Pırıl pırıl ışıyan Türkçesiyle Hasan Ali Toptaş,
Kuşlar Yasına Gider'de romancılığına yeni bir boyut katıyor: anlatmıyor, söylemiyor; nefeslendiriyor.
Kadirşinas otlarının mırıltısını, of dememenin ilmini, eldeyken kıymetini bilmenin erdemini, ömürden giden günlerin sabrını okudukça zihnimiz, gönlümüz havalanıyor.
"Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır" sözü yankılanıyor kulaklarımızda.
Kuşlar Yasına Gider; atların koşması kadar doğal, kaleme iç çektirecek kadar merhametli bir roman.
"Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü."
Ankara - Denizli arasında sıkışmış kalmış bir yaşam. Hasan Ali Toptaş cümleleri uzatmıyor, dili sadelikle ve büyük bir ustalıkla kullanıyor. Kitabın beni en çok etkileyen yeri ise Aziz Amcanın eşi oldu. İlerleyen sayfalarda duygu yükünün had safhaya çıktığı bir kitapla karşılaşıyorsunuz. İyi ki bu kitabı okudum diyorsunuz. Bir de o kadar çok türkü ismi var ki bunu da derlemişler youtube'tta.
Hırs atına binenler, çoğu kez ne vakit düştüklerini anlayamazlar.
*****
Büyük ihtiyaçların küçüldüğü, küçük ihtiyaçların büyüdüğü döneme yaşlılık diyorlar.
*****
Babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.
*****
En sevdiğin hayvan hangisi, diye sordu.
Azıcık duraksadıktan sonra, en çok kedileri seviyorum, dedim ona.
*****
Eee, el kapısı bu; el kapısı dedin mi, şöyle bir müddet durup düşüneceksin. Hastan olur, gidemezsin icabında. Doğanın olur, ölenin olur, bilemezsin. Haberi bile ulaşmaz sana... Velhasıl, acı biberdir el kapısı.
*****
bazı canlıları yara ölüdürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor
*****
O şahıs her kimse,hırs atına binmiş gidiyor,dedi sonra;düşmesi yakındır senin anlayacağın ...
...
Hırs atına binenler,çoğu kez ne vakit düştüklerini anlayamazlar.
*****
Kendini anlatmak için hayat bazen beklediğimizden hızlı davranıyor.












