ORDAN BURDAN

01 Aralık 2017

ORDAN BURDAN

Hepinize merhabalar,

Bir kaç gün hazır yayın girdim bloğa. Ben her zamanki gibiyim. Hala düşmelere devam ediyorum:)) Gülmeyin komşunuza gelir başınıza:)) ben 2 defa güldüm 15 gün içinde 2. defa düştüm. İlkinde ağbim 2 basamak merdivenden düştü, ben de güldüm aynı yerde  bende düştüm. Geçen akşamda bahçede ipe takılıp düşmüş, yine güldüm akıllanmadım. Dün de ben alışveriş merkezinin önünde 2 80 uzanıp resmen yeri öptüm. Vücut ağır olunca sol tarafım acayip ağrıyor.


Oturup dua ettim bir daha gülmeyeceğim. Hatta kurşun bile döktürebilirim.



Modern bir oturma köşesi benim olsun isterdim. Elinde kitap otur ya da uzan...


Cam güzelim sırnaşık hanım eskilerden bir tbt artık gelmez oldu..



Bu günlerde şehrimizde bir sapık aranıyor. İlkokul öğrencisi ufacık bir kızımızı taciz etmiş. Yavrum kimbilir nasıl bir psikolojiye girdi. Umarım ailesi bir psikoloğa götürür. Şehrimizde böyle bir olay yaşanmamıştı hiç, Dışarıdan gelip inşaatlarda çalışanlardan inceleme yapıyorlar. Zaten son zamanlarda bonzai kullananlar o kadar çok ki, ya yerde yatıyorlar ya da yolda yalpalaya yalpalaya yürüyorlar. Polis bir şey yapamıyor, 112 çağırsan bir kova su döküp gidiyor.



Bu da benim kitap bağışı yaptığım ufak bir belediyelik kasabanın bana gönderdiği resim. Buraya kitap bağışı yapmaya devam edeceğim. SİZ DE YAPMAK İSTERSENİZ BENİMLE BAĞLANTIYA GEÇEBİLİRSİNİZ.

Hayırlı geceler, mutlu hafta sonları




ÖZGÜRLÜK YALNIZ KALABİLMEYE DENİR.

30 Kasım 2017

ÖZGÜRLÜK YALNIZ KALABİLMEYE DENİR.





Kafa dergisi kasım sayısından.

OKUDUM POZİTİF DERGİSİ

29 Kasım 2017

OKUDUM POZİTİF DERGİSİ

POZİTİF dergisi ile ilgili açıklamam gereken enerji ve farkındalık, astroloji ve kişisel gelişim konularının yer aldığı bir dergi. Bu sayısı neşe ile kalbin bildiklerini hatırlıyoruz.

Beklentiler eksi gerçekler eşittir hayal kırıklığı.
*****
Para çok ta iyi bir şey ama aslında araç olduğunda.Para araç olduğunda insanlara yardım edebilirsin, gezebilirsin, kitap alabilirsin... Amaç olduğu anda işin içine hırs, ego, başkalarını küçümseme, herkesi kölen gibi görme gibi insani zaaflar gözümün önüne seriliyor.
*****
Aşk iki şey yapar. Önce o egoyu uzaklaştırır, sonra sana bir merkez verir. Aşk muazzam bir simyadır.
*****
Anlaşılmadığını düşünen insanın iki seçeneği vardır, ya kendini yargılar, sorgular ya da karşısındakini. Yargıladıkça sorgular,sorguladıkça da endişeleri artar. Bu duygularını karşı tarafa yansıtmaya başlar, dolayısıyla karşı tarafta ciddi bir duygu karmaşası oluşmasına neden olur.
*****
Çocukluk bir dönem değil, çocukluk hayatın ta kendisi! Çocuk öğrenme duygusudur; keşif duygusu, merak, araştırma, serüvencilik, maceraperestlik, hayal dünyası.... Hayal gücü çocuklarda vardır ve gerçek hayallerin ayak izini takip eder. Bizde ise hayal kurmak nedense, çok aşağılanır.
*****
Geleceğini göremeyen toplumlarda öfke patlaması olur.
*****
Dr. EMOTO, ilk su kristallerini elde ettikten sonra farklı suları inceledi. Örneğin zemzem suyunun ne kadar güzel bir yapıda olduğunu fark etti. Eğer su kristali altıgen yapıda, berrak ve güzelse o suyun sağlığa iyi geldiğini söyleyebiliriz. Mesela musluk suları, içindeki klor nedeniyle bu yapıda değildir.Klor bakterileri öldürse de doğa kanununa aykırıdır, bu nedenlede musluk suları güzel kristaller sergilemez. Çok kirli olmasına rağmen güzel bir kristal gösteren tek su, Ganj nehrinden gelen suydu. Bunun nedenini insanların Ganj nehrinde gerçekleştirdiği ritüellere ve dualara bağlıdır.
*****
Aşk bir öğrenme değil, bir gelişimdir. Senin tarafından ihtiyaç duyulan şey aşkın yöntemlerini öğrenmek değil,sevgisizliğin yönlerini bulmaktır. Engeller ortadan kaldırılmak zorundadır, barikatlar yok edilmek zorundadır, o zaman aşk senin içten gelen varlığındır. Bir kez engeller kaldırıldığında, taşlar yolundan kaldırıldığında akış başlar. O zaten oradadır, pek çok taşın arkasında gizlidir. Fakat aşkın kaynağı hali hazırda mevcuttur. O senin varlığının ta kendisidir.
*****
Hata yapabiliriz. Mühim olan hatadan dönme biçimimizve bunu karşımızdakine yansıtma biçimimizdir.
*****
Hepimiz hayatlarımızda sevgiyi çoğaltmak ve sürekli hale getirmek istiyoruz. Sevginin gücüyle cesaretlenip yolculuğumuzda ilerlerken, onun tüm ihtişamıyla yerleşip çoğalabileceği sağlam bir zemin kurmuş olmak gerekiyor. Yani güven zeminimizi beslemek ve genişletmek gerekiyor. Onun bakımını yapmak, hatta zemin yıprandikça hayatta ilerleyebilmemiz adına onu öncekinden daha sağlam bir hale getirmemiz...


BİRŞEYİ ALIYORSAN BİR ŞEYİ VER.

BİRŞEYİ ALIYORSAN BİR ŞEYİ VER.



Gitgide yükselen bir eşyalar imparatorluğunun, azla da mutlu olabilen mizacımı ele geçirmesini istemiyorum.
Kimsenin çok şeye, ‘bir tane daha’ya ihtiyacı yok.
İnsan büyüdükçe anlıyor, dükkanlarda aradığının başka şey olduğunu.
Eve gidip suluboya yapmanın, bir parfüm daha almaktan daha iyi bir şey olduğunu.
Kasada, parası neyse verdikten sonra, kolaycacık senin olan bir şey, eve götürene kadar eskiyor zaten.
İhtiyaç için almak başka. Onu ayırıyorum. Lafım, ‘bitandaa’lara.
Evdeki sonbahar temizliğiyle, bu konu üstüme üstüme geldi.
Yılların müsrifliğinden utandım.
Kendimi barbi gibi giydirip durmuşum. Halbuki çok az şeyi hep giymişim.
Torbalarda nefes alamamış elbiseler.
Kutularda dolaşmayı beklemiş ayakkabılar.
Tepelerde gökyüzü görmemiş şapkalar.
Kim aldı bunları? Ne düşünerek? Kendini mi tanımıyordu?
Bir ara kitap ayracından, diş fırçasına sahip olduğum (ki hiçbir şeye sahip değiliz aslında o da ayrı konu, onlar bize sahip.
Sonra koşarak yeni sahiplerine gidecekler naftalin kokularıyla) her şeyi yazayım dedim.
Bunun bana vereceği ıstırap o kadar çok olacaktı ki, dersimi alacaktım.
Fakat bu ceza bir insanın kendisine vermesi için ağır geldi.
Ev tıkış tıkış. Kitaplar da üstüme geliyor ama kütüphane inşa ediyoruz diye ona bir şey diyemiyorum.
Kendim için başlattığım bu ‘bitandaa’sız dünyayı, oğluma öğretiyorum.
Kamyon isterse, senin kamyonun var diyorum.
Elindekini sevmeyi, onunla bıkmadan yüzbinlerce kere oynamayı öğrense harika olmaz mı?
Yeninin kokusunun müptelası olmasa.
Bir arkadaşım evine gelen misafiri anlattı. Anne oğul gelmişler.
Oğlan bir buçuk saat bir iple -evet ip- oynamış.
O ip, ev olmuş, TIR olmuş, yol olmuş…
Kim bilir neler olmuş.
Geçenlerde, elini araba yapmış yokuşları çıkan Aziz Arif’in eline araba tıkıştırırken yakaladım birini.
Yapmayın dedim. Onun arabası var. Araba eksiği olsaydı emin olun söylerdi.
Özellikle çocuklara, minicik yaştan, ‘bitandaa’sız
yaşamayı öğretmemiz lazım.
Ne bizim ne de üzerinde yaşadığımız güzel dünyamızın bitandaa’yla baş edecek kaynağı yok.
O bitmez, doymaz bir şey.
Bu yaz, arkadaşımın 5 yaşındaki oğlu bana dönüp ‘you get what you get/ and you dont get upset’ (aldığını alırsın ve hayal kırıklığına uğramazsın) dedi, tekerleme gibi tonlayarak.
Okulda duymuş. Herhalde oyuncakların, evdeki gibi sadece onların değil, başkalarının da olduğu gerçek dünyaya hazırlık için öğretmişler.
Bir iç disiplin tekerlemesi, cebinden çıkarıp hatırlaman için.
Eşyaları tek tek yazmaya üşendim ama, fazlalıkları dağıtıp sadeleştikten sonra, her yeni gelen, bir şeye yol verecek.
Kıyafetlerde de, oyuncaklarda da.
Bir şeyi alıyorsan, bir şeyle vedalaşacaksın.
Ancak böyle boğulmadan yaşayabilir, hatta belki bir gün suluboyaya başlayabilirsin.
Marie Kondo’nun ‘Hayatı sadeleştirmek için, derle topla rahatla’ kitabında dediği gibi, eşyanızı elinize alıp ‘bu bana hala neşe veriyor mu’ diye sormak en iyisi.
Var mı artık sana neşe vermeyenin, başkasına vermesi gibisi?
Yazan: Nil Karaibrahimgil-Hürriyet

EN GÜZEL ŞEYLER EN DERİN ACILARDAN GELİR

28 Kasım 2017

EN GÜZEL ŞEYLER EN DERİN ACILARDAN GELİR

Bir gün şöyle sefa sürsem ya :))
Sabah annemin seslenmesi ile uyananlardanım. Kalk hadi erkenden şu makinayı çalıştır çamaşırlar anca yellenir:)) Kendisinin elektronik aletler ile arası pek yoktur. Neyse makinayı çalıştırdık ağbim ile kahvaltı yaptık. Daha sonra süpürge çalıştırıldı, yerler silindi ve toz alındı. Hava kıpır kıpırdı, evde oturulacak gibi değildi. Biraz bahçe toplandı.



Yağmur yağdığı için sulamaya gerek yok ama kediler dolaştığı için saplarının düzeltilmesine ihtiyaç var.

Yürüyüş yapmak üzere evden çıktım, parkıma gittim çay kahve faslı eşliğinde pozitif dergisini okumaya devam ettim.


Daha sonra parktan ayrılıp terzime gittim eşofman altını tamire vermiştim onu aldım. Markete uğradım aralık dergileri gelmiş mi diye yoktu ama yine de elim boş çıkmadım.


Eve geldim çamaşırları topladım, sobanın yanına çamaşırlığa astım. Ispanak yemeği yaptım bulgurlu. Akşamdan da biraz musakka vardı. 

El işimde eklemelerim bitti, kenar oyası kaldı ,o arada 2 tane film izledim.


KARASABAN

Kate Bowman (Jocelin Donahue), bir süredir uykusunda ölen ve görünür hiçbir sebep bulunamayan insanların ölümlerini araştırmakta olan bir sosyal hizmetler görevlisidir. Yalnız bu kişilerin hepsinin ortak olarak söylediği birşey vardır: hepsi ölümlerinden kısa süre önce uyku felci geçirmiş, kabuslarında kendilerini hiç kıpırdayamadan korkunç bir yaratığın elinde can verirken gördüklerini anlatmışlardır. Olayı daha derinlemesine incelemeye karar veren Kate, bu doğa üstü güçle yüz yüze gelecek, kendisinin ve ailesinin yaşamını kurtarmaya çalışacaktır. 


Gerçek hayat olaylarına dayanan bu filmde; bir rahip, şeytan çıkarma eylemini üzerinde gerçekleştirdiği bir rahibeyi öldürdüğü gerekçesiyle hapis cezasına mahkum edilir; bir araştırmacı gazeteci, bu kişinin aslında zihinsel olarak hasta birisini öldürüp öldürmediğini veya bu iddiaların yanlış olup olmadığını ve onun sadece şeytani bir varlıkla yaptığı savaşı kaybedip kaybetmediğini belirlemeye çabalar. Kendisinin de tecrübe ediyor olabileceği gibi…


Herkese hayırlı akşamlar ben çayım eşliğinde dergi okumaya devam edeceğim.

Başlık KARASABAN filminden