76 yaşında vefat eden Fransız aktör Philippe Noiret yazmış bu yazıyı 2006 yılında. Yaşlılığı kabullenemeyen birinin ağzından yaşlılık izlenimlerini ne güzel sıralamış… okumanız dileğiyle…
YAŞLANMAK BU KADAR MI GÜZEL ANLATILIR?
“Sanıyorum merdiven yapımlarında giderek daha sert malzeme kullanılıyor; eskisine göre hem basamakları çoğalttılar hem boylarını yükselttiler. Her şeyden öte ikişer ikişer çıkılmaz oldu, tek tek çıkmak zorunda kalıyor insan.
Bir de yazıları küçülttüler her ne hikmetse. Burnumu gazeteye dayamak zorunda kalıyorum iki satır okumak için. Geçen gün avucumdaki bozuklukların üzerinde kaç kuruş yazdığını görmek için telefon kulübesinin dışına çıktım. Hani gözlük kullanmayayım, yanımdakine okutayım gazeteyi diyorum ama insanlar o kadar alçak sesle konuşuyorlar ki okuduklarında da tam anlayamıyorum ne okuduklarını.
Her yer eskisinden daha uzak sanki. Evden durağa olan mesafe iki katına çıktı neredeyse. Önceleri hiç fark etmediğim bir de yokuş varmış evle durak arasında. Vapurlar da vaktinden önce kalkar oldu şimdilerde. Hani koşmanın da anlamı yok nasıl olsa benden önce halat alıyorlar.
Hepinize güzel bir hafta diliyorum, ben bilinen gibiyim bir farklılık yok. Ev işleri, pazara sergi açma, alışveriş işleri vs günler böyle geçiyor. Geçen hafta çok büyük bir kavga yaşandı pazarımızda, ben pazar yerine yakın fırın var ekmek almaya gitmiştim olayın ancak sonuna denk geldim, kavga çıkartan bayan benim sergimin karşısına açıyor, geçimsiz bir insan çoğu kişiyle kavgası var, hatta geçtiğimiz sene benimle de yapmıştı. O zaman kavgamızda ondan yana olan kişiler ile şu an ters düştü ve kavgayı onlarla yapmış. Sabahtan bana çattı ama duymazdan geldim, hemen cafeye çay içmeye gittim. Ağbimin talimatı o şekilde bana, biri kavga ederse hemen pazar yerini terk ediyorsun demişti. Oradan da fırına gittim ekmek, poğaça aldım, veterinerden kedilere mama aldım, çay içtiğim yere karışık tost söylemiştim. Onu aldım sergiye geldim ki ortalık karışmış. Tahtaya oturdum, tostumu açtım ve yemeye başladım, dediğim gibi bayan geçimsiz, insanları kışkırtan bir tip, ve sergi sınırlarını aşan bir bayan ve kavga da bundan çıktı, sınırını genişletmiş.
Trakya da pomak kültüründen gelen bir bayan, ters olurlar kendileri. Trakya da şöyle bir söz vardır; " Bahçene kabak, evine pomak sokma" derler.
Ben de yörüğüm bizim içinde de Anadolu da "Bahçene erik, evine yörük sokma" derler:)))
Bayanın telefonu elinde hem kavga yapıyor, hem videoya çekiyor, vurdun diyor öyle bir şey yok. Telefonda kades sitemi yüklü herhalde haber vermiş ki, poliste bekçide geldi. Hepsi karakolluk oldu, Allah sonlarını hayır etsin.
Tarhanamızı da yaptık, ben birkaç kavanoz şakşuka yaptım kış için, birkaç şişe de domates sosu koydum geriye bir tek turşumuz kaldı. Yalnız hayat o kadar pahalı ki anlatamam, bir pazar alışverişin 2.000 Tl tutuyor artık. Allahtan geçen hafta yeşil fasulye sezonum kapandı, benim cins fasulye bu sezon 2 defa ekildi ve artık ekim olayı bitti. Çevremden çok kişiye methettiğim için herkes bu hanım abladan fasulye aldı. Nasıl methetmem, fasulyeyi ocağa vur hiç su eklemeden domatesin suyu ile kavrulurken pişiyor.
Bu ayın dergileri...
Alıntıdır
Yaz sezonunun en sevdiğim meyvesi, fasulye aldığım bayanın incirleri yeni oldu, bol bol alıyorum. Rahmetli babam ile Akseki'ye gittiğimizde, sabah erken beni kaldırdı şehrin biraz dışında yürüyerek gidilen bağ yerine gittik,
- İncir ye aç karnına, için temizlenir demişti. :(((
Bu incir de o yöreye ait bir incir resmi.
Şehrimiz parklarını önceden şahıslar işletiyordu, şimdi ise belediye..
Ben de bir iki uğradım parkıma ama eski tadı bulamadım...
Geçen hafta okuduğum gazete dergilerden yazılar paylaşayım size;
Ben zaman zaman denerim sevdiklerimi,
Sana ihtiyacım var der beklerim..!
Kimi geleyim mi diye soruyor..?
Kimi duyduğu gibi çıkıp geliyor ..?
Kimi de ardına bakmadan çekip gidiyor..?
Muazzam bir insan eleyip tanima şekli bu bence..!
Hayatımda demirbaş olanlarla, konu mankeni olanları ayırıyorum…
Hz. Mevlâna'nın da dediği gibi,
Sıkıntı yok Efendiler ; Dert insana yol gösterir
Bazılarına da yolu göstermemiz gerektiğini öğretir…!
Bektaşi baba aşka gelmiş önüne gelene merhaba demeye başlamış.
Merhaba ağaç kardeş merhaba.
Merhaba taş kardeş merhaba.
Merhaba kedi kardeş merhaba.
Derken değirmene gelmiş dönen değirmen taşına " merhaba taş kardeş merhaba" demiş.
Demiş demesine ama bu sırada eteği dönen taşlara sıkışmış babayı içine çekecek.
Zar zor kendini kurtarmış sonra taşa bakarak.
" Yoook Erenler yok, bundan sonra dönene merhaba yok".
1969 yılında geçen bu etkileyici film, Dr. Audrey Evans adında kararlı
ve cesur bir kadının hikayesini anlatıyor. Dr. Evans, dünya çapında
tanınan bir çocuk hastanesinde çalışmaya başlar ve burada cinsiyetçilik,
geleneksel tıbbi uygulamalar ve meslektaşlarının entrikalarıyla
mücadele etmek zorunda kalır. Bu zorlu ortamda, yenilikçi tedaviler
geliştirmek için azimle çalışan Dr. Evans, karşılaştığı tüm zorluklara
rağmen pes etmez. Onun çabaları, sadece hastanedeki çocukların değil,
tüm dünyadaki milyonlarca insanın hayatını olumlu yönde etkiler. Film,
Dr. Evans'ın azmi ve kararlılığı sayesinde, Ronald McDonald House'un ilk
satın alımını gerçekleştirerek, çocukların ve ailelerinin yanında
olmayı başardığı süreçleri de gözler önüne seriyor. Sinemanın büyüsü
sayesinde bu hikaye, izleyicilere ilham veren gerçek bir başarı öyküsü
sunuyor. Her karesinde umut ve mücadele dolu olan bu film, hem duygusal
hem de düşündürücü bir deneyim vaat ediyor.
Büyüleyici bir gerçek hikaye...
PERŞEMBE GÜNÜ CİNAYET KULÜBÜ 2025
Aynı adlı romandan
uyarlanan bu suç komedisinde, mahalle dedikodularıyla beslenen ama arşiv
gibi hafızalara sahip yaşı geçkin bir hafiye ekibi, ansızın gerçek bir
cinayetin içinde sürüklenir. Önce okul gezisi tadında başlayan merak,
kısa sürede ipuçlarının, yanlış yönlendirmelerin ve eksantrik
şüphelilerin iç içe geçtiği bir bulmaca halini alır. Sokak lambalarının
altında yapılan fısıltılı toplantılar, eski fotoğraflar ve unutulmuş
mektuplar, ekibi yavaş yavaş gerçeğe taşır.
Film, yumuşak bir mizah duygusuyla tempolu bir gizemi dengelerken,
yaş almış karakterlerin tatlı çekişmelerini ve dayanışmasını öne
çıkarıyor. Yönetim sade, kurgu sıkı ve diyaloglar yer yer neşeli, yer
yer iğneleyici. Atmosfer hem nostaljik hem canlı; küçük bir kasabanın
ritmi hissediliyor. Büyük sürprizler vaat etmese de izleyiciyi sıcak bir
merakın içinde tutuyor, finalde de tatmin edici bir kapanışa ulaşıyor.
Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852): Ukrayna'da, orta halli toprak sahibi bir ailede dünyaya geldi. Çocukluğunu etkileyen köy yaşamı ve Kazak gelenekleri eserlerine yansıdı, Ukrayna halk kültürünün ögeleriyle işlenmiş öyküler yazdı. Mizah anlayışı, gerçekçi tutumu ve canlı anlatımıyla Rus edebiyatında önemli bir yeniliğin öncüsü oldu. Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları, Arabeskler ve Mirgorod Öyküleri'nde mizahın yanı sıra, yaşam karşısında karamsarlık ve dünyanın kötülüğü üzerine düşüncelerini ortaya koydu. Ölü Canlar adlı romanı feodal toprak mülkiyeti ve serfliği ele alan bir başyapıttır. Gogol, büyük bir komedi olan Müfettiş adlı oyununda yozlaşmış bürokratları acımasızca alaya almıştır.
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;
Zevkle okuduğum bir tiyatro eseri idi.
KİTAPTAN ALINTILAR;
Yüzün çarpıksa, aynayı suçlama
Rus Atasözü
*****
Hastayı ne kadar kendi haline bırakırsanız o kadar iyi olur. Hiç pahalı ilaç kullanmayız. İnsan basit bir varlıktır zaten: Ölecekse ölür, iyileşecekse iyileşir.
*****
Dünyanın yaradılışından söz etmeye başladığınızda insan saç diplerine dek ürperir.
*****
Tanrı kimseye bilimle ilgili bir iş vermesin! Herkesten korkarsın; herkes işine engel olmak, ne kadar akıllı olduğunu göstermek ister.
*****
Gençleri kandırmak kolaydır.
*****
Herkes düzenbaz olmuş.
*****
Mide boşken, en hafif yük bile insana ağır geliyor.
*****
İnsan yaşamın bütün zevklerini tatmalı.
*****
İnsan değerli zamanını iskambil kağıtlarıyla nasıl harcar?
*****
İnsan içti mi, içindeki her şeyi dışarı döker, yüreğindeki her şey diline vurur.
Murathan Mungan’dan bu kez sürükleyici bir kara polisiye.
Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı ama karmaşık görünenin de sonuçta su gibi açık olduğu bir siyasi/psikolojik ortam yaratıyor Mungan. Edebiyatımızda ender rastlanan, beklenmedik bir başkahramanın peşinde, ülkenin yakın geçmişinden tanıdık gelebilecek karmaşık ağların izini sürüyor. Kimi düğümleri çözüp yeni düğümler atarken okuru da nefes nefese bir yolculuğa davet ediyor.
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;
Severek okudum tavsiye ederim. 80 ler ve 90 ların siyasi ve polisiye oyunlarını anlatan bir kitaptı.
KİTAPTAN ALINTILAR;
İçin kaynasa da kanını serin tutmayı bileceksin.
*****
Her şeyi duyan Semi, her şeyi gören Basir, her şeyi bilen Habir olan rabbi görüyordu.
*****
İntikam bir bekleme sanatıdır.
*****
Zaman insandan sabır ister.
*****
Delilikte kimsesizlikti.
*****
Tabiatta baharın kokusunu alan ilk canlı kekliktir.
*****
Hiçbir şeyden haberinin olmaması iyi bir şey. İnsan orada gizlenebilir.
*****
Denetlenebilir olan, belirsiz olandan daha iyiydi.
*****
Sizi düşmanınızdan önce gaflet yakalar.
*****
Hiçbir şey yalnızlık kadar güven verici değildi.
*****
Hiçbir hatıra geçmişte kalmıyor.
*****
Temkinli ol, ihtiyatlı ol ama evhamlı olma, seni evhamlı yapan şey, aslında seni tehlikeye atan şeydir.
*****
Bir kere yanıldın mı, arkasından hata gelir, bir hata asla tek başına gelmez.
*****
Kendini saklamak istiyorsan öyle esrarlı haller takınmayacaksın, doğallık en iyi kamuflajdır.
*****
Kural dediğin ortada dönen dolaplara göre değişir.
*****
Kendi oyununu kuramayanın başkasının oyununda yem olması görülmemiş şey değildi.
*****
Hiçbir eleman vazgeçilmez değildir, asıl önemli olan ne zaman vazgeçilebileceğini bilmektir.
*****
İstihbaratçılık hiçbir şartta dalgınlık kaldırmaz, nasıl dalgın bir tetikçi olmazsa, dalgın bir istihbaratçı da olmaz.
*****
Kurt avına dikkat kesilir, tabiatın diğer teferruatlarına değil. Sen geri duracak , ama içindeki kurdu salacaksın ileri.
*****
Birini korkutmak ya da sindirmek istediğinde fazla kelime kullanma, etkiyi azaltırsın.
*****
Tuzak avcılığı diğer avcılık çeşitlerine benzemez, tuzak kuracaksan insan eli değmemiş yem koymak gerek oltaya.
*****
Hiçbirimizin dünyada yeniden asr_ı saadet devri tesis edilene kadar sürecek cihadın imanlı bir neferi olmaktan başka unvandan gözü yoktur.
****
Müslüman dediğin kinden uzak durmayacak. Hasım gördüklerine kin tutmak kalbi kuvvetlendirir.
*****
Korkusuz insan olmaz , korku bazen iyidir, tedbirli yapar insanı, silahı hazırda tutar. Lakin gelip geçici olacak korku, umumi hissiyatın olmayacak, korkunun elini kolunu bağlamasına izin vermeyeceksin, korkun köpeğin olacak senin, tasmasını hep bir elinde tutacak, bırakmayacaksın.
*****
En önemlisi sıradan şeylerle şüphe uyandıracak şeyleri ayırmasını bilmektir.
*****
Şüphe iyidir, vehim zarar verir, canını sakin tutmayı bileceksin.
*****
Acının sınırı vardır, kaygının yoktur.
*****
Güç çabuk fark edilir bir şeydir, görünüşe çalışır, sen zayıf taraflarını bulmaya bakacaksın. Göz sadece gösterileni görür, sense görüneni aklınla deşip işlemeyi bileceksin.
*****
Çıkışını bilmediğin mağaraya girmeyeceksin.
*****
Sustukların, konuştuklarının on katı olmalı.
*****
En yakın ilişkide bile bazı bilgileri insanın kendisine saklaması gerektiğini yaşadığı tekinsiz hayat yeterince öğretmişti ona.
*****
Bazen aklımızdan geçenleri başkalarının ağzından duymak, bir defa da başkasının fikriyle tasdik etmek isteriz.
*****
Tesadüflerin vicdanına güvenilmez.
*****
Her zihin kendine göre strateji kurar, onu çözdüğünüz anda tüm oyununu çökertirsiniz.
*****
İnsan olmak zayıflıktır aslında. İnsaniyet dedikleri şey bir çeşit zaaftır, siz de karşınızdakinin insani zaafını yakalamaya bakacaksın.
*****
Merak ve şüphe de zaaftır.
*****
İnsanın büyüdükçe öğrendikleri içinde en mühimiyse rabbin şahitliğinden başka bir hüküm ve kıymet makamı olmadığıdır.
*****
Plan dediğin saat gibi işlemeli.
*****
Allah'ın her kulu için farklı bir kader planı olduğunu bir müminden daha iyi kim bilebilirdi.
*****
Planlar tesadüflere rağmen yapılır, yürürlüğe konulur. Aklın dengeleri tesadüflere bırakılmaz.
*****
Her bilgi günün birinde silah olmayı bekler.
*****
Akıl unutur, kin unutmazdı.
*****
Konuşturmak istediğin kişinin sağınsa oturmaya bak, insanlar bir şeyi itiraf edecek olduklarında sağlarına dönerek konuşurlar unutma.
*****
Sebep dediğin kaderin düğümleridir, ne zaman çözüleceğini Allah bilir.
*****
Çok uyuyanlara "narkoleptik" deniyormuş tıpta, böyleleri çok yaratıcı olurlarmış.
*****
Ben senin gibileri kahvaltıda yerim, öğlene kemiğin bile kalmaz.
*****
Kullanmayı bilirsen insanların varsayımları işe yarayabiliyor.
*****
İnanç şiddeti diye de bir şey var, fiziki şiddetten farklı bir şiddet.
*****
Bu memlekette adalet belli bir azınlığın imtiyazı sadece.
*****
Bazen ortalık yerde yapılan alışverişler daha güvenlidir.
*****
Şartlar ne olursa olsun, kinin seni değil, sen kinini sevk ve idare edeceksin.
*****
Allah dava uğruna şehit olmayı her kuluna bahşetmez.
*****
Sigara içmek ibadet eksiltir.
*****
Şu fani alemdeki şu fani bedeninin, ziyaretçisi olmayacak bir mezara çoktan hazır olduğunu kalbinin en derin yerinde biliyor zaten.
"Gittiğiniz her yerde iyilikten çok kötülükle karşılaşacaksınız, ama nerede olursa olsun, kötülüğün içine biraz da olsa iyiliğin karıştığını göreceksiniz, bu kadarı da, bana göre, bilge kişinin yaşamın kötülükleri karşısında avunmasına yetmeli."
"Daha fazlasını da bağışlayabilirdim ama sadaka gökten düşen rahmet gibidir: Hep aynı yere düşecek olursa, yarardan çok zarar getirir; buna karşın, damlalara ayrılırsa ve yağmur olarak yayılırsa, tüm ülkeyi verimli kılar."
HAFIZ'IN YOLCULUĞU Kitabından.
Hepinize iyi günler...
Buralarda rüzgarlar esmeye başladı, artık dışarıda oturulmuyor, sıcak basık bir hava var fakat rüzgarda sersem gibi yapıyor insanı.
Bir süredir burasını boşladım, malum kış hazırlıklarında idim.
Geçen hafta Salı günü İstanbul'da idim, saatimi tamire bıraktım. İnsanın saatsiz kalması zor habire telefona saat bakıyordum. Aynı gün arkadaşla bir boğaz turu yaptık, anıları canlandırdık.
Bir zamanlar kahvaltıya takıldığımız mekanları uzun zaman sonra görmek hüzünlendirdi beni. Boğaz turundan sonra Eminönü'n de balık ekmek yedik.
Ağbim mal aldığı bir tüccara yönlendirdi beni, tarif etti dön dolaş ta şark hana kadar çıktık, bu arada İstanbul ticaret merkezinden bir mp3 çalar aldım. İpod var fakat uzun zamandır kullanmıyordum, açamadım makinayı. Mp3 çalar satan esnafa nerelisin diye sordum:)) Kayseriliyim dedi.. Yanımdaki bayan arkadaşta Kayserili:)) bende arkadaşa döndüm, iki Kayseri'linin arasında kaldım dedim, esnafta bana sordu sen nerelisin diye, ben de Aksekiliyim dedim:)) sen bizden daha tehlikelisin dedi:))
Neyse zoraki elimde telefon, ağbimin tarifi ile tüccarı buldum, mal beğendim biraz, ağbim bir mal istemişti ona baktım, tüccarda satış fiyatı 650 TL olmuş, bunu hayatta pazarda satamazsın dedim, o da vazgeçti.
Çok dolaşarak bulduğumuz tüccardan çıktık, şimdi tramvaya nasıl ineceğiz diye düşünürken, dümdüz aşağı inelim bakalım bizi nereye götürecek dedik. Vurduk bayır aşağı kendimizi ve o yol bizi mısır çarşısının sol kapısına çıkardı:)) başladık gülmeye, aslında çok basit bir şekilde ulaşabiliyorsun ama ağbimin tarifi bizi en az 45 dakika dolaştırdı. Bir daha yolumuz düşerse o tüccara yolu öğrenmiş olduk.
Baharatların renginde kaybolduk.
Buralara uğrayamadığım zamanlarda aldığım kitaplarım...
Bu arada eski instagram hesabım donduruldu. Nedeni galiba 2 arama butonundan kullanmam idi, bunu başkası giriyor olarak gördü, girmeme izin vermedi. Neyse resimler zaten harddiskte mevcut o kadar üzülmedim. Yeni bir hesap açtım bende, şimdi ordayım.
Dün tarhana çıkardık, bu işlemi yaparken telefonum çaldı, saatim tamir olmuş gelip alabilirsin dediler, arkadaş alsa olmaz mı dedim kabul etmediler, bari ücreti öğreneyim ona göre geleyim dedim, tamir ücreti yok dediler:))
Yarın gelirim dedim. Aslında bugün MR girmem gerekiyordu randevum vardı ama, gitmem gerektiği için iptal ettim yeniden sıra alacağım. Dün apar topar otobüse bilet aldım bu sabah için, saat 08:30 da esenler otogarda idim. Otogarda çalışan bayan arkadaşım var, o da erken geldi işe, İstanbul Forum 10 da açılacağı için beraber takıldık onunla, eski çalışma arkadaşlarımdan konuştuk, Hacı ağbi buralarda dedi onu çağırdı onunla da görüştüm, Levent dedim? o da şu numaralı peronda çalışıyor ama öğleden sonra geliyor dediler. Sonra saat 10:00 oldu ben metro ile 1 istasyon sonra indim, Foruma girdim, swatch bayisine gittim, saatimi ayarladılar verdiler, bu arada basit bir saat daha aldım. Benim saatim altın rengi, yaklaşık 20 yıl önce Kadıköy'den almıştım. Gümüş rengi bir saat istiyordum uzun zamandır. Aşağıdaki modeli geçen hafta saati tamire bırakırken beğenmiştim, bu günde tedarikli gittim ve saati aldım.
Albert Einstein ünlü bir sözünde şöyle der: "Zekanın ölçüsü değişebilme yeteneğidir."
Bu söz, gerçek zekanın değerlendirilmesinde uyarlanabilirlik ve esnekliğin önemini vurgulamaktadır. Gerçekten zeki bir kişi, düşüncelerinde katı olmak yerine yeni fikirlere açık, öğrenmeye istekli ve değişen koşullara uyum sağlayabilen bir kişidir. Sürekli evrim geçiren bir dünyada, değişim yeteneği problem çözme ve yenilikçilik için çok önemlidir. Einstein'ın iç görüsü bize zekanın sadece
bilgi veya IQ ile ilgili olmadığını, aynı zamanda yeni zorluklara ve fırsatlara yanıt olarak uyum sağlama ve büyüme kapasitesiyle de ilgili olduğunu hatırlatıyor.
Dr. Margareth Ramzy
Giyimde asla merağım olmamıştır, ama kitapta üzgünüm kü öyle değil. Bunları da Forumdaki D&R dan aldım, birde kahve içtim ve oradan ayrıldım.
Saat 3 te eve dönmüştüm bile, Bu arada arkadaşın yanından ayrılıp şehrime gelmek için Pamukkale firmasına giderken bir yazıhane önünde ses tanıdık geldi, baktım Levent:)) ilk önce tanımadı sonra çıkardı:)) tabii dile kolay ta 30 yıl önce ben burada yazıhanede çalışırken, onlar otogar şubesinde çalışıyorlardı, hepimizin saçlar beyazladı yaşlandık, ama ben çalıştığımız arkadaşları unutmadım.
Eve gelince ilk işim, muftağı toplamak oldu, Mısır vardı, onları kaynamaya koydum, Pazartesi kış için kullanmak üzere aldığım acı biberleri ipe dizdim kuruması için astım, dün kandil diye komşum köydeki bahçesinden acı biber toplamış, verdi bize de, onları da yıkadım doğradım, yarın domates alıp menemen yapacağım yine. Tabi ilk önce hastaneye gitmem lazım iptal ettirdiğim MR için doktordan kağıt alıp sıraya girmem lazım.