TEMELİN BEBEKLERİ (TASLAKTA ESKİLERDEN UNUTULMUŞ)

28 Temmuz 2017

TEMELİN BEBEKLERİ (TASLAKTA ESKİLERDEN UNUTULMUŞ)























SEN KİMİN SESSİZLİĞİSİN...

26 Temmuz 2017

SEN KİMİN SESSİZLİĞİSİN...


Sessizliğin bir sınırı yoktur. O yüzden sessizlikten korkarız. Her anın tıka basa doldurulması gerektiğine inandığımız bir çağda, sessizlik bize boşluk duygusu verir. Kontrolün elimizde olmadığı duygusu bizi ürkütür. Eve gelir gelmez radyo veya televizyonu açarız. Bir ses dış ve iç uzayımızı doldursun isteriz. Oysa kadim gelenekler sessizliğe değer verir, insanın sessizlikle içini duyabileceğini, sessizliğin sesine ulaşabileceğini öngörür.

Batı kültürünün bir özelliği de boşlukları doldurmak. Öte yanda, dili daha küçük doğrusal birimlere ayrıştıramayan kültürlerde, sessizlik de konuşma yerine geçer. Uzun veya kısa sessizliklerle bir kelime diğerinden ayırt edilir. Konuşmaya gerçek anlamını sağlayan şey sessizliğin ta kendisidir. Sözgelimi Eskimo dilinde tek bir kelimenin kısa bir şiir olabileceği söylenir. Şiir biraz da dile gelmeyendedir.

Sessizliği içermediği şeyle tanımlarız, ne olmadığıyla. Bu haliyle o günümüzün dünyasından kovulmak istenir. Onun boşluk veya tepkisizlik olduğuna çoktan hükmedilmiştir. Sonsuz bir gürültü çağıltısında o yapısal bir hatadır. Unuttuğumuz şey şu ki, dinlemek ancak insanın sessizliğiyle mümkündür. Dinlemek ve sessizlik ancak birlikte var olur. Günümüzün dünyasında pek azımız diğeriyle gerçekten konuşuyor. Daha çok, içimizde biriktirdiğimiz kelimeleri bir başkasına boşaltmış oluyoruz. İnsanlar sessizlik istediklerinde başkalarının susup kendilerinin konuşmasını bekliyor. Bireyciliğin bayraklaştırıldığı bir çağda, herkesin kendi kafasının içindekini fütursuzca boşaltması bekleniyor. Güç, kelimelerde. Kelimeler insanları ikna ediyor, yönlendiriyor, kandırıyor, kontrol ediyor. Konuşarak kendimizi ve karşımızdakini ne kadar biricik, ne kadar değerli olduğumuza ikna ediyoruz. Sessizliği bozan şey, işitilme endişemizden başkası değil.

'Çağımız bir gürültü çağı' diyor Aldous Huxley, 'fiziksel gürültü, zihinsel gürültü, arzunun gürültüsü.' Teknoloji sessizliğe saldırıyor. Reklam endüstrisi arzuyu kışkırtarak insan ve özü arasına duvarlar örüyor. Oysa sessizlik içimizde bekleyen insanı olgunlaştırır. İçimizde bekleyen sesleri açığa çıkarır. Bizi kendimizle karşılaştırır. Sessizlik insanı daha az fevri kılar. Yavaşlatır. 'Sakin ol/ Duvardaki tuğlaları dinle / Sessiz ol, onlar / Senin ismini söylüyor / Kimsin sen / Kimsin? / Kimin sessizliğisin?' Şairin dile getirdiği bu soruyu harika buluyorum: Sen kimin sessizliğisin? Evet, sessizlik konuşur. Sessizlik dilin ebedi akışıdır. Konuşmakla kesintiye uğrar. Bir keşiş, üstadına sormuş: 'İlk Kelime nedir üstad?' Üstad sessiz kalmış. Keşiş, başka bir üstada gitmiş ve bu hikâyeyi anlatmış. 'İlk Kelime sana zaten söylenmiş' demiş bu üstad. Sükût, içimizde keşfedilmeyi bekler. Onu keşfetmekle, kendimizi keşfetmiş oluruz.

Bilgeler konuşmak değil sükut sanatında ustalaşan insanlar arasından çıkar. Sükut, evet kimilerinde ahmaklığın bir örtüsü oluverir. Kimileyin incinebilirliğe karşı bir zırh olur. Ama sessizlik seçilebilir de. Gürültünün ortasında insan kendisini doğru bir var oluştan uzaklaştıran her türlü sese kulak tıkayabilir. Cep telefonunu kapatabilir. Lüzumsuz lakırdıdan perhiz yapabilir. Sözü uzatmayabilir. İnsanı ve âlemi, sessizliğin verdiği zenginlikle temaşa edebilir. Kendisini anlatmak telaşından geri durabilir. Böcekleri, yaprakların hışırtısını, okuldan dağılan çocukların neşesini dinleyebilir. Bir bulutun yer değiştirirken çıkardığı sese, 'bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü'ye kulak kesilebilir. Konuşulmayan hakkında susmayı deneyebilir. Dile gelmeyenin sesini araştırabilir.

Çağımızın bilge yazarlarından Nuri Pakdil, tanıştığı kişilerle bir sessizlik seremonisi gerçekleştirirmiş. Ankara'da Edebiyat dergisinin yönetim evinde kendisini ziyarete gelen insanlarla dört saat beş saat hiç konuşmadan oturdukları olurmuş. Ben buna bir tür dostluğa kabul töreni gibi bakıyorum. Usta diyor ki benimle sessizliği yürüyebiliyorsan, bir ömrü de yürüyebilirsin. Eğer sessizlik seni korkutup kaçırmıyorsa, içinin seslerini dinlemeye aday birisin ve seninle dostluk edebiliriz. Birlikte sessizlikten öğrenebiliriz.

Sessizliğin sesi içinde duruyor dostum. Sus ve onu açığa çıkar.


Prof. Dr. Kemal Sayar

HAFTA BAŞINDAN...

25 Temmuz 2017

HAFTA BAŞINDAN...

Hafta başı parkta kalvaltı ve gazete faslı..


Bahçeden...


Kendiliğinden çıkan bostanımız, herhalde kuşlar taşıdı çekirdeğini


Çapa ile aşk yaşayan balım kızım...


çekirdekten biberlerim...


Sevmedim yarım kaldı ikinci ele gidecek...


Biz rejim diyelim biz yürüyüş diyelim, komşular düşman olmuşlar börek getirdiler hemde peçka böreği...


OKUDUKLARIM 177 / SOĞUK ÖPÜCÜK

OKUDUKLARIM 177 / SOĞUK ÖPÜCÜK

Bellamy Lyston henüz on iki yaşındayken ablası Susan fırtınalı bir günde vahşice öldürülür. Bellamy'nin fırtınalardan korkusu, o günün en yıkıcı dakikalarında neler olduğuyla ilgili hafızasındaki anları da cinayet yeri gibi yakıp yıkar. Genç kadın on sekiz yıl sonra, gerçek katilin bulunması ve olayın aydınlatılması için cinayeti konu alan sansasyonel bir roman kaleme alır. Böylece ailesine dair tetikte bekleyen ölümcül sırların da fitilini ateşlemiş olur.

Bellamy, Susan'ın ölümünü çevreleyen olayların derinlerine daldıkça hayatını tehlikeye atma pahasına dahi olsa akıl almaz gerçeklere ulaşır. Eksik anılarına rağmen ablasını kimin öldürdüğünü ortaya çıkarana kadar da durmaya niyeti yoktur. Tabii katil ondan önce davranmazsa…

"New York Times çoksatanlar listesinde bir numaraya yükselen Sandra Brown, ailesinin sırlarla dolu geçmişine ait gerçekleri aydınlatmaya çalışan Bellamy Lyston'ın sürükleyici ve çarpıcı hikâyesiyle yeniden karşımızda."
-New York Times-

"Merak uyandırıcı, heyecan dozu yüksek ve ustaca kurgulanmış Soğuk Öpücük kanuni yozlaşma, psikolojik işkence ve yürek burkan bir ihanetin öyküsü."
-USA Today-

"Aile bağları, sevgi ve ihanet Soğuk Öpücük'te sıra dışı bir bakış açısıyla sorgulanıyor. Sandra Brown bu kez ezber bozan bir hikâyeyle dönüş yapmış."
-Romantic Times-

(Tanıtım Bülteninden)

İZLEDİKLERİM 89

24 Temmuz 2017

İZLEDİKLERİM 89

ŞANTAJ

Doktor Kevin Riley (Elon Bailey), eşi Julie (Bethany Joy Lenz) ve oğlu Andy ile Bahamalar’ın cennet gibi adalarında tatile çıkmıştır. Her şeyin harika başladığı tatil, kiraladıkları bir tekneyle terkedilmiş bir adaya gidip, teknenin bozulması ve yiyecekleri olmadan adada mahsur kalmalarıyla kabusa döner. Onları bulan balıkçı Miguel (Barkhad Abdi) Kevin’ın karısı ve çocuğunu alıkoyarak yüklü bir miktar fidye ister. Sağlık durumu kötüye giden eşi ve çocuğunu kurtatabilmek için Kevin’ın çok az zamanı vardır.


KEMİKLERİNE KADAR


Ellen, yeme bozukluğu için şimdiye kadar 4 farklı tedavi merkezine gitmiş anoreksik bir genç kadındır. Ellen’ın ailesi onun gözlerinin önünde öldüğünü düşünmektedirler. Yetenekli bir sanatçı olan Ellen, yaptığı çizimin kendisi gibi anoreksik birine korkunç bir etkiye neden olunca çizmemeye başlamıştır. Kötü bir dönem geçiren, yaşamayı isteyip istemediğine karar veremeyen Ellen, sonunda 5. ve son kez tedavi olmaya karar verir. Anoreksi hastalarının tedavi merkezini yöneten sıra dışı doktor, Ellen’in hastalığını aşmasını ve yaşamayı seçmesine yardımcı olur.



İnsanlar seni sevdiklerini söylerler. Ama seni sevmenin kendilerini nasıl hissettirdiğini anlatmak isterler. Ya da aslında senden alabileceklerini severler. 



ÇÖKÜŞ

Hitler ve yakın arkadaşları kendilerini sığınaklarda güvene almışlardır. Aralarında Führerin özel sekreteri Traudi Junge de vardır. Berlin artık düşmüş bir kaledir fakat Hitler, şehirden çıkmayı ve teslim olmayı kabul etmemektedir. Halkının tüm fertleri dışarıda yok edilirken o, son yolculuğuna hazırlanmaktadır. Birlikte intihar etmeden birkaç saat önce Eva Braun ile evlenirler. Cesetleri düşman eline geçmemesi için yakılır. Führerin peşinden yıllarca sadık bir şekilde gitmiş birçok insanın durumu da farklı değildir. Berlin düşerken herkesin ölümle yaşam arasında seçim yapma saati giderek yaklaşmaktadır.

VENGEANCE


Eski bir Körfez Savaşı gazisinin, 12 yaşında Bethie adında bir kızı olan Teena’nın tecavüzcülerinin bulunmasına yardımcı olması anlatılmaktadır.



OKJA



Küçük kız Mija sanki bu dünyadan olmayan dev bir hayvana gönüllü olarak bakmaktadır. Fakat bu hayvanın peşinde bir sürü kişi vardır bunların başında bilimsel çalışma yapmak isteyen insanlar hayvan hakları savunucuları ve para kazanmak isteyen şirketler. Mija bir anda bunların arasında kalacak ve o hayvandan ayrılmak istemeyecektir.