OKUDUKLARIM -118- MÜCELLA/ NAZAN BEKİROĞLU

03 Aralık 2015


Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı'ndan sonra merakla beklenen yeni romanı Mücellâ'da bizleri 1920-1970'li yılların Türkiye'sinden nostaljik bir hikâyeyle buluşturuyor. Mücellâ, genç Cumhuriyet'le yaşıt bir kızın, unutulmuş kumaşların, kokuların, alışkanlıkların, iğne oyalarının, kimi yarım kalmış kimi tamamlanmış aşkların, hayatı seyretmekle yaşamak arasında gelip giden kadınların romanı.

Zamanın daha ağır aktığı, hayatın ritminin daha çok mahalle aralarında karar bulduğu vakitler. Gaz lâmbasının ışığında içilen nohut kahvesinin ağızda buruk bir tat bıraktığı dönemler. Arka planda Türkiye, pek çok çalkantının içinden geçerken bile kendini bildi bileli çeyiz işleyen bir genç kız Mücellâ. Adım adım hayattan çekilirken bunu neredeyse hiç fark etmeyen... Neyi beklediğini bilmeden bekleyen... Derken günün birinde, kıyısında kaldığı hayata son bir çabayla dönmek isteyen...

Sümbül kokulu bembeyaz yastık kılıfları, kanaviçe işli peçeteler, uçları fistolanmış havlular, çeyiz sandıkları arasında… Hanımeli, yasemin ve leylâk kokulu yaz ikindileri gibi uzun kış gecelerinde de, ya çardağın altında ya hep o soldaki pencerenin içinde... Mücellâ'nın dupduru ve çarpıcı hikayesi.

ALTINI ÇİZDİKLERİM 

Her sevgi insanın kendisini eşsiz hissetmesiyle başlarmış. Bense senin eşsiz olduğunu hissettim. O yüzden benim ruhuma düşen şey senin de ruhuna düştü biz ikimiz bir ırmak köprüsünün korkuluklarına yaslanmış suya bakarken ve şairliğim tuttu. Sandım ki çoktum, bir oldum. Eğriydim, doğruldum. Yitiktim bulundum. ..

İyi de affa değer olanı zaten herkes affeder. Asıl af, affa layık olmayanı da affetmek değil mi?

Tıpkı vicdan gibi. Onu kaybetmeye en fazla hakkımız olduğu anda koruyabildiğimiz şey değil miydi vicdan?

Her aşk insanın kendini eşsiz hissetmesiyle başlarmış. Bense senin eşsiz olduğunu hissettim. O yüzden benim ruhuma düşen her şey senin de ruhuna düştü biz ikimiz bir ırmak köprüsünün korkuluklarına yaslanmış suya bakarken ve şairliğim tuttu.

Sevda dediğin ne ki? Tarifsiz bir tanışıklık duygusu. Sebepsiz bir gülümseme arzusu. Rüzgâr esti. Mantonun düğmelerini iliklerken sen de bana gülümsedin. Sen bana gülümsediysen bu sana değil bana bir şey katmış demekti.Acaba? Bu ümit bile yetti.

Aşka açılan her kapıdan bir felaketin gireceğine sarsılmaz inancı vardı. Pek haksız da sayılmazdı hani. Yolu aşka uğrayıp da bedbaht olmamış tek fert yoktu ona göre dünya yüzünde.

Neyyire Hanım'ın aynalarla arası iyi değildi.Evinde en büyük ayna işte şu yarım aynaydı ve aynalarla arasından su sızmayanlardan da hiç hazzetmezdi. Ona göre, aynalar hiç tekin şeyler sayılmazdı.İnsanı olduğu gibi gösterse de canını,ruhunu yansıtmayan bu yüzeylerin önünde fazla durmaya gelmezdi ve insanın kendi şekli şemaliyle fazla uğraşması da hayra alâmet değildi. Ayna işte ! Başının örtüsünü bağlarken, mantonun düğmesini iliklerken, oranı buranı düzeltirken geçersin karşısına. Ama o kadar.
 Tamam , temiz intizamlı olmak gerekti elbet kız kısmı için, bunda bir kusur yoktu. Ama ayna, yetmedi,pencere camı,mağza vitrini hiçbir fırsatı kaçırmayan kızlar tehlikeli gruptandı.Çünkü, onlar kendi hayran kaldıkları görüntülerini göstermek de isterlerdi.ve bunun için en uygun ayna da bir erkeğin hayran hayran bakan gözlerinden başka bir şey değildi.Hiçbir fırsatı kaçırmazdı kızlar bu yüzden ama böylesi gidişlerin sonunda daima belâlı serüvenler başlardı.

Her sevgi insanın kendisini eşsiz hissetmesiyle başlarmış. Bense senin eşsiz olduğunu hissettim. O yüzden benim ruhuma düşen şey senin de ruhuna düştü biz ikimiz bir ırmak köprüsünün korkuluklarına yaslanmış suya bakarken ve şairliğim tuttu. Sandım ki çoktum, bir oldum. Eğriydim, doğruldum. Yitiktim bulundum.

Aşk curuyunce ondan boşalan yere aniden gerçek doluvermisti.

Geçmez deme geçer. Her şeyin dönüşü var. Günahın bile affı var. Düzelmez deme düzelir. Dönülmez deme dönülür. Geçmişin telafisi gelecektir.

Zaman iyi bir öğretmendi ama bu ne pahalı bedel, bu ne kabadayı bilgiydi.



1 yorum:

  1. İyi de affa değer olanı zaten herkes affeder. Asıl af, affa layık olmayanı da affetmek değil mi?

    Altını çizdiklerine bayıldım, hele şuna. Ne güzel ifade etmiş hakkaten^^

    YanıtlayınSil