İZLEDİKLERİM -30-

30 Nisan 2015

İZLEDİKLERİM -30-



Yakın zaman tarihimizin en büyük felaketlerinden biri olarak 
gösterilen Çernobil faciasından sonra eşini kanserden 
kaybeden Elena, oğlunun da aynı hastalıktan müzdarip 
olduğunu öğrenince çareyi tedavi için Türkiye’ye gelmekte 
bulur. Elena Trabzon’da tedavi süreciyle uğraşırken, bir gün  
Trabzonspor’da oynama hayaliyle yanıp tutuşan futbolcu 
Şenol ile tanışır. Şenol sonuna düşünmeden  ilk görüşte 
kadına aşık olur... Öte yandan 1995-1996 futbol liginde 
şampiyonluğa doğru giden Trabzonspor son, maçta 
şampiyonluğu kaybedince, amigo Ahmet’in de dünyası 
başına yıkılır... Bir diğer yanda ise sesi ve kişiliği ile 
milyonlarca insanın gönlünde taht kuran Kazım Koyuncu 
vardır. Bir Çernobil mağduru olarak kanserden yaşamını 
kaybeden Koyuncu yöre halkının sesi gibidir…


Sihirli lambayı bulan Alaaddin,  lambanın içinde bulunan cini serbest bırakır. Ancak ne yazık ki cin kötü bir cindir ve dünyaya hükmetmek istemektedir. Onu durdurabilecek tek kişi Alaaddindir..


Suriçi semtinde yaşayan ve hayatını dolmuş şoförlüğü yaparak kazanan iyi kalpli ve çekingen Rıza, mahallesinin gözbebeği olan genç bir delikanlıdır. Fakat doğru bildiği her şeyi Ayperi ile tanışınca yeniden gözden geçirecektir! Zira Ayperi el attığı her şeyi güzelleştiren masal kahramanı tadında bir kızdır. Biri kahraman olmak isterken, diğeri kahramanının peşindedir...


Bir grup Alman göçmen 1898 yılında Kuzey Amerika’da 

altın arayışına koyulur. Yaptıkları yolculuk onlara hem 

bir şeyler katar hemde kendi işlerinde düşünme fırsatı 

bulurlar. Yolculuk daha çok psikolojik yönden onların 

üzerinde etki gösterir. Vahşi batının engellerini zorluklarını 

ve altın bulma mücadelesini gözler önününe sermesi 

aktarılıyor.



Fetih 1453 filmi, 7.9 puan alarak 2012 yapımı olan filmin 

konusunda ise Babası II. Murat’ın ölümü üzerine ikinci kez 

tahta çıkan II. Mehmet’in şimdi kafasında gerçekleştirmesi 

gereken ilk öncelik Bizans İmparatorluğu’nun son toprağı 

olarak Konstantinapolis’i Osmanlı Devleti’ne katmaktır. Bu 

uğurda ne yapılması gerekiyorsa genç padişah hiçbirinden 
,
feragat etmeyecektir… 



OKUDUM -108- SON TANIK / GLEEN MEADE

29 Nisan 2015

OKUDUM -108- SON TANIK / GLEEN MEADE

Yugoslavya parçalanmakta, dünyanın Nazilerden sonra verdiği bütün sözlere rağmen Avrupa'nın göbeğinde bir başka soykırım yaşanmaktadır. Koalisyon kuvvetleri, Saraybosna'nın eteklerinde bulunan Omarska Kampı'ndaki katliamdan sağ kurtulmayı başarmış, ancak yaşadığı derin travma yüzünden konuşmaktan bile aciz küçük bir kız bulur. New York'lu bir hukukçu olan Carla Lane'in, yıllar önce Yugoslavya'da yaşanan "etnik temizlik"le ilgili pek az bilgisi vardır. Genç kadın, hamiledir ve müzisyen kocasıyla ideal bir hayat sürmektedir. Ancak kocasının gizemli bir suikastta öldürülmesiyle, Carla'nın zihnini bir süredir meşgul eden garip görüntüler şiddetlenir. Bunların izini süren genç kadın, çocukluğunda ağır bir psikolojik tedavi gördüğünü ve psikiyatristinin ona annesinin günlüğünü vermesiyle, ailesinin 20 yıl önce Bosna'daki bir ölüm kampında, büyük bir vahşetin kurbanları olduğunu öğrenir. Carla'yı zorlu bir sınav beklemektedir. Gerçek kimliklerini saklamak ve kurdukları suç imparatorluğunu muhafaza etmek adına kanlı geçmişlerinden geriye kalan son tanığı da susturmaya kararlı olan suçluları bulmalıdır.

İncir kuşlarından sonra okuduğum en güzel kitap mutlaka tavsiye ediyorum..
















İYİ BİR İLETİŞİMDE 3 Y KURALI

19 Nisan 2015

İYİ BİR İLETİŞİMDE 3 Y KURALI

Uzun zamandır bloğa resim koymayı bırakın çekmeye dahi vaktim yok. Anne ve babamın rahatsızlıkları, üstüne yazın gelmesi ve bahçe işleri beni bir hayli yoruyor.


Sıradan bir hafta sonunun özeti, kahve, kek, poğça, elişi ve film keyfi..



Kırmızı lalemiz gelincik gibi açtı...


:))))))))


Nihayet ilk beş şiş denemem şapkayı bitirdim..
Model
sitesinden,

örülüşü

Bitirilişi

Her zaman ki gibi bana bunu örmekte yardımlarını esirgemeyen
http://www.keyfihobi.com/ sitesindeki arkadaşlara teşekkürler..


Komşumuz Golden cinsi köpek almış, adını da yumak koymuş..


Ben kırklardayım ya siz??


Fırsat buldukça okumaya devam ediyorum. Bin muhteşem güneş ve Son tanık kitapları ile ilgili paylaşımımı haftaya yapacağım.




Lalelerimizin hepsi birden açmıyor böyle parça parça açıyorlar..


Kipa 1 Tl günlerinden aldım bu çay bardaklarını, komşuda beğendi ertesi günde ona aldım. İp ile de tığ işi çocuk yeleği başladım bakalım ne zaman bitecek...



ÜŞÜDÜĞÜMÜZDE CAMI KAPATMAK KADAR KOLAY OLSAYDI KEŞKE....

09 Nisan 2015

ÜŞÜDÜĞÜMÜZDE CAMI KAPATMAK KADAR KOLAY OLSAYDI KEŞKE....



Bu kitabı ben de okumadım ama annem okumuş galiba
 bahçede bana o çiçekleri şuraya ek, buraya patates ek deyip duruyor....



Allah'tan yağmurlar başladı da biraz rahata erdim...


Ana sağlığa ilaç yazdırmaya giderken yağmurda bahçeme geldi bu prens.. Çok yakışıklı değil mi?





Bu da yeni doğum yapan parkımızın kedisi, pek sırnaşık kendisi çantama sırnaştı o gün..
İZLEMEK İÇİN


Ara sıra böyle bazen şımartıyorum kendimi:))

TARİFİ
4 yumurta
2 bardak şeker
1 bardak süt
1/2 bardak sıvıyağ
kabartma tozu
vanilya
2,5 bardak un
180 derecede 45 dakika pişirelecek..






Sardunyalarım yavaş yavaş açmaya başladı...





Çok doğru değil mi?


Şu an okuduğum kitap çok güzellll. 

Altını çizdiğim bir satır da aşağıda..






VAROLUŞ....

07 Nisan 2015

VAROLUŞ....


..Okyanusun kıyısında oturmuş derin düşüncelere dalmıştım. Yaşam neydi, ölüm neydi, ruhsal gelişim neydi? Hep bildik yanıtlar, hep aynı tekrarlar, dön dolaş işin içinden çıkamıyordum. Bunların yanıtını bilmek nasıl olurdu diye geçirdim içimden ve güneşin altında şöyle bir uzandım. Gökyüzü masmaviydi. Hava enfesti. Kendimi denizin sesine, kumların sıcaklığına, güneşin ışığına bırakmıştım... Güneşin ışığı mı? Nerede? Hemen gözlerimi açtım. Tepemde birisi vardı. Hemen doğruldum yerimden... "Korkma, ben sorularının yanıtları için geldim" dedi. Onu tarif edebilir miydim bilmiyorum, çünkü biliyordum ki nasıl görmeyi hayal ediyorsam o şekli alabilirdi. Yaşlı bir bilge adam, zeki bakan bir çocuk, ruhsal bir öğretmen... Asıl olan ise sadece onun orada olduğu ve benimle konuştuğuydu...
Yerden eline bir parça kum aldı ve kumlar bir anda camdan bir bardağa dönüştü. "İşte bu bedenin senin..." Sonra da okyanusa daldırdı bardağı ve güneşe doğru tutup şöyle bir baktı, "ruhunu da doldurduk... geriye sadece adı kaldı..." Cebinden bir kalem çıkardı ve bardağın üzerine "Hasan" yazdı. "Evet, imalat tamam. Al bakalım işte bu sensin..." Şaşkınlıkla ona bakıyordum ve bana "kapat gözlerini birkaç saniyeliğine sonra da aç..." dedi. Kapattım ve sonra açtım. Tüm sahil bardaklarla dolmuştu. Her birinin içi okyanus suyuyla doluydu ve üzerlerindeki isimleri okuyabiliyordum: Seda, Gökhan, Ebru, İdil, İlyas, Tansu, Jack, Jill, Thomas, Markus, Ana, Nadine, Joao... Sonsuz sayıda bardak, sonsuz sayıda isim... Karşımdaki manzarayı algılamaya ve yorumlamaya çalışıyordum...
"İşte dünyadaki varoluşunuzun özetidir bu. Okyanus ruhunuz, sahil ise dünyanız... Her biriniz ayrı bardaklar içinde aynı okyanussunuz, ama birbirinizi ayrı zannediyorsunuz..." Sonra parmağıyla bardağın üzerindeki ismi sildi. "Bak benliği silme temelli öğretilerin yaptığı aslında budur. Benliği bardağın üzerindeki isimden ibaret zannederler ve ismi yoketmeye çalışırlar. Evet, ismi silmek görüldüğü gibi kolay, ama sen halen bardağın içindesin. Sadece artık bir kimliğin yok, ama halen okyanustan ayrısın... Ne okyanus olduğunu biliyorsun, ne de dünyada kim olduğunu... Bu yüzden amacın benliğini silmek olmamalı..." Sonra kalemle bardağın üzerine yeniden ismimi yazdı ve ardından da içindeki suyu okyanusa döktü. "İşte öldüğünde yaşayacağın da budur. Yeniden ruhun okyanusuna karışırsın. Sonsuz okyanusun parçası olmaktan, yeniden onunla bütünleşip sonsuz okyanusun kendisi olma sürecidir ölüm..." Sonra da elindeki bardak kuma dönüştü ve sahile dağıldı... "Her şey başladığı yere döndü... Ama bir senaryo daha var..." Parmağını geriye doğru salladı ve bir anda kendimizi birkaç dakika öncesinde bulduk. Üzerinde Hasan yazılı, okyanus suyu dolu bardak elindeydi... Bardağı okyanusa fırlattı... "İşte Hasan şimdi gerçek kendini buldu. Hem de yaşarken... Ölmeden öldü..."
Ama o artık dünya değil diye itiraz edecek oldum. Gülümsedi. "Sen öyle san..." demesiyle birlikte dalgalar sahile bardağı getiriverdi, hem de içi dolu olarak... "Artık Hasan her iki dünyada da varolabilir. Kendisinin kim olduğunu biliyor, hem bu dünyada, hem de ötekinde... Şimdi gel benimle..." Kendimizi bir anda gökyüzünde bulduk. Aşağıda sonsuz bir okyanus ve okyanusun içindeki, az önce sahilinde uzandığım ada duruyordu... Yukarıdan bakınca ikisi arasında hiçbir ayrım yoktu. Ada, okyanusun içinde varolan çok güzel bir kara parçasıydı... "Sonsuz okyanus ve içindeki minik ada... Etrafa biraz bak istersen, sayısız adalar ve takımadalar göreceksin... Bunlar başka dünyalar, galaksiler ve evrenlerdir. Hepsi okyanusun içindedirler... Buradan bakıldığında iki dünya arasında bir ayrım görebiliyor musun?" Kesinlikle göremiyordum, bilakis enfes bir bütünlük vardı... "Ada da okyanus kadar gerçek... Çünkü o da okyanusun içinden doğdu... Yaşam sürecinin tek amacı, okyanusa geri dönmek değil işte. Bedenini oluşturan kumu veren adanın da okyanusun kendisi olduğunu fark edebilmek ve yaşamın her türlü ifadesinin tadını çıkartabilmektir zaman zaman okyanusta, zaman zaman adada... Önünde gördüğün bu resmin adı da varoluştur... Hadi biraz daha tadını çıkart manzaranın..."
****
Bir anda uyandım... Güneşin altında uyuyakalmıştım... Etrafımda kimsecikler yoktu... Vauv, ne rüyaydı derken birden gözüme yanıbaşımdaki bardak çarpıverdi. Üzerinde "Hasan" yazıyordu. Yanında ufak bir not vardı: "Merak etme okyanustan değil, yukardaki pınardan.... Susamışsındır hani... Yarasın..." Başımı gökyüzüne kaldırdım ve teşekkürler deyip buz gibi suyu içmeye başladım...