KALABİLDİĞİMİZ TEK YER, ÖTEKİLERİN BELLEKLERİDİR. (AYRILMAK ZAMANI)

12 Nisan 2026

KALABİLDİĞİMİZ TEK YER, ÖTEKİLERİN BELLEKLERİDİR. (AYRILMAK ZAMANI)

 


Travma Sonrası Büyüme Nasıl Olur? Biraz bu önemli konuyu irdeleyelim:
Başımıza gelen her travmatik olayı çözemeyiz. O nedenle bazen o çözemediğimiz konuyla ilgili bağlantıyı kesmek isteyebiliriz. Ben onu çözemediğim için oraya bakmak istemem. Ama olanı değiştiremediğimde onunla nasıl devam edeceğimi bulmam gerekir. Orada o çözemediğim şey varken onunla beraber yoluma nasıl devam ederim? Beni daha az etkilemesini sağlayarak nasıl yoluma devam edebilirim? Olanla yoluma nasıl devam edebilirim? Bu travma sonrası büyümedir.
Burada kabul önemlidir. Kabul başına gelen kötü şeyi kabul etmek değildir. Olayın varlığını kabul etmektir. Bununla birlikte nasıl yoluma devam edebilirim? Sorusunu sormak ve yanıt aramak ‘Travma ile Büyümedir.’
Bu olayın beni daha az etkilemesini nasıl sağlayabilirim. Olay olduğunda o zaten benim için büyük bir şeydir, hemen etkisini küçültemem. Biraz zaman lazım, sonra ben hazır olduğumda yola devam edebilirim. Acı dolu bir olayın etkisini azaltmak istiyorsak bunu da küçük küçük yapmalıyız. Her gün yola devam etmek gerekir. Ve bazen de düşeriz. Acı alevlenir, kocaman olur. Bunlar da sürecin bir parçasıdır. Bir acıdan, bir kayıptan uzaklaşma bir ileri iki geri hatta bazen iki ileri dört geri olabilir. Küçük adımlar motivasyon getirir. Çünkü sinir sistemi çok yavaş çalışır, evren de çok yavaştır. O nedenle travma ile ilgili bir konuda arka arkaya yedi seans yapılmaz mesela...ara vererek yedi seans yapılır. O gün orada yapılan çalışmanın bir süre yerleşmesi beklenir. Tohum gibi. İyileşme de böyledir. Adımlar küçük olursa motivasyon büyük olur.
Travmatik bir olay karşısında baş etme mekanizmaları alt üst olmuş oluyor. Önce :
1- Çaresizlik 
ve 
2- Dehşet 
hissederiz. Bunlar travmanın özellikleridir.
Bunlar bizim benlik bütünlüğümüzü etkiler. Parçalarımızı toplamaya çalışırız. Baş etme mekanizmalarımız altüst olmuştur; çaresizlik ve dehşet içindeyizdir.
Beni benden başka kim ayağa kaldırabilir? Şu da bir hakikattir ki, benlik bütünlüğümü ancak kendim kotarabilirim… Şifacı, terapist, doktor, somatikci... vb ancak destek verebilir. O destek çekildiğinde ne olacak ? Demek ki o destekten yararlanıp benim kendimi buradan çıkartmam lazım. Önce yeniden kendi gücümü hatırlamam, benlik bütünlüğümü oluşturmam, güvenimi yeniden kazanmam gerekiyor. O nedenle çok yavaş olmam lazım. Kırılganım, yeniden ayağa kalkmaya çalışıyorum.
Eğer arkadaşlarınızdan destek alıyorsanız onun da yavaş, sakin ve anlayışlı olması gerekir. Neyi yapamadığınızı söylüyorsa bu yeniden travmatize olmanız demektir. Derhal oradan uzaklaşmayı gerektirir. Belki de hiç çözemeyeceksiniz ancak olayın olduğu zamanda sıkışıp / saplanıp kalınan o zaman ve mekandan çıkmanız gerekir.
Batı modeli bizi buraya sıkıştırıyor. Bul-çöz diyor. Doğu felsefesi ise öyle demiyor; “sen zamanda ileri doğru gitmeye başla, o vakti ve zamanı geldiğinde kendiliğinden çözülür. Bazen hayatın kendisi de çözer diyor.”
Kapitalist düzen sizin her zaman kendinizi eksik ve yetersiz hissetmeniz üzerine kuruludur. Daha fazla yiyecek, kıyafet, ...vb alarak iyileşmenizi söyler çünkü o duyguları kapatmak isteyeceğinizi bilir ve tüketim ile geçici rahatlama sağlar. Doğu Felsefesi ise; “şimdi çözmek zorunda değilsin, vakti geldiğinde çözersin” der. Örneğin: Travma sonrası için yapılan bir somatik deneyimde, bir kişideki duygular diğerini tetikledi diyelim. Bedenle yapılan çalışmalar, konuşma terapilerinden farklıdır, her an uyarılmaya veya kapanmaya geçilebilir. Kendimizde bunları takip etmek çok önemlidir. Özellikle somatik deneyimlemede travmanın ne olduğunu bilmemiz gerekmiyor. Somatik deneyimleme ile sinir sistemi üzerinde düzenlemeler yapılır. Bu birkaç seansta olur... ve yavaş hareketlerle yapılır.
Herkes birbirinin sinir sisteminden etkilenir. O nedenle günlük hayatta da kiminle birlikte olduğunuz çok önemli. Zorunlu olarak olumsuz bir kişi ile birlikte olacaksanız salınım yöntemi çok önemli. Önce kaynak seçmeniz lazım. Kaynak rastgele değil size olumlu gelen, bir şeyi hatırlatan kaynağı seçin. Bu bir obje ya da hayali bir imaj, anı da olabilir. O olumsuzluktan kaynağa gidin sonra yine oraya gelin. [ GİT- GEL ] bu bir salınım hareketi. Böylece o olumsuza girmiyorsunuz. Fiziki bir obje seçmek başlangıçta çok daha iyi. Sonrasında zihninizde de imajine edebilirsiniz. Şamanlar bu tip bir uygulamada hayali olarak koruyucu bir hayvan seçermiş.
Zorlayıcı insanlarla birlikte olduğunuzda oryantasyon ve kaynaklanma yapın. Negatif/olumsuz birisi ile birlikteyken masadaki çiçeğe, peçeteye vb… bakın-sonra kişiye dönün... ancak unutmayın ki, durumun farkındaysanız bunu yapabilirsiniz. Farkında değilseniz yapamazsınız.
Ben bütünün parçasıyım. Ben yoksam bütün eksik. Sen de yoksan bütün eksik. Bu bana da, sana da bazı sorumluluklar getiriyor. O bütünün içindeki etkileşimin bir parçasıyım. Başkalarının sinir sistemi beni etkiliyor. Demek ki benim de sinir sistemim diğerlerini etkiliyor. Demek ki ben de etrafa verdiğim etkilerden, enerjilerden sorumluyum.
Benim varoluşum kutsal, çünkü her birimiz kutsalız. Hepimiz, her şey kutsal varoluşun bir parçasıyız. Kuş, kedi kutsalım diye böbürlenmiyorsa ben de böbürlenmemeliyim. Üstelik ben onlara nazaran daha akıllı olduğuma göre sorumluluğum da var. Yani ben bu bütünün alelade bir parçası değilim.
Hepimizin birbirimize etkimiz var. Nasıl ki instagram' a girdiğimizde her sitede iz bırakıyorsak burada da bir başkasının sinir sisteminde iz bırakıyoruz. Madem ki bu gezegenin bir parçasıyım o zaman benim olumlu ve olumsuz nasıl bir katkım var ? Öncelikle gezegene olan katkım değil de, kendi küçük çevremde nasıl bir katkım var? Bazen yıkıcı, bazen yapıcı bir etki mi ? Daha fazla yapıcı? Ya da daha az yıkıcı mı? tersi mi ? Etkim, rolüm nasıl ?
Birinci derece yakınlarla ilişkide nasıl bir etki yaratıyorsunuz? Kapanmaya mı itiyorsunuz? Açılmaya mı? Çocuklarınız ve eşleriniz kendi kapasitelerini ortaya koyabiliyor mu ? Sizin yanınızda var oluşlarına bir alan bulabiliyorlar mı? yoksa varoluşunu kapatıyor mu? olduğundan farklı mı ortaya koyuyorlar? Bazen kapalı? Bazen açık mı? Yakın çevre veya iş yerimizdekiler nasıl?
Birbirimize gönderdiğimiz enerjilerle birbirimizin açılmasını veya kapanmasını sağlayabiliriz. Gönderdiğimiz enerji kendine bir alan bulur. Hoşgörü, kabul ediş yoksa olduğunuz gibi kabul görmeyeceğinizi hissedince kısmen açılabilir ya da kapanabilirsiniz.
Bize yapılanlardan şikayet ederken, biz başkasına ne yapıyoruz? Kendi mevcudiyetimle başkasının mevcudiyetini baskılıyor olabilirim. Bir başkasını baskıladığımızı fark etmemiz şaşırtıcı olmazdı. Bunun adı EGO’ dur. Fırsat bulduğumuz her an ego bunu yapar…
Yönetmeye çalışmayan hiç kimse yoktur. Karşımızdakini, kendimizden güçsüz bulduğumuz anda bunu yaparız. Bazen bir insanın belli bir yönünü baskılayabiliriz. Bizim yanımızda karşımızdaki insan mevcudiyetini olduğu gibi ortaya koyabiliyor mu? Ya da varlıksal kapasitesi kapanıyor mu? ya da bu kapasiteyi kısmı mi gösterebiliyor? Bunlar önemli konulardır.
Benim şu anki varoluş şeklim etrafıma nasıl bir enerji yayıyor? Huzur mu? Kaos mu ? Yapıcı mı? Yıkıcı mı? Ne kadar katkı sağlıyorum çevreme ?
Ego hep bir kontrol derdindedir. Ego canı yandığında can yakar. Köşeye sıkıştığında da can yakar. Köşeye sıkışınca saldırır. Oysa Bütün ile bir bağlantı yakaladığımızda Bütünün hayrını düşünürüz. Daha bilgece yanıtlar vermeye çalışır, egoyu geri çekeriz.
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:

“EĞER HAYAT SİZİN ARACILIĞINIZLA DÜNYAYA BİR MESAJ VERMEK İSTESEYDİ O MESAJ NE OLURDU ?”

Alıntıdır.


Merhaba herkese, güzel bir hafta diliyorum sizlere. Şu bir kaç gün çok soğuktu, özellikle sabahları kırağı hiç eksik olmadı. Yarından itibaren düzeliyormuş inşallah. Erik ağacı yeşillendi, laleler geçti, sümbüller geçti maalesef, şimdi onların bahçeden temizlenmesi var.
Bahçe ot içinde temizlenmesi lazım önümüzdeki hafta inşallah, hem yürüyüşlere başlamayı hem temizliği düşünüyorum. 


Arkadaşımın oynadığı tiyatro vardı, oraya gittim. Ayın 4 ünde sanat müziği konseri var oraya gideceğim kısmetse. 2 si ve 3 nde de Trabzon günleri var, Kutsi ve Selçuk Balcı geliyor onlara da gitmeyi düşünüyorum.


Bahçe kedim, komşunun yatak odasında doğum yaptı, bebeler halen orada, hava soğuk olduğu için ellemiyoruz. Komşu ara sıra anneyi salıyor, çiş ihtiyacı için:)) bizim bahçeye geliyor, salamla besliyorum, hani kızım bebeler nerede? diye soruyorum, mav deyip komşunun eve dönüyor. 



İnsan, bağ kurduğu yerde iyileşir.
Çünkü insan zihni yalnız başına değil, ilişki içinde şekillenir.
En derin yaralarımız da çoğu zaman bir başkasıyla kurduğumuz ilişkilerde oluşur.
Ve tam da bu yüzden…
iyileşme de yine bir başkasıyla, bir bağın içinde başlar.
Ama bu bağ;
kendini kaybettiğin, tutunduğun, bağımlı olduğun bir yer değil…
kendin olarak var olabildiğin, görüldüğün ve hissedildiğin bir alandır.
Bazen bir ilişki,
bazen bir dostluk,
bazen de bir terapi süreci…
Gerçek temasın olduğu her yerde, insan biraz daha kendine yaklaşır.
Belki de mesele güçlü olmak değil, doğru yerde bağ kurabilmektir.
Sevgiyle var olun ve Sevgiyle iyileşin,
kendinizi önce kendiniz sevin,
bağ kurun kendinizle yeniden, içerde bir yerde bir masumiyet bekler sizi en saf hâliyle ,
O'nun için sarılın kendinize yeniden,
bir adım ile Aşkla kucaklayın kendinizi. 
🙏☕📚🌸🍀🦋🎻🎻🎶🎵💜


Naneler olunca, yeşil soğanda yetişince kuru fasulye bunlarla yapmak şart oldu.


Çiçekleri ekmeye başladık...


Kısa bir migros turu idi....


Sünbül yine baştan ayağa terlere batmış bir halde çıkageldi ve ilkbahar geldi diye haber getirdi.

Baki

Yine gömgök tere batmış çıkageldi çemene
Nevbahar irdi diyü verdi haberler sünbül...



Dışarıda koskoca bir dünya vardı, 
yürüdüm, kendimi aradım içinde. 
Yoktum...

İnci Aral


OKUDUKLARIM 2026/27 REMİL

11 Nisan 2026

OKUDUKLARIM 2026/27 REMİL

 


Meliha Yıldırım, bu kısa romanında, kocasının baskılarından usanmış Nesime’yi, Osmanlı’nın meşhur şairlerini, Zati ve Baki zamanının Beyazıt Meydanı’nı anlatıyor. Kadim İstanbul’u büyük başarıyla canlandıran Remil’i ve Meliha Yıldırım’ın güzel anlatımını seveceksiniz.
“Kaç gündür tasavvuru derin hislerle, onunla bağ kuruyordu. Sokağa bakan kafesli penceresinin önündeki alçak sedirini, üstündeki mor iplikli üzüm salkımlı kanaviçe örtüsünü, aynı kanaviçe işli köşe yastığını, rafa dizdiği billurlarını, Üsküdar tarzı rahibe işi perdesini görüyor ama onu göremiyordu.”

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Divan şairlerini tanımasakta, onların ara ara tercüme edilmiş dizelerini okumak güzeldi.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Gönülsüz aşktan, gönülsüz gazel olur.
*****
Huzursuzluğa yardım etme. Söyleyeceklerini üç gün bekle, öyle söyle; yoksa ateşi körüklersin.
*****
Tatlı dilli olacağım diye uğraşma. Çekil kenara yok ol! Hayatın sırlı harflerine karşılık gelen sayıları çözemezsen aynı hatayı yapar durursun.
*****
Zaten insanın derdini açması zordu. Tanımadığına daha kolay açardı oysa.
*****
Ne zaman gönlüme sevgilinin yanağının hayali düşse, sanki güneş ışığı aynaya düşmüş gibi olur.
*****
Sünbül yine baştan ayağa terlere batmış bir halde çıkageldi ve ilkbahar geldi diye haber getirdi.

Baki

Yine gömgök tere batmış çıkageldi çemene
Nevbahar irdi diyü verdi haberler sünbül...
*****
Bilgili bir şahsın, az bilenden farkı olmayacaksa ne lüzumu var onca çabanın.
*****
İyi söz söylemenin kurallarını sadece sözün niteliklerinde değil, güzel ve uygun söz söyleme sanatını, düşüncenin doğuş ve anlaşılma şartları içinde arardı.
*****
Aynı kanaldan bakmak için niyet önemlidir.
*****
Aşık olurken bile acele etmeyeceksin.
*****
Kâmil bir insanın delili var mıydı? Belki de acı çeken, öyle yaşayandı. Sonuçta kimi hep ağlıyor, kimi hep gülüyordu bu evrende.
*****
Gül hep gülse, bülbül de ağlasa buna şaşılmaz. Çünkü ezelde kimine gül kimine ağla diye takdir edilmiş.
*****
Aşkın yaktığı kalplerin, yıktığı hayatlardan pay aldığını erken tecrübe ettiği için terbiye olmuştu.
*****
İzdivaçta en mühimi muhabbettir, bir hanım için. Âdemi karıştırmayalım. Onun ne yapacağı belli olmaz.
*****
Göz yaşı incilerimi mektupla ona arz ettim; can ipi de o inci yağdıran mektuba sarıldı.

Baki
*****
İlacın yoksa insanlara sonunda zehir verme, yani dost olamıyorsan bari düşman olma.
*****
Aşk olmadan gazel olur mu?
*****
Gönül erinin, en güzel tabiatı aşktır!
*****
Ey Yahya, erenler gibi bela yolunun içinde doğru yolu bul ki, ölümsüzlük çölündeki Kerbela geçidinden rahat geçsin.



YOUTUBE DİNLEDİKLERİM 2026/4

10 Nisan 2026

YOUTUBE DİNLEDİKLERİM 2026/4

 


Fatih ALTAYLI söyleşi


Dr. Alper Hasanoğlu


Deniz yüce başarır


Candan Erçetin 


Mobing konulu bir video, bu konu ile ilgili yaşadıklarımı da ben 2022 yılında kaleme almıştım.


Ağaç ev sohbetleri tekrar başlasa ne güzel olur, hatta eski soruları yineleyebiliriz de.....

BİR İNSANIN HAYATI BAŞKA HAYATLARA DEĞDİKÇE BÜYÜYOR

05 Nisan 2026

BİR İNSANIN HAYATI BAŞKA HAYATLARA DEĞDİKÇE BÜYÜYOR

 


YALNIZLIK mı - TERK EDİLMİSLİK mi 

Nietzsche’nin bu kısa ama derin sözü, insan ruhunun iki farklı hâlini birbirinden ayırır. 

> Yalnızlık, insanın kendisiyle baş başa kalmayı seçtiği, bilincin kendi derinliğine yöneldiği bir durumdur. 
> Terk edilmişlik ise seçilmiş değil, maruz kalınmış bir yalnızlıktır bir yoksunluk, bir eksilmedir. 

İnsan, terk edilmişlikte eksik hisseder; yalnızlıkta ise tamamlanma arayışına girer. 
Ancak bu iki duygunun sınırları, çoğu zaman bulanıktır. Çünkü insanın terk edilme korkusu, en eski hafızasında yani çocukluğunda şekillenir. Psikolojik olarak çocukluk, insanın benlik gelişiminin en kırılgan dönemidir. Sevgiyle karşılanmak, kabul görmek, bir çocuğun ruhsal bağışıklığını oluşturur. Oysa reddedilme ya da duygusal ihmal, bu bağışıklığı zayıflatır. Bu nedenle, yetişkin olduğumuzda yaşadığımız her kayıp ya da yalnızlık anı, yalnızca mevcut olayla değil, geçmişteki eksik sevgiyle rezonansa girer.
Yarayı çocuklukta aramamızın nedeni budur: çünkü asıl yara orada açılmıştır. Nietzsche’nin “terk edilmişlik” dediği duygu, bir varoluşsal eksilmedir. 
İnsan, çocukken bir başkasının sevgisine tamamen muhtaç olduğu için, o sevginin çekilmesi ruhunda “ölüm provası” etkisi yaratır. Yetişkinliğimizde bu deneyimi hatırlamamak için türlü maskeler takarız — başarı, aşk, statü, üretkenlik… Ama her biri, derinlerdeki o eski korkunun üzerini örten birer örtüdür. Yarayı çocuklukta aramak, aslında geçmişi kurcalamak değil; bugünkü benliğimizi anlamaya çalışmaktır. Çünkü insan, geçmişin yankılarından yapılmıştır.
Terk edilmişlik hissi, bizi yalnızlıktan korkutabilir; ama aynı zamanda yalnızlığın öğretmenidir. Nietzsche’nin sözü bu nedenle hem uyarıdır hem davet:  
- Terk edilmişlik bizi kırar, yalnızlık bizi kurar. 
Ve belki de iyileşme, çocukluğun yarasına geri dönüp, o zaman eksik kalan sevgiyi artık kendimize verebilmekle başlar...

Biraz Felsefe Biraz İnsanlık/Biket Al


Hepinize güzel bir hafta diliyorum. Buralar bayağı bir yağmurlu idi, çıkıp dolaşamadık, hele cumartesi tüm gün yağışlı idi. 
Sadece çarşamba günü 81 ilde aynı anda kütüphanelerde toplu okuma vardı, oraya katıldım. 
Pazarlar durgun insan nasıl alışveriş yapacağını şaşırıyor. 
Salı günü doktor randevum var, hastanedeyim. 
Çarşamba kızlar buluşalım diyorlar bakacağız duruma göre. Arkadaşlardan biri bu sene çalıştığı yer anlaşma yapamayınca bir yerle (işyeri hemşiresi) işten ayrılmış, camiye Kuran-ı Kerim okumaya gidiyor, annem ilk işten çıktığımda bana da söylemişti, ama babam felç olunca kaldı. Ben youtube den takip ediyorum, harfleri birkaç sene böyle takip edince unuttuklarımı çözdüm, umarım arkadaşta halleder. 
Bu arada bahçe kedilerimden biri bizim ardiyeye girmeye teşebbüs etti, sokmadım. Sen o gün git bitişik komşunun 2. katına yatak odasına gir ve orda 3 tane bebe dünyaya getir:)) Dün 10 tane yaş mama, 1 kilo kuru mama ve bir büyük baton salam alarak bebeleri görmeye gittim. Bizimki poşette ne var görmüyor, geldi ayaklarıma sürtünüyor, ben onu evde salamla besliyorum salam istiyor:)) bebişleri sevdim biraz. Sonra eve geldim. Komşu bugün tuvalet ihtiyacı için evden çıkarmış, gel kızım deyince koşturdu geldi, salamla besledim, hemen bebelere geri döndü. 1,5 ay sonra kısırlaştırma yaptıracağım veteriner ile görüştüm süreyi o belirledi. 


81 ilde aynı anda okuma projesinde hediye verilen kitabım bu. 


Kütüphaneden okumak için aldıklarım, bu ara okuyamama sorunum var.


_*Gönlümüz nasılsa gözümüz de öyledir.*_
_*İçimizde ne varsa dışarıya bakınca onu görürüz.*_ 📚📚

_İbrahim Tenekeciᝰ✍︎_
☘️


Duraktaki 3 oturağada sahip çıktı beni oturtmadı:))



Migrostan aldıklarım....




Mart ayı kolajım


Mart ayı okumalarım, ramazan dolayısı ile azdı



Hayat, gülmek midir?
Yok, efendim yok...!
Hayat; gülmeyi becerebilmektir.
Karanlıkta ışığı kendin yakabilmektir.
Eline diken batar diye korkmadan, gül yetiştirebilmektir.
Kanamaktan korkup, sevmekten vazgeçmemektir.
Hasrete, mesafelere, ayrılıklara aldırmadan,
Saçlarına çiçekleri takabilmektir.
Acılar şah damarını çatlatıp, kanatana dek,
Ölüme kafa tutabilmektir.!
Hayat; direnmektir efendim...!

Nursel Tosun Tuzlu



Çevrimdışı (offline) olma trendi, dijital gürültüden kaçıp Ana odaklanmayı temsil ediyor.
Dijital yorgunluk, yeni sosyal kırılma noktası. Her bildirim,  her mesaj ve bitmeyen içerik akışının karşısında çevrimdışı olabilmek artık bir tür güç ve seçicilik. Zira Bilgi yorgunluğu, çevrimiçi aktivizm gerçek aktivizme zarar veriyor. Dolayısı ile bağlantıda kalma kültürü yerini erişimi sınırlama kültürüne bıraktı kimimizde. Sosyal erişilebilirliğin prestij olduğu günlerin ardından şimdi ulaşılmazlık, zihinsel alan ve sessizlik yeniden keşfediliyor adeta...Hatta artık bu bir sağlıklı yaşam alışkanlığı olarak konuşuluyor.
Sanal ortam artık yapay zekâ içerikleriyle dolup taşarken, insanlar fiziksel dünyaya dönmenin yollarını arıyor. 
Ama 'Sözde "çevrimdışı olmak" değil. Offline olmak, tıpkı sağlıklı beslenmek, spor yapmak gibi bir yaşam tercihi haline geliyor. Dijital detoks da değil yeni yaşam standardı bu , gittikçe sayısı azımsanmayacak bir çevrede...
"Çevrimiçiyseniz, 
hayatınız çevrimdışı demektir"
düşüncesi ile...
Hepimize çevrimiçi- çevrimdışı kolaylıklar ☘️


https://context.reverso.net/%C3%A7eviri/ingilizce-t%C3%BCrk%C3%A7e/I+was+a+kid


OKUDUKLARIM 2026/26 DÜNYAYI AZALTMANIN MEVSİMİ

01 Nisan 2026

OKUDUKLARIM 2026/26 DÜNYAYI AZALTMANIN MEVSİMİ

 



Fatma Bayram, Dünyayı Azaltmanın Mevsimi ile insanı, eşyanın ve hızın tahakkümünden kurtarıp, hayatın hakikatine başka bir nazarla bakmaya çağırıyor. Ramazan’ı, insanı dönüştüren bir manevi disiplin mevsimi olarak tanımlayan yazar; orucun sunduğu o kutlu açlığı, iradeyi eğiten ve nefsi asli menziline yönelten bir bilinç uyanışı olarak niteliyor.

Gündelik hayatın en sıradan durakları olan yeme, içme, konuşma ve tüketme alışkanlıklarının ruhumuzda bıraktığı derin izleri takip eden Fatma Bayram, ibadetin ritmini hayatın merkezine taşıyor. Okuru, kendi konforunun sınırlarını sorgulamaya zorlayan sorularla baş başa bırakırken; merhamet, nefis, irade feragat ve infak kavramlarını yaşanmışlığın sahiciliğiyle somutlaştırıyor. Modernitenin omuzlarımıza yüklediği yorgunluklara karşı “azalmanın” şifasını öneren bu anlatı, kendi iç dünyasında genişlemek isteyen her okur için bir yol haritası niteliğinde…

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Ramazan temalı bir kitap. Kısa kısa bir çok yazıdan oluşuyor. Önce kendine söylenen, sonra kalpten kalbe geçen bir hitabet hissediliyor.

KİTAPTAN ALINTILAR

Dünyayı azalttıkça ruhumuz kanatlanır.
Dünyayı azaltmak, onun zihnimizde ve gönlümüzde işgal ettiği alanı daraltmaktır. Ona ayırdığımız zamanı ve enerjiyi azaltmaktır. Gönlümüzde yeni sevinçlere yer açmaktır; vermenin, paylaşmanın, kendine hakim olmanın, öğrenmenin, öğretmenin; dostluğun, üretmenin, elden tutmanın, yol göstermenin sevincine.....
*****
Dünyayı azaltmak, dünyaya düşkünlüğümüzü azaltmaktır. Dünyalığı, dünyanın ötesi için kullanmayı öğrenmektir. Bu dünyalık dediğimiz şey ise yalnızca maddi imkanlardan ibaret değildir; beden gücümüz, gençliğimiz, aklımız, bilgimiz, vaktimiz gibi bu dünyanın bize sunduğu bütün imkanları kapsar.
*****
Zihnimizdeki değerlerle Rabbimizin değer verdikleri arasında oluşabilecek tezatlara dikkatimizi çekerek, değerler sistemimizi yeniden gözden geçirmeye çağırır. Bozulan, amacını şaşıran, haddini aşan ve varsa aslına döndürmeye davet eder.
*****
Oruç, Allah ile kul arasında kalan tek ibadet olması sebebiyle bizi evirir çevirir, kendimize getirir, değerleri yerli yerine oturtur. Allah karşısındaki konumumuzu sahici biçimde öğretir.
*****
Bu mektebin (Ramazanın) gayesi rahmettir, mağfirettir, arınmaktır, takvadır; insana eğitilmiş ve beşeri arzuların egemenliğinden kurtulmuş hür bir irade kazandırmaktır. Bu mektepte sahurun bereketi, mukabelenin sevabı, iftarın sevinci, neşesi ve çoşkusu; teravihin rahatı, teheccüdün güzelliği, ibedetin manevi hazzı; imsak ve sabır, oruç ibadetinin himayesi; gündüzün sıyamı, gecenin kıyamı vardır. Kendimizi camide ibadete vakfettiğimiz itikaf; kadrimizi yücelten Kadir gecesi vardır.
*****
Byung-Chul Han, Palyatif Toplum adlı kitabında, acının aslında o kadar da kötü bir şey olmadığını söyler. Elbette acıyı talep etmeyiz; ancak o, insanı olgunlaştıran, geliştiren, kapalı noktalarını açan ve algılarını keskinleştiren bir imkan, bir fırsat olarak da tecrübe edilebilir.
*****
Allah rızası için, hiçbir dünyevi menfaat ummadan vatanını, aileni müdafaa ederken can vermek çok büyük bir makamdır. Bizler Allah'tan kötülüğü, zulmü, haksızlığı ve acıyı talep etmeyiz; fakat bunlarla karşılaştığımızda, onları bir nimete dönüştürmenin yolunu ararız. Çünkü her biri, kendi içinde bir mağfiret ve rahmet kapısı barındırır. Aksi halde, haz alacağımız pek çok şeyi kendimize yasakladığımız oruç, insanı neden ve nasıl geliştirici bir ibadet olsun.
*****
Ruhumuz bizim ekmek teknemiz mesabesindedir. Ruhumuzun iştiyakı nispetinde güzelleşiriz; kulluğumuzun güzelliği nispetinde de bizim için cennet donatılır. Bu nedenle ruhun bakımı ihmal edilmemeli, ihtiyaç duyulduğunda her bir köşesi, itinayla temizlenmeli, ihtiyaç duyulduğunda her bir köşesi itinayla temizlenmeli, ihtiyaç duyulduğunda her bir köşesi itinayla temizlenmeli, yeniden elden geçirilip dayanıp döşenmelidir. Ama ne zaman ? Dünyanın işi hiç bitmez ki içimize dönelim, nereler örümcek tutmuş, nerelerin cilası kavlamış, nereler paslanmış görüp bir elden geçirelim.
******
Ramazan, bizim irademiz olmadan tadilata almaz. Bizim onu seçmemiz, ona doğru yönelmemiz gerekir. Zira insanın seçimi işin içinde değilse, yaptığı hiçbir amelin de gerçek bir değeri yoktur.
*****
Kıyamet gününde Allah'ın bize nasıl muamele etmesini istiyorsak, bugünden itibaren Allah'ın kullarına da öyle davranmaya başlamamız gerekir.
*****
Allah'ın günahlarını örtmesini isteyen bir insan, başkalarında sürekli hata ve kusur arar mı? Aradığını bulduğunda, bunu yaralayıcı ve kırıcı sözlerle açığa vurur mu? Zaten bütünüyle kendimiz üzerinde çalışmamız için bize verilen bu fırsat ayında, gözlerimiz başkalarının kusurlarını ne kadar ve nasıl görebilir ki?
*****
Örtmek için görmek gerekir. Dikkatsizlik, saflık ya da gaflet sebebiyle etrafında olup biteni ayırt edememek; kusurları hiç görmemek gufran değildir. Gaffar olan, kusurları görür; kimin, neyi niçin yaptığının farkındadır. Fakat ifşa etmez, kin tutmaz örter. Hatta bazen, hiç işlenmemiş gibi, kişinin kendisine bie unutturarak izlerini siler.
*****
İçte kapanmamış meseleler, affedilmemiş düşmanlıklar biriktirmek insanı zehirler. Kendilerini ve başkalarını affedememek, Allah'tan her daim af bekleyen insanın en büyük  trajedilerinden biridir.
*****
Allah'ın bağışlayıcılığından ümit kesmek nasıl yanlışsa, O'nun mağfiretine yaslanarak günahlara fütursuzca devam etmek de o kadar yanlıştır. Mağfiret dilemek, yalnızca bir temenni olarak kalmamalı, bu arzu güzel amellerle desteklenmelidir. Kur'ân ve sünnetten öğrendiğimize göre, beş vakit namaz, sadaka ve dua gibi ameller günahların affına vesiledir.
*****
Bizi "hataları örten" olabilmekten alıkoyan şey, başkalarının kusurlarının büyüklüğü değil, kendi ahlâkımızın noksanlığıdır.
*****
Bir amelin kendi başına güzel olması, kabulü için yeterli değildir; aynı zamanda katışıksız, saf bir iyilik niyetiyle yapılması gerekir. İhlâsla....
*****
Bugün, iyiliği iyilik olduğu için yapana; insanlardan hiçbir karşılık beklemeden, hiçbir hesabın parçası olmadan iyiliğe yönelene, bambaşka sıfatlar yakıştırılıyor. Üstelik bütün iyilikleri kaz-tavuk ilişkisi üzerinden hesaplayanlar tarafından.
*****
Ne var ki insan, her daim yeni heyecanların peşinde koşar.
*****
En büyük tanıtım borcumuzun Allah'ın dini için olduğunu bilmek, benliği aradan çektiğimizde Yaradan'ın tecelli edeceğine iman etmek, eski ya da yeni fark etmeksizin yaptıklarımıza ruh kazandırır.
*****
Oruçlu olan kişinin açlığı, O, her türlü imkana sahip olsa bile rabbi bu duyguyu yaşamasını istediği için açtır. Bu, seçilmiş bir açlıktır; bu yüzden isyana değil, empatiye kapı aralar.
*****
Oruç, aynı zamanda helalleri dahi azaltmak için emredilmiş bir ibarettir.
*****
Haramın zerresi de helalin fazlası da zarar verir.
*****
Orucun gayesi takvaya ulaşmaktır. Bu hedefe, gündüz yiyemediklerini akşam biriktirip yiyerek, konuşmayı, harcamayı ve tüketimi artırarak varılamaz.
*****
İnsanı her türlü derde sürükleyen şehvetlerin temeli, yeme-içme ve cinselliktir.
*****
Kur'ân okunur, ezberlenir, anlaşılır, yaşanır ve bütün bunların neticesinde Kur'ân'ın şefatine nail olunur.
*****
Ramazan'da kendimize koyduğumuz hedefler arasında, mutlaka Kur'ân'la ilgili bir hedef bulunmalıdır. Kişisel hatimlerimize ve mukabelerimize ek olarak ezber yapabilir, belirlediğimiz bir mesele üzerinde Kur'ân merkezli bir tefekkür çalışması yürütebiliriz.
*****
Kim Rabbiyle sohbet etmek isterse Kur'an okusun.
*****
İnsan, mutlu olduğu kadar mutlu etmez, mutlu ettiği kadar mutlu olur.
*****
İnsanların iyilik duygularını istismar eden kötülerin en büyük zararı, insandaki merhameti ve kardeşiyle ilgilenme arzusunu zamanla köreltmelerdir.
*****
Anadolu'da yaygın bir dua biçimi "Ceddine rahmet"
*****
Çocuklar, sevdikleri kişinin sevdiğini severler.
*****
Rahmanın has kullarının özellikleri;

Yürüyüşleri mülayimanedir.
Cebbarâne, mağrurâne, kibirli, saygısız, kaba ve haşin değil; sekinet ve vakar ile mütevazıâne, edibane, nazik ve yumuşak yürürler.
Etraflarını iz'ac etmez, eza vermezler.
Hesaplı, saygılı bir tavırla, merhamet kuşanmış olarak gider; çevrelerine emniyet ve asayiş neşrederler.
*****
Tamamı yapılamayanın tamamı terk edilmez.

(Elmalılı)
*****