GÜNE MORALLE BAŞLAMANIN YOLLARI

06 Kasım 2015

GÜNE MORALLE BAŞLAMANIN YOLLARI


Güne nasıl başlarsanız bütün gününüz öyle geçecektir. o yüzden günü moralle başlamak çok önemlidir. Bir çok insan homur homur yataktan kalkara ve bütün gün de o homurtularıyla kendisini olduğu kadar çevresini de rahatsız eder..  Yatakta gözünüzü açtığınız andan itibaren günü yapılandırmak sizin elinizde. Mutlu, başarılı, insan ilişkilerinde doyurucu bir güne merhaba demek için bazı yöntemleri yaşama geçirmeniz gerekiyor. İşte mutlu bir gün için size bazı önemli "sır"lar..
1- Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin..
2- Her gün kendiniz için olumlu onaylamalarla uyanmayı alışkanlık haline getirmeye gayret gösterin. Örneğin şöyle söyleyebilirsiniz: "Bugünüm aydın olsun. Bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum."
3- Pencerenin önüne gelin ve dışarıya ( doğaya  bakarak ) nefes alıp vermeye başlayın. Bu "Nefes egzersizleri"ni, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin..  Bunu birkaç kez tekrarlayın..
Mutluluk, mutlu olmayı istemekle başlar.
4- Sabahleyin eğer kendinizi çok ağır ve hareket edemeyecek kadar yorgun hissediyorsanız mutlaka egzersizle başlayın güne. Ya da enerjinizi sağlamak için  bol vitaminli bir kahvaltı hazırlayın. Güne enerjik başlarsanız bütün gün öyle geçer. Bunu için şu sözü aklınızdan geçirin : "Hiç kimse içindeki coşkuyu kaybetmiş bir insan kadar yaşlı olamaz!"
5- Beş veya on dakika denizi ya da yeşil bir alanı seyredin.  Bu ortamda varlığınızı fark edin. Sahip olduklarınız için evrene (örneğin sevdiğiniz işte çalıştığınız için ya da sağlıklı olduğunuzdan dolayı) teşekkür edin..
6- Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla... Onlarla aranızdaki bağ günü mutlu geçirmeniz için size enerji sağlayacaktır. Örneğin işe giderken yolunuzun kenarındaki çiçekleri mutlaka "görün". Varlıklarından dolayı mutlu olduğunuzu düşünün. Çiçeklerle kurulan bağ çok önemlidir. Yaşam bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+) veya eksi (-) frekans sunar.
7- Her gün birisi ya da bir şey için, iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. (Örneğin "Seni seviyorum" deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın) Ancak asla "Ben yaptım", "ben gittim", "ben hallettim" gibi sözleri kullanmayın..
8- Sabahleyin evde ve işte karşılaştığınız insanlara gülümsemeye çalışın. Bu sizin için zorsa kendinizi zorlayın. Çünkü bedenin de buna ihtiyacı var. Gülümsediğiniz zaman kendinizi daha iyi hissedeceğinizi biliyor musunuz? (ancak gülümsemenize canlılık katın, gözlerinizle de gülümsemeye çalışın) Bunun aksine kaşlarınızı çattığınız zaman da  olumsuz duygularla örülü  bir çemberin bedeninizi saracağını....
9- Miş gibi oyununu oynayın ve "Bugün mutluyum" deyin. Mutluymuş gibi davranırsanız mutlu olmanızı sağlayacak ruhsal durumu davet eder ve bunun sonunda gerçekten mutlu olursunuz.
10- Okuduğunuz gazeteyi düşünün. Olumsuz haberlere içiniz kararmıyor mu? Sabah ilk karşılaştığınız insanlara yönelik olarak  kendinizle ilgili "olumlu haberler " yayınlayın! Unutmayın,  işyerinizde ve çevrenizdeki insanlar bu "haberlere” göre sizin hakkınızda fikir sahibi olacaktır. Örneğin "Bugün kendimi harika hissediyorum" deyin. Her firsatta bunu tekrarlayın. Kendinizi gerçekten iyi hissetmeye başladığınızı göreceksiniz.
11- O günün kötü geçeceğine dair bir düşünce zihninizde belirdiyse bunu derhal uzaklaştırın düşüncelerinizden. Örneğin "İşe gidiyorum yine, müdürümün o berbat yüzünü göreceğim yine" diye düşünmek yerine,  "İyi ki bir işim var, sorunlarımı paylaşacağım bir iş arkadaşına sahibim" diye düşünün. (Uzmanlar, bu tür olumlu sözlerin yolda yürürken ya da gün boyunca dönem dönem tekrarlanmasını öneriyorlar.)
12- İşinizde veya çevrenizdeki insanlara daha farklı bakmayı deneyin. Örneğin insanlara "değer katma"yı düşündünüz mü? "Yardımcılarımın değerine değer katmak için ne yapabilirim?" diye kafa yorun. Onların daha verimli olmalarını sağlamak için ne yapabileceğinizi düşünün. Unutmayın bir insanın iyi yanını ortaya çıkarmak için önce onun en iyi yanını hayalinizde canlandırmaya çalışın,
13- Eğer zorlu bir günü başlayacaksanız (Önemli toplantı, sınav veya konuk ağırlama gibi) hayal gücünüzü devreye sokun. İmgelemeniz,  bedeninizin davranışlarını inanılmaz ölçüde belirler. Kendinizi zihninizin gözüyle resmedin. Örneğin o gün, nasıl olmak ve nasıl görünmek istiyorsanız öyle.. “Güçlü, güvenli ve dinlenmiş vs”.. Bu olumlu imgenizin nasıl eksiksiz gerçekleştiğine siz bile inanamayacaksınız. Eğer günlük  işleri iyi gidiyormuş gibi zihnimizde canlandırırsak işler inanın ki iyi gidecektir!
14- Kendinizi sevmiyorsanız o gününüz iyi geçmeyecektir. Kendinizden nefret etmekten vazgeçin. Kendinizi küçük görmeyi bırakın. Kollarınız kendinize dolayıp, " Herşeyin güzel,. saçlarını dökülüyor olabilir, ama sahip olduğum tek şey sensin" deyin. İnsan zayıf yanlarıyla da insandır. Güçsüzlüklerinizle barış yaptığınız zaman her şey daha kolaylaşacaktır.
* Yonca ÇELİ

KAFEKİTAP KAMPANYA

05 Kasım 2015

KAFEKİTAP KAMPANYA
KafeKitap - Kampanya




Kitap okumak hemen her şeyin teminatıdır: Merak, özgüven, özsaygı, hoşgörü, barış, kardeşlik. Kitap okuyanlara her zaman inanıyor ve güveniyoruz. Fakat sorunumuz başka: 2016 yılında en az 10 kitap okur musunuz? Bize bu sözü vermiş olmanızı ödüllendiriyoruz .
Ödülünüzse KAFEKÜLTÜR'den bir kitap, hediye.

Geçtiğimiz yıl başlattığımız BEN kampanyamız bu yıl da 2016 için başlıyor...
31 Aralık'a kadar başvuruların devam edeceği kampanyamızın katılım koşulları kısaca şöyle:
1. 2016 yılı boyunca en az 10 kitap okuyacağını düşünen herkes kampanyamıza bir kez ve ÜYEMİZ olduktan sonra katılabilir.
2. Yukarıda görülen katılım formunu ister çıkış alıp el yazısıyla bize iletebilirsiniz; isterseniz de iletişim adresime formdaki bilgileri adres ve iletişim bilgilerinizle gönderebilirsiniz.
3. Kampanyaya katılım, aşağıda kapakları bulunan kitaplarımızdan 1 tanesini bize bildirmenizle başlar.
4. Hediye kitabınızı adresinize PTT Posta yoluyla ya da dilerseniz kargo ücretini karşılamanız kaydıyla kargoyla size ileltilir. PTT'den kaynaklanan ulaştırma sorunlardan mesul değiliz.
5. Kampanya boyunca (1 Ocak-31 Aralık 2016) okuyacağınız 10 kitabın görsellerini bize ileteceksiniz... İletmeyenler, iletenlerle birlikte kampanya sayfamızda ilan edilecektir.
6. Kampanya iletişimi için bu e-mail adresimizi kullanabilirsiniz: iletisim@kafekultur.com

 

İZLEDİKLERİM -48-

04 Kasım 2015

İZLEDİKLERİM -48-

Bir radyoda program yapan Cengiz’in düzenli bir işi ve mutlu bir aile yaşantısı vardır. Bir pazar günü hayatını alt üst edecek bir olayla karşılaşır ve o günden sonra tüm olumsuzluklar üst üste gelir. Cengiz artık biricik kızı Günce ile bir başına kalmıştır ve hayatta ondan başka kimsesi yoktur. Yıllar geçer ve Günce beş yaşına girer, ancak sorunlar biteceği yerde büyüyerek devam eder. Cengiz bu kez hayatının belki de en büyük kâbusuyla karşı karşıyadır; kızı Günce’yi kaybetme riski…
Her anımızı dolu dolu yaşamak yerine onu planlayarak vakit kaybettiğimiz gerçeğini çarpıcı bir hikâye ile gözler önüne seren film izlenmeye değer.



Geçmişte Kongo Maden Bakanı’na düzenlenen bir suikaste karıştığı yönünde deliller bulunduğu için casusluğu bırakmak zorunda kalan Jim Terrier adlı uluslararası ajan , artık Afrika köylerine temiz içme suyu sağlayan bir organizasyonda çalışmaktadır. Ancak eski patronları, cinayetteki rolü nedeniyle onun peşini bırakmaz ve yerini tespit ederler. Rahat edebilmek için adını temize çıkarmak zorundadır. Bu yüzden sevgilisinin yanına, Barcelona’ya döner ve sonra Avrupa’yı şehir şehir taramaya başlar. Yalnız aklına getiremediği birşey vardır, sevgilisini ona karşı kullanabilme ihtimalleri…



Amerikan İç Savaşı'ndan iki yıl önce başlayan hikaye geçmişinde eziyet çekmiş bir köle ile Alman avcı Dr. King Schultz'un yüzleşmesini merkezine alıyor. Brittle kardeşlerin cinayetiyle suçlanan Schultz'u özgürlüğüne kavuşturmak Django'ya bağlıdır. Zira Schultz özgürlüğüne karşılık, Django'dan zorlu bir görev ister. Görevi başarıyla tamamlayan ve özgürlüğüne kavuşan Django gene de Schultz'un yanından ayrılmaz; üstün avcılık yetenekleriyle şimdi ki hedefi Broomhilda'yı bulmak ve köle tüccarlarının elinden kurtarmaktır.


 Babası kontaa karşı geldiği için hapise atılır ve oradada öldürülür. Annesi küçük oğluna intikam yemini ettirir ve henüz küçük yaşta iken anneside hastalık sonucu yaşamını yitirir. Hayatta yanlız kalan küçük çocuk bir akşam üzeri donmak üzere iken bir papaz tarafından bulunur.



Dawson ve Amanda lisede birbirlerine aşık olan ancak yolları ayrıldıktan sonra bir daha görüşmeyen iki eski aşıktır. Lise bitmiş ve aradan 20 yıl geçmiştir. Şimdi en sevdikleri arkadaşlarından birini kaybetmişler, cenaze töreni için birlikte büyüdükleri kasabaya geri dönmüşlerdir. Yıllar sonra yaşanan bu büyük buluşma, bu süreçte akıllarından çıkaramadıkları büyük aşklarını yeniden alevlendirmeye yeter. Ne var ki 20 yıl önce yakalarını bırakmayan, ayrılmalarına neden olan güçlerin bugün çok daha büyük tehlikeler yarattığı gerçeğiyle karşılaşırlar. 





ASIL EKSİKLİK ÇAREYİ BAŞKASINDA ARAMAKTI

03 Kasım 2015

ASIL EKSİKLİK ÇAREYİ BAŞKASINDA ARAMAKTI

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti. Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor. Önce yalnızdık. 9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya ağlayarak geldik. Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi. Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren, kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik. Korktuk. ‘Bunun sebebi ne?’ diye sorduk kendimize. Cevabı yapıştırdık: ‘Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var. O yüzden eksiklik hissediyoruz’. Peki, neye sahip olmamız gerekiyor? Çocukken ‘yaşımız küçük’ diye düşündük. Her istediğimizi yapamıyoruz. Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek. Büyüdükçe bir şey değişmedi. Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu: ‘Bir eksik var. Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan? Nasıl geçecek bu? Aklımıza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince geçecek. İşe girince geçecek. Para kazanınca geçecek. Tatile gidince geçecek. Okulu bitirdik. Diploma aldık. İşe girdik. Kartvizit aldık. Çalıştık. Para kazandık. Taşındık. Araba aldık. Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık. Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik. Kartviziti değiştirdik. Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık. Çalıştık. Geçmedi.’Bir yerde bir eksik var’ hissi, hala orada duruyordu. Bu sefer de ‘Sevgilimiz olunca geçecek’ dedik. ‘Yalnızlığımız sona erince bui lletten kurtulacağız. ‘Beklemeye başladık. Derken, biri çıktı karşımıza aşık olduk. Ve anında başka biri olduk. Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri. Hesap cüzdanları, kartvizitler, hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı. Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük. Sevgilimizin gözlerinde Tanrı’ yı gördük. Işığı gördük.’Tünelin ucundaki ışık b u olmalı’ diye düşündük ‘kurtulduk’. Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi. Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi. Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi. Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi. Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir terslik olduğunu. Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik. Fark etmez. Sonuçta aşk bitti. Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız. Başladığımız yere döndük. Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık. Halbuki her şeyi denedik, her yere baktık. Öyle mi? Bakmadığımız bir yer kaldı. İçimize bakmadık. Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik. Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik. Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik. Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk? Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık? Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık? Terk edilmekten korkar mıydık? Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti. Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor. ‘Herkes beni sevsin’ diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor, herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor. Oysa ‘kendime duyduğum sevgi bana yeter’ diye düşününce, kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor. Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor. Acı diniyor. İşte o zaman başka `bir`i bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine, gerçek bir sevgi yaratılabiliyor ….. Can Dündar

 (430x99, 9Kb)

DOĞDUĞUN AYA GÖRE DEKORASYON

31 Ekim 2015

DOĞDUĞUN AYA GÖRE DEKORASYON

HAZİRAN

Altın Sarısı

Tazeleyici,zihinsel anlamda enerji verici ve ışıltıyla dolu bir 

renk olan altın sarısı haziran doğumluların rengi.