HERKES KENDİNİN MEZARIDIR / AHMET HAMDİ TANPINAR

25 Şubat 2015

HERKES KENDİNİN MEZARIDIR / AHMET HAMDİ TANPINAR

Bu gün tüm gün hastanede idim bir torba ilaçla eve döndüm.


İki gün yağmur yağdı bu gün güneş açtı, bahçeden sümbül resmi yağmur durduğunda..


Babam yemek aralarında bir şeyler atıştırmak istiyor , klasik 3-2-1 poğaça yapıyorum.
- 3 tane kabartma tozu
-2 su bardağı yoğurt
-1 su bardağı sıvıyağ
üstüne yumurta sarısı ve çörek otu
iç malzemesi ve aldığı kadar un.


Bataniyemin parçalarını eklemeye başladım. Daha çok yol var...


Komşu diğer bir komşunun torununa şapka örmüş. Bir diğer komşu olarak ta bana süslemek kaldı...


A-101 den satın aldığım 2 kitap ...


Bahçemdeki pasaklı resmen poz veriyor:))
Parktaki kedi maceralarım için tıklayınız.


OKUDUM -104- ALUŞTA'DAN ESEN YELLER / SERRA MENEKAY

22 Şubat 2015

OKUDUM -104- ALUŞTA'DAN ESEN YELLER / SERRA MENEKAY

Şubat ayının bu tarihine kadar okuduğum tek kitap. Nehar ve Fatma'nın Kırımdan sürgün edilmeleri ve yaşadıkları olayları anlatan bir kitap. Kırım Türklerinin sürgün öyküsü çok güzeldi, okumanızı tavsiye ederim. Bazı sayfalarda ağlamak için hazırlıklı olun....

Aluşta’dan Esen Yeller” Kırım’lı iki kadının; Fatma ve Nehar’ın inanılmaz yaşam öyküleri eşliğinde, İkinci Dünya Savaşı yılları ve sonrasında Kırım Türklerinin hikâyesidir.
İkinci Dünya Savaşı sırasında 1941 yılında Kırım’ın Alman Orduları tarafından işgaliyle birlikte Kırım Türkleri yeni bir döneme adım atar. Kırım Türklerinin büyük bir kısmı Sovyetlerin Kızıl Ordusu saflarında vatanlarını Almanlara karşı savunmak için savaşırken, az bir kısmı bu savaşta Alman Ordularının yanında yer alır. Bazı Kırım Türkleri ise Kırım’ı yeniden bağımsızlığına kavuşturabilmek için hareket ederler. İkinci Dünya Savaşının Kırım’daki karışık süreci ve sonrası, romanda biri Kırım’ı terk etmek diğeri ise orada kalmak zorunda kalan iki kadının gözünden aktarılır.
Nehar Kırım’da bir tiyatro kumpanyasında oyunculuk yapan alımlı ve yetenekli bir sahne sanatçısıdır. İkinci Dünya Savaşında Kırım’ı işgal eden Alman Ordusuna mensup bir subaya çılgınca âşık olur ve tüm engellere rağmen onunla evlenir. Ancak bu aşk hikâyesinin seyri de tıpkı başlangıcı gibi sıra dışı olacaktır. Savaşın en şiddetli olduğu dönemde eşi cephedeyken, Nehar yeni doğmuş oğlu ile birlikte Kırım’ı terk edip Almanya’ya kaçmak zorunda kalır. Almanya’da Nehar’ı değişik sürprizler beklemektedir. Nehar’ın öyküsünde savaş sırasında Kırım’dan Almanya’ya kaçan Kırım Türklerinin Almanya’daki yaşam mücadelesi, savaş sonrasında Türkiye’ye gelişleri, o dönemin Türkiye’sinde kendilerine yeni bir hayat kurmaları, Kırım’a ve ailelerine duydukları özlem ile onlardan haber alabilme çabaları anlatılır. 
Kitabın bir diğer kadın kahramanı olan Fatma ise Kırım’ın yeniden bağımsızlığına kavuşabilmesi için siyasi mücadele veren Bilal Ağa’nın en küçük kardeşidir. Bilal Ağasına hayranlıkla bağlı olan Fatma akıllı ve entelektüel karakteri ile dikkat çekmektedir. 1943 yılında savaş Sovyetlerin lehine dönmeye başlayınca Bilal Ağa eşi ve iki çocuğunu yanına alarak Almanya’ya kaçmak zorunda kalır. Bilal Ağa’nın diğer tüm aile fertleri Kızıl Ordu saflarında yer aldıklarından Kırım’da kalmayı seçerler. Fatma ise çok istemiş olmasına rağmen Bilal Ağası ile birlikte Almanya’ya gidemez, annesi ve diğer kardeşleri ile Kırım’da kalır. Fatma’yı Kırım’da kalan tüm Türkleri bekleyen akıbet beklemektedir.
İkinci Dünya Savaşının ardından Sovyetlerin Kırım’ı tekrar ele geçirmeleri pek çok Kırım Türkünün zannettiği ve umduğu mutlu sonu getirmediği gibi, Kırım Türkleri tarihlerindeki en karanlık dönemi yaşamak zorunda kalırlar. Sovyetler 18 Mayıs 1944 günü Kırım Türklerinin tamamını Asya’nın içlerine doğru sürgün ederler.
Sürgünde Fatma, ablaları ve annesi ile birlikte Ural’a düşerken, bir ağabeyi Sibirya’ya, bir ağabeyi Özbekistan’a sürülür, aile bir süre birbirlerinden hiç haber alamaz. Sürgünün ve sonrasındaki acımasız yaşam şartlarının dayatmasıyla hayatta kalma mücadelesine giren Fatma ve ailesi ülke içinde seyahat etmenin, Türkçe konuşmanın, dua etmenin ve mektuplaşmanın bile yasak olduğu bir ortamda birbirlerini bulmak ve tekrar birbirlerine kavuşmak için insanüstü bir çaba gösterirler. Bu o dönemi yaşayan pek çok Kırım Türkünün ortak kaderidir.
Kırım Türklerinin yaşamak zorunda kaldıkları sürgün yılları bir yaşam savaşının yanı sıra bir özgürlük mücadelesini de doğurur. Bu süreçte Kırım Türklerinin vatanlarına duydukları özlem ve uğradıkları haksızlıkların yakıcılığı ile alevlenen bu mücadele elli yıl boyunca hep demokratik bir zeminde, şiddete başvurmadan azimle, dirayetle ve kararlılıkla sürdürülür. Kırım Türklerinin bıkmadan sürdürdükleri bu hak arayışı Fatma’nın Ablamit Eniştesinin amcaoğlu olan Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu’nun şahsiyetinde tüm dünyanın haberdar olduğu bir siyasi mücadeleye dönüşür. Kırım Türklerinin bir lokma az yiyerek topladıkları paralarla gizlice destekledikleri Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu tüm dünyanın desteğini arkasına almayı başarırken, okur bu süreci Fatma’nın gözünden tüm detayları ile takip etme şansını yakalar. Tüm bu süreç boyunca Fatma Bilal Ağa’sından haber alabilmek için çırpınır. Almanya’dan 1951 yılında Türkiye’ye gelen Bilal Ağa’nın ise ailesine ulaşabilmek için nasıl çabaladığını Nehar okura aktarır.
Hem Nehar’ın hem de Fatma’nın yarım asırlık bu hasret öyküsünde her hayal kırıklığı yeni bir hayata tutunuş, her son yeni bir başlangıçtır. İnanılmaz bir hayat mücadelesi ve vatan hasretiyle örülü Nehar’ın aşkın peşindeki arayışları, Fatma’nın ise yaşama ve ailesine tutunma gayreti ile Bilal Ağasından haber alma çabaları hayat sürdükçe umudun varlığının, umut var oldukça hayatın sürdüğünün kanıtıdır. “Aluşta’dan Esen Yeller, Bir Kırım Türküsü” iki Kırım’lı kadının şahsiyetinde her türlü eziyete rağmen mağlup edilemeyenlerin öyküsüdür.


Bol okumalı güzel günler



KİTAP OKUMAK KADAR DERGİ OKUMAYI DA ÇOK SEVİYORUM

21 Şubat 2015

KİTAP OKUMAK KADAR DERGİ OKUMAYI DA ÇOK SEVİYORUM

OT ve KAFA Aylık yayınlanan bir dergi, POZİTİF ise 3 ayda bir yayınlanan bir dergi. Bir de PSİKEART var oda 3 ayda bir çıkıyor.
Mutlaka okunması gereken dergiler benim için.


İşlerden ve kitaplardan fırsat buldukça okumaya çalışıyorum. Şimdi POZİTİF Dergisinden okuduğum sayfalardan altını çizdiklerimi paylaşıyorum sizinle..








Okuduğum diğer sayfalardan altını çizdiklerim olursa yine paylaşacağım.

İZLEDİKLERİM -26-

20 Şubat 2015

İZLEDİKLERİM -26-

Biraz aksiyon biraz duygusal güzel bir film.

Ethan Renner ABD’nin en iyi tetikçisidir.Ama bir doktor kontrolünde yaşamı

 değişir.Çünkü ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır ve ailesiyle hiç zaman 

geçirememiştir.Bu yüzden ailesiyle vakit geçirmek ister.Ama devlet öenmli bir görev 

verir ve hastalığı tedavi etme sözü verir. Görev ise önemli terör örgüt liderini 

yakalamaktır.


Kesinlikle muhteşem bir film...

İntikam duygusunun insana yaptırabilecekleri şeyleri hayal
edebilirsiniz. Robert McCall eski bir özel harekatçı yani Black Ops görevlisidir. Emeklilik günlerinin tadını çıkarıp herşeyde uzaklaşmıştır. Böyle sıradan bir gündeyken bir haber alır çok yakın bir dostunun yani Teri isminde bir kızın Ruslar tarafından
tutulduğunu öğrenir. Harekete geçip onu kurtarmayı başarmıştır fakat Rus mafyanın da bir numaralı hedefi haline gelmiştir.



Labirentten çıkabilecekler mi?

60 kadar yaşıtı olan çocuk kaçırılarak bir labirent'e hapsedilir.Çocukların hiçbiri ismi dışında birşey hatırlamamaktadır.Bu çocukların Glade adı verilen ve hiçbir yetişkinin yer almadığı kasaba'da hepsinin bir görevi vardır.Onlar biryandan bu görevleri yerine getirmeye çalışırken bir yandan da ölümcül bir kaçış içerisine gireceklerdir.



Tom Cruise varsa izlenir derim...

Beş kişi usta bir nişancı tarafından sadece altı el ateş edilerek öldürülür ve tüm deliller gözaltındaki şüpheliyi göstermektedir. Sorgulamada şüphelinin söylediği tek bir şey vardır: “Jack Reacher’ı bulun!”. Böylelikle gerçeği bulmak adına Jack Reacher’ı, şiddet konusunda yetenekli ve saklayacak bir sırrı olan beklenmedik bir düşmanla karşı karşıya getiren sıra dışı bir kovalamaca başlar.


Sizde severek izleyeceksiniz eminim.

1937 yılında Japonya, Çin'in başkenti olan Nanjing'i işgal ettiğinde resmi olmayan rakamlara göre 300.000 Çin'li katledilir.Çin ve Japonya arasında gerçekleşen savaşta tim şehir bombalanmıştır.Vefat eden yerel papazın cenazesine yeni bir papaz katılır.Manastır öğrencileri ve fahişeler arasında kalan papazın yaşadığı bu ikilem, fedakarlığı ve onuru keşfetmesini sağlar.





OKUDUM -103- GÜNDÜZ SEFASI/ SARAH JIO

17 Şubat 2015

OKUDUM -103- GÜNDÜZ SEFASI/ SARAH JIO



Acı ne kadar derinde olsa da zamanla tüm 

çiçekler güneşe döner yüzünü.

Her kitabı gibi sürükleyici bir kitaptı.

Kalbin anahtarıdır gündüzsefası. Ruhlarında en derin izleri taşıyanları bile çiçekleriyle sarmalar, filizleriyle umut taşır. İşte böyle gündüzsefasının süslediği bir yüzen evde yaşayan Penny Wentworth, 1950'li yıllarda ünlü bir ressamla evlidir. Her şeye sahip olan Penny'nin tek eksiği ise küçük evlerini taçlandıracak bir bebektir. Ancak gün geçtikçe tek eksiğinin bu olmadığını anlayacaktır çünkü sevgiyi yürekten hissetmek gerekiyordur. Onun hissettiği tek şey ise içini kemiren acıdır…

Ada Santorini New York'ta yaşadığı trajediden sonra ağır depresyondadır. Kendini toparlamak için Seattle'a Tekneler Caddesi'ne gelir. Burada kiraladığı bir yüzen evde eski bir sandık bulur. Sandıkta Penny Wentworth adında bir kadına ait eski eşyalar vardır. Gariptir ki Tekneler Caddesi'ndeki hiç kimse bu kadınla ilgili konuşmak istememektedir. Merakına yenik düşen Ada, Penny'nin gizemli geçmişine adım atarken kendi geleceğini de örmeye başlayacaktır.

Okuyucuları kalemiyle büyüleyen Sarah Jio'dan bir başyapıt daha. Gündüzsefası'nı okurken, ne kadar imkânsız görünse de her şeyin bir umuda açılacağını göreceksiniz.


Kim istemez ki böyle bir yüzen ev de yaşamayı.....



Bahçemden bir gündüz sefası resmi taaaa 2013 yılından


Kitaptan tarçınlı rulo tarifi..