Kaderimizle Barışma Zamanı !
“Yunus Emre: Kader Gayrete Aşıktır”
“Mevlânâ: “Kader, seni nereye çağırıyorsa ruhun oraya yönelir.”
İbn Arabî: “Hakk’ın takdiri, kulun anlayışından geniştir.”
Hacı Bayram-ı Velî: “Her ne ki gelir, Hakk’tandır; kulun payı sabırdır.”
Şems-i Tebrîzî: “Teslimiyet, çaresizlik değil; hikmeti görmeyi bilmektir.”
Hepimizin kendi kaderinden, ailesinden, eşinden, çocuklarından, akrabalarından yakındığı günler olmuştur. Bazen kendimizi onlara çok yabancı gibi hissedebiliriz. Ve neden bir aradayız diye sorgulayabiliriz, bu sorgulama bizde sıkıntı ve depresyon yaratır çünkü içinde bulunduğumuz şartlarla uyuşmamaktadır, kader olduğu içinde belli bir süre pek de değiştirilemez.
Böyle şikayet ede-ede, ağlaya-sızlaya, depresyona gire çıka; yıllar ve yıllar geçer, hala sorumuzun yanıtını almadığımızı fark ederiz. İçimizdeki ses sürekli olarak, “Neden ben?” “Ben bunlara layık değilim ki, çok daha iyi şeyler yaşamalıydım, hayatta duruşum zekam, her şeyim, çevremden üstün onlar bana yetmiyorlar” der.
Gençliğin, duyguların, tutkuların, arzuların verdiği itilimle söylenen bu sözleri aşmak ve her şeyiyle “Bu Benim Kaderim, Bana Çok Şey Katan, Beni Olgunlaştıran, Başkalaştıran Kaderimi Seviyorum ve Olumluyorum” demek için yıllar yıllar gerekebilir.
Çok çeşitli olaylar yaşanır, dersler alınır, üzerinde düşünülür; psikoloğa gidilir, en yakın arkadaşlarla dertleşilir, genelde hayatın bize yaptığı haksızlıklardan sürekli şikayet edilir. Biri tavsiye eder astroloğa gidilir, doğum haritası baktırılır, astrolog beş saat konuşur ama kimin umurunda, içimizdeki ses sürekli “tamam da işte konu o kadar basit değil, ben o aileye, o anneye doğmasaydım, sen o zaman görürdün beni” der durur. Sonra günlerden bir gün, bizde bir değişim olduğunu fark ederiz. Olabilecek en muhteşem şey olmaya başlar, kaderimizi kabullenmeye ve bize verdiği armağanları görmeye başlarız, en büyük armağanda olgunluk, anlayış ve insan sevgisinde artıştır.
Kaderimizle barışma zamanı gelir, tüm ailemizi ve şikayet ettiğimiz diğer kişileri yüreğimize toplarız, onlardan tek tek özür diler, bağışlanma isteriz. Bunları sessizce kendi içimizde rahatlıkla yapabiliriz, söze dökülmesi hiç de gerekli değildir.
Ve dimdik ayağa kalkarız; kaderini taşımanın onurudur bu kalkış, birkaç adım atarız ürkekçe, acaba eskiye dönecek miyim endişesi ile, geçer ilk günler… Hayır! Değişim gerçektir, artık eskiye dönmediğimizi görünce, derin bir nefes alırız, hem taa diyaframdan, nefes eğitmenlerinin istediği kadar uzun ve deriiiiin!…İşte bu yaşamımızın en değerli anıdır… Geçmişi geçmişte bırakmak, kaderle yüzleşmek, kendimizi ve ailemizi olduğu gibi kabul etmek, onların her birinin ayrı bir yönümüzü geliştirdiğini, bu hayatın boşuna yaşanmadığını anlamaktan, hissetmekten daha değerli bir duygu sizce var mıdır?
Hepimizin en büyük dileği bu noktaya gelmek ve kaderimizi kabullenip, onun üstüne çıkmak, insan ancak koşulsuz kabullendiği şeyi aşabilir sürekli amaların girdiği, koşulların ileri sürüldüğü durumlar aşılmış sayılmaz.
Şimdi soralım: Kader değişir mi? Elbette! Ama zorlayarak değil, aşarak, kendini ve çevreni kabullenerek…
Ünlü Filozoflar Kader için neler demiş neler!...
Seneca: “Kader, razı olana öncülük eder; direnenleri sürükler.”
Marcus Aurelius: “Başına geleni doğanın bir parçası gibi kabul et.”
Epiktetos: “Olaylar değil, onlara verdiğimiz anlam bizi sarsar.”
Schopenhauer: “İnsan istediğini yapabilir; ama ne isteyeceğini seçemez.”
Nietzsche: “Kaderini sev; ona karşı savaşma.”
Her an yeniyi yapma şansı, tüm insanlara eşit olarak tanınmıştır… Her insanın da hayatında bir şeyleri değiştireceği, kaderiyle barışacağı, onu üzenleri, kıranları affedeceği sihirli anı farklıdır, yargılamamak gerekir, hiç kimseyi yargılamaya hakkımız yok, biz, ancak kendimizden sorumluyuz…
Hepinize güzel bir hafta diliyorum, buralar ve ben bildiğiniz gibiyim. Havalar çok sıcak, pervane ile serinliyoruz.
Çamaşır makinası kart yaktı, Allah'tan garantisi bitmemişti. Servisi çağırdım, çocuk kullanmayı becerememişsiniz dedi, mix programına 3-4 eşya atacakmışım fazla atmayacakmışım. Geçen sene Mayıs ayından bu yana kullanıyorum, kilim bile yıkadım tıklamadı hiç. Servis çekti gitti. Makina küt küt hopluyor, son 8 sn yi atlıyor, sıkmıyor. Komşu 2. el makina aldı telleri dolduruyor, koskoca firma bana 3 er 4er eşya yıkayın diyor. Hemen instagramdan bir yazı döşedim, Merkezden aradılar, başka bir çocuk aradı, abla kart siparişi verdim perşembe gelicem takmaya dedi. Sözünde durdu ve o gün kartı değiştirdiler, şu an maşallah tıkır tıkır çalışıyor. Bu yola başvurduğum için üzgünüm, ama müşteriyi kaele almıyorsan, dinlemiyorsan bu oluyor.
Geçen seneden bu yana kuyunun motoru çalışmıyor, bobinajcı yapıyor, eve geliyor takıyorlar ilk çalışıyor, kapadığında hava kaçırıyor, çalışmıyor. Yaz bitti onca insan geldi, o kadar para harcandı olmadı. En son komşu geçen gün birini getirdi, Macur kendisi adam hortumu kısalttı, birde alt kısımda bir vida sıktı, parada almadı (ama ağbim çift kişilik bir nevresim hediye etti) motor çalışıyor, şakır şakır su geliyor bahçe sulanıyor, betonlar serinleniyor. 2 senedir 2. kez bastığında çalışmayan motoru adam bir vida sıkması ile halletti.
Kışlık hazırlıkların bir kısmını bitirdim, iş domates sosu, menemen, tarhana ve turşu işine kaldı. Yarın sergi açmayacağız, sabah erkenden alışverişe gideceğim sadece, bugün biraz petemek domates aldım yeşilli idi, birkaç gün dursun sos yaparım belki.
Hafta içi İstanbul'da bir doktoru arayıp randevu alacağım, ameliyattan önce bir doktora daha görünmek istedim.
Son zamanlarda burnumun içi çok kuruyor, bunun sebebini de bir türlü anlamadım.
GÜCENME VE ALINGANLIKLAR TEHLİKE SİNYALİ
Andre Luiz’den
Gücenme ve alınganlıkları, yok etmemiz gereken tehlike işaretleri olarak görmeye alışınız.
Eğer yakın çevrenizde bir problemden şikayet edildiğini duyarsanız, uyum içinde işbirliği yapabileceğiniz kişileri bularak ihtiyacı olanlara sessizce yardım ediniz.
Bir zorlukla karşılaşan veya bir saldırıya maruz kalan bir varlık karşısında bu varlığın da diğerleriyle aynı değerde olduğunu düşünerek gücenme alışkanlıkları unutunuz.
Önyargılı bir düşünce veya davranışla karşılaştığınızda başka insanların da düşünce özgürlüğüne sahip olduğunu unutmayınız.
Başarısızlıklar bizi güvensizlikten çıkmaya zorlayarak daha iyi ve yeni vazifeleri davet eder.
Anlayamadığımız olaylar kendimizi geliştirme talimi olup, egoist olmayan bir biçimde sevilmek yerine sevmeyi alışkanlık haline getirmemizi sağlarlar.
Bize deneyim kazandırmaya çalışan hayatın darbelerini affedin ve kendinizin İlahi Tesir içinde bulunduğunuzu ve Tanrı’nın da hayattaki bu tesir akışı içinde bulunduğunu unutmayın.
İnsanların yararına olan bir iş, hiçbir zaman ruhsallığa karşı tehlike oluşturan bir işe dönüşmeyecektir.
Alınganlıklar her zaman hastalık ve düzensizlikleri getirir. Zaman içinde karşımıza çıkan problemler olduğu zaman dua edelim. Ve bu dua o zaman, içimizdeki gölgeyi ışığa dönüştürecektir.
Bir tarafta öbür dünyaya göçenler var, diğer tarafta öbür dünyadan gelen bir hayaletin tren gezisi var....
Şehrimde yeni bir cafe açıldı, arkadaşla oraya gittik. İlk defa matchalı bir soğuk kahve içtim. Kusur kalmadım yani:))
Kadın olmak, bir ömre bin ömür sığdırmakmış.
Hangi yaşta mısın?
Ya hep yaşadıkların kadar,
ya da hiç yaşayamadıkların kadar.
Saatin yelkovanı her turda ömründen bir parça koparıp götürüyor.
Yelkovan her turu tamamladığında, "Tamam," diyor zaman, "bir parçanı daha aldım, bedeninden, ruhundan ve kalbinden."
Hala vaktim var mı, diye sorma hayata.
Çünkü zaman cevap vermez, sadece alır.
Herkes için bir şeyler olurken —eş, anne, ev hanımı, çalışan— kendisi için "hiç" kalmanın verdiği o sızıdır kadın olmak.
"Yaşanmamışlık" ne garip bir kelime.
Bir şeyi yaşamış gibi görünüp aslında ona hiç dokunamamak...
Nefes alırken, içindeki çığlığı duyamamak;
En derin uçurumdur bir kadının bedeninde, ruhunda ve kalbinde.
Düşersin o boşluğa, tutunacak bir ses ararsın,
Ama yankın bile sana yabancıdır artık.
Zaman, o uçurumun kenarında biten zehirli bir sarmaşık,
Hayat ise, aşağıya bakmaya korktuğun o sonsuz mesafe.
Bir kadın, kaç kez susar ölmeden önce?
Kelimeleri boğazında bir düğüm,
Gözyaşları yastığında birer mühür.
Ölmek sadece toprağa girmek değilmiş,
Kendi sesine, bedenine, ruhuna ve kalbine sağırlaştığı her gün ölürmüş insan.
Yarım kalmış bir ömrün dikiş yerleridir kadınlık,
Hep bir iğne ucu acısı teninde.
Evlilik, eş olmak, kadın olmak, anne olmak, ev hanımı olmak, çalışan olmak,
kime sorsan hep yarım,
kime sorsan hep biraz eksik.
her rol bir parçasını alır kadının.
Anneye kalp gider, eşe ruh, eve emek, işe zihin...
Geriye kendine kalacak bir "tam" hiçbir zaman bırakılmaz.
Fakat unutma ki; O yarım kalmışlıklar içinde bile bir kadın, dünyayı avuçlarında tutacak kadar büyük bir gücü saklar bedeninde, ruhunda ve kalbinde.
Şair adam…
Bu da bir başka alışveriş.
Eski minibüsümüz hala bahçemizde arkasından, yan tarafından asma ve incir ağacı yetişmiş...
Sıfırdan başlamak gerek bazen
Resetlemek gerek hayatı
Gereksiz kalabalıklardan uzak...
Güven veren bir kaç dost yeter...
Bir elinde kitap bir elinde kahve
Biraz deniz havası...
Kavgalar , sahtelikler uzak olsun ...
Yüreğinde sevgi taşıyanlarla benim yolum...
Yüreğiyle konuşan insanlar olsun hayatınızda.
Güzel bakışlarıyla sıcak içten ve samimi bi kahve
içimlik sohbetleriyle içinizi ısıtan...!
Gülten Alp
KRİSHNAMURTİ’DE FARKINDALIK VE ANLAYIŞ
Doç. Dr. Haluk Berkmen
Hindistan’da İngilizce öğrenip Amerika’da meşhur olan Jiddu Krişnamurti (1895-1986) daha 14 yaşında iken Teozofi Derneği tarafından “dünya öğretmeni ve bilge kişi” olarak seçildi. Bu dernek Helena Blavatsky (1831-1891) tarafından 1875 yılında kurulmuş ve Blavatsky öldükten sonra derneği Annie Besant (1847-1933) ve Charles Webster Leadbeater (1854-1934) yönetmişlerdir.
J. Krishnamurti insanın kendi psikolojik yapısını ve düşünce şeklini değiştirmesi gerektiğini savunurdu ve bu değişikliği ne dinlerin ne de ideolojilerin başarabileceğini ileri sürerdi. Hiçbir dine, sosyal kast’a veya milliyete ait olmadığını ilan ederek dünyayı dolaşmış ve ömrünün sonuna kadar mistik (ruhsal) ve sosyal konuları işleyen konferanslar vermiştir. Üzerinde önemle durduğu konulardan biri de farkındalık veya anlayış konusuydu. Bu konuda şu açıklamaları vardır:
“Anlayış zamanın sınırları içinde değildir; zaman asla anlamaya yardımcı olmaz. Anlayış yavaş-yavaş, özenle ve sabırla gerçekleşecek bir süreç değildir. Ya şimdi anlarsınız ya da hiç anlamazsınız; anlayış yıkıcı bir darbedir, usul-usul gelmez.”
J. Krishnamurti, Meditasyonlar, Ayna Yayınevi
Krishnamurti bu deyişinde gelişimin mümkün olmadığını söylemiyor. Aksine gelişimin ani bir aydınlanma ile başladığını söylüyor. Kitap okumak veya okul eğitimi görmek ancak entelektüel gelişimi sağlar. Benliğin (nefsin) gelişimini sağlamaz. Pek çok okumuş insan vardır ki yakınlarına kötü davranırlar. Bunun birçok örneğini görmüşsünüzdür. Asıl gelişim kendini tanımakla olur. Kendini tanımak ise ani bir farkındalık olayıdır.
Şöyle bir örnek verelim:
Yıl 1100 yılları. Japonya'da bir Zen rahibi ağacın altında meditasyon yaparken karşısına bir samurai çıkıvermiş. Belinde kılıcı olan samurai istediği insanın anında öldürme hakkına sahipmiş. Samurai zen rahibine şöyle seslenmiş: "Ey kendini bilge sanan kişi bana cennet ve cehennem nerede anlat".
Rahip: "Sen cennetten, cehennemden ne anlarsın. Cahilin birisin" demiş. Buna kızan samurai aniden kılıcına sarılmış ve kılıcını tam çekerken rahip: "İşte cehennem budur" demiş. Etkilenen samurai kılıcı yerine iterken rahip: "İşte cennet budur" demiş. Samurai o anda aydınlanmış.
Jiddu Krishnamurti’nin sözleri genellikle özgürlük, zihin, korku, sevgi ve hakikatin doğrudan deneyimlenmesi üzerine yoğunlaşır.
Birkaç Örnek:
“Hakikat, belirli bir yolda bulunmaz. Hakikat, yol olmayan bir ülkedir.”
“İnsanın en büyük özgürlüğü, hiçbir şeye ait olmamaktır.”
“Korku ile yüzleşmek, korkunun bittiği yerdir.”
“Sevgi, düşüncenin ürünü değildir. Sevgi, yalnızca düşünce sustuğunda doğar.”
“Gerçek özgürlük, başkaldırının ötesinde, zihnin her türlü şartlanmasından kurtuluşudur.”
“Bir şeyin gözlemlenmesi, değiştirme isteği olmaksızın yapılabilirse, işte o zaman gerçek dönüşüm başlar.”
“Kendi kendini anlamayan insan, hiçbir ilişkide gerçek huzur bulamaz.”
“Hakikati bulmak için, zihnin tamamen sessiz olması gerekir, çaba ile değil, anlama ile gelen sessizlik.”
Krishnamurti, özgürlük ve sevgiyi birbirinden ayrılamaz iki hakikat gibi görür. İşte bu temalara dair bazı deyişleri:
Özgürlük Üzerine:
“Özgürlük, istediğini yapmak değildir; özgürlük, gerçeği olduğu gibi görebilmektir.”
“Zihin, ancak hiçbir otoriteye dayanmadan, hiçbir dogmaya bağlı olmadan araştırdığında özgürdür.”
“Özgürlük, bir son değil, bir başlangıçtır. Özgürlük olmadan öğrenme yoktur.”
Sevgi Üzerine:
“Sevgi, arzunun ya da haz duygusunun ötesindedir. Sevgi, benlikten arınmış bir dikkat halidir.”
“Sevgi, düşünceyle ölçülmez. Ölçüsüz olan şeydir sevgi.”
“Gerçek sevgi, karşılık beklemez, bağlanmaz, sahiplenmez. O, bir bahar rüzgârı gibi esip geçer.”
“Özgürlük olmadan sevgi yoktur, sevgi olmadan da özgürlük yoktur. Çünkü biri diğerinin nefesidir.”
“Korkudan özgürleşmeyen bir kalpte sevgi doğmaz. Sevgi, yalnızca tamamen özgür bir zihinde filizlenir.”














Hiç yorum yok:
Yorum Gönder