ŞÜKÜR EVDEYİZ

13 Mayıs 2025

ŞÜKÜR EVDEYİZ

 

 
Herkese benden merhabalar,  
Yaklaşık bir aydan bu yana hastayız hepimiz, ben hasta oldum tam iyileşmeden ağbim hasta oldu, o iyileşmeden annem hasta oldu. Bu süre içinde ana sağlık ile tedavi olduk, fakat ağbim çok aşırı terlemeler ve istifra yapınca artı şeker 400 lere çıkınca ve ayakta bir yara açıldı aniden kanama yapınca acil olarak kan tahlillerini yaptırdık CRP 309 değerine ulaşmış ki bunu nasıl yaptı vücut anlamadık, normal değeri 5 olması lazım, şeker 350 lerde olunca ve bazı değerlerde düşük çıkınca acilen hastane doktoruna ulaştık, doktorumuz biraz ters ama başarılı bir doktor, hemen yatış kararı verdi. Yaklaşık 5 gündür hastanede idik, antibiyotik ve serum tedavisi sonucu şeker 74 lere CRP değeri de 7,8 e düştü. Tüm gün hastanede olmak inanın çok sıkıcı. Ara sıra kantine inip kahve içtim, tamda acilin önü idi, her türlü olayı görüyorsunuz, ağlamalar, bağırmalar, çağırışlar, insan çeşit çeşit acı yaşıyor. Özellikle 14 yaşında bir kız getirdi ailesi, akran zorbalığı yaşayan 5-6 bayan toplanıp devamlı bu kızı dövüyorlarmış, ailesi polisle birlikte darp raporu alıyordu savcılığa suç duyurusunda bulunacaklar. Kız kendisini dövenleri tanıyor ama adreslerini bilmiyor.... Acı bir olay...
Bizim şimdi nur topu gibi bir yaramız daha var ayakta, hergün bu yaraya da pansuman yapacağım.
Odada birlikte kaldığımız aile ile iyi anlaştık, onlar çevre köylerden birinden idiler. Ortak tanıdıklarımız çoktu muhabbetimiz iyi idi. Ağbim diyetine dikkat etti ama süleyman amca pek dikkat etmiyor, bisküvi yiyor, meyve suyu içiyor. Onunda 2 ayağında 25 yıldır yaralar varmış, en son topuk patlamış onunda CRP yüksek, özel hastanede 21 gün yatmış 2 puan gerilemiş CRP , Demek ki hergün sadece serumu takmışlar, antibiyotik tedavisi uygulamamışlar.  Devlet hastanesinde 7 günde 10 lu değerlere düşmüş CRP. Özel hastane derken bir kere daha düşünmek lazım diyorum. 120.000 TL almışlar sonuç sıfır. Ben özel hastaneyi tomografi, ultrason, mr gibi olaylarda tercih ediyorum malum devlette yıllar sonrasına randevu veriyorlar. Ama tedavi açısından devleti tercih ediyorum. En son gece gıcık halinde yaşadığım öksürüklerim vardı, Göğüs hastalıkları İpek hanımdan randevu aldım. Bir serum bir antibiyotikle benim öksürüğe gıcığa elveda dedik.  
Kendinize ve sağlığınıza çok dikkat edin. 
 

 


OKUDUKLARIM 2025/16 KUŞLAR KIRAATHANESİ

05 Mayıs 2025

OKUDUKLARIM 2025/16 KUŞLAR KIRAATHANESİ

 

 
Samet Çıldan hikâyelerinde taşra kabul edilen yörelerin insanının (bilhassa okumuş gençlerin) zamanla, hayatla, yer yer toplumla yaşadıkları gerilimleri, iç dünyalarında yaşadıkları gelgitleri, geleneğin ve toplumsal kültürün ışığında sorguluyor. Göz ardı edildiği düşünülen bir kesimin gözlemlerini ve yaklaşımlarını ironik bir dille aktarıyor. Çözümleme gücünün zengin bir dil kullanımıyla harmanlandığı hikâyeler özellikle çağa şahitlikler ve günün sorunlarına değinme yönleriyle okurla kuvvetli bir bağ kuruyor.
 
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;
 
Severek okudum yazarın hikayelerini...
 
KİTAPTAN ALINTILAR;
 
Yalnızlığından memnun biri gelen misafire gitsin gözüyle bakar.
*****
Az biraz delikanlı ol, mevsimine göre adam mı değişir?
*****
Kişioğlu dilinin altında gizlidir.
*****
Evrensele ulaşmanın yolu mahalli kültürden, yerel olandan geçer.
*****
Anladığım kadarıyla okumak ve gözlemlemek, yaşamaktan kaçmanın bir yoluymuş sizin için.
*****
Başkalarının duygularına değil, kendi duygularınıza yoğunlaşmayı deneyin.
*****
İnsanın rızkı neredeyse kişiyi yanına çağırırmış.
*****
Hacı Bektaş hazretleri ne demiş, oturduğun yeri pak et, kazandığın lokmayı hak et.
*****
Sen yitirdiğin heveslerinin ağıdını yakıyorsun.
*****
İnsanın insanı konuşmadan da anlaması güzel şey.
*****
Delilik hakiki ve kavi bir rütbedir.
*****
Erin er olsun da yerin çalı dibi olsun.
*****,
Hangimizin içinde yarım kalmışlıklardan dikili anıtlar yok ki.
*****
Allah bunlara uyuz versin, kaşıyacak tırnak vermesin
*****
   
 
 
 

MUTLU BİR YAŞAM , SAKİN BİR YAŞAMLA MÜMKÜN OLUR, ÇÜNKÜ GERÇEK HOŞNUTLUK ANCAK SAKİN BİR ORTAMDA YEŞEREBİLİR. (BERTRAND RUSSELL)

27 Nisan 2025

MUTLU BİR YAŞAM , SAKİN BİR YAŞAMLA MÜMKÜN OLUR, ÇÜNKÜ GERÇEK HOŞNUTLUK ANCAK SAKİN BİR ORTAMDA YEŞEREBİLİR. (BERTRAND RUSSELL)

 
Her Şey Şifadır.
Ve sen de öylesin.
İçinde, bu kırılmışlığı iyileştirme gücüne sahip derin bir bilgelik taşıyan bir ruh var.
İsmini değiştirebilirsin, hikâyeni de…
Ama yalnızca kendi şifan, içindeki özü değiştirebilir.
Şifanı bulduğunda, unuttuğuna inandığın tüm dağılmış parçalar seni yeniden hatırlayacak.
Şifanı bulduğunda, bütüne dönüş yolculuğun başlayacak — kendine dönüş yolculuğun...
Kolay bir yol değil bu.
Unutulmuş benliğinin otlarıyla sarmaş dolaş, bilinçaltı korkularının ektiği, dökülmemiş gözyaşlarınca sulanmış bir patikadır bu.
Yol, karanlık bataklıklar ve dönemeçlerle örülüdür; kimi yerde çökmüş, kimi yerde tamamıyla yok olmuştur.
Ama ruhun bilir yolu.
Şifan iz bırakır ardında — eğer görmeyi bilirsen.
Ve bir kez güvendiğinde,
şifanı izleyip ruhunun en derin kıyılarına vardığında,
işte tam orada bulursun SEN’i.
Çoğu insan anlamayacak bu yolculuğunu.
Anlayamazlar.
Çünkü bu yol onlara ait değildir.
Yolları zaman zaman seninkine dokunabilir,
yan yana uzun mesafeler alabilir,
hatta birbirine şaşırtıcı biçimde benzeyebilir.
Ama yine de, hiçbir zaman kendi yollarından ayrılıp seninkini yaşayamazlar.
Ve ancak yaşanmışlık getirir hakiki anlayışı.
Bazıları seni yüreklendirecek, destek olacak.
Ne güzel.
Onları yakınında tut.
Çünkü onların şifası, seninkini tamamlar.
Ama diğerleri öyle olmayacak.
Kimileri seni küçümseyecek, terk edecek, incitecek.
Olsun.
Unutma; onlar da kırık ve yaralıdır.
Kendi şifalarını görecek gözlere sahip değildirler —
kaldı ki seninkini anlayabilsinler.
Bu seni yıldırmasın.
Şifandan vazgeçmeye de kalkışma.
Çünkü sende yalnızca sana ait olan kutsal bir öz var.
Sen, herkesin anlayabileceği bir şifa değilsin.
Şifan, onların değilse,
onları sevgiyle uğurla.
Ve kendi şifalarını bulabilecekleri yola bırak.
Kalbini hınçla karartma,
çünkü hınç, ruhu zehirler; şifayı bozar.
Onlara kendi şifalarını tattırmaya kalkma.
Çünkü o zaman, seni zehirlediğini sanacaklar.
Öylesine yabancılaşmışlardır ki şifaya,
ne olduğunu bile anlayamazlar.
Acının burukluğu fazla gelir,
özlemin ağırlığı taşınamayacak kadar büyür.
Bu yüzden, onlara kendi şifanı sun.
Eğer yalan söyledilerse, şifan doğruluk olsun.
Eğer incittilerse, şifan iyileştirsin.
Eğer zalim oldularsa, senin şifan merhamet olsun.
Eğer öfkelilerse, senin şifan sükûnet.
Eğer kırgınlarsa, şifan empatiyle sarılsın.
Eğer kaygılılarsa, senin şifan huzur taşısın.
Eğer sabırsızlarsa, senin şifan sabırla süzülsün.
Eğer küsmüşlerse hayata, şifan samimiyetin sesi olsun.
Başkaları ne olursa olsun,
şifanı dengeyle ve uyumla akıtmaya niyet et.
Çünkü şifana sarıldığında yalnızca kendini iyileştirmezsin,
çevrendeki dünyaya da iyileşmenin ta kendisi olursun.
Bunu soyut, büyük, evrensel bir anlamda değil —
bizzat yaşadığın, dokunduğun, karşılaştığın dünyada yaparsın.
Her gün yüz yüze geldiğin insanlarla birlikte.
Sen ŞİFASIN.
O, sensin.
Sadece bir parçan değil;
TAMAMEN sensin.
Senin özünün merkezidir o.
Ve bunu fark ettiğinde,
her şey mümkün olur.
Bu yüzden sadece yaşamakla yetinme.
Ruhunu dünyaya aç.
Ve şifanı yaşa.
İşte ancak o zaman,
en yüce potansiyeline kavuşursun;
ilahi özüne, gerçek amacına varırsın.
— Kristin Smith 


Hepinize güzel bir hafta diliyorum, sağlıklı mutlu, huzurlu geçsin. 23 Nisan'da bir deprem yaşadık, o an ben çarşıda idim bir cafede oturdum kahve içiyordum, dışarıda olduğum için hissetmedim, hesabı ödemek için içeri girdiğimde dükkanda tavandan iplerle sarkan renkli taşlar şakır şakır çarpıyorlar deprem oldu dediler, tam hesabı ödeyeceğim ikinci büyük deprem oldu ve ben hesabı ödemeden caddenin karşısına kendimi attım, dışarıda elektrik direklerini izledik ne zaman durdular o zaman dükkana döndüm, ivedelikle hesabı ödedim ve minibüs duraklarına geçtim, eve ulaşamadım telefonla tam minibüs geldi bindim ağbim aradı geliyorum merak etmeyin dedim, eve geldim annem diyor alttan vurdu, çıkmışlar dışarı kuyu başında oturuyorlar. Ne kadar yer evi olsada insan tedirgin oluyor yinede, 99 depreminin sesini ben hiç unutmuyorum evin 2 çıkış kapısını da açamamıştık, Allah izin vermedi açmaya deprem bitti ondan sonra açabildik. Babam rahmetli Bulgaristandan geldi sanmıştı sallantıyı, daha sonra tv yi açıp ülkemizde olduğunu görünce ağlamıştık beraberce günlerce. Akabilinde İstanbul'da bir projede görevlendirildim. Haftanın 4 günü Merterde görev yapıcaktım yeni yıla kadar. Hotelde yer ayıralım dediler, yok dedim deprem İstanbulda'da bekleniyor, ben her gün gider gelirim. Sabah 4 te kalktım 5 otobüsü ile gittim gece kaçta biterse işim son araba saat 10 da idi gece eve saat yarımda dönüyordüm sabah tekrar tekrarını yaşıyordum. 3,5 saatlik uyku ile gittim geldim hep. İşte düzce depremine de orada çalışırken yakalandım 2. katta idik alt kata indik fakat orada da turnike açılmadı inanırmısınız, tıkandık kaldık, bekledik güvenlik uğraştı biraz ve açtı dışarı çıktım, sakin olup aşağıya inmeyenler vardı, dışarıdan da akşam yemeği siparişi geçilmişti onlar geldi, 2. kattan arkadaş camı açtı gel hadi yemeğin geldi dedi bende ona boşver sen yemeği benim montu çantayı kap gel beni otogara bırak öleceksem evimde öleyim:)) 26 yıl sonra o günleri tekrar yaşadım diyebilirim.
Annem odamda kitaplığa doğru kafamı veripte yatmamı istemiyor:)) kitaplar devrilse kafama gelirmiş:)) hakkaten kitaplığım tek bölüm zaten okuduklarımı kütüphaneye götürüyorum, burada olan kitaplar daha henüz okumadıklarım, bende kağıt malzemeleri satan yerden 4 koli satın aldım, kitaplığın üstünde yer alanları kolileyip başka bir odaya koyacağım, hem kütüphane envanteri de çıkarmış olurum :))
 

Geçen haftayı ailecek hasta geçirdik, ilk önce ben hastalandım, ateş, öksürük, hapşırma, gece aşırı terleme derken yatmak istemedim ki çarşıya inme sebebim de dolaşma idi, yatarsam hastalık bitene kadar yatarım diyordum, ama C vitamini ve KETEM'de  2 yılda bir yapılan kanser taramalarımı yaptırmıştım onların sonuçlarını almak için gittiğimde, sonuçları aldım okudum doktora gösterdiğimde bana sorular sordu kağıdı okuduğum için cevaplarını verdim, aferim aldım:)) bilmediğim bir konuyu da o açıkladı ben dinledim. Aynı binada aile hekimimizde var ondan da sıra aldım hepimize, ağbim de rahatsızlanıyordu çünkü. Doktorumuz hemen ilaçlarımızı yazdı, annemede koruyucu bir ilaç verdi kapmasın virüsü diye. Ben en son astım kontrolüm için doktoruma gittiğimde üzerimde kırıklık vardı, doktor bu seneyi hasta olmadan bitirdin dedi, dedim kırıklığım var sen şimdi nazarda değdirirsin bana bir ilaç yaz, boğaz gargarası ve şurup yazayım demişti onları alıp hastalığımın başlangıcında kullandığım için ve bir gece sabaha karşı aşırı da terlediğim için fazla ağır yaşamadım bu virüsü.
 Ağbim bizden kötü oldu, erkek kısmının hastalığı ağır oluyor hemen saliyorlar kendilerini, kendi hastalığımı bıraktım onunla uğraştım. Cuma iyileştik diyebilirim, cumartesi için pazara gidelim mi hacıyı arayım dedi, tamam dedim. Cumartesi akşamı yani dün eve bir geldik annem yatmış kalkamıyor virüs ona da bulaşmış, hemen takviye ilaçlarla ona da yardımcı oldum, şu an daha iyi. Fakat biz ne olur ne olmaz diye yarın ki yani pazartesi günkü pazara gitme durumunu iptal ettik, önümüzdeki cumartesi de fuar olduğu için pazar kurulmayacak yani tam bir hafta tatildeyiz anlayacağınız.
 

Kütüphaneden aldığım yeni kitaplarım...
 

 
Bardağın Neşeli Öyküsü
 ✿¸.•°*”◠‿◠˜˜”*°•.•.¸✿
"Bardak dolu" ( Optimist )
"Bardak boş" ( Pesimist )
"Bardak yok " ( Nihilist)
"Bardak benim olmalı" ( Emperyalist )
"Bardaktan seri üretime geçelim" (Kapitalist)
"Bu bardak ne yenir be" ( Mazohist )
"Bardağı alın oradan kırarım yoksa"(Sadist)
"Bi bardak su versene" ( Konformist )
"Bardağın güzelliğine bak, aynı ben" ( Narsist )
"Bu bardağı da bulamayanlar var" (Hümanist )
"Bardağı bize vermezseniz onu bir daha göremezsiniz" (Anarşist)
"Bardağı yoldaşlarla birlikte kullanalım" (Komünist)
"Bardağı yıkarken kırmayalım" (Sosyalist)
"Yarısı dolu yarısı boş bardak ne demek? kırın gitsin" (Faşist)
"Bazen öyle bi bardak düşlüyorum ki" (Ütopist)
"Kadın bardağı aldı ve narin dudaklarına götürdü (Senarist)
"Bu bardak sadece benim" (Egoist)
"Bi kere ince belli bardak ne demek?" (Feminist)
"Bu bardaktan bir gün öyle çok olacak ki (İdealist)
"Bardak gibi görünüyor da test edelim bakalım bardak mı?" (Pozitivist)
"Bu bardağın asıl sahibi kimse fikrimi ona söylerim" (Despotist)
"Bardak yenmez ağızı kesilir, insan eti mi bu (Kanibalist)
"Bardağı metal tercih ederim, bu hemen kırılır" (Militarist)
"Bardakları asıl yüz yıl sonra gör bak nasıl olacak" (Fütürist)
"Bardağın çizgileri çok keskin" (Kübist)
"Bardak güzel de biraz büyük" (Minimalist)
"Bardak kesin bizim imalatımız, kimse böyle yapamaz (Şovenist)
"Bardağı odanıza yolluyorum efendim" (Resepsiyonist )
"Bardağın altında karşıt renkten bir örtü koyamadınız mı?" (Sitilist)
"Kolay bir obje; rahat çizilir" (Karikatürist)
"Bardağın orada duruyor olması asla bir tesadüf değil; döngü gereği" (Determinist)
"Bardağın şekli güzel; bir fotosunu çekeyim lazım olur" (Oportunist)
"Alelade bardak işte" (Sürrealist)
"Bardak camdır, cam da kum ve burada hayat gizli" (Panteist)
Nası diyo siz, su istiyo ben (Turist)
Bu bardak ne? Niye kristal değil (Assolist)
Hemen atlamayın; bardak olmayabilir o (Sofist)
Altı üstü yarısı dolu bi bardak Amma uzattınız (Realist)
 Biraz Felsefe Biraz İnsanlık

 

Kısa bir migros ziyareti 
 

 



 

OKUDUKLARIM 2025/15 DOĞAYA BİR BİLET

25 Nisan 2025

OKUDUKLARIM  2025/15 DOĞAYA BİR BİLET

 

 
Doğaya bir bilet lütfen! Bugün sürdürülebilir bir yaşamın anahtarlarını arıyoruz. Yaşanabilir bir dünyanın kapılarını başka türlü açamayacağız. Bu kitapta edebiyatımızın çok değerli kalemleri, daha güzel bir dünyanın kapılarını aralayacak öyküler yazdılar sizler için. Her öykü sizleri farklı bir dünyaya götürecek, sürdürülebilir bir gelecek için hayaller kurduracak. 
 13 Yazar 13 Öykü  
Ahmet Büke – Aslı Tohumcu – Ayşe Sarısayın – Barış İnce – Bedia Ceylan Güzelce – Burcu Aktaş – Ece Erdoğuş Levi – Gülşah Elikbank – Melisa Kesmez – Özge Lokmanhekim – Sima Özkan – Sunay Akın – Yalvaç Ural
 
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;
 
Doğa ve sorunları ve çözümleri ile ilgili okuduğum 13 güzel öykü var kitapta. 
 
KİTAPTAN ALINTILAR;
 
İnsanların dünyanın sahibi değil, bir parçası olduğubu bildiği günlere yeniden kavuşmak istiyoruz.
*****
Atımı beğenmeyenin eşeği olsa.
*****
Umutsuz yaşanmaz, çare her zaman vardır!
*****
İnsanlığa en büyük sevinci ve huzuru yaşatan şeyin doğa olduğunu çok geç farketmişlerdi. Kimse gülmezdi, insanlığın mirası devasa bir pişmanlık yüküydü. Büyük felaket çağında doğa, maddiyatla değiş tokuş edilmişti. Oysa yeni dünyada para da yeryüzünden silinmişti. Çünkü gidilecek bir yer, yenecek güzel bir yemek kalmamıştı. Ekranlara düzenli yüklenen puanlarla sipariş edilenlerle her şey hallediliyordu. Çocuklara artık birer efsane gibi dilden dile anlatılan meyve ve yiyeceklerin isimleri veriliyordu.
******
Yeni dünyada merakta az yaşanır bir duyguydu.
*****
Dünya böyle devam edemez, insanlık kendine gelmeli, evrenin insan olmadan da varlığını devam ettireceğini ama bizim bir dünya olmadan yaşayamayacağınmızı herkes anlamalı.
*****
İnsanın insandan başka düşmanı yok.
*****
Doğa bizim en güzel, en yakın, en bilge arkadaşımızdır.
*****
Dünyamızın geleceği ülkeleri yçnetenlerin sözlerinde değil, çocukların hayallerindedir.
*****
 

OKUDUKLARIM 2025/14 SIRADAN İNSANLAR MÜZESİ

23 Nisan 2025

OKUDUKLARIM 2025/14 SIRADAN İNSANLAR MÜZESİ

 

 
Yitirdiğiniz sevdiklerinizin geride kalan eşyalarını saklayacak yeriniz yoksa ve onlardan kurtulmanız tek çareyse bu kitap tam size göre. Hâlâ annesinin ani ölümünün etkisinde olan Jess, şimdiye kadar yaptığı en zor şeyi yapmak üzeredir: satılabilmesi için çocukluğunun evini boşaltmak. Jess bir ömrü barındıran hatıraları gözden geçirirken bir türlü ayrılamayacağı bir şeyle karşılaştığında her şey durur: eski bir ansiklopedi seti. Tamamen geri dönüşüme hazır, yıpranmış sayfalar. Jess’e göre ise sevgiyi ve annesinin her zaman sahip olmasını istediği geleceği temsil eden kâğıtlar. Jess kitaplara yeni bir yuva bulmaya çalıştığı esnada mektuplarla, fotoğraflarla ve eski eşyalarla dolu, depo olarak kullanılan ve Sıradan İnsanlar Müzesi olarak bilinen bir mekân keşfeder. Kendisini bir anda deponun gizemli sahibiyle birlikte müzenin resmi olmayan sorumlusu olarak bulur. Bakımını üstlendikleri ve korumaları altındaki objelerin geçmişini araştırırken yalnızca nesillere ve kıtalara yayılan yürek burkan hikâyeleri çözmekle kalmaz, eve ve kendilerine dair uzun süredir gömülü sırları da gün yüzüne çıkarırlar. Mike Gayle’in terk edilmiş bir hatıra kutusundan ilham alan ve gerçek bir hayat hikâyesine dayanan romanı Sıradan İnsanlar Müzesi, anılar ve kayıplar, geride bıraktıklarımız ve kendimiz için yarattığımız gelecek hakkında dokunaklı bir roman.
 
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;
 
Gerçek bir hayat hikayesi olması, 2. Dünya savaşı ve hikayenin sonunda Auschwitz'te bağlanması beni etkiledi.,
 
KİTAPTAN ALINTILAR;
 
Kederle ilgili kimsenin size söylemediği şey şuydu: Ne kadar açgözlü olduğu. 
*****
Sevdiğin insanları kaybetmek her daim zordur.
*****
Korkunun, kararını etkilemesine izin verme.
*****
Belki anlatsan daha iyi olurdu. Bazen konuşmak iyi geliyor. Farklı bir bakış açısı kazandırabilirdi.
*****
İnsanlarla ilgili anılarımız, sonunda ebedi uykuda oldukları yere değil, belki de onlara ait olan şeylere ya da eskiden birlikte gittiğimiz yerlere bağlı.
*****
Yalan ne kadar uzun sürerse inanması o kadar kolay oluyor.
*****
Bence nefret, minnetten çok daha yıkıcı.
*****