KİŞİSEL BAŞARI İÇİN BİRKAÇ İPUCU...

04 Şubat 2016

KİŞİSEL BAŞARI İÇİN BİRKAÇ İPUCU...

1.Bir vizyon oluşturun: Vizyon yaratmaya ilk adım, sabahları yataktan onun için kalkacağınız, yaşamınızı onun uğruna yaşayacağınız bir şeye sahip olmaktır.

2.Gerçek bir yalan söyleyin: Ne olmak istediğinize ilişkin öyküler tasarlayın. Böylece bilinçaltınız fantezi kurmakta olduğunuzu bilmeyeceği için,başarılarınızı büyütmek için gerek duyduğunuz taslakları yaratmakla başlamış olacaksınız. Kendi en yüksek düzeyinizin bir resmi olmadığı takdirde o düzeye asla erişemezsiniz.

3.Rahatlık bölgenizi terk edin: Gelişmeyi sağlayan şey rahatlık değil,huzursuzluk ve zorlamadır. Yetenek ve becerilerimizi sınayan ve bizi geliştiren şeyler yalnızca bizi zorlayan şeylerdir. Yüz yüze geldiğimiz her zorlu durum bizi daha yetenekli, daha becerikli kılar.

4.Televizyonunuzu öldürün: Televizyonun sizi kitaplardan daha çok mu, yoksa daha az mı motive ettiğini gösterecek bir test: Bir ay önce televizyonda ne izlediğinizi anımsamaya çalışın. Sonra da bir ay önce okuduğunuz kitabı düşünün. Hangisinin üzerinizde ki etkisi daha değerli ve kalıcı oldu? Hangi eğlence biçimi sizi öz güdüleme yönünde daha iyi kılavuzluk edebilir? Groucho Marx televizyonun eğiticiliği hakkında şunu söylemişti. ” Ne zaman oturduğum salonda biri televizyon açsa, yandaki odaya geçip elime bir kitap alıp onu okuyorum”

5.Ölüm döşeğinize uzanın: Kendi ölümünüzle yüzleşmek için can vereceğiniz ana dek beklemeniz gerekmez. Aslında, ölüm döşeğinizde ki son saatlerimizi gözümüzün önünde üç boyutlu olarak canlandırmak,paradoksal bir duygu yaratır.Sanki baştan ayağa yeniden doğmuş gibi hissedersiniz.

6.Korkunuzun üzerine gidin: Korku şelalesinin içinden koşarak geçtikten sonra ki telaş,dünyada ki en büyük enerji uyandıran duygudur. Kendinizi en hevessiz,en bitkin hissettiğiniz anda, korktuğunuz bir şey bulun ve onu yapın. Sonra neler olacağınızı göreceksiniz.

7.Bir kahraman gibi davranın: Büyük insanların gözümüze büyük görünme nedeni bizim dizlerimizin üstüne çökmemizdir. Biz de diz üstü çökmeyi bırakıp ayağa kalkmalıyız.

8.Kendi kendinizle konuşun: Plato’nun dediği gibi düşünmek, ruhunuzun kendi kendine konuşmasından başka bir şey değildir.Üstelik düşünce her zaman eylemden önce geldiği için de, kendi kendinize konuşmak, kendi kendinizi motive etmenin başarısı kanıtlanmış yöntemlerinden biridir.

9.Bugünü yaşamınızın tamamı gibi yaşayın: Yaşam şimdidir. Yaşam daha sonrası değildir.

10.Sıkıntıyı faydaya dönüştürün: Her sorun içinde bir armağan saklar.

* Steve Chandler’in kişisel başarı için 100 ipucu kitabından 

OKUDUKLARIM -128- MOR KAFTANLI SELANİK / YILMAZ KARAKOYUNLU.

03 Şubat 2016

OKUDUKLARIM -128- MOR KAFTANLI SELANİK / YILMAZ KARAKOYUNLU.

Yılmaz Karakoyunlu, Mor Kaftanlı Selanik’te Cumhuriyet tarihinin en önemli tarihsel ve toplumsal dönemeçlerinden olan “Mübadele” sırasında yaşanan insan hikâyelerini, olayın siyasi yönünü de ihmal etmeden anlatıyor.

Bir yandan Venizelos ve İsmet Paşa aracılığıyla Lozan Barış Antlaşması görüşmelerini izlerken, alınan kararlar yüzünden Türk ve Yunan topraklarının çeşitli bölgelerinde (İzmir, Mürefte, Şarköy; Selanik, Hanya, Resmo) yaşanan zorluklara, hüzne, dirence de tanık oluyoruz.


Yılmaz Karakoyunlu, kahramanlarına dönemin tarihsel, dinsel ve toplumsal koşullarında bakıyor. Asker, çiftçi, devlet adamı, diplomat ya da belediye başkanı, kim olurlarsa olsunlar, temelde bütün güçleri ve bütün zayıflıklarıyla “insan” olduklarını unutmadan, yaptıklarını yargılamak yerine anlamaya çalışarak ele alıyor onları. Böylece, bir “topyekûn savaş”tan sonra ikiye ayrılmış ve ayağa kalkmaya çabalayan iki toplumun üyelerini, eskiden kapı komşuları olan yeni düşmanları tanıyoruz. İnsanlığın –elbette aşk da dahil– bütün hallerini, hem de olanca şiddeti ve yoğunluğuyla bir kez daha görüyoruz. Bir film izler gibi hızlı ve zevkle, ama bir o kadar da derinden okuyoruz mübadillerin hüzünlerini.

İnsan bir mertebe ile bir dereke arasında yer alır. En yüce mertebe melek, en düşük dereke şeytanlıktır. Kişi bu seviyeyi ahlakıyla belirler.
*****
Taşıyamayacağımız yükü omuzlarımıza Tanrı değil, kendimiz koyarız.
*****
Bazen insanoğlu savunduğu eski fikirlerden vazgeçebilir. Bu aslında doğruyu geç idrak etmenin ayıpsız tavrıdır. Bu tavra inkar değil sadece rücu deriz. Kimi hücumda, kimi rücuda olgunlaşır.
*****
Parası olmayan adamın ölüsü insanı rezil eder.
*****
Ya en yükseğe çık ya da en derine dal, ama sakın kendisine ikisinin arasında bir yer arama.
*****
Her şey önümüze iki ihtimalle gelir. Başarı ve başarısızlık... 
Namus ve vicdan üzerine verdiğimiz her karar bizi başarı veya başarısızlık noktasında sınar. Başarısız olmayı kabul etmek zordur. Cesaret tek başına yetmez. İsabetli olmamız da gerekir.
*****
Her şey fırsatını kovaladığın yere kadardır; sen işin ilerisini görmelisin. Talihin yaver olduğu yere kadar... Sonra sahip olman gereken iradeyi yaratmalısın... Tanrılar dahil bütün başarılar irade ve gayrete dayanır.
*****
İnsanlar karekterlerinin tersiyle ortaklaşan hayat değerlerine kapılmamalıdırlar.
*****
Korkma doktor, bu kalp bu acıya dayanır, dayanmadığı şey ahlaksızlık.
*****
Ses, haksız yere çıkmadıkça kimse sesini yükseltmez.
*****
Sırlar sıkıcı şeylerdir. İnsanı dürterler, hadi konuş diye öyle baskı kurarlar ki, dilinizi zor tutarsınız.
*****
Yaşamın için kendine bir renk arıyorsan, siyahtan başla. Koyu karanlık önceleri seni biraz ürkütebilirler. Ama içinde bir ümit de belirtir. Ümit cesaretinizin ilk adımı olur. Artık alacakaranlığı fark edersiniz. Ümitler yavaşça hedefe döner. Dayanıklıysan gün ışığının vurduğunu görürsün. Buna aydınlık diyoruz. Karanlıkta renk sadece siyahtır, ama aydınlıkta her şey beyaz değildir. Renklerle donanmış bir teselli tablosu verirken derin ve zahmetli bir sorumlulukda yükler. Sizden beklenen şey bu renklerden kendinize bir mutlu dünya yaratmaktır.
*****
Dahiler hep yalnızdır.
*****
Her karanlığın açıldığı bir kapı vardır. Önemli olan o kapının açılacağı gün için sabretmek değil, açacak mahareti göstermektir.
*****
Bir şeyi yönlendirmek istiyorsan, önce ona hakim olmalısın.
****

Mübadele romanlarını seviyorsanız kesinlikle tavsiye ediyorum. Yukarıdaki linkte kitabın daha detaylı tanıtımını bulabilirsiniz.

HERKESİN İSTEDİĞİ İYİ HAYAT

02 Şubat 2016

HERKESİN İSTEDİĞİ İYİ HAYAT
Balzac’ın deyişiyle “Başka hiçbir şey değişmese bile, eğer ben değişirsem, her şey değişir.” İyi Hayat, bizi değişime çağırıyor. Var mısınız?




1999 depremini yaşarken akrabalarımızı ziyaret amacıyla Bolu’ya gittik. Bolu da deprem bölgesinin bir parçasıydı. Bolu’nun girişinde yeni bir yerleşim alanı var: Dağ Kent. Burası hâlâ bütünüyle tamamlanmış bir yerleşim bölgesi değil. İşte tam burada bir pano dikkatimi çekti. Panoda şöyle bir cümle vardı: Her zorluk bir fırsattır. O zaman için ne akıllıca bir laf demiştim kendi kendime. Kim, nasıl düşünmüştü de böyle zor bir zamanda görebilenlere, duyabilenlere böyle bir mesaj vermişti? Bunu bilemiyorum, ama ne kadar farklı ve olumlu bir bakış açısıydı. Daha sonra özel hayatımda yaşadığım başka depremlerde de bu sözü çokça hatırladım ve hep zorlukları bir fırsat bilmeye çalıştım. Tabii bu zor oldu bazen. Ama kendine acımaktan, ağlayıp sızlamaktan çok daha iyi bir yol oldu benim için.



İşte Alex Rovira‘nın  İyi Hayat’ı (La  Buena Vida) bana yine bu sözü hatırlattı. İyi hayat yaşamak şüphesiz biraz tercih meselesi, kararlılık, kendini yinelemeden yeniden doğmak meselesi… Yunus’un dediği gibi “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası”

Mevlana Celaleddin‘in Batıdaki en büyük hayranlarından Sevme Sanatı kitabının yazarı ve Freud’un öğrencisi Erich From, “Hayatın ereği, eksiksiz olarak doğmaktır; ancak ne acıdır ki, çoğumuz gerçek anlamda doğmadan ölürüz. Yaşamak, her an yeniden doğmak demektir” ifadesiyle yaşamanın bize verilmiş bir fırsat olduğu üzerinde durur. Böyle baktığımızda “hayat, bizim ondan yaptığımız ve yarattığımız şeydir.” Amacımız da ömrümüzü “İyi Hayat”a dönüştürmek olmalıdır.

İyi Hayat’ı gerçekleştirmek ve mutluluk hakkına ulaşabilmek için ne yapmalıyız? Yazar, bizi bu konuda Rabindranath Tagore‘un rehberliğine emanet ediyor: “Nasıl duyumsadığımızın ya da ne bildiğimizin önemi yoktur; potansiyel yeteneklerimizin ya da becerilerimizin önemi yoktur. Önemli olan tek şey, onlara can veren eylemdir. Birçoğumuz bağlılık, cesaret, aşk gibi kavramları biliriz, ancak gerçekte bilmek, yapmak demektir. Yapmak, kavrayışı bilgeliğe taşır; eylem bilgiyi bilgeliğe dönüştürür.

“Oturup suya bakmakla karşıya geçemezsin.”

Türkçedeki İyi Hayat, 112 sayfalık, 2009 eylülünde ikinci baskısını yapmış bir eser. Literatür Yayınlarından Ayşegül Yurdaçalış Türkçesiyle bize ulaşmış. Kitap 16 bölümden ve bir de Teşekkür’den oluşuyor. Şimdiye kadar benzer kitaplar okumuş olabilirsiniz. Buna benzer çok yayın var şüphesiz kitapçı raflarında. Bu kitabın özelliği ne peki? Kitap, sözü uzatmadan, ele aldığı konuları ayrıntılarda kaybetmeden bize sunuyor. Doğudan batıya, eskiden yeniye insanlık coğrafyasının kültüründe dolaşırken, nasıl daha iyi yaşayabileceğimiz üzerinde kafa yorduruyor bize. Unuttuklarımızı hatırlamak amacıyla sık sık bakmak için bir başucu kitabı. Tebessüm ediyoruz bazen, bazen alnımızda kırışıklıklar oluşturacak derinlikte düşüncelere dalıyoruz.

“İyi Hayat“ı gerçekte ne kadar istiyoruz? İstediğimiz bu hayat için ne kadar zorlayabiliriz limitlerimizi? Katlanabilir miyiz, vazgeçebilir miyiz ağlayıp sızlamalardan, ayakta durmak varken her daim yaslanacak omuzlar aramaktan uzak durabilir miyiz? Başkalarını bilemem, ama böyle yapma gayreti içerisinde biri olarak kitapta sözlerinden ve yaşamlarından faydalanılan önemli insanların üretkenliklerini iyi hayattan yana kullanırken zorluklara direnmeleriyle bunu başardıklarını görüyorum. Hayatı bırakmamak, zorluklara göğüs germek, iyi bir yaşam sürmek isteyen bizim gibi başkalarına da yardım etmek kitabın hedeflerinden başta geleni. Hayatı sadece kendimiz için güzelleştirmekle bitmiyor her şey. Biz hayatı güzelleştirme potansiyeline ulaşırken içimizde, başkalarının da aslında var olan bu potansiyel gücünü ortaya çıkarmak, onların da bu gücü iyi bir hayattan yana kullanmalarını sağlamak durumundayız. Yani iyi hayatlar kurmak ve kurulmasına yardım etmek hedefimiz olmalıdır. Ne güzel, ne içten ve ne kadar insani bir yaklaşım…

Hayat, bize sunulmuş bir armağansa eğer değerini iyi bilmemiz gerekiyor. Hayatın anlamını büyük yitimlerden, yıkımlardan sonra sorgularız genellikle. Çünkü böyle felaketler bizi derinden sarsar, tabir yerindeyse ufuk çizgisinin göründüğü 12 şiddetindeki deprem gibi o güne kadar görmemiz gerekenleri gösterir bize. Ama niçin böyle bir şeyi bekleyelim ki?




Balzac’ın deyişiyle “Başka hiçbir şey değişmese bile, eğer ben değişirsem, her şey değişir.” İyi Hayat, bizi değişime çağırıyor. Var mısınız?

http://indigodergisi.com/2016/02/herkesin-istedigi-iyi-hayat/?utm_medium=feed&utm_source=feedpress.me&utm_campaign=Feed%3A+indigodergisi

İZLEDİKLERİM -60-

31 Ocak 2016

İZLEDİKLERİM -60-

SAVAŞ ODASI /  2015

Jordan ailesi, kendi içinde iletişim sorunlarıyla mücadele etmektedir. Evin hanımı, Elizabeth’in tanıştığı Clara adındaki yaşlı bir kadının tavsiyeleriyle aile güçlüklerin üstesinden gelmeye çalışacaktır.

Savaş her devirde insanlığın bir parçası olmuş. Güç için zenginlik için haklarımız için ya da özgürlük için savaşırız. Her zaman savaşmak için bir neden olur. Fakat her savaşta tek bir doğru vardır. Savaş alanının arkasında bir kişi strateji geliştirmiştir.
*****
Zaferler kaza eseri elde edilmiyor.



NOVA GEÇİDİ / 2011


İspanya’nın baskısı altında ekonomik anlamda zor bir dönem yaşayan Hollanda’nın kurtuluşunun tek yolu Hindistan, Çin ve Japonya ile yapacakları ticarettir. Bunun için de gemileri kullanmayı planlamaktadırlar.  Ama denedikleri ilk yolda yine İspanya karşılarına çıkmıştır. Başka bir yol ise kuzey kutbuna yakın bir noktada bulunan Nova Zembla’nın etrafından dolaşmaktır. Sevdiği kadınla evlenebilmek için paraya ihtiyacı olan ve bu nedenle bu yolculuğa çıkan Gerrit de Veer’in hikayesi anlatılmaktadır filmde



63 CEHENNEMİ / 2009

1963 senesinde Hollanda daki geleneksel paten yarışmasını konu alan filmde; O günkü 18 derecelik hava sıcaklığında, 9294 yarışmacının katıldığı 200 kmlik şiddetli yarışda sadece 69 kişi finish çizgisini görecektir



EVEREST / 2015

İki grup dağcının görkemli Everest dağına yaptıkları yolculuk, herkesin aklının bir köşesinde bulunan büyük çığ felaketi ile belaya girer. Dağcıların bu zorlu hava koşullarında kurtulma çabalarının izleyeceğiz.


GHAJINI / 2008

Sanjay büyük bir iş adamıdır. Yine bir iş gezilerinden birinde evine dönerken karısı öldürülür kendisi de ağır şekilde yaralanır. Kafasına aldığı darbeler kısa süreli hafıza kaybına neden olur. Hasta bir şekilde sevgilisinin intikamını almak için yolculuğa koyulur.

 Gereğinden fazla susmak korkaklıktır. Eğer savaşacaksan zulme karşı savaş. Herkes akıntıya doğru yüzebilir, ama sadece gerçek kahramanlar akıntıya karşı yüzebilendir !..
*****
gerçeği insanların ölçüleri ile değil, insanları gerçeğin ölçüleri ile tanı!!!...
*****
İnançla cesaret arasında küçük bir fark vardır. ’’Yapabilirim” bu inançtır. Sadece ben yapabilirim demek iste cesarettendir. Devam etmek için de inanca ihtiyacımız vardır. Cesareti ofisinizin dışında bırakın.

UZUN ZAMANDIR İZLEDİĞİM EN İYİ FİLMLERDEN BİRİ.



YAY HAYATTIR OK NİYET

28 Ocak 2016

YAY HAYATTIR OK NİYET

Hepimiz ilâhi iradenin okçularıyız. Bu sebeple hangi aletleri nasıl kullanacağımızı bilmeliyiz. Benden size önemli birkaç tavsiye…

YAY

Yay hayattır… Bütün enerji ondan gelir. Ok bir gün mutlaka terk edecektir. Hedef ise uzaklardadır. Ama hayat her zaman sizin yanınızda kalır, bu yüzden ona nasıl iyi bakacağınızı bilmeniz gerekir. Durgun kalacağı dönemlere ihtiyacı vardır. Her daim kuşanılmış ve gerilmiş halde tutulursa gücünü kaybeder. Bu yüzden gücünüzü tazeleyebilmek için dinlenmeyi kabul etmelisiniz. Böylece yeniden yayı germek için asıldığınızda gücünüz eksiksiz olur.
Yayın bilinci yoktur: O okçunun elinin ve arzularının bir uzantısıdır. Öldürmeye ya da düşünmeye hizmet eder. Bu yüzden her zaman amacınızı net olarak belirleyin.
Yay esnektir ama yine de onun da sınırları vardır. Kapasitesinin ötesinde herhangi bir girişim onu kıracak ya da onu tutan elleri tüketecektir. Bu durumda yayın yanı sıra kendi bedeninizden de size verebileceğinden fazlasını talep etmeyin. Ve unutmayın, bir gün yaşlılık zamanı gelecek, bu bir lanet değil bir nimettir.
Yayı zarifçe gerin, her iki tarafın da kendine düşen payı gerektiği biçimde yapmasını sağlayın, enerjinizi boşa harcamayın. Bu sayede yorgun düşmeden pek çok ok atabilirsiniz.


OK

Oksizin niyetinizdir… Yayın gücünü hedefin tam ortasına bağlayan araçtır. Niyetimiz her zaman son derece net, açık ve iyi dengelenmiş olmalıdır.
Ok bir kez yaydan ayrıldı mı artık asla geri gelmez, bu yüzden sürece müdahale etmek – oka yön verecek hareketler doğru ve düzgün olmadığında – sırf ok gerilmiş ve hedef bekliyor diye eski kafalı bir şekilde hareket etmekten daha iyidir.
Sizi durduran tek şey hedefi tutturamamak korkusu ise, bu durumda niyetinizi açıkça göstermekten çekinmeyin. Doğru hareketleri yerine getirin ve elinizi açıp yayın telini bırakın, gerekli adımları atarak girdiğiniz mücadele ile yüzleşin. Hedefi vurmayı başaramasanız bile bir dahaki sefere daha iyi nişan almaya muktedir olacaksınız.
Eğer hiç risk almazsanız bir dahaki sefere neleri değiştirmeniz gerektiğini asla bilemezsiniz.


HEDEF

Hedef ulaşılmak istenen amaçtır… Sizin tarafınızdan belirlenir. İzlenen yolun güzelliği de işte burada yatar. Asla bahaneler uydurmaya ya da rakibinizin daha güçlü olduğunu söylemeye hakkınız yoktur. Çünkü hedefi seçen sizsiniz ve tüm sorumluluk size ait.
Eğer hedefinizi bir düşman olarak görürseniz belki iyi bir atış yapabilirsiniz ama kendinizi geliştirmeyi asla başaramazsınız. Tüm hayatınız boyunca okunuzu, kağıttan ya da tahtadan yapılmış, anlamı olmayan şeylerin ortasına atmaya çalışırsınız. Ve diğer insanlarla bir araya geldiğinizde hayatta hiç ilginç ya da heyecanlı bir şey yapmadığınızdan yakınırsınız.
İşte tam da bu yüzden bir amaç belirlemeniz gerekir, ona ulaşmak için elinizden gelenin en iyisini yapmalı, ona saygıyla ve önemseyerek bakmalısınız: Onun sizin için anlamını ve onun için ne kadar çaba, eğitim ve sezgi harcadığınızı iyi bilmelisiniz.
Hedefinize nişan alırken sadece ona odaklanmayın, onun çevresinde olup biten her şeyi de görün; çünkü ok fırlatıldığında, rüzgâr, ağırlık, uzaklık gibi kolay kolay hesap edemeyeceğiniz etkenlerle karşılaşacaktır.
Bir amaç, sadece insan ona ulaşmayı hayal edebildiği sürece vardır. Onun varlığını gerçek kılan insanın tutkusudur, aksi taktirde amaç ölü bir şey, uzak bir hayal, tatlı bir düş olur.
Ve tıpkı niyetin bir amaca ihtiyaç duyduğu gibi, amaç da bir insanın niyetine ihtiyaç duyar. Çünkü varlığına anlam veren şey budur; bu sayede o artık sadece bir düş değil, bir okçunun dünyasının merkezidir.

* Paulo Coelho