına gelmez.
Sadece geçmişin bugünkü seçimlerini yönetmesine izin vermemeye başlar.
Belki de gerçek şifa...
Babayı değiştirmek değildir.
İçindeki o küçük kızın artık korkmadan hayata güvenebilmesini sağlamaktır.
Çünkü bazen bir kadının kaderi...
Babası değiştiğinde değil.
Babasıyla ilgili taşıdığı yük çözüldüğünde değişmeye başlar.
🕊🤍🕊
Uğur Narlıdere.. 



Bazı insanlar sizi kötü biri olduğunuz için sevmez gibi görünmez.
Sizi kontrol edemedikleri için rahatsız olurlar.
Sorun sizin karakteriniz değildir.
Sorun, sizin bazı şeyleri fazla net görmenizdir.
Çünkü sizin yanınızda mağdur rolü işe yaramaz.
Sahte gülümsemeler tutmaz.
Güzel konuşmalar yeterli olmaz.
İnsanlar kendilerini süsleyip farklı göstermeye çalışsa da, siz sözlerin arkasını görürsünüz.
Ve bu bazı insanları rahatsız eder.
Hayatta bazı insanlar vardır…
Tatlı görünerek yönlendirir.
Suçluluk hissettirerek kontrol eder.
Egosunu alçakgönüllülük gibi gösterir.
Kötü niyetini “senin iyiliğin için” diye saklar.
Herkese farklı yüz gösterirler:
Birine çok iyi…
Birine mağdur…
Birine kahraman…
Birine masum…
Ama hayatında insan okumayı öğrenmiş birine denk geldiklerinde işler değişir.
Bakışlardan…
Sessizlikten…
Çelişkilerden…
Söz ile davranış arasındaki farktan gerçeği anlayan biriyle karşılaşınca, maskeleri düşmeye başlar.
İşte asıl sorun orada başlar.
Çünkü mesele sizin onlara bir şey yapmanız değildir.
Mesele, sizin yanınızda rol yapamamalarıdır.
Sizin sezginiz onların tiyatrosunu bozar.
Sizin huzurunuz, onların iç karmaşasını görünür kılar.
Sizin sınırlarınız, kurdukları düzeni bozar.
Sizin sessizliğiniz bile kontrolü kaybettiklerini hissettirir.
Bu yüzden bazen sizi:
“Zor insan…”
“Soğuk…”
“Kibirli…”
“Uyumsuz…”
İlan etmeye çalışırlar.
Çünkü sizi kötü göstermek, kendileriyle yüzleşmekten daha kolaydır.
Ama şunu unutmayın:
Her dışlanmak kayıp değildir.
Bazen birilerinin sizi sevmemesi…
Artık kolay kandırılan biri olmadığınızın işaretidir.
Çünkü maske işe yaramayınca…
Bazı insanlar konuşarak çözmeye çalışmaz.
Kırılır.
Uzaklaşır.
Arkanızdan konuşur.
Ve sizi kötü karakter ilan eder.
Çünkü rol yaparak yaşayan insanlar…
Kendilerini gerçek olmak zorunda hissettiren insanlardan pek hoşlanmaz



Haziran 2026 kolajım....

İyi haftalar...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder