VAROLUŞ....

07 Nisan 2015

VAROLUŞ....


..Okyanusun kıyısında oturmuş derin düşüncelere dalmıştım. Yaşam neydi, ölüm neydi, ruhsal gelişim neydi? Hep bildik yanıtlar, hep aynı tekrarlar, dön dolaş işin içinden çıkamıyordum. Bunların yanıtını bilmek nasıl olurdu diye geçirdim içimden ve güneşin altında şöyle bir uzandım. Gökyüzü masmaviydi. Hava enfesti. Kendimi denizin sesine, kumların sıcaklığına, güneşin ışığına bırakmıştım... Güneşin ışığı mı? Nerede? Hemen gözlerimi açtım. Tepemde birisi vardı. Hemen doğruldum yerimden... "Korkma, ben sorularının yanıtları için geldim" dedi. Onu tarif edebilir miydim bilmiyorum, çünkü biliyordum ki nasıl görmeyi hayal ediyorsam o şekli alabilirdi. Yaşlı bir bilge adam, zeki bakan bir çocuk, ruhsal bir öğretmen... Asıl olan ise sadece onun orada olduğu ve benimle konuştuğuydu...
Yerden eline bir parça kum aldı ve kumlar bir anda camdan bir bardağa dönüştü. "İşte bu bedenin senin..." Sonra da okyanusa daldırdı bardağı ve güneşe doğru tutup şöyle bir baktı, "ruhunu da doldurduk... geriye sadece adı kaldı..." Cebinden bir kalem çıkardı ve bardağın üzerine "Hasan" yazdı. "Evet, imalat tamam. Al bakalım işte bu sensin..." Şaşkınlıkla ona bakıyordum ve bana "kapat gözlerini birkaç saniyeliğine sonra da aç..." dedi. Kapattım ve sonra açtım. Tüm sahil bardaklarla dolmuştu. Her birinin içi okyanus suyuyla doluydu ve üzerlerindeki isimleri okuyabiliyordum: Seda, Gökhan, Ebru, İdil, İlyas, Tansu, Jack, Jill, Thomas, Markus, Ana, Nadine, Joao... Sonsuz sayıda bardak, sonsuz sayıda isim... Karşımdaki manzarayı algılamaya ve yorumlamaya çalışıyordum...
"İşte dünyadaki varoluşunuzun özetidir bu. Okyanus ruhunuz, sahil ise dünyanız... Her biriniz ayrı bardaklar içinde aynı okyanussunuz, ama birbirinizi ayrı zannediyorsunuz..." Sonra parmağıyla bardağın üzerindeki ismi sildi. "Bak benliği silme temelli öğretilerin yaptığı aslında budur. Benliği bardağın üzerindeki isimden ibaret zannederler ve ismi yoketmeye çalışırlar. Evet, ismi silmek görüldüğü gibi kolay, ama sen halen bardağın içindesin. Sadece artık bir kimliğin yok, ama halen okyanustan ayrısın... Ne okyanus olduğunu biliyorsun, ne de dünyada kim olduğunu... Bu yüzden amacın benliğini silmek olmamalı..." Sonra kalemle bardağın üzerine yeniden ismimi yazdı ve ardından da içindeki suyu okyanusa döktü. "İşte öldüğünde yaşayacağın da budur. Yeniden ruhun okyanusuna karışırsın. Sonsuz okyanusun parçası olmaktan, yeniden onunla bütünleşip sonsuz okyanusun kendisi olma sürecidir ölüm..." Sonra da elindeki bardak kuma dönüştü ve sahile dağıldı... "Her şey başladığı yere döndü... Ama bir senaryo daha var..." Parmağını geriye doğru salladı ve bir anda kendimizi birkaç dakika öncesinde bulduk. Üzerinde Hasan yazılı, okyanus suyu dolu bardak elindeydi... Bardağı okyanusa fırlattı... "İşte Hasan şimdi gerçek kendini buldu. Hem de yaşarken... Ölmeden öldü..."
Ama o artık dünya değil diye itiraz edecek oldum. Gülümsedi. "Sen öyle san..." demesiyle birlikte dalgalar sahile bardağı getiriverdi, hem de içi dolu olarak... "Artık Hasan her iki dünyada da varolabilir. Kendisinin kim olduğunu biliyor, hem bu dünyada, hem de ötekinde... Şimdi gel benimle..." Kendimizi bir anda gökyüzünde bulduk. Aşağıda sonsuz bir okyanus ve okyanusun içindeki, az önce sahilinde uzandığım ada duruyordu... Yukarıdan bakınca ikisi arasında hiçbir ayrım yoktu. Ada, okyanusun içinde varolan çok güzel bir kara parçasıydı... "Sonsuz okyanus ve içindeki minik ada... Etrafa biraz bak istersen, sayısız adalar ve takımadalar göreceksin... Bunlar başka dünyalar, galaksiler ve evrenlerdir. Hepsi okyanusun içindedirler... Buradan bakıldığında iki dünya arasında bir ayrım görebiliyor musun?" Kesinlikle göremiyordum, bilakis enfes bir bütünlük vardı... "Ada da okyanus kadar gerçek... Çünkü o da okyanusun içinden doğdu... Yaşam sürecinin tek amacı, okyanusa geri dönmek değil işte. Bedenini oluşturan kumu veren adanın da okyanusun kendisi olduğunu fark edebilmek ve yaşamın her türlü ifadesinin tadını çıkartabilmektir zaman zaman okyanusta, zaman zaman adada... Önünde gördüğün bu resmin adı da varoluştur... Hadi biraz daha tadını çıkart manzaranın..."
****
Bir anda uyandım... Güneşin altında uyuyakalmıştım... Etrafımda kimsecikler yoktu... Vauv, ne rüyaydı derken birden gözüme yanıbaşımdaki bardak çarpıverdi. Üzerinde "Hasan" yazıyordu. Yanında ufak bir not vardı: "Merak etme okyanustan değil, yukardaki pınardan.... Susamışsındır hani... Yarasın..." Başımı gökyüzüne kaldırdım ve teşekkürler deyip buz gibi suyu içmeye başladım...

İZLEDİKLERİM -29-

05 Nisan 2015

İZLEDİKLERİM -29-


Ela, henüz iki yaşındayken geçirdiği hastalık nedeniyle hem gözlerini hem de duyma yetisini kaybeder. Bundan sonra çevresiyle tamamen uyumsuz biri olarak yetişir. Bu durum genç kızı iyileştirmek için hayatını adayan Mahir Hoca ile tanışana dek devam eder...






30'lu yaşlarını süren Celal, Karaköy'de baba mesleğini sürdüren bir elektrikçidir. 30 yaş krizine yeni girmiş olan Ceren ise mobilya mağazasında çalışmaktadır. İkilinin uzun beraberliği ise 6 yıla dayanmıştır! Çevresindekiler artık evleneceklerini varsayarlar. Fakat Celal bir arkadaşının bekarlığa veda partisine gitmek isteyince ikili feci tartışır ve bozuşurlar. Ceren gitmesini istemese de, Celal kırk yalanla bir yolunu bulur ve partiye gider. Olay ortaya çıkınca Ceren ayrılmak ister; onu hala sevse de amacı biraz sevgilisinin burnundan getirmektir. Fakat hiç beklemediği biçimde evlilik baskısı altında kalmaktan şikayet eden Celal bir anda Ceren'i terk eder! 
Hayatının çoktan daha güllük- gülistanlık olacağını sanırken bekarlık günlerinde belalar da peşini bırakmaz. Ceren'i özleyeceği günler yakındır.... 



Tayvan'ın başkenti Taipei'nin suça batmış yeraltı dünyası sokak çeteleri, mafya ve işbirlikçi polisler tarafından yönetilirken en aktif ticaret, uyuşturucu ağı üzerinden yürütülür. Eğlenmeyi seven, sıradan bir genç kadın olan Lucy, birkaç gece beraber takıldığı Richard yüzünden kendisini bir anda en azılı uyuşturucu şebekelerinin birinin içine düşmüş bulur. Vücudunun içine kurye olması için yerleştirilen yeni bir tür sentetik uyuşturucu, beklenmedik bir şekilde Lucy'nin vücuduna nüfuz edip kanına karışmaya başlayınca mucizevi bir durumla yüzleşir. Lucy'in damarlarında dolaşan kimyasallar, ona insanüstü yetenekler kazandırmıştır! Artık akıl okuma, telekinezi ve acıyı hissetmeme gibi güçlere sahip olan genç kadın beyinin tüm algı kapılarını sonuna kadar açacaktır... 


Büyük bir fırtına dünyayı kaosa sürükler.İnsanlar kıyametten korunmak için askeri olan büyük bir gemiye ulaşmaya çalışırlar. Bilim adamları ise hayvanların soyunu kurtarmak için büyük bir mücadele vereceklerdir



Jack bir kiralık katildir. Dragna ise bir mafya babası.. Dragna Jack’i bir otelde çeşitli cinayetler işlemesi için özel kiralar. Fakat Dragna oraya gelene dek Jack’in ayrılmaması gerekmektedir. Bu sırada otelde bulunan Rivka (Rebecca Da Costa) isminde hoş bir kadınla yolları kesişir.

Amerika’ya bir grup tarafından saldırı gerçekleşecektir. Bu saldırıyı durdurmak için 

yetkililer değişik önlemler almıştır. Özel bir ekip kendi yeteneklerini kullanarak grubun 

içine sızıp olayı engellemek için çalışır. Görevleri çok risklidir ve başarmak için büyük savaş verirler.


Son derece sakin bir kasaba olan Port Dundas'ta huzur, bir 

anda ortaya çıkan seri cinayetlerle bozulur. Dedektif Hazel 

Micallef, ilahi bir çağrıya kulak verdiğini söyleyen katille 

yüzleşmek durumunda kalacaktır.

YOLU SEVGİDEN GEÇEN USTA SENİ UNUTMAYACAĞIZ...

03 Nisan 2015

YOLU SEVGİDEN GEÇEN USTA SENİ UNUTMAYACAĞIZ...

Türk müziğinin acı kaybı. Büyük usta Kayahan yaşamını yitirdi. 

Onun müzikleri ile büyümüş biri olarak, ALLAH rahmet eylesin, toprağı bol mekanı cennet olsun..


ben Anadolu çocuğuyum 
biraz da deli dolu 
kızdı mı dünyaya yakarca bakan 
sevdi mi içinde ormanlar yanan 
tek tabanca yalansız çıkmış yıllardan 
yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar 
benim bu aleme aklim ermiyor 

ben Anadolu çocuğuyum 
benimde senin gibi onun gibi arzularım var 
tırnakları kısa 
katıksız kadın katıksız ana 
gözleri güleç yüreği insan birini istiyorum 

ben Anadolu çocuğuyum 
bildiğin gibi 
yüzümde derin siyah çizgiler 
gözümde diken ve yaban otları 
yayla rüzgarları geçer içimden 
dikenli tellere takılır gönlüm 
kan ağlar 
anlatamam ağlayamam 

ben Anadolu çocuğuyum 
böyle geldim dünyaya 
pişman da değilim 
başakları ellerimle büyütürüm ben 
başaklar eğilir ben eğilmem 

ben anadolu çocuğuyum 
yolum sevgiden geçer 
kimsenin hakkini yemedim ki ben




 “Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz...”


ÜZÜLME ÖYLE, ACILARDA GÖKYÜZÜ GİBİ, BİRLEŞİP DAĞILIRLAR

01 Nisan 2015

ÜZÜLME ÖYLE, ACILARDA GÖKYÜZÜ GİBİ, BİRLEŞİP DAĞILIRLAR


Her zamanki gibi OT dergisi alındı keyifle okunuyor..


Takvim arkası...

Tıpkı annemle ben:)))))))


Bahçenin yeni güzellikleri...


Yeni başladığım kitabım..


İnstagram dan güzel ve basit bir tarif yarın denenecek..

http://iconosquare.com/viewer.php#/detail/942519824601800192_295597518




Bu şapkanın modelinden örmeye başladım bugün..



Yağmurlu bir geceden herkese hayırlı akşamlar




NİSAN 1 E GEREK YOK HER ŞEY ŞAKA GİBİ

NİSAN 1 E GEREK YOK HER ŞEY ŞAKA GİBİ

Şiddetin ve terörün hepsine karşıyız. Dileğim hiç kimsenin hiç uğruna ölmemesi. Allah rahmet eylesin.