OKUDUKLARIM 2021/10 KALBİMİN CAN MAYASI

13 Şubat 2021

OKUDUKLARIM 2021/10 KALBİMİN CAN MAYASI

 

 
 

İnsan Bir Hikayeye Kendini Kaptırdığında, Bir Bakıyor Ki Karşısındakini Anlamaya Başlamış.

“Nedenini bilmeden peşine düştüğümüz duyguların, izini sürdüğümüz tutkuların, hapishanemiz olan korkuların bize bizden önceki nesilden kaldığına kanaat getirdim. Unutmamak, hatırlamak, birbirini tamamlamak için aslında.”

Diken kelebeklerinin göçü altı nesil sürüyorsa ve nesiller birbirinde devam ediyorsa, dağın bu yanıyla öbür yanını, denizin bu ucuyla öteki ucunu, bir kıtanın başlangıcıyla bitimini aynı anda görebilen hangi nesildir?

Kapalı bir kapının iki tarafında iki insan duruyor. Rüçhan ve Nesrin. Türkân ve Mine. Kartal ve Somer. Peki, bir sonraki nesilden Defne ve Somer’in öteki kızı Kiraz kendi aralarındaki kapıyı aralarsa, diğer kapalı kapılara ne olur?

Dün, bugün ve yarın, bir neslin yolunda kesiştiğinde hikâyeler nasıl değişir?

Belki de, Kiraz’ın Defne’ye söylediği gibi bir aynaya tutulur bütün hikâyeler:

“Büyürken, genç kız olurken fark ettim ki, benim annem de sen ve senin annen için öteki kadın.

Annelerimize yaşatılan reddedilişin iki ucuyduk seninle. Rüçhan Hanım’ın ölüme giderken hüzünle baktığı bir aynayız biz. Birimiz aynanın sırrı, diğerimiz camıyız.”

Üç kız kardeş Türkân, Dönüş ve Derya’nın hikâyesi, Ayvalık’ta kaldığı yerden, bağımsız kurgusu ve tanıdık karakterleriyle devam ediyor.

 

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Ben bu hikayeye, Üç Kız Kardeş ile başlamıştım. Burada, Üç Kız Kardeş'in devamı niteliğinde olan bu kitapta, ailenin hikayesi kaldığı yerden devam ediyor. Ve insan bu kadar sahici duyguların, bu kadar sıcak bir ailenin hayat hikayesinde sürüklenip gidiyor.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Anacığımın hep dediği gibi, alnımıza yazılan yazı neyse onu yaşadık belki.

*****

Bir kadın bir kez aklına uzağı koymuşsa ve biri kanadından tutuyor, kendisiiçin yuvasının daha emniyetli olduğunu söylüyorsa belki sadece bir mevsim  o sesi dinler. Ama her bahar uzağa uçmayı hayal ederek uyanır. Uçamadıkça kızgın, öfkeli olur.

*****

Hayat yazıları silik, cadde ve sokak isimleri eksik, yıpranmış bir şehir haritası gibiydi. Han gi sokak, hangi yol ayrımı, hangi kaldırım nereye çıkar, bilemeden yol alıyordu insan.

*****

Önemli olan ne kadar güçlü vurabildiğin değil, önemli olan o darbeyi yedikten sonra ileriye doğru gitmeye devam edip etmediğindir. Kaç darbe alıp hayatta yoluna devam edebiliyorsun? İşte kazanmak böyle bir şey! Kendine inanmaya başlayana kadar kendine ait bir hayatın olmayacak!

*****

Merhamet ölçüsüz olduğunda cehennem ateşinden farklı değildir.

*****

İçki yalan makinası gibidir. İçip de bozulmayana saygı duyarım.

*****

Bir güzelin sakarlığı, aptallığı bile şirin görünür insanlara. Ama çirkinsen başına gelen her talihsizliği hak edecek biri olduğuna inanırlar içten içe. İnsanların sarsılmaz inançları karşısında durabilecek kadar güçlü olmak için çok çalışmam gerektiğini anlamıştım.

*****

Ayrılığın ve acının üzerinden geçen zaman çoğaldıkça özlem azalıyor mu kızım?

*****

İnsan galiba istemeden en çok sevdiğine zulmediyor.

*****

Bir ruhu olmak istemediği yerde tutamazsın.

*****

Aşk her zaman aynı renkte, tazelikte kalmaz.

*****

İnsan yaş aldıkça sakinleşiyor.

*****

Sessizlik iyidir.

*****

Haberci kargalar bayılır insanları mutsuz etmeye.

*****

Üzüm ne kadar acı çeker, ne kadar çileli büyürse şaraba verdiği  lezzet de o kadar güçlü, etkileyici olur.

*****

Her ayrılık biraz ölmektir.

*****

Yaşlanırken acının ta kendisi olan insanlar, acıya genç yaşta yakalananlardır.

*****

Evliliğe herşey dahildir. Hastalık, bakımsızlık, mutsuzluk.

*****

Herkesin aşk, evlilik, mutluluk tanımı kendine göre.

*****

Her şey olacağına varır nihayetinde.

*****

İnsan bir hikayeye kendini kaptırdığında, bir bakıyor ki karşısındakini anlamaya başlamış.

*****

Gerçek çok boyutludur. Yerinden kıpırdamadan gerçeği göremezsin, gördüğün sadece senin baktığın yönüdür.

*****

Özlemek bir yılandı. Hayal kırıklığı dediğinse bir kanadı kırık güvercin; insanın kaburgalarının içinde yaşayan. Vakti gelince uçurmazsan, salmaz da saklar, büyütürsen, sığmazdı çiğerine.

*****

Aşk ne etkili bir ağrı kesici, değil mi? Başlarda öyle. Sonra bir bakmışsın ağrının ta kendisi olmuş. İnsan her aşkta başkasına dönüşürken, aşkın içinde de ne çok değişiyor. Yıllar geçiyor. Sonra bşr bakıyorsun birlikte güldüğünüz şeyler azalmış. Hatta artık birlikteyken gülmez olmuşsun.

*****

 İnsanın ilkleri mutlulukla eşlenmişse onları ömrü boyunca bir daha yaşayamayacağı hazlar zannediyor.

*****

Kırık bir anıyı saklamadan da hikayesini sevebilir insan.

*****

Büyükler çocuklardan daha çok üzülür.

*****

Dul kalmak ne zor bilsen, hele severken.

*****

Kaç yaşına gelirsek gelelim, sol yanımızdaki kalp hep çocuk.

*****

Gençliğimiz hepimizin en değerli hatırası.

*****

Yazarken hatıralar sadece bizimdir zannediyoruz.

*****

Toprakları birleştirerek daha zengin olmak için yuva kurulmaz.

*****

Aşk birlikte başka bir güçlü yapıya dönüşebilmek galiba.

*****

Özveri, ödün, hatır için dediğin…. Hepsi vadeli yatırımlardı. Kiminde çok kazanıyor kiminde kaybediyordun işte.

*****

Sanki ben senin eline konmuş bir kelebektim ve uçmamdan korkar gibi seviyordun beni.

*****

Birine olan kırgınlığın, kızgınlığın üzerine çok düşünme. Düşünce her duyguyu hak ettiğinden fazla büyütür.

*****

Serdar’ın  hayatından benim hikayemi çıkar, ne kalır geriye.

*****

Benim inandığım düzende patron işçisine kahve ikram ederse dünya güzelleşir. Bu ikramın kıymetini bilen, başımın tacıdır. Bilmeyen asla yol arkadaşım olamaz.

*****

Şükürsüz, teşekkürsüz, gayretsiz insan bugün burada bizi mutsuz eder, yarın başka bir yerde kendi mutsuz olur.

*****

Şu yaşam sevinci ne güzel bir kuvvet. Bir çocuğun içindeki o neşe etrafındaki herkese sirayet ediyor. Sonra insan nerede, ne zaman kaybediyor o sevinci de durmaksızın şikayet etmeye başlıyor acaba?

*****

Zeytinin var yılı, yok yılı gibidir insan hayatı.

*****

İnsan yaşam boyu topladıklarını, sahip olduklarını yada sahibi olduğunu sandıklarını kaybederken, arada o sevinci de kaybediyor.

*****

Aşk düşmanlıktan, kinden, mal mülkten yücedir. Kimseyi dinlemez.

*****

Bir evi ev yapan, içindeki sesler ve yemek kokularıymış. Sesler azaldıkça, pişen yemekler de azalıyormuş meğer.

*****

Yemekler hatıralarımıı taşır.

*****

Sevmiyor musun hüznü? Tepende hep bir hatıra bulutuyla geziyorsun.

*****

Kokular canına okuyormuş insanın. Bir koku tek başına elsiz, sahipsiz bir hançer olup, kalbini söküp alıyormuş meğer….

*****

Mutluyken söz verilmemeli, hayal kurulmamalıymış, anladım…

*****

Hayat bir rüyaymış

*****

Hayat bu kadar işte. Kabul etmesi lazım. Veriyor ve sonra verdiğini mutlaka geri alıyor.

*****

Ne kadar zormuş bir gidenin ardından yaşamının kalanını toplamak.

*****

Hayatımızdaki bazı kötü günler, olaylar aslında kalıcı iyilikler bırakıyor.

******

İnsan hafızası, hatırası yazıyla kayda alınmalı. Hele bir de yaşanan olaylar sırasında bizi etkisi altına alan duygu yükleri varsa, insanın yanlış, eksik hatırlaması çok yüksek bir olasılık.

*****

Yapmayı düşündüğümüz, istediğimiz her şeyi imkanımız varken yapalım.

*****

Hayat kendini tekrar ederken, biz hayatta kalanlar biraz daha yıpranırken, dünya hep yeniden başlar.

*****

Mutluluk yaralı büyüyen bir çocuk gibi. B u yüzden hep tedirgin, hep kaçmaya hazır, hep ürkek bir misafir. Uzun bir ömrün sonuna gelebilenler ve genç hayatların bitişine tanık olanlar bu misafirin kıymetini iyi bilir. Kendi haline bırakmayı, geldiği vakit korumayı, çok üstüne gitmemeyi öğrenmiştir zira. İnsan nasıl yaşaması gerektiğini keşke bu kadar acıya hedef ve tanık olmadan öğrenebilse.

 

KİTAPTAKİ ŞARKILAR;

https://www.youtube.com/watch?v=6D1l_8qI4ks

https://www.youtube.com/watch?v=yVkuouJFKLU

https://www.youtube.com/watch?v=mAkc2Juw8hM

https://www.youtube.com/watch?v=Ym4gvZhY6Qc

https://www.youtube.com/watch?v=85lKsSCZm4k

https://www.youtube.com/watch?v=Oh9es4Eh2XM

 

 

  • KIŞ ŞENLİĞİ KİTAP :            16
  • KİTAP SAYFA SAYISI:       440
  • TOPLAM SAYFA SAYISI: 6110
  • EK PUAN                      
TOPLAM PUAN :                  260

BANA KARŞI KONULAN YASAKLAR

12 Şubat 2021

BANA KARŞI KONULAN YASAKLAR

 

 
Yasaklar ile büyüyen biriyim, hatta bazı yasaklar hala devam ediyor diyebilirim, bunun sonucunda da çatışmalar yaşayan biriyim. 
 
İlk yasaklarımdan biri kütüphaneye ve sinemaya gitmeme yasağımdı. Kızlar ve erkekler buluştuğu için yasaktı. Ama her ikisine de kaçak yaptığımı gayet iyi hatırlarım. Eski tarihi kütüphaneye bir defa gittim nasılsa ders yapmak için. Kütüphaneye gitmeyeyim diye ağbimin eve ansiklopedi seti aldığını gayet iyi biliyorum. 
Eski belediye sinemasına da korka korka kaçak yaptığımı gayet iyi biliyorum, erkek arkadaşla ilgilenmekte yasaktı, o tür konulara hiç giremezdim. Okuldan arkadaşlar ile gitmiştik. O da büyük ihtimal ağbimin İstanbulda çalıştığı döneme denk gelmiştir büyük ihtimalle:))
Şimdi ise büyük rahatlıkla her iki yere de girip çıkabiliyorum.
İkinci yasak olarak ise pantolon giymeme yasağım vardı mesela, diz altı yada ayak bileği  etek giyebilirsin ama pantolon giyemezsin. Toplusun ya pantolon yakışmaz zihniyeti var. Yıllarca bunun savaşını verdim, babama çok yalvarıyordum ama ağbim kabul etmiyordu. Yıllar sonra lise yıllarında iken baktım babam bir akşam eve paketle geldi, al bunları bir dene dedi. Baktım içinden 3 tane tayt ( ayak altı destekli taytlar vardı) ve 2 tane tshirt çıktı, pazardan almış. Üzerine uzun tshirt giymem şartı ile bunları ev içinde ve yakınlarda giymeme izin verdiler, ben pantolon için yavaş yavaş alıştırma yapmaya başladım. Neyse bir gün benim taytlardan birini ve tshirtü sınıf arkadaşım emanet istedi verdim bende. Arkadaş bunları giymiş erkek arkadaşının evine gitmiş, onlarda badana yapıyorlarmış, bizimki kalk kapalı boya kutusunun üstüne otur ama kenardan boyalar akmış taytı batırmış. Aynısından çok aradı ama bulamadı öyle kaldı, bir daha da kimseye malımı emanet vermedim.Pantolon hala alamadım ama taytlar ile idare ediyoruz.
Bir başka yasakta çarşıya gittiğim güzergahtı. Kısa mesafe çamlık dediğimiz ağaçlıklı alandı, ağaçların altında ya erkekler kızlarla otururlardı yada tek erkekler içki içerlerdi. ( şu an burası şehrimizin en güzel parklarından biri) Ben çarşıya giderken caminin önündeki yolu kullanmak zorundaydım, arkamdan tembih ederlerdi cami önünden git diye. Neyse ben de o yolu kullanıyorum, yalnız caminin bitişiği ekmek fırını, fırının arabasını kullanan adamda gözleriyle bakarak beni rahatsız ediyor, eve kadar takip ediyor filan:)) cami yolu bile güvenli değil:)) anneme bahsettim böyle böyle dedim o da ağbime söylemiş. Bir gün sabah kalktık kahvaltı yaptık liseye gidiyorum formamı giydim, saat gelsin diye bekliyorum. Babamla ağbimde bahçedeler arabayı çıkarıp pazara gidecekler, annemin sesi geliyor, yapma  bırak diye. Bir baktım ağbim ekmek arabasını durdurmuş içinde adamı ( benim rahatsız olduğum) dövüyor. Sebep geçerken evin önünden yavaş geçiyormuş ve içeri bakıyormuş. Adamı bir daha görmedim.
Bir diğer yasakta kızlı erkekli yapılan çaylara gitmem yasaktı. Herkes hafta sonu çayda eğlenirken ben evde ya temizlik yapardım yada dantel örerdim. Neyse teyzemin kızı İstanbulda ünlü bir telekominasyon şirketinde genel müdüre sekreter olarak işe başladı. Teyzem de ağbime gel seni de oraya işe koyalım pazarcılık yapma dedi. Bizimkiler tamam dedi ağbim İstanbula teyzemin yanına taşındı. ( 1 sene dayandı orada sonra yine evde idi) Ben de fırsat bu fırsat evde yok ya 2 defa çay yapılan mekanlara kaçak yaptım:)) herkesin yanında sevgilisi var bende yok, sonra merak etmez oldum çayları:)) Ağbim hala İstanbulda , fakat bizim insanımızda herşeyi yetiştiren bir insan. Ağbimin izne geldiği bir hafta sonu, ona benim kendim gibi toplu bir erkekle çıkmaya başladığımı hatta nerede gördüklerini söylemişler. Geldi evde beni dövecek, anneme bağrınıyor siz bu kıza sahip çıkmıyorsunuz falan diye. Anlat kim ne görmüş dedim anlattı, o benim sınıf arkadaşım dedim ki gerçektende öyleydi. Düz bir cadde düşünün en sonda erkek öğrenci yurdu vardı Fikri oradan caddede ilerlemeye başlardı, ara sokaktan Figen çıkardı, onları görünce ben çıkardım bahçeden onlara katılırdım. Biraz ilerden de benim gibi toplu olan arkadaşımız Kazım çıkardı caddeye 4ümüzde aynı sınıfta idik, okula birlikte giderdik. Zaten okulda da yakıştırırlardı ama efendi çocuktu gerekene gerekli cevabı verirdi. Okulun iki tonton insanı olarak bayramlarda flamayı bana, bandonun büyük davulunu da ona taşıtırlardı:))) hala karşılaşırız kendi halinde iki kardeşi var, annesi bakıyordu onlara annesi vefat etti şimdi o bakıyor kardeşlerine.
Yüksekokul yılları yine pantolonsuz geçti, evde kaldığım kızların erkek arkadaşları vardı, ben edinmedim arkadaş. Bunlar beraber gezerlerdi, bazen bana da gel derdiler giderdim, ama herkes bir köşeye çekildimi yalnız kalırdım. En iyisi evden çıkmamak derdim, yalnız kaldığım için korkardım dairenin tüm ışıkları yanardı geceleri ya kitap okurdum, ya da dantel örerdim dergilerden model seçerdim onları yapardım. 3 kutucuktan başlama yanlardan arttırmalı yuvarlak bir masa örtüsü ile dantel perde örmüşümdür 2 senede:)))
Yüksekokul bitti işe başladım hala pantolon giyemiyorum:)) bu arada konfeksiyonda kalite kontrol şefinin yardımcısıyım. 6 tane erkek şefin arasında tek bayanım, işe girmemede yardımcı çaycı bir ablamız var kapalı bir bayan, ailece bize gelirler iyi görüşürdük. Çay ocağındayız diz altı etek giyiyorum, haliyle oturunca diz üstü oluyor. Bu bayan beni ikaz etti giymeyeymişim öyle, bende ayak bileğinde etek giymeye başladım:)) o bayan hala benimle ve ailemle diz altı etek giydiğim için konuşmaz. Neyse fabrikada 5 ay çalıştım yemekhanesinin altı atık su deposu imiş, metan gazı sıkışması sonucu patlama oldu, arkadaşlardan çok ölen oldu. Ben de o gün 15 dakika erken çıkmasaydım yemeğe bende patlama anında orada olacaktım. Süresiz izin verildi ve ben bir daha dönmedim.
Sonraki iş yerimde de etek giymeye devam, deneme süresindeyim mesaiye kaldık, iş bitişi şirket bize araba çıkarmadı, bizde 5-6 kişi tek sıra halinde asfaltın kenarından yürüyerek kavşağa ulaşıp oradan otobüse binip şehre geleceğiz. En arkada ben yürüyorum geldi taksinin biri arkadan bana çarptı, hızlıydı, arabanın ön cam patladı, sağ dikiz ayna kırıldı, tampon kırıldı ( sanırsam ben arabaya çarptım:))) ) araba geldiği yöne ters geri döndü kaçtı kim bulamadık. ben sadece havaya fırladığımı, yere düştüğümü ve üstümdeki kanı gördüğümü hatırlıyorum. Sonra kendime geldiğimde yakındaki büyük bir fabrikanın revirinde idim, lojmanlardan doktoru çağırmışlar, doktor benimle ilgileniyor. O günde bütün kıyafetlerim sıfırdı, yeni almıştım, yine diz altı etek giymiştim. Neyse fabrika aracını tahsis ettiler, şehre evime geldim. Elimde de buz poşeti sol bacağıma tutuyorum. Ertesi gün fabrikadan aradılar sigorta olmadığı için tedirginler benim bacak oldu 2 kat, şişti. Abdurrahman bey geldi fabrikadan eve, benim özel hastanede tedavimi yaptırmamı ve tüm masrafı fabrikaya fatura ettirmemi söyledi, öyle de oldu bacağımı yardılar iç kanama yapmış, tüm biriken kanı dışarı akıttılar, rapor 
verdiler. Sonra fabrika da iş başı yaptım sigortam oldu. İnsan kaynakları ve muhasebe bir arada idi. Bir süre sonra bu bölüm İstanbula taşındı, seni de alalım filan dediler ama ben düşünmüyorum dedim. 
Daha sonra babamın izni ile nihayet ben pantolon giymeye başladım,(1995 yılları) daha rahattı oram buram açıldı sorunu yoktu. En son çalıştığım iş yerinde bir kaç defa etek giydim, baktım ortaya Marlıyn MONREE pozları çıkıyor onu da bıraktım:)) depoda çalışıyorum deponun arka kapısıda açık ön kapısıda cereyan yapıyor, odadan dışarı çıkayım giydiğim etek nerdeyse başıma geçecek:)) yemekhaneye gidiyorsun havalanmasın diye elinle topluyorsun, leydiler gibi yürüyorsun falan:)) bir daha da ayağıma etek sokmadım gardrobumda etek yoktur mesela.
Amcamın elini bile öpmek yasaktı:)) uzatmazdı elini öpeyim diye, omzuma dokunur hadi güle güle falan derdi. Bir gün bir kaptım o eli öpmek için bırakmadım bir daha:)) el öptürmez ama düğünlerde gazete kağıdına sarılmış kutu biradan içerdi:)) sonra da dansa kaldırırdı. Rahmet olsun, babam vefat etti 40 gün sonra da o vefat etti. 
 
Yine böyle bir düğünden bir kare:)) Yılını hatırlayamadım ama 2000 li yıllar...rahmetle anıyorum kendisini.
(Bu resmi çok seviyorum, yine kiloluydum, kalbime bir aşk misafir olmuştu ve ben bir sene de 35 kilo vermiştim:)) Aşk duygusu küsüp gidince tekrar aynı kilolara ulaşmıştım.)
 
Konya/Ilgında Babamın amcasının oğlu vardı Mustafa amca o da elini vermez, öptürmezdi mesela....
Yasaklar hala devam :)) evin karşısı fırın oraya geçerken bile uzun hırka giyeceksin falan:)))))) 
İş yeri ile ilgili seyahat yasaklarını nasıl deldiğimi de  bir başka yazıda anlatırım:)))
 
Yasaklar çiğnensin diye yaratılmıştır diyorum bende:)))


 

OKUDUKLARIM 2021/9 KARA DÜŞEN AY IŞIĞI

11 Şubat 2021

OKUDUKLARIM 2021/9 KARA DÜŞEN AY IŞIĞI

 

 

Umut nedir, neye benzer? En dipte olduğunuz anda hayata tutunmanızı sağlayacak bir ip midir yoksa en karanlık gecelerde bile kara aksini düşüren bir ay ışığı mı?

 

Eva ile senfoni orkestrasında kemancı olan eşi Michal’in öyküsü masallardaki gibi başlamıştır. Ancak 1942 yılında Prag şehrini işgal eden Naziler, Michal’i ünlü toplama kampı Auschwitz’e sürgün ettiklerinde masal bir anda dehşet verici bir kâbusa dönüşür. Eşine bir an önce kavuşmaktan başka bir şey düşünemeyen Eva, sonunda çareyi kocasının peşinden gönüllü olarak Auschwitz’e gitmekte bulur.

 

Öte yandan orada hiçbir şey hayal ettiği gibi olmayacaktır. Michal’den tek bir iz bile bulamaması bir yana, kampın insanlık dışı şartları altında yaşama tutunmak neredeyse imkânsızdır. Dondurucu soğukla ve umutsuzlukla savaşan bedeni ranzasında tir tir titrerken, ona yardım elini uzatan ranza arkadaşı Sofie olur.

 

Sofie de Auschwitz’e oğlunu bulabilmek umuduyla gelmiştir. Artık bu iki kadın, bu cehennemde umutlarına ve hayallerine birlikte tutunacak, düşmanla dost olmak anlamına gelse bile birbirlerini kollayacaktır. Fakat Eva’nın bir mucize eseri hamile kalmasıyla ikisinin de hayatları tehlikeye girer. Bundan böyle tek bir amaçları vardır: Kendilerini olmasa bile çocuklarını koruyabilmek ve onlar göçüp gitse bile hikâyelerini tüm dünyaya anlatmalarını sağlamak.

 

Gerçek hayatlardan uyarlanan hikâyesiyle Kara Düşen Ay Işığı, ölümle yaşam arasındaki o ince çizgi üzerinde dans edenlerin yürek burkan öyküsü.

 

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Arkadya'nın en yenisi
Gerçek yaşam hikayelerinden esinlenerek ve hatta belki de parça parça birleştirilerek oluşturulmuş bir kitap.
Tüm bu acı, yokluk , vahşiliklerin yaşanmış olması kalbinize dokunuyor.

 

KİTAPTAN ALINTILAR;

Hayat, biz hazır olana kadar beklemezdi. Çoğu zaman bizi öylece derin sulara fırlatıp atar ve yüzmemizi isterdi. Hazır ol veya olma.

*****

Ben insanların neler başarabileceklerini, hayatta kalmak için neler yapabileceklerini gördüm. Yeter ki istesinler.

*****

Çalışmak insanı özgürleştirir.

*****

Hayatta kalmak için bazen başka yetenekler kullanmak zorundasın. Zeka gibi.

*****

İyilik ne kadar büyükse karşılığı da o kadar büyük olabilirdi.

*****

Eğer hırsızlık yapacaksan, yakalanabileceğin ihtimaliyle yüzleşmek zorundasın.

*****

Eğer bana karşı nazik olursan bende sana nazik davranırım.

*****

Yalancıları sevmem onlar zaman kaybıdır.

*****

İnsanlara sunabileceğiniz tek şey, işlerin birazcık ta olsa iyileşmesini sağlayabilen tek para birimi iyilikti.

*****

Ah tekrar genç olsak,

*****

Prag’da kalamazdım.

Nedenmiş?

Çünkü sen orada değildin.

*****

Eğer kontrol etme ihtiyacı duyuyorsan bu aşk değildir.

*****

Umudun hayatta kalmama yardım ettiğini  söyledim ama asıl yardım eden aşktı.

*****

Yaşadığım uzun yıllardan sonra öğrendiğim tek şey, her uzun gecenin yepyeni bir şafağa gebe olduğudur.


  • KIŞ ŞENLİĞİ KİTAP :            15
  • KİTAP SAYFA SAYISI:       328
  • TOPLAM SAYFA SAYISI: 5670
  • EK PUAN                       30
TOPLAM PUAN :                  250


AĞAÇ EV SOHBETLERİ 77

09 Şubat 2021

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 77

 

 
Bu haftanın konusu UÇUNKUŞLAR bloğu tarafından belirlenmiş. Kendisinin yazısını okumak için tıklayınız.
 
 

ÇOCUKLARA VE GENÇLERE KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI 

Bana okuma alışkanlığını babam ve ilkokul öğretmenim Mediha Hanım kazandırmıştır. Babam rahmetli, ilkokulu  memleketinde bitirmemiş, daha sonra bulunduğumuz şehirde gece okuluna giderek diploma almıştır. Hesap yaparken ben yeni rakamları kullanırken, o arapça rakamlar ile hesabı yapar sonra yeni rakamlardan bana yaptırırdı. İlkokulu 2 yılını başka bir okulda okudum, ilk öğretmenim Hayati bey çok sertti, okuyamayanı yazmayanı tahtaya yapıştırırdı. 3. sınıfa gideceğim zaman evimizin arkasına ilkokul yapılmıştı oraya kaydoldum. 3. sınıfları okutacak 2 öğretmen var aralarında çekiliş yapılacak, ben erkek öğretmene düştüm, başladım ağlamaya diğer 2 sınıfı okutan erkek hocam sertti ya bayan öğretmen istiyordum. Annemin eteğine yapıştım erkek öğretmen istemem bayan öğretmen istiyorum diye ağlıyorum. Son anda okula ataması çıkan bir 3. sınıf daha okutacak öğretmen gelince çekiliş yinelendi ve ben yeni gelen Mediha öğretmenime düştüm. Öğretmenimi çok sevdim, okuma olayını ondan öğrendim. Kütüphane kolu olunca da kitaplar elimin altında idi rahattım. Cin aliler, ayşegül serileri vs  kitapları severek okuyordum. Ortaokulda harçlık olayı artınca paramı kitaplara yatırdım. Fakat annem kitap düşmanıdır halen öyle evde kitap istemez, almış olduğum tüm kitapları Ayten isimli arkadaşıma verirdim. Kendisi bayağı bir geniş kütüphaneye sahip olmuştu. En çok Kemalettin TUĞCU kitapları aldığımı bilirim. Kütüphaneye gitmem yasaktı, kızlar ile erkekler buluşuyordu çünkü:)) Lisede iken de okulun kütüphanesinden yararlandım. Yüksekokulda ise ilk defa kütüphane kullanmaya başladım. Oranın yani şehrin kütüphanesine üye olarak kitapları almaya başladım. En geniş okuma yelpazem yazar olarak orada olmuştur. Ayşe de okurdu kitapları değiş tokuş yapardık. Çalışmaya başladığımda ise kendimaşımdan kitap almaya başladım, evde sadece okumadığım kitaplar vardır, okuduğum kitapları her ay aylık olarak kütüphaneye bağış yaparım.

Geçen gün ağbimin kızı ile telefonda konuşuyoruz, kızı daha yeni okuma söktü ama okumuyormuş ne yapayım hala dedi, sizde kitap okuyun, onun eline de bir kitap verin okusun dedim, umarım başarılı olurlar.