OKUDUKLARIM 2026/52 TERAPİSTİME ANLATAMADIKLARIM

19 Eylül 2026

 


Michelle M. May çığır açıcı kitabı Terapistime Anlatamadıklarım’da, bir terapistin zihnine, kendi terapi sürecine ve yoğun terapi pratiğine açılan samimi bir kapı aralıyor. Walter, Emma ve Michelle’in içsel yolculukları aracılığıyla, anlatamadıklarımızı dinlemenin iyileştirici gücünü keşfediyoruz. Sevilme arzusu etrafında örülen bu anlatı, insan deneyiminin ortak yaralarını cesurca görünür kılıyor.

May, ilişkilerimizi korumak adına geliştirdiğimiz gizlenme stratejilerini ve bunların benlik sevgimizi nasıl aşındırdığını derinlemesine inceliyor. Kendi kırılganlıklarını da paylaşarak, terapiyi yalnızca bir tedavi yöntemi değil, bir yüzleşme ve dönüşüm alanı olarak sunuyor. Kişisel olanla evrensel olanı ustalıkla harmanlayan anlatısı, okuyucuyu kendi duygusal suskunluklarını sorgulamaya davet ediyor.

Terapistime Anlatamadıklarım, hem ruh sağlığı profesyonelleri hem de içsel keşfe açık bireyler için dönüştürücü bir rehber. May’in içten ve cesur sesi, acının ardındaki potansiyeli ortaya çıkarıyor; savunmasızlığın gücünü ve iyileşmenin olanaklılığını hatırlatıyor. Bu kitap, insan ruhunun dayanıklılığına yazılmış dokunaklı bir övgü.

Anlatılmamış olan, iyileşme yolculuğumuzu şekillendirme gücüne sahiptir.

“Bu kitapla Michelle M. May, Yalom, Havens ve Greenberg gibi büyük terapi hikâye anlatıcılarının arasına katılıyor. Anlatıları, ileri düzey bir dinamik terapistin anbean gelişen düşünce sürecini ay­dınlatıyor ve okuyucuyu daha da derinlere, terapide birey olarak yaşadığı gelişim sürecine götürüyor. Kitap, karmaşık psikodinamik kavramları berrak bir şekilde açıklayan, ilgi çekici klinik hikâyelerle dolu. Bu yönüyle hem deneyimli hem de yeni başlayan terapistler için sürükleyici ve öğretici bir okuma sunuyor.”
— Dr. Maury Joseph, PsyD, Yoğun Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi Eğitim Programı Fakültesi, New Washington Psikiyatri Okulu

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM; 

Anlatamadıklarımızın iyileştirici gücü olan bir kitap.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Savunmalar, zayıflıklarımız değildir; aksine duygularımızı ve dürtülerimizi kaldıramayanları korumak üzere kullandığımız stratejilerdir.
*****
Anksiyete ve zararlı savunma mekanizmaları, bizi terapiye götüren nedenleri yaratır.
*****
İnsanlığımızı basitleştirmeye veya görmezden gelmeye çalıştığımızda acı çekeriz. Karmaşıklığımızı kabul ettiğimizde ise mükemmellik yanılsamasından kurtuluruz.
*****
Kaçınılmaz acı ile yersiz ıstırap arasındaki farkı ayırt etmek önemlidir. Kaçınılmaz acı kayıplardan, çatışmalardan, değişimlerden, pişmanlıklardan ve yaşamın beraberinde getirdiği bazı yaralanmalar ile hastalıklardan kaynaklanır.
*****
Yersiz ıstırap ise bilinçli yada bilinçdışı süreçlerimizle, aslında yaşanmaması gereken bir yük olarak ortaya çıkar. Yersiz ıstırap, hayatın kaçınılmaz acılarının önlenebileceği yalanına inanmanın sonucudur. Oysa bu mümkün değildir.
*****
Günümüzde çoğu terapi başarısız oluyor çünkü insanlar terapistlerine değil duvarlara, halılara, bitkilere ya da kitap raflarına konuşuyorlar.
*****
Freud'un dediği gibi, görmek için gözleri, duymak için kulakları olan herkes bilmelidir ki hiçbir ölümlü sır saklayamaz. Dudakları sussa parmak uçlarıyla konuşur.
*****
Bir ruh sağlığı teşhisi de yalnızca belirtileri tanımlar ama nedenlerini ya da nasıl tedavi edileceğini açıklamaz.
*****
Genellikle terapi koltukları rahatlığın zirvesidir.
*****
İnkar bizi bir rüyaya hipnotize etmenin yoludur. İnkar der ki olan şey aslında yoktur.
*****
Terapistler, insanların aslında çözmek istemedikleri sorunları çözmeye çalıştıklarında tükenirler.
*****
Özel ayrıntılar paylaşmak, yakınlığı artırır. Yakınlık, duyguları derinleştirir.
*****
Tıbbi bir sorun terapistin değil, doktorun alanına girer. İnsanlar bazen doktora gidip aslında sadece bir terapistin çözebileceği bir sorunla karşı karşıya kalırlar.
*****
Düz kas anksiyetesi
Düz kaslar, irademizle hareket ettiremediğimiz kaslardır. Sindirim sistemini, idrar yollarını, arterleri ve damarları kaplarlar.
*****
Mide bulantısı yüksek anksiyetenin bir işaretidir. Vücudumuzun, aşırı anksiyete ve güvensizlik hissi yaşamadan taşıyabileceği bir duygu sınırı vardır. Gerilim, bu sınırın altındaki anksiyeteyi ifade eder. Mide bulantısı, migren, reflü, bağırsak sorunları baş dönmesi, bulanık görme ve işitme problemleri ise bu sınırın aşıldığını gösterir.
*****
Kaçındığımız şeyleri araştırmak aynı zamanda umut aşılar. Ve depresyondaki biri için umut her şeydir.
*****
Bizi kaygılandıran şeylerden kaçınmak, rahatlamamızı sağlar. Eğer anksiyetemiz çok yüksekse, bir savunma mekanizması onu en uygun seviyeye indirmeye yardımcı olur. Ancak anksiyetemiz zaten uygun bir seviyedeyse, savunma mekanizması bu süreci yavaşlatır; yüzleşmemiz gereken şeylerden kaçınırız.
*****
Eğer güvendiğiniz kişiye karşı duyduğumuz öfke onları rahatsız ediyorsa onları korumak için bu öfkeyi kendimize yöneltiriz. Böylece öfkemizi kendimize çeviririz.
*****
Acı gerçektir, etkileri gerçektir ve bu acı ile ıstırap bedende yer eder. Yanlış giden bir şeyler vardır.
*****
Gerçek fiziksel ağrıların bazen psikolojik bir nedeni olabilir.
*****
Çene ağrısı, gerilim tipi baş ağrıları ve diş sıkma gibi belirtiler, istemli kaslarımızda (yani kontrol edebildiğimiz kaslarda) biriken anksiyeteden kaynaklanabilir.
*****
Belki sanırım, kesin bir cevabın yerine geçen, varsayımlar ardına saklanan bir savunmaydı bu.
*****
Kendimizi fark etmediğimizde, kendimizi ihmal ederiz.
*****
Duygulardan yoksun olduğumuzda, hayat yolculuğumuz yönlendirici bir pusuladan yoksun kalır. Duygular bize rehberlik eder, bizi isteklerimize doğru çeker ve kaçındıklarımızdan uzaklaştırır. Duygular, bağ kurmayı ve yakınlığı mümkün kılan tutkaldır. Başkalarıyla bağ kurmak, duygularımızı anlamaya ve benimsemeye dayanır. Sağlıklı ilişkiler geliştirmek için duygularımızın ve dürtülerimizin farkında olmak onları bastırmadan ya da düşüncesizce hareket etmeden kabul etmek arasında bir denge bulmak hayati önem taşır. Duygular bir antidepresandır.
******
Birine güvenmek, derinlerdeki süreçleri harekete geçirir. Yardım istemek, geçmiş ilişkilerde yaşanan deneyimlere dayalı bilinçdışı hisleri uyandırır.
*****
Kendimizi ihmal ettiğimizde, depresyona girip depresyonun derin ve karanlık sularında boğulabiliriz.
*****
Hepimiz insan karmaşıklıklarının ve inceliklerinin eşsiz bir harmanıyız.
*****
Eğer duygularımız, erken yaşta kalmamız için gerekli olan bir bağı tehlikeye atmışsa o duygular anksiyeteyi tetikler, bu da bir tehlike sinyalidir. Bu anksiyeteye yanıt olarak, savunmalar otomatik olarak yükselir ve bu duyguları saklayarak sevdiğimiz kişiyi korumamıza yardımcı olur. Anksiyete, geçmişte duygularımızın tehlikeli olduğunun sinyalini verir. Savunmalar ise duygularımızı başkalarından saklayarak ihtiyaç duyduğumuz ilişkileri koruma yollarımızdır. Bu hoş olmayan duyguları savuşturma biçimimiz, hepimiz için benzersizdir. Savunmalar, çektiğimiz acının hikayesini sessizce anlatır. Savunmalarımız, başkalarının bizden beklediklerinin yankısını taşır.
*****
Başkalarını, memnun etme savunması, bir kişinin kendi gerçek benliğiyle ilişki kurmak yerine başkalarını mutlu etmeye çalıştığı bir durumdur. Benzer şekilde, uyum sağlama savunması da bir kişinin kendi gerçek benliğiyle ilişki kurmak yerine başkasının söylediklerine katılmaya çalıştığı bir durumdur. Memnun etme ve uyum sağlama hem samimiyeti hem de kişisel gelişimi öldürür.
*****
Duygular anksiyeteyi yaratır, anksiyete de savunmaları.
*****
Derin bir kederi örtmek için öfkeyi de kullanabiliriz.
*****
Utanç bazen uyum sağlayıcı olabilir ama bu nadirdir.
*****
Öfke, sevgi, mutluluk, üzüntü, cinsel arzu ve suçluluk, hissedildiğinde terapötiktir. (bu duyguların mutlaka dışa vurulması gerekmez. ) Utanç savunması ise şöyle der: Kafanı kuma göm ve kimseye korkunç halini gösterme! Sen kötüsün! Olduğun kişiden utanmalısın' Sonsuza kadar saklan!
*****
Öfke buharlaşıp kaybolmaz.
*****
Yalan söylemek -ister yanlış bilgi vererek ister doğruyu saklayarak olsun - terapi için ölümcül bir darbedir. Terapinin ilerlemesini engelleyebilecek savunmalardan biridir. Terapistler zihin okuyamazlar. Genellikle bir terapist, danışanın yalan söylediğini bilmez ve bu konuda hiçbir şey yapamaz. Bu noktada yalnız kalırsınız,
*****
Bağlantı kurmaya direnmemin nedeni, bu bağın acı veren karışık duyguları tetiklemesiydi.
*****
Hissetmenin güvenli olduğu bir yerde, reddedilmeden büyüdüğünüzde, yetişkinlikte daha az anksiyete sorunları yaşarsınız ve savunma mekanizmaları oluşturmanıza gerek kalmaz. O koşulsuz sevgi, şu sözlerle ifade edilebilir.
*****
Suçlama ile nedensellik arasında bir fark var.
*****
Suçlama, bu senin suçun. Nokta der. Ne terapötik bir inceleme ne de davranışların sorumluluğunu alma süreci vardır.
*****
Başkalarının bizi değiştirmesini beklersek, bugün olduğumuz kişi olarak ölüp gideceğiz.
*****
Empatinin avantajları olduğu kadar dezavantajları da var.
*****
Kendini görmezden gelmek, küçümsemek ve saldırmak üzere doğmadığını biliyoruz.
*****
Aile dinamiklerin, kendine artık yararı olmayan bir şekilde davranmayı öğrenmene neden olmuş olabilir.
*****
Savunma mekanizmalarına saygı göstermek çok önemlidir.
*****
Terapiden sonraki anlar, çoğunlukla savunma mekanizmalarımızın zorlandığı ve anksiyetenin düzenlendiği yoğun deneyimlerle doludur. Bu anlarda duygular ve anılar daha net hale gelir, fikirler ve kararlar kolayca şekillenir.
*****
Bazı danışanlar, terapistlerini duygusal dünyalarını kabul ederken diğerleri terapistleri dışarıda tutmak için savunmalarını kullanır.
*****
İçindeki hayatı ölmeden önce neden sona erdiriyorsun.
*****
Manik kelebek etkisi: Kötü bir sonuca neden olan uzun bir olaylar zincirinde küçük bir rol oynadıysak, kendimizi suçlu hissederiz. Oysa çoğunlukla suç bizde değildir.
*****
Cezalandırıcı suçluluk, 
peşimizi asla bırakmaz, bizi sürekli kötü hissettirmeye devam eder. Genellikle bunu hissetmeyiz bile, sadece suçluluk dolu sözleri sürekli kendimize tekrar ederiz. 
Sağlıklı suçluluk ise bir duygudur ve bir noktada sona erer. Acı vericidir ama aynı zamanda bizi ıstıraptan kurtarır. Cezalandırıcı suçluluk ise bizi sonsuza kadar acı içinde bırakır.
******
Savunmalar tıpkı sonu gelmeyen bir sis gibi sonsuza kadar kalabilir. Anksiyete, elektriğe kapılmış gibi hissettirip hiçbir kaçış yolu olmadan ebediyen var olabilir. Ancak duygular geçici dalgalardır.
******
Önemli bilgileri paylaşmamak için danışanların çeşitli sebepleri vardır. Bir sebep, o bilgilere erişimleri olmamasıdır çünkü bu bilgileri "Önemli değil" kutusuna koymuşlardır.
*****
İnsanlar çocukları ne kadar çok şey duyduğunu fark etmiyorlar.
*****
Bir terapistin görevi, danışanın savunma mekanizmalarını tespit etmek, bu savunmaların işlevini açıklamak ve bu savunmaların bedelini, yani danışana nasıl zarar verdiğini göstermektir. Ancak o zaman bir kişi, bu savunmalara karşı çıkıp duygularıyla yüzleşmek isteyip istemediğine karar verebilir.
*****
Her seans öncesi hastalarımı bulundukları an içinde anlamaya çalışırım. İngiliz psikanalist Wilfred Bion, terapistlerin her seansa "hafıza ve arzudan arınmış" bir şekilde yaklaşmaları gerektiğini yazar. Kabaca, bu, terapistlerin danışanlarına kendi dürtü ve isteklerini karıştırmadan yaklaşmaları anlamına geliyor.
******
Her terapi gören kişi değiştirmek ister ve değişime direnir.
******
Öfke seni fazlasıyla zor biri yapar.
*****
İnsanlar duygularını hissetmeleri gerektiğini duyarlar ama neyin duygu olduğunu bilmezler. Mahvolmuş, hayal kırıklığına uğramış, incinmiş, manipüle edilmiş, terk edilmiş..... Bunlar duygu değil, tetikleyicilerdir.
******
Bir terapi seansı - aslında hayat da öyle- kendimizi açığa çıkarmakla saklamak arasında gidip gelen bir mücadeledir. İlk istek - kendimizi açığa vurma- sağlıklı duygusal bağışıklık sistemimizden beslenen, gerçeğe ve bağlantıya yönelik bir parçamızdır. İkinci istek ise - kendimizi saklama- ailenin, toplumun ve kültürün beklentilerine uymak için geliştirdiğimiz bir yönümüzdür. Her iki yanda bağlantı arar fakat saklayan taraf, gerçek bir bağlantının ne olduğunu anlamakta zorlanır.
******
Kendimize bakıp bir soruna katkıda bulunup bulunmadığımızı sorgulamak gelişimsel bir başarıdır. Bu olgunluğun bir parçasıdır.
*****
Bununla birlikte, eğer bu sorgulama dikkatimizi başka gerçeklerden uzaklaştırıyor. ya da kendimize acımasızca saldırmamıza neden oluyorsa, bu tür bir öz analiz zararlı hale gelir.
******
Kardeşler arasındaki sorunlar genellikle ebeveynlere karşı hissedilen duygularla ilgilidir. Kardeş zorbalığı da bu duyguları yönetmenin bir yoludur.
*****

DEVAMI VAR....


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder