SEN BENİM HÜZÜN YANIMSIN

30 Eylül 2012

SEN BENİM HÜZÜN YANIMSIN


Sen benim hüzün yanımsın. Güneşin vurmadığı gölgede kalan yanım. Kimselerin bilmediği kendime sakladığım. En çok ayazda kalmış olup da rüzgara savuramadığım, alıp alıp defalarca sineme sardığım yanımsın. En çok kanayan yarama sarmaya çalıştığımsın. Sardıkça kanayan kanadıkça sardığımsın…

Sen benim hüzün yanımsın. Her doğan günle bir kez daha ümidimi yıkan tarafımsın. “Olmadı olmayacak” dedirten hain düşmanımsın. “Ah çıksa gelse şimdi…” diyecek kadar kendimi kaptırdığım saflığımsın. “Çıksa ve gelse, alsa ve götürse…” diye çırpan kanadımsın. Ve her defasında kendime kırk kez söyleyip kırk kez yanıldığımsın.

Sen benim hüzün yanımsın. Söküp atamadığım umut çiçeklerini gömdüğüm toprağımsın. Bahar gelir yeşerir diye yağmur, çamur, kar kış demeden suladığımsın. Olur da bir gün açarsın diye beklediğim sevdamsın. Sevda çiçekleri açar mı bilinmez ama umuduna umudumu bağladığımsın.
...


Sen benim hüzün yanımsın. Dar vakitte bulup tez zamandaki kaybımsın. “Ne olur kal benimle” dedirtecek kadar yalvardığımsın. “Sensiz hayatı istemiyorum” diyecek kadar uçurumdan kendimi attığımsın. Geceyle gündüzümü, yanlışla doğrumu karıştıran arafımsın. Sahi sen benim soldan soldan vuran yanımsın.

Sen benim hüzün yanımsın. Sensizken anlamını yitirdiğim hayatımsın. Bütün kelimelerime yüklediğim anlamsın. “Sen” diye başlayıp da bitiremediğim üç noktamsın. “Sen, sen ille de sen” diye durup durup nefes aldığımsın. “Sen varsan ben varım” dedirtecek kadar kendimi hiçe saydığımsın. Kaderi kaderime yazılsın diye her gün Yaratıcıya yalvardığımsın. Aklımda, yüreğimde ve duamda olansın.

Sen benim hüzün yanımsın. Bakışına hasret kaldığım, sesine özlemle bağlandığımsın. Özlemim, hasretim, bakmaya doyamadığımsın. Bahtıma doğanımsın. Olmazsa olmazsımsın. Nefretim, öfkem, kinim, sevincim, umudum, düşüm, rüyam, hayalim ama en çok ağlatan, en çok da kanatansın… Sen tarifi imkansız aşkımsın. Cansın… Candasın…

yusuf DUMAN

ŞÜKÜR

29 Eylül 2012

ŞÜKÜR
Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile sonunda "O" (c.c) kimsenin bilmediği patikalar açar. Sen şu an göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sûfi; dilediği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir..

Şems-i Tebrizi

MURATHAN MUNGAN

28 Eylül 2012

MURATHAN MUNGAN



Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
...

Bırakılmış mektuplar
Ve yurdumun her karış toprağında tefrika edilen karanlık
Ey hayatıma girenler ve çıkanlar
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey

O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır bir ermiş dinginliği havalandırıyor dizelerime
açılan pencereleri,
Durup bakıyorum akşam sularında zaman kavramlarına,
Zamanı düşünüyorum;koyuluyorum
Anlamını yitiriyor "şimdiki zaman"ın boşyüceliği,tarihin unutkan
sayfalarındaki mürekkep lekeleri
İşimin başına dönüyorum içimde ıssız bir gönül erinci

Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
"içtenliğin" yada "dünya görüşünün" kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum.

Murathan Mungan /Bir Yılın Son Günleri IV

OKUDUM -7- GECE KELEBEĞİ/ HAYDAR KARATAŞ

24 Eylül 2012

OKUDUM -7- GECE KELEBEĞİ/ HAYDAR KARATAŞ

İLETİŞİM YAYINLARI
4.BASKI 2011
255 SAYFA

RÜZGARA DOĞRUNUN Kitaplaşalım etkinliğinden gelen hediye bir kitaptı. PİNUCCİASBOOK teşekkür ederim. Küçük bir kızın dersim olaylarından sonra annesi ile verdiği yaşam mücadelesini anlatan bir kitaptı. Severek okudum.

ALTINI ÇİZDİKLERİM.




SAYFA 220 - Cem tutulduğu zaman insan turna kuşu gibi kanatlanıp uçarmış. Birde turna kuşu sadıkmış. Kerbela yasını bir tutan oymuş. Turna unutmazmış yoldaşını bırakıp gitmezmiş. Turna kuşunu yakalayıp kafese koysan aynı al keklik gibi çat diye çatlarmış. O çatlayıp ölünceye kadar eşi beklermiş. Kendine başka bir eşde bulmazmış. Eşi ölmüş turna kuşu turna sürüsüyle uçsa dahi yapayalnızmış. Otuz yıl yas tutarmış. Turna birde soyunu çok severmiş.
SAYFA 229- Öfkede din iman yok, öfke düşmana duyuluyormuş gibi durur ama sahibine düşmandır. Düşmanı bitirmeden sahibini bitirir.
SAYFA 229- İnsan yiğit insanla ölüme gider, Yiğit insanla ölüm ölüm değildir.
SAYFA 233 - Öfke tanrıyı dahi yakacak kudrete sahiptir.
SAYFA 233- İnsan öfkesi kendisini yakmadan durmaz.
SAYFA 246- Umut olmadan insan yaşar mı? umut olmadı mı insan bu zavallı zelxe gibi delirir. Söyler söyler inanır, sonra inancının boş olmasına dayanamayıp çatlar.

Alık  ile Fatığun masalları ve Fecire ana ile kızı  Gülizarın hayatta kalma mücadeleleri . Zor hayat koşulları  daha ne diyeyim alın okuyun.
Serinin 2. kitabı da ON İKİ DAĞIN SIRRI daha sonra alıp okumayı düşündüğüm bir kitap.


KIZILDERİLİLERİN ATASI TÜRKLER Mİ?

15 Eylül 2012

KIZILDERİLİLERİN ATASI TÜRKLER Mİ?



Kızılderililerle Türkler arasında birçok benzer kelime var. İddiayı iki taraf zirvede tartışacak.

Kızılderililerin Türk olduğu yönündeki iddia, ilk kez her iki tarafın da katılacağı bir zirvede ele alınacak.

İstanbul Üniversitesi Mezunlar Derneği Başkanı Ali Çınar'ın girişimleri ile 26 Ocak'ta Türkevi'nde yapılacak zirveye, George Washington Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Türker Özdoğan, Amerikan İçişleri Bakanlığı Kızılderililer Doğu Yakası Daire Başkanı Frank Keel, Michigan Devlet Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Timur Kocaoğlu, Birleşmiş Güney ve Doğu Kabileleri Başkanı Brian Paterson, Araştırma Profesörü Marjorie Mandelstam Balzer ve Amerikan Kızılderilileri Araştırma Bölümü Arizona Devlet Üniversitesi öğretim üyesi Doçent Carol Lujan katılacak.


Ali Çınar konu ile ilgili açıklamasında, "Yıllardır Türk ve Kızılderililerin benzerliklerini ve bağlarını konuşuruz. Şimdi her iki taraftan da araştırmacıların katılımıyla bu bağların ne olduğunu öğrenip, herkese duyurma imkanı bulacağız" dedi.

İŞTE O BENZER KELİMELER

Öte yandan Kızılderililerin Türk olduğunu öne sürenler, gelenek benzerliklerin yanı sıra dillerdeki ortak kelimeleri de delil olarak ortaya koyuyor. İşte o kelimeler: "Yatkı: Ev, yatılan yer, Dodohişça: Dudak, Lı-ık: Vatan, ili, Tamazkal: Hamam, temiz kal, T-sün: Uzun, Hogan: Kerpiç ev, Hopan, Missigi: Mısır, Tepek: Tepe, Hu: Selam, Tete: Dede, Türe: Türe, Töre, Atış-ka: Ateş, Yanunda: Yanında, Aş-köz: Yemek, Tapa: Tuba, Yu: Su, yu-mak, yıkamak, İldiş: Dişleme, Kün: Gün, Tepek: Tepe, Kuşa: Kuş, Köç:Göç"

Kızılderililerin atası Türkler mi?
Kızılderililerin atalarının Türkler olduğuna dair çeşitli iddialar öne sürülürken, her iki toplumun efsaneleri arasındaki benzerlikler dikkat çekiyor.

Çeşitli kaynaklardan yapılan derlemeye göre, Türklerle Kızılderililer arasındaki efsanelerin benzerliklerinin yanı sıra el sanatı motifleri ve kelimeler arasındaki benzerlikler, eski çağlarda 12 hayvanlı takvimin kullanılması her iki toplumun akraba olup olmadığı yönünde araştırmacıların ilgisini çekiyor.

Geçen ay ABD'nin New York kentinde düzenlenen ''Türklerle Kızılderililer Arasında Ortak Bağlar'' adlı panelde, iki millet arasında çok ilginç benzerliklerin olduğu bir kere daha ortaya çıkarken, bu konuda yazılan kitap ve yapılan bilimsel çalışmalarda da ortak noktalara gözler önüne seriliyor.

EFSANELERDEKİ BENZERLİKLER

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Arzu Yetim tarafından geçen yıl yapılan ''Türk ve Kızılderili Mitolojilerinde İnsan Doğa İlişkisi'' konulu yüksek lisans tezinde, her iki toplumun efsanelerindeki benzerliklere yer veriliyor.

Kızılderililerdeki ''doğaya saygı'' kavramının eski Türk inancında da görüldüğü belirtilen tezde, Orta Asya ve Sibirya'dan Bering Boğazı aracılığıyla Amerika kıtasına göç eden toplulukların Şamanizmi bu bölgeye taşıdıklarının çeşitli bilimsel araştırmalarla ortaya çıktığına işaret ediliyor. Hastalığa çare bulma, hastalık sırasında ayrılan koruyucu ruhun geri getirilmesi, kurbanları tanrılara ulaştırma gibi çeşitli dinsel törenleri icra etme görevini üstlenen Şamanların, her iki toplumda de son derece ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu belirtiliyor.

Şamanist inanç temelinde doğanın kutsallaştırılması Türk ve Kızılderili mitolojilerinin genel çerçevesini oluşturduğu kaydedilerek, benzerlikler şöyle sıralanıyor:

''Her iki toplumun mitolojilerinde de doğada canlı veya cansız var olan her şeyin bir ruhu bulunulduğuna inanılmaktadır. Gök her iki toplumda da yaratıcı, en yüce tanrı olarak düşünülmüştür. Gök tanrı yükseklerde ve ulaşılamazken, yer tanrıçası da insanları ve tüm diğer varlıkları bağrına basmaktadır. Bu nedenle tanrıça toprak ana olarak adlandırılmaktadır.

Doğadaki her unsurun kutsal sayıldığı Türk ve Kızılderili mitolojilerinde bazı yerler ve bölgeler çeşitli nedenlerden daha ayrıcalıklı ve kutsal sayılmıştır.''

Türk ve Kızılderili topluluklarda kutsal olan dağların yeryüzünün merkezinde yer aldığı ve dünyanın eksenini oluşturduğuna inanıldığı belirtilerek, iki toplumun yaşadıkları bölgelerdeki dağları kutsal saydıkları ve bu dağların bir ruhu olduğuna inandıkları ifade ediliyor.

Türk toplulukları dağların ve tepelerin bulunmadığı yerlere oba adı verilen yapay tepecikler oluşturduğu ve ibadetlerini burada yaptığına işaret edilerek, taşların yığılmasıyla yapılan yapay tepeciklere Kızılderili kabileler arasında da rastlandığı belirtiliyor.

SUYUN HAYAT VERİCİ GÜCÜ

Suyun hayat verici gücü ve arındırıcılığına olan inanç Türk ve Kızılderili mitolojilerinin her ikisinde de yer alırken, Kaliforniya Maiduları ve Winton Kızılderililerin mitolojisinde ölümün var olmadığı bir zamanda insanların ''hayat suyu''nda yüzerek gençliklerini geri kazanabildikleri ifade ediliyor. Türk mitolojisinde de ''hayat suyu'' kimi zaman ölüleri diriltip hastaları iyileştiren, kimi zaman da ihtiyarlara gençlik veren biçimde yer aldığı kaydediliyor.

Suyun hayatın kaynağı olarak algılanmasının Türk ve Kızılderili mitolojilerindeki yaratılış mitlerinde de açıkça görüldüğü belirtilerek, Altay yaratılış efsanesinde, ''Dünya bir deniz idi ne gök vardı ne bir yer! Uçsuz bucaksız sular içreydi her yer'' sözleriyle başladığına işaret ediliyor. Benzer bir biçiminde Crow Kızılderililerinin yaratılış mitinde de her yerde su ve yaratıcı Yaşlı Adam Coyote olduğu ayrıca Yakime yaratılış mitinin de ''Dünyanın başlangıcında her yer suyla kaplıydı'' ifadesinin bulunduğuna dikkat çekiliyor.

Suyun kirletilmesinin pek çok Türk topluluğunda yasaklandığı kaydedilerek, Amerika'nın Büyük Göller bölgesinde yaşayan Sokaogon kabilesinde de su kaynaklarının saflığını korumak dini bir görev olduğu belirtiliyor.

TAŞLARIN ÖNEMİ

Taşların da gerek Türk gerekse Kızılderili mitolojisinde kutsal sayılan maddeler arasında yer aldığına dikkat çekiliyor.

Dakota Kızılderilileri, tüm kutsal varlıkların en eskisi olduğuna inandıkları taşları, buhar banyolarında iyileştirme amaçlı kullandıkları belirtilerek, Türk mitolojisinde de taşların iyileştirme amaçlı kullanımının örnekleri olduğu ifade ediliyor.

Ahmet Ali Arslan'ın ''Ataların İzi İle'' adlı eserinde Saha Sire'de (Yakutistan) kutsal olarak bilinen ve özel bir saygı gören ''serge'' adlı direklerin, Kuzey Amerika Kızılderili totemleri ile olan benzerliğine dikkat çekildiği de kaydedilerek, Türk ve Kızılderililerde Şamanist inanç içerisinde hayvanlar son derece önemli ve ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu belirtiliyor.

Türk ve Kızılderili topluluklarının hayranlık ve saygıyla yaklaştıkları hayvanlara yaratılış mitlerinde de ayrıcalıklı bir yer verildiği anlatılarak, hayvanlara atfedilen kutsallık ve ayrıcalık Türk ve Kızılderili ulusların takvimlerine ve astrolojilerine de yansıdığına yer veriliyor.

Oniki hayvanlı Türk takviminde her yıla bir hayvanın isminin verildiği anımsatılarak, Chippewa Kızılderililerinin ise ayları hayvan isimleriyle adlandırdıkları ve her iki toplumun mitolojilerinde kurt, kartal, at, ayı gibi ortak hayvan sayısının fazla olduğu vurgulanıyor.

DELİ DUMRUL VE DELİ ATIN BENZERLİĞİ

Ahmet Ali Arslan'ın eserinde Türkler ve Kızılderililerde kahramanlık anlayışının ve yapılan kahramanlıkların sonucu kazanılan lakapların paralellik gösterdiği belirtiliyor.

Dede Korkut öykülerinde yer alan ''Deli Dumrul''un iyi bilinen bir Kızılderili kahraman olan ''Deli At'' arasındaki benzerliğine işaret edildiği ve her iki toplumda ''deli'' lakabının ''gözünü budaktan sakınmayan er kişi'' manasında kullanıldığına dikkat çekiliyor.

KONUYLA İLGİLİ BİR BAŞKA BİLİMSEL ÇALIŞMA

Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Nurhan Toprak tarafından 1998 yılında hazırlanan bir başka yüksek lisans tezinde de her iki toplumun mitolojilerindeki benzerliklere işaret ediliyor.

Türklerin eski dini olan Şamanizm esasları ile Kızılderililerin inançları arasında benzerlikler şöyle sıralanıyor:

''Gök tanrı inancı evreni ve insanı tek tanrının yarattığına inanılması, tanrılar ve ruhlar, put-fetişler, yer-su tanrıları, Şamanların ayinleri yönetmesi ve kötü ruhları kovması, ateşin kutsallığı ve kutsal ateş etrafında ayinlerin yapılması, Şamanların ruhlarla irtibat kurmaları, belli başlı ayin, tören ve bayramların bulunması, Şamanların kurban edilen hayvanların iç organlarına göre geleceğe dair yorumlarda bulunması, yağmurun kutsallığı ve yağmur duaları, evlenme ve doğum törenleri, ölüm ve ölüler kültü, ata ruhların kutsallığı, tanrının isteklerini rüyalar vasıtasıyla insanlara duyurduğuna olan inanç.''

-Alıntı-