KALABİLDİĞİMİZ TEK YER, ÖTEKİLERİN BELLEKLERİDİR. (AYRILMAK ZAMANI)

12 Nisan 2026

 


Travma Sonrası Büyüme Nasıl Olur? Biraz bu önemli konuyu irdeleyelim:
Başımıza gelen her travmatik olayı çözemeyiz. O nedenle bazen o çözemediğimiz konuyla ilgili bağlantıyı kesmek isteyebiliriz. Ben onu çözemediğim için oraya bakmak istemem. Ama olanı değiştiremediğimde onunla nasıl devam edeceğimi bulmam gerekir. Orada o çözemediğim şey varken onunla beraber yoluma nasıl devam ederim? Beni daha az etkilemesini sağlayarak nasıl yoluma devam edebilirim? Olanla yoluma nasıl devam edebilirim? Bu travma sonrası büyümedir.
Burada kabul önemlidir. Kabul başına gelen kötü şeyi kabul etmek değildir. Olayın varlığını kabul etmektir. Bununla birlikte nasıl yoluma devam edebilirim? Sorusunu sormak ve yanıt aramak ‘Travma ile Büyümedir.’
Bu olayın beni daha az etkilemesini nasıl sağlayabilirim. Olay olduğunda o zaten benim için büyük bir şeydir, hemen etkisini küçültemem. Biraz zaman lazım, sonra ben hazır olduğumda yola devam edebilirim. Acı dolu bir olayın etkisini azaltmak istiyorsak bunu da küçük küçük yapmalıyız. Her gün yola devam etmek gerekir. Ve bazen de düşeriz. Acı alevlenir, kocaman olur. Bunlar da sürecin bir parçasıdır. Bir acıdan, bir kayıptan uzaklaşma bir ileri iki geri hatta bazen iki ileri dört geri olabilir. Küçük adımlar motivasyon getirir. Çünkü sinir sistemi çok yavaş çalışır, evren de çok yavaştır. O nedenle travma ile ilgili bir konuda arka arkaya yedi seans yapılmaz mesela...ara vererek yedi seans yapılır. O gün orada yapılan çalışmanın bir süre yerleşmesi beklenir. Tohum gibi. İyileşme de böyledir. Adımlar küçük olursa motivasyon büyük olur.
Travmatik bir olay karşısında baş etme mekanizmaları alt üst olmuş oluyor. Önce :
1- Çaresizlik 
ve 
2- Dehşet 
hissederiz. Bunlar travmanın özellikleridir.
Bunlar bizim benlik bütünlüğümüzü etkiler. Parçalarımızı toplamaya çalışırız. Baş etme mekanizmalarımız altüst olmuştur; çaresizlik ve dehşet içindeyizdir.
Beni benden başka kim ayağa kaldırabilir? Şu da bir hakikattir ki, benlik bütünlüğümü ancak kendim kotarabilirim… Şifacı, terapist, doktor, somatikci... vb ancak destek verebilir. O destek çekildiğinde ne olacak ? Demek ki o destekten yararlanıp benim kendimi buradan çıkartmam lazım. Önce yeniden kendi gücümü hatırlamam, benlik bütünlüğümü oluşturmam, güvenimi yeniden kazanmam gerekiyor. O nedenle çok yavaş olmam lazım. Kırılganım, yeniden ayağa kalkmaya çalışıyorum.
Eğer arkadaşlarınızdan destek alıyorsanız onun da yavaş, sakin ve anlayışlı olması gerekir. Neyi yapamadığınızı söylüyorsa bu yeniden travmatize olmanız demektir. Derhal oradan uzaklaşmayı gerektirir. Belki de hiç çözemeyeceksiniz ancak olayın olduğu zamanda sıkışıp / saplanıp kalınan o zaman ve mekandan çıkmanız gerekir.
Batı modeli bizi buraya sıkıştırıyor. Bul-çöz diyor. Doğu felsefesi ise öyle demiyor; “sen zamanda ileri doğru gitmeye başla, o vakti ve zamanı geldiğinde kendiliğinden çözülür. Bazen hayatın kendisi de çözer diyor.”
Kapitalist düzen sizin her zaman kendinizi eksik ve yetersiz hissetmeniz üzerine kuruludur. Daha fazla yiyecek, kıyafet, ...vb alarak iyileşmenizi söyler çünkü o duyguları kapatmak isteyeceğinizi bilir ve tüketim ile geçici rahatlama sağlar. Doğu Felsefesi ise; “şimdi çözmek zorunda değilsin, vakti geldiğinde çözersin” der. Örneğin: Travma sonrası için yapılan bir somatik deneyimde, bir kişideki duygular diğerini tetikledi diyelim. Bedenle yapılan çalışmalar, konuşma terapilerinden farklıdır, her an uyarılmaya veya kapanmaya geçilebilir. Kendimizde bunları takip etmek çok önemlidir. Özellikle somatik deneyimlemede travmanın ne olduğunu bilmemiz gerekmiyor. Somatik deneyimleme ile sinir sistemi üzerinde düzenlemeler yapılır. Bu birkaç seansta olur... ve yavaş hareketlerle yapılır.
Herkes birbirinin sinir sisteminden etkilenir. O nedenle günlük hayatta da kiminle birlikte olduğunuz çok önemli. Zorunlu olarak olumsuz bir kişi ile birlikte olacaksanız salınım yöntemi çok önemli. Önce kaynak seçmeniz lazım. Kaynak rastgele değil size olumlu gelen, bir şeyi hatırlatan kaynağı seçin. Bu bir obje ya da hayali bir imaj, anı da olabilir. O olumsuzluktan kaynağa gidin sonra yine oraya gelin. [ GİT- GEL ] bu bir salınım hareketi. Böylece o olumsuza girmiyorsunuz. Fiziki bir obje seçmek başlangıçta çok daha iyi. Sonrasında zihninizde de imajine edebilirsiniz. Şamanlar bu tip bir uygulamada hayali olarak koruyucu bir hayvan seçermiş.
Zorlayıcı insanlarla birlikte olduğunuzda oryantasyon ve kaynaklanma yapın. Negatif/olumsuz birisi ile birlikteyken masadaki çiçeğe, peçeteye vb… bakın-sonra kişiye dönün... ancak unutmayın ki, durumun farkındaysanız bunu yapabilirsiniz. Farkında değilseniz yapamazsınız.
Ben bütünün parçasıyım. Ben yoksam bütün eksik. Sen de yoksan bütün eksik. Bu bana da, sana da bazı sorumluluklar getiriyor. O bütünün içindeki etkileşimin bir parçasıyım. Başkalarının sinir sistemi beni etkiliyor. Demek ki benim de sinir sistemim diğerlerini etkiliyor. Demek ki ben de etrafa verdiğim etkilerden, enerjilerden sorumluyum.
Benim varoluşum kutsal, çünkü her birimiz kutsalız. Hepimiz, her şey kutsal varoluşun bir parçasıyız. Kuş, kedi kutsalım diye böbürlenmiyorsa ben de böbürlenmemeliyim. Üstelik ben onlara nazaran daha akıllı olduğuma göre sorumluluğum da var. Yani ben bu bütünün alelade bir parçası değilim.
Hepimizin birbirimize etkimiz var. Nasıl ki instagram' a girdiğimizde her sitede iz bırakıyorsak burada da bir başkasının sinir sisteminde iz bırakıyoruz. Madem ki bu gezegenin bir parçasıyım o zaman benim olumlu ve olumsuz nasıl bir katkım var ? Öncelikle gezegene olan katkım değil de, kendi küçük çevremde nasıl bir katkım var? Bazen yıkıcı, bazen yapıcı bir etki mi ? Daha fazla yapıcı? Ya da daha az yıkıcı mı? tersi mi ? Etkim, rolüm nasıl ?
Birinci derece yakınlarla ilişkide nasıl bir etki yaratıyorsunuz? Kapanmaya mı itiyorsunuz? Açılmaya mı? Çocuklarınız ve eşleriniz kendi kapasitelerini ortaya koyabiliyor mu ? Sizin yanınızda var oluşlarına bir alan bulabiliyorlar mı? yoksa varoluşunu kapatıyor mu? olduğundan farklı mı ortaya koyuyorlar? Bazen kapalı? Bazen açık mı? Yakın çevre veya iş yerimizdekiler nasıl?
Birbirimize gönderdiğimiz enerjilerle birbirimizin açılmasını veya kapanmasını sağlayabiliriz. Gönderdiğimiz enerji kendine bir alan bulur. Hoşgörü, kabul ediş yoksa olduğunuz gibi kabul görmeyeceğinizi hissedince kısmen açılabilir ya da kapanabilirsiniz.
Bize yapılanlardan şikayet ederken, biz başkasına ne yapıyoruz? Kendi mevcudiyetimle başkasının mevcudiyetini baskılıyor olabilirim. Bir başkasını baskıladığımızı fark etmemiz şaşırtıcı olmazdı. Bunun adı EGO’ dur. Fırsat bulduğumuz her an ego bunu yapar…
Yönetmeye çalışmayan hiç kimse yoktur. Karşımızdakini, kendimizden güçsüz bulduğumuz anda bunu yaparız. Bazen bir insanın belli bir yönünü baskılayabiliriz. Bizim yanımızda karşımızdaki insan mevcudiyetini olduğu gibi ortaya koyabiliyor mu? Ya da varlıksal kapasitesi kapanıyor mu? ya da bu kapasiteyi kısmı mi gösterebiliyor? Bunlar önemli konulardır.
Benim şu anki varoluş şeklim etrafıma nasıl bir enerji yayıyor? Huzur mu? Kaos mu ? Yapıcı mı? Yıkıcı mı? Ne kadar katkı sağlıyorum çevreme ?
Ego hep bir kontrol derdindedir. Ego canı yandığında can yakar. Köşeye sıkıştığında da can yakar. Köşeye sıkışınca saldırır. Oysa Bütün ile bir bağlantı yakaladığımızda Bütünün hayrını düşünürüz. Daha bilgece yanıtlar vermeye çalışır, egoyu geri çekeriz.
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:

“EĞER HAYAT SİZİN ARACILIĞINIZLA DÜNYAYA BİR MESAJ VERMEK İSTESEYDİ O MESAJ NE OLURDU ?”

Alıntıdır.


Merhaba herkese, güzel bir hafta diliyorum sizlere. Şu bir kaç gün çok soğuktu, özellikle sabahları kırağı hiç eksik olmadı. Yarından itibaren düzeliyormuş inşallah. Erik ağacı yeşillendi, laleler geçti, sümbüller geçti maalesef, şimdi onların bahçeden temizlenmesi var.
Bahçe ot içinde temizlenmesi lazım önümüzdeki hafta inşallah, hem yürüyüşlere başlamayı hem temizliği düşünüyorum. 


Arkadaşımın oynadığı tiyatro vardı, oraya gittim. Ayın 4 ünde sanat müziği konseri var oraya gideceğim kısmetse. 2 si ve 3 nde de Trabzon günleri var, Kutsi ve Selçuk Balcı geliyor onlara da gitmeyi düşünüyorum.


Bahçe kedim, komşunun yatak odasında doğum yaptı, bebeler halen orada, hava soğuk olduğu için ellemiyoruz. Komşu ara sıra anneyi salıyor, çiş ihtiyacı için:)) bizim bahçeye geliyor, salamla besliyorum, hani kızım bebeler nerede? diye soruyorum, mav deyip komşunun eve dönüyor. 



İnsan, bağ kurduğu yerde iyileşir.
Çünkü insan zihni yalnız başına değil, ilişki içinde şekillenir.
En derin yaralarımız da çoğu zaman bir başkasıyla kurduğumuz ilişkilerde oluşur.
Ve tam da bu yüzden…
iyileşme de yine bir başkasıyla, bir bağın içinde başlar.
Ama bu bağ;
kendini kaybettiğin, tutunduğun, bağımlı olduğun bir yer değil…
kendin olarak var olabildiğin, görüldüğün ve hissedildiğin bir alandır.
Bazen bir ilişki,
bazen bir dostluk,
bazen de bir terapi süreci…
Gerçek temasın olduğu her yerde, insan biraz daha kendine yaklaşır.
Belki de mesele güçlü olmak değil, doğru yerde bağ kurabilmektir.
Sevgiyle var olun ve Sevgiyle iyileşin,
kendinizi önce kendiniz sevin,
bağ kurun kendinizle yeniden, içerde bir yerde bir masumiyet bekler sizi en saf hâliyle ,
O'nun için sarılın kendinize yeniden,
bir adım ile Aşkla kucaklayın kendinizi. 
🙏☕📚🌸🍀🦋🎻🎻🎶🎵💜


Naneler olunca, yeşil soğanda yetişince kuru fasulye bunlarla yapmak şart oldu.


Çiçekleri ekmeye başladık...


Kısa bir migros turu idi....


Sünbül yine baştan ayağa terlere batmış bir halde çıkageldi ve ilkbahar geldi diye haber getirdi.

Baki

Yine gömgök tere batmış çıkageldi çemene
Nevbahar irdi diyü verdi haberler sünbül...



Dışarıda koskoca bir dünya vardı, 
yürüdüm, kendimi aradım içinde. 
Yoktum...

İnci Aral


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder