HAFİFÇE BAS, DÜŞLERİMDE YÜRÜYORSUN

01 Şubat 2026

 


Anda kalmakla ilgili yapılması ilk gereken şey, ilk adım “ Kendimizi de, Deneyimi de Gözlemek… “
Bir ben varım, bir de deneyimi yaşayan ben var. O deneyim tek başına beni oluşturmuyor. Ben daha büyük bir şeyim. Hem bütün halimi gözlemlemek, hem de o parçayı deneyimlereyek, An da var olmak, deneyimi gözlemlemem mümkündür.
Zihnimiz sürekli geçmişte-gelecekte olursa, geçmişe dönünce depresyon olur. Geçmişte değilse, geleceğe gider, gelecekte de kaygılanır. Doğada bir hayvanın depresyonu yok. Düşünme noktası yani ön lob olmadığından ne geçmişe, ne geleceğe gidemiyor. Düşünmek hem avantaj hem de handikap. İnsan geliştikçe daha çok gelecek kaygısı oldu.
Anda kalabilmenin ilk şartı KENDİMİZİ GÖZLEMLEMEK.
Biz yaşamın içinde ne deneyimliyoruz? Örneğin: birine kızgınsam, bana bu söylenir mi, yapılır mı ? derken tamamen gözlemin içine girerim. Tamamen özdeşleşirim. Ve ben o anda öfke olurum. Oysa bir metaforla anlatacak olursak, şöyle diyebiliriz: Ben bir dağım, üstümden öfke geçiyor, kızgınlık geçiyor. Bütün duygular geçici, geçmez dediğimiz her şey de geçici. Öfke ile özdeşleştim ama ben öfke değilim, sadece öfkeyi deneyimliyorum.
Aşk, en çok özdeşleşilen şeydir ama o da deneyimlenir ve gözlemlenir. Diyelim ki, aşık olduk. Şöyle diyebiliriz: “Ben şu anda aşkı deneyimliyorum, o da geçecek. Kıskançlık duygusu deneyimliyorum o da geçecek. Kendimle kıskançlık arasına mesafe koymak onu gözlemlemektir. Beni neye dönüştürdüğünü, ne zaman kontrol ettiğini, o deneyimin neler yaşattığını gözlemliyorum. Dağın zirvesine öfke bulutu, kıskançlık bulutu kondu diyorum. Elbet bu bulut çözülecek, bulut gitse de, gelse de ben hep oradayım. Yaşadıklarım, benim her şeyi deneyimleyen bir halim. Ben kendimi bunlardan ayıramazsam Anı da deneyimleyemem.Bir sonraki anların bir tanesinde o bulut dağılacak. Kendimin, duyuların, duyguların o anın bana getirdiği her şey hakkında bilgi sahibi olmam için gözlemlemek gerekiyor. Duygulara kapıldığımda her şey karışıyor. Düşünceler, duygular birbirlerini yönetiyor. Kendimi ben yönetemiyorum, karmakarışık bir sürece giriyorum. Oysa ben çok eski bir ağaç gibiyim burada ve üzerimden bir sürü duygu geçiyor. Örneğin: şu an çok yoğun kıskançlık hissediyorum. Peki! Bu bana ne hissettiriyor? O kıskançlığın istediği dozda bana misafir olmasına izin veriyorum. O misafirdir. Peki, biz onu nasıl karşılayacağız? Bizde, yıllarca yatıya mı kalacak? Bu duygu ve düşüncelerle, tansiyonum çıktı, midem bulanıyor, değersiz hissettiriyor…Ama ben o duygular ve düşünceler değilim.”
Farkındalıkla Gözlemlemek
Biz duygulardan, düşüncelerden kurtulmaya çalışmıyoruz, ev sahibiyiz, izin veriyoruz. Misafirden kaçmıyoruz ya da kapının ardına bir şey koymuyoruz. Bu misafir ettiğim duygu ile alışverişimi gözlemleyebilirim. Duyular, duygular, düşünceler herşeyi gözlemek ve farkında olarak gözlemlemek ve farkında olmak asıl konu. O farkındalıkla, onunla kurduğum ilişkiye bakmak önemli. Bende yarattığı etkileri, farkındalıkla gözlersem bu bende değişim yaratır.
Hepimizin böyle farkındalıkları vardır. Farkındalık insanın kendisinde değişim yarattığı için her şeyi doğruluyor. Hiç yargılamadan gözlemek gerek. Bedenim neler hissettiriyor? Neler fark ettiriyor? Neler anlıyorum? Şu anda yeni bir şey in farkındayım? Abartılırsa, farkındalığımı düşünmek de bir yargılama olur. Biz yargılama yapmıyoruz. Sadece gözlemciyiz, gözlemliyoruz.
Gözleyenin Gözlemlenene Etkisi !
Gözleyenin gözlemlenene etkisi olağanüstüdür… Kendim kendimi gözlemlerken o değişimlerle göreceğim ve o gözlem, domino taşı gibi bu bir sürü şeyi değiştirecek…
Kendimde fark ettiğim bir şey çözülmeye başladı diyeceğiz. Minik minik, küçük küçük bir şey fark edeceğiz. Öfkeli, sinirli olduğumuzda deneyimin dışına çıkmak çok zor. O durumu da fark edip, o kadar öfkeliyim ki, öfkemin içinde kalmayı tercih edeceğim demek de bir farkındalık.
Gelen etki ile bizden çıkan tepki arasında her zaman bir boşluk vardır. Anda olduğumda diyeceğim ki, ben öfkeliyim ama ben içimde her şeyi barındıran bir bütünlüğüm…
Ben öfkeliyim başka bir cümle, ben öfkeyi deneyimliyorum demek başka bir cümle. Ben öfkeyi deneyimliyorum demek arasında bir boşluk vardır. Uyarandan gelen etkiyi alıp, evet şu an çok öfkeliyim ama ben öfke değilim. Bu bir deneyim. Öfke bana bu anın getirdiği bir deneyim. Ama sakinleyecek, onu da değerlendireceğim. Bu an bana öfkeyi getirdi ve birkaç an daha ben öfkeyi nasıl deneyimliyorum? Aşkı, kederi, üzüntüyü, depresyonu nasıl deneyimliyorum? Duygularımda ne oluyor? Gelmesi bana bağlı değil. İnsanın başına her şey geliyor. Onları nasıl karşılayacağım? Bedenimde ve zihnimde nasıl deneyimlediğimi gözlersem, deneyim anlam kazanır? …
Bu gözlem bize anda gelendir. Demek ki Anla ilgilidir. Bir sonraki anda olmayacaktır. Her şey gelir ve geçer. An deneyimi pekçok şeye kapı açıyor. Anın getirdiğini ve götürdüğünü , hiçbir şeyin kalıcı olmadığını fark etmeye başladığımızda değişim olur.
Şu an öfkeliyim ama bir an sonra olmayacağım. Ben sadece bu duyguyu deneyimliyorum. Ve burada ağaç gibi duruyorum. Sadelik ve dinginlik ikisi de bambaşka şeyler ama bir arada oluyorlar.
Kendi bedenimiz ve zihnimizle ilgili her şeyi fark etmek süreç içinde bir sadelik ve dinginliğe yol açıyor.
Neden sorusunun kökleri soruna odaklıdır. Neden deyince sorunu çözmeye çalışırız. Zihnimizi çözüm odaklıya çevirmek istiyorsak, çözüme odaklanmak için ne olsaydı durum değişmiş olurdu yani neden yerine nasıl sorusunu soruyoruz. Zihnimiz neden yerine nasılları fark edecek ve çözüm arayacaktır…

ALINTIDIR.


Herkese mutlu bir hafta diliyorum, buralar soğuk mu soğuk, şu an dışarda fırtına çok var. Bu hafta yine cumartesi ve pazartesi sergi açmıyoruz, soğuktu, havalar ısınsın bakacağız. Benim astım için doktor kontrolüm vardı, özele çıkınca maalesef bayağı para gitti, muayene+tomografi sormayın geçin diyeyim. Doktordan fırçada yedim, maske tak dedi yeni bir virüsten bahsediliyor ya onun için tedbir al dedi. Geçen hafta banyoyu yıkarken ayağım kaydı zor tutundum, düşüyordum. Herhalde o hareketten dizim yine hasar aldı, düşmemeye çalışırken, onun için krem aldım şimdilik ovuyorum. Sabahları çok kırağı oluyor, bu durumda öğleden sonra çıkıyorum evden havanın ısınmasını bekliyorum, yarın kar yağışı bekleniyor. Onun için bugünden alışverişimi yaptım bir kaç gün dışarı çıkmayacağım diye düşünüyorum. 


Ocak ayı kitap okumalarımın tamamı, 1 kitap 1 dergi buraya yazacağım... Battaniye altında bayağı okumuşum, battaniyeyi kullanmaya devam:))



Bunlar baharın ayak sesleri


Siz, tüm deneyimlerin geçici olduğunu ve dünyanın size kalıcı değere sahip hiçbir şey veremeyeceğini idrak ettiğinizde teslimiyet çok daha kolay hale gelir.  O zaman insanlarla karşılaşmaya, deneyimlere ve faaliyetlere katılmaya devam edersiniz, ama bunları egosal benliğin istekleri ve korkuları olmadan yaparsınız.  Yani artık bir durumun kişinin yerin ya da olayın size doyum veya mutluluk vermesini talep etmezsiniz. Onun geçici ve kusurlu doğasının olmasına izin verirsiniz.
Ve mucize şu ki, siz artık ondan olanaksız bir şeyi talep etmediğinizde, her durum kişi, yer ya da olay sadece doyum verici hale gelmez, aynı zamanda daha uyumlu ve dingin de olur.
Bu anı bütünüyle kabullendiğinizde, ''olan'' ile artık tartışmadığınızda, zorlayıcı düşünme itilimi azalır ve onun yerini uyanık bir dinginlik alır. Siz tamamen bilinçlisinizdir, ancak zihin bu anı hiçbir biçimde nitelendirip etiketlememektedir. Bu içsel direnmeme hali sizi insan zihninden sonsuz derecede daha büyük olan koşullanmamış bilince açar. Bu engin zekâ o zaman kendisini sizin vasıtanızla ifade edebilir ve size hem içten hem de dıştan yardımcı olabilir. İşte bu yüzden içten direnişi bıraktığınızda genelde koşulların değişip daha iyileştiğini görürsünüz.

Eckhart Tolle


İnsanlar vardır; Gelip geçerler
hayatlarımızdan ...
Kimi depremlerle gider,
Kimi fırtınalarla...
Ben kalanlardan yanayım...
Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını
severim,
Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını.

Şems-i Tebrizi


Bu hayatta kimseyi itekleyerek ne hayatınız da ne de etrafınızda tutabilirsiniz..
Sevgi ve vefa gönül işidir..
Hamurun'da harcında olmayanın sırtına yüklemeyin..

Bırakın giden gitsin..

🍂🍂


Bir sabah güne kahve ve şiirle başlamak güzeldi...

Rüyadasın, hayaldesin
Hem yürekte hem dildesin
Baharda açan güldesin
Bülbüldeki dil sevdiğim

Yaşar ÖKSÜZ


''Yol Bitti Komutanım Virajı'' / Demirköy.KIRKLARELİ...
Yol Bitti Komutanım Virajı'nın hikayesi 
Yıllar önce Demirköy'e askerliğini yapmak için gelmiş bir asker ilk defa gece yolculuğuna çıkınca karşılaştığı bu viraja gelince durur. Komutanı, aracı niye durdurduğunu sorunca; 180 derecelik virajdan sonra yolun devam ettiğini göremeyen  asker '' YOL BİTTİ KOMUTANIM!'' der.
Komutan ''OĞLUM, YOL BİTER Mİ HİÇ'' diye cevap verir ve askerle birlikte
aşağıya iner. Yolun tam 180 derece U dönüşlü olduğunu görürler.
O gün bu gündür, bu viraj ''Yol Bitti Komutanım'' olarak anılır.

(Gördüğünüz gibi çevrede kar yağmış bile)


Bu da Mahya dağından bir görüntü, en azından yarın bir miktar da buraya bekliyoruz Allahtan....


Her yalnızlık şifa değildir. 
"Kendi haline bırakılırsa zehirli bir ejdere dönüşeceğinden korkuyorum." 
Kaplan ve ejderha filminde geçen bu replik, tehlikeli yalnızlığı işaret ediyor. Çünkü yalnızlık, insanın içinde hem şifa hem zehir taşır. Ve kendini sağaltmanın yollarını bilmeyenler için yalnızlık en büyük tehlikelerden biri.

Lacivert dergi


Bütün bir ay zincir kırma tablomu boyadım durdum, son hafta maalesef zinciri kırdım, bunlarda semeresi:))


Bunlarda Ocak ayı kolajı, kitaplar Aralık ayı aldıklarım kolaja yanlışlıkla ilave etmişim düzeltmedim. 

Ben battaniye altına kaçar, kendinize iyi bakın.
İyi haftalar,





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder