YA........

10 Ağustos 2012

YA........


Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse!......

MUTLU YAŞAM

MUTLU YAŞAM

Yazar Alex Quick, daha iyi bir hayat yaşamak için yapılması gereken 102 maddeyi sıralamış. Listeden 10 tanesi buyrun..... 

Günlük tutun: Sadece bir cümle yazın. Günlük tutmak, insanın nefes almasını sağlar. Günün sonunda kağıda bir şeyler karalamak, hem yorgunluğa hem de ruh haline iyi gelir. Ancak içini dökmek yerine o gün hayatınızı tanımlayan cümleyi yazmak en iyisi. Bu bir plan, bir görüş ya da duygu olabilir.
Erken kalkın:
Sabahın altısında uyanmaya ne dersiniz? Hadi bunu biraz daha makul bir saate, yediye çekelim. Eğer gece yarısı yatağa gider ve sabah yedide kalkarsanız, duş almak, giyinmek için vaktiniz olur.Gece 22.30’da yatmak sabah 05.30’da kalkmak anlamına gelir. Bu da zamanınızı televizyon, bilgisayar ve alkolle geçirmemenizi sağlar.

Gelecekteki siz’e mektup yazın:
İnsanın kendisine mektup yazması, kendisini keşfetmek için en ideal yol. Yazdığınız mektubu bundan 10 veya 15 yıl sonra okuduğunuzda aradaki ‘siz’ farkını görmeniz yararlı olacak. Ayrıca unuttuğunuz pek çok şeyi hatırlamanız için de iyi fikir!


Biraz daha fazla sebze:
Et yemekten bıkmadınız mı? Yüzünüzü doğaya dönün ve sebze-meyveyle barışık olun. Sağlığınız, mutlu olmanız için en büyük sebep.

Sizi güldüren şeyleri kaydedin:
Güldüğümüzde garip sesler çıkarır, başımızı arkaya atar, yüzümüzü şekilden şekile sokarız. ‘Gülme günlüğü’ tutmaya ne dersiniz? Sadece yazdıklarınızı değil, güldüklerinizi de kaydetmelisiniz.

Yağmurda yürüyün:Havadaki taze kokuyu duyuyor musunuz? Sokaklar daha boş ve yağmurun sesi kulaklarınızda. Dinlenmek için yağmur altında yürümek, vücuda iyi gelir.

Yalnız olmanın keyfini çıkarın:
Tek başınalık yalnızlıkla eşdeğer değil. Bir insan, kalabalıkta da yalnız olabilir. Eğer tek başınıza olmak size iyi geliyorsa, en derinlerdeki düşüncelerinizi dinlemeyi de öğrenebilirsiniz.

Dağa tırmanın:Hayatınızda yapabileceğiniz en heyecan verici deneyimlerden biri olacak. Zirveye ulaştığınızda aşağı bakın. Bulutların üzerinde kendi gücünüz olduğunu görecek ve başka hiçbir şey düşünmeyeceksiniz.

CD’lerinizi değiş tokuş edin:İstemediğiniz cd’lerin (kitaplar ve DVD’ler de buna dâhil) listesini çıkarın ve bunlarıyla başkalarıyla değiş tokuş edin. Hem müzik çalarınızda yeni cd’ler dönecek hem de yeni kişilerle tanışacaksınız.

Havuza girin ve yüzün:Özgürlük duygusunu hissetmek için yüzün. Biriyle ya da bir şeylerle ters düşüyorsanız da yüzün. Rahatlamanın en iyi yolu sudur.


CEBİMDEKİLER

06 Ağustos 2012

CEBİMDEKİLER


Yaşadıklarımızdan değil, yaşayamadıklarımızdan pişman oluyoruz. Yarını garanti sanıp erteliyoruz, yapmak istediklerimizi içimizde saklıyoruz; sonra bakıyoruz geç kalmışız. Elbetteki yanlış kararlarım olacak, elbetteki duvara çarpacağım. Ama inan bana, kendin olarak, yüreğinle yaşadıklarında ödeyeceğin hiçbir bedel, bastırdıklarınla, içinde tuttuklarınla yaşadığın başka hayatlardaki bedellerden daha ağır olmayacak. Yarın değil, şimdi...

Aret Vartanyan

AYRILIĞIN ESKİ TADI YOK

01 Ağustos 2012

AYRILIĞIN ESKİ TADI YOK



Biz çocukken, tepesinde bir dantela örtüyle başköşede duran yeşil ışıklı ahşap radyomuzdan, hüzzam makamında ayrılık şarkıları yayılırdı salona:
"Ayrılık, ümitlerin ötesinde bir şehir"di o zamanlar;
"...ne bir kuş, ne bir haber, ne de bir selam gelir"di.
"Yaman kelime"ydi ayrılık; "benzetmek azdı ölüme"...
Ve her kim uğrarsa bu zulme, "gündüzü olurdu gece..."
Selahaddin Pınar'ın tamburu "Ayrılık yarı ölmekmiş/ o bir alevden gömlekmiş" diye inler ve sorardı:
"Ey sevgili sen nerdesin/ nerdesin ey sevgili?"
"Çerağ" nedir bilmezdik; ama Sevim Tanürek, "Alev alev çerağız biz/ Ayrılsak da beraberiz" deyince bir yangın fitili tutuşurdu yüreğimizde...
Sonra Zeki Müren çağlardı, tane tane söyleyerek:
"Aynı bedende can gibiyiz/ cana can veren kan gibiyiz/
Yanıp da bitmez kül gibiyiz/ biz ayrılamayız/
Eller ayırsa bile/ yollar ayırsa bile/ biz ayrılamayız."
* * *
Büyüdük; o "çerağ" da içimizde büyüdü alev alev...
Sevdalandık... ayrıldık... yandık.
Ayrılıkla ölümü, biz de Abdürrahim Karakoç'un "Mihriban"ıyla kıyasladık:
"Ayrılıktan zor belleme ölümü/ Görmeyince sezilmiyor Mihriban..."
Timur Selçuk, "Ayrılanlar için" değil, bizim için çalıyordu:
"Ne kadar acı olsa / ne kadar güç olsa/ Her şeyi, evet her şeyi unutmalı"ydık.
"Kalırsa içimizde bir derin sızı kalır"dı.
* * *
Derken vuslat kolaylaştıkça; basitleşti ayrılmalar da...
Kocamaya bir yastık yetmez oldu.
Sönenin son ateşiyle yakılan sigaralar gibi; ayrı düşülen yavuklunun hasreti, yeni bir aşkın kollarında giderildi.
Ve günün birinde Ajda Pekkan, "başı yukarda meydan okuyarak hayata", ayrılıkların üzerindeki o kırık yeniklik duygusunu silip attı:
"Arkanı dön ve çık istenmiyorsun artık" diye kovaladı eski sevgiliyi:
"Bir zamanlar sen de bana acımadın/ yalnız kaldım/ Yıkılmadım ayaktayım."
* * *
Herkes bu çıkışı bekliyordu sanki...
"Ümitlerin ötesindeki o şehir" bir anda tarumar oldu.
Bir baktık ki 20. yüzyılla birlikte, ayrılan yollarda söylenen şarkılar da değişmiş, herkese bir güven gelmiş.
"Aşk dediğin geliyor, geçiyor" diyen Hande Yener, ayrılığın onuncu gününde eski sevgilisine "Yalnız değilim, sıkılmıyorum" mesajı göndermiş.
Nazan Öncel, bir vedalaşmayı "Jetonu mu yoktu, aramadı gitti/ velhasıl bitti" diye özetlemiş.
Sonra jeton da tarih oldu.
Ayrılık acısının ilacı bulundu.
Demet Akalın bir yıl önce "seve seve" ayrıldığı sevgilisiyle "İsim neydi çıkaramadım/ adın neydi hatırlamadım" diye kafa buldu.
Şimdilerde dillerde gezen bir yaz şarkısında ayrılıklara iyi gelecek formülü açıklıyor:
"Hemen yeni bir aşk bulunur, yerin çabuk doldurulur/ Sevgilimi koluma takarım/ Bebek'te üç beş tur atarım/ Olmadı bi de sinema yaparım/ gördüğün gibi çok unutkanım."
* * *
Dedim ya, ayrılığın eski tadı yok.
Şarkılardan belli...

CAN DÜNDAR

OKUDUM -5-KALP- RAM OREN



Yaşam ve ölüm, hekimlik ve suç arasındaki sınırda geçen bir hikâye...Bir hastane, hasta kalpler ve kalplerin bir araya getirdiği insanlar... Amerika'da eğitimini tamamlayıp eşi ve çocuğuyla ülkesine dönen idealist genç doktorun büyük hayalleriyle arasında güçlü, kibirli ve paraya düşkün bir kalp cerrahı durmaktadır. Küçük bir çocuğun kalbi bu iki zıt karakterli doktoru birbirine düşürür. İnsanların mesleki hırsları uğruna ne kadar ileriye gidebildiğini, kötülüklere direnmenin, iyinin peşinde koşmanın ne kadar önemli olduğunu bir kere daha fark edeceksiniz.

Kitabı okumaya yeni başladım daha ilk sayfa bana babamın kalp ameliyatında istenen bıçak parası olayını hatırlattı.
Kitabın 13. sayfası altını çizdiğim not aynen şu.
" Parayı çok seviyordu, paranın ona verdiği gücü ve saygıyı ise daha çok seviyordu."
Demek ki; insanın doğasında, ne kadar çok param olursa o kadar güçlü olurum ve herkes bana saygı duyar zihniyeti var. Oysa; saygı haketmek istiyorsan, saygı göstermesini bileceksin. Para sadece ulaşmak istediklerimiz için bir araç....

Neyse kitaptan altını çizdiğim cümlelere başlayalım;
* sayfa 5 - Burada ( hastanede) bir anda her şey küçülüyor, önemini kaybediyordu, başarıyı amaçlayan hayat maratonu, zenginlik, hayalleri, mutluluk arzusu.... Burada hep yolun sonuna gelme duygusu hakim, buradan herkes evine dönemiyordu.
* sayfa 8 - Her geçen dakika hayat ipi kısalmıyormuş gibi onları bekletiyordu.
* sayfa 13- Emek verdiği ilişkiler sayesinde, muhteşem bir çevre edinmiş.
* sayfa 17- Kendisini iyi bir arkadaş, dost, geçici bir sevgili fakat asla büyük sevgi diyarlarına taşıyacak bir kimse olarak görmediğine emindi.
* sayfa 18- Yüksek kazançlar, zenginlik heyecanını  yitirmesine neden oluyordu.
* sayfa 24- Fakat ben insanlığımı koruyabildim, para benden insanlığımı koparmadı.
* sayfa 27- Heykellerini sunuşunda yıldıran, hayattan kopuk bir tavrı vardı.
* sayfa 29 - Umut ederim ki uğrunda vazgeçtiğim şeyin değerini anlayacaksın.
- Ayrılmayı reddeder gibi, hala bir mucize olacağını ümit ederek.
.............