OKUDUKLARIM 2026/45 GECE YARISI TRENİ

21 Temmuz 2026

OKUDUKLARIM 2026/45 GECE YARISI TRENİ

 


Matt Haig, tüm dünyayı kasıp kavuran Gece Yarısı Kütüphanesi ile aynı evrende geçen, yüreğinize dokunacak yeni bir hikâyeye davet ediyor: Gece Yarısı Treni.

Nora Seed gece yarısı olduğunda ölmemeyi öğrenmişti. Wilbur Budd ise gece yarısı olduğunda yaşamayı öğrenmek zorunda. Bir kitapçı zinciri sahibi Wilbur, 81 yıllık ömrünün çoğunu işine adamış, bu uğurda büyük aşkı Maggie’yi ihmal etmiştir. Yıllar sonra gelen bir telefonla tam umutlanmışken ölüm kapıda belirir. Ancak bu kez bir son değil, bir tren yolculuğunun başlangıcı olarak.

Wilbur bu trenle geçmişine, hayatının en karanlık ve en parlak anlarına doğru ilerleyecek. Tek bir kural var: Geçmişteki halinle asla konuşma. Peki, insan her şeyi berbat ettiğini bildiği o âna geri dönse, kurala uyup izlemekle mi yetinir yoksa başka bir hayat yaşamak uğruna raydan çıkmayı mı seçer?

Gece Yarısı Treni pişmanlıklar, ikinci şanslar ve yaşamak denilen o mucizevi eylem üzerine büyüleyici bir zaman yolculuğu. Hayatınız bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçseydi, siz hangi sahnede durdururdunuz?

“Yüreğinize dokunacak.” –David Nicholls
“Bu adama bayılıyorum.” –Jodi Picoult

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Akıcı bir dilde yazılmış, zamanda yolculuğu içeren bir romandı. Diğer kitaplarını da okuyacağım.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Kalbim paramparça. Ama yaşamaya devam etmek için, bazen de kalbinin kırılmasına izin vermek zorundasın.
*****
Hayaller aleminde yaşamaktan da kaçınmam lazım aslında.
*****
Mutluluk hayatına nasıl baktığına bağlıdır.
*****
Bebeklik yaşamın en iyimser ve saf aşaması olduğu için belki: Bir sıkıntınız olduğunda ağlar ve çözüm beklerdiniz.
*****
Yaşamın sona erdiğinde yaşadığın hayatın içinde seyahat ediyorsun.
*****
Tanrı verilen sözün tutulması gerektiğini söyler.
*****
Kendinle konuşmayı asla denememelisin.
*****
Hikaye kurallara uyarak bir ürün elde etmekten başka nedir ki?
*****
Hikayeler için geçerli olan şey, hayat içinde geçerli.
*****
Disiplin olmadan kendini asla anlayamaz, kendi yolunda kalamaz, son istasyondaki edebiyete ulaşamazsın.
*****
Ama yazarlar durumları değiştirir, kurgular.
*****
Bir kitapevinin düsturu insanların kitaplara aşık olmalarını sağlamaktır.
*****
Kurallar bize yardımcı olmak için vardır. Yaşamın devam etmesi için. Senin kuralların yok. Yalnızca huysuz bir mizacın var. Daha fazla okumalısın.
*****
Bir kitabın içinde sonsuz duygu olabilir ama kitabı bitirip kapatarak kitaplığa geri koyduğunda.... Kabullenmekten başka ne yapabilirsin ki?
*****
Hayatta öylesine geçip giden ve bir daha hiç düşünülmeyen günler vardı. Bir de sonradan gelen her şeyi içlerinde barındıran, çok sevilen, mühim günler vardı. Önümüze serilen geleceğin içinde hep var olan matruşka günler.
*****
Konuşmaya değecek fazla insan yok.
*****
Hiç tanımadığın birini özleyemezsin ki.
*****
Mutluluğun eşiğine kadar geldiği anlarda sıkça olduğu gibi, gerçeklik o mutluluğu elinden kapıverirdi. Onu test etmeyi deneyerek tersine çalışan bir koruyucu meleği vardı sanki.
*****
Tek bir sayfaya bakarak insanları kitap gibi baştan sona okuyabilirdi.
*****
Zaman düz bir çizgide ilerleyemez.
*****
Hayat ancak geriye doğru anlaşılabilir fakat ileri doğru yaşanmak zorundadır.
*****
Edebiyat sabit bir kavram değildir. Seninle şekillenir. Ondan en yüksek faydayı elde etmek için kendini anlamak zorundasın.
*****
Kitapların, çizgi romanların, filmlerin ve müziğin var olmalarının en büyük nedenlerinden birinin de insana bir şeylerden söz etmeden o şeylerden söz etmenin bir yolunu sunmaları olduğunu görebilmişti.
*****
Hayattaki en büyük anlar bazen en küçük anlar oluyor.
*****
Kitap satmanın keyfi, doğru kitabı doğru okurla buluşturmanın keyfi.
*****
Hayattaki konumumu aşan hayalleri olduğunu söylüyorlar.
*****
Hayatın tersine yaşandığını söylerdi annem. Hayatın tadını ancak genç bedende yaşlı bir zihinle çıkarabileceğimizi söylerdi.
*****
Bu yüzden pipoya başlamayı düşünüyorum. Tüm dahiler içer, bilirsin.
*****
Albert'ın söylediği tek bir şeyi biliyorum,
"Özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutku derecesinde bir merakım var."
*****
Hayatın geçmişe bakıldığı zaman netleşmesi ne garipti. Tersine çözülebilen bir bilmece gibi.
*****
Yılların uzunluğu değil, derinliği önemlidir.
*****
Bizi şekillendiren yerlerde daha fazla oyalanıyoruz.
*****
İyi bir hayat yaşamak için bazen de başkalarının beklentilerini ne zaman yok sayacağını bilmen gerekir. Kuralları yıkmak zorunda kalsan da.
*****
Ölüm çok büyük bir maceradır.
*****
Kurallar sıkıcı gelebilir ama tüm roman ve resimler kurallara uyularak yaratılır. Bütünlüğü korurlar.
*****
İnsan çaresizlikten aklına gelen ilk çözüme sarılabiliyordu.
*****
Hayatta yapılan en bariz hatalar sessiz ve gizli bir acının eseridir.
*****
Özrünü mazeretle bozma.
*****
İsraf edecek zaman yok.
*****
Tanıdığın herkesi sonunda kaybedersin ama sevdiklerin aslında gitmezler. Giderler tabii. Ama tam değil. Zihninde yaşarlar. Onları sen canlı tutarsın. Her şeyini kaybedebilirsin ama sevgi kaybolmaz.
*****
Birini iyi tanımışsan, bazı konularda nasıl düşüneceğini de bilirsin.
*****
Bu hayatta sırf yapmamız gerekenleri yaptığımız için sorun yaşıyoruz bence. Hepimiz elalem ne derciyiz.
*****
Bazen sırf yaşamak bile cesaret istiyor sanki.
*****
Arada bir..... ne bileyim..... beni anlayan biriyle konuşmak iyi olurdu.
*****
Özgürlük mü?
Yaşadığı yerin insanı hapsedebildiğini düşünüyorum bazen.
*****
DEVAMI VAR....




YAZILI KARTLAR

19 Temmuz 2026

YAZILI KARTLAR


















 

ÇOBANIN UFKU KEÇİNİN G*TÜ KADARDIR

17 Temmuz 2026

ÇOBANIN UFKU KEÇİNİN G*TÜ KADARDIR



 



“Çobanın ufku keçinin götü kadardır” sözü, kişinin dünyayı yalnızca önünde gördüğü kadar algıladığını ve daha geniş bir perspektif geliştiremediğini anlatır. Sürekli aynı çevrede, aynı düşünce kalıpları içinde yaşayan insanlar, büyük hedefler kurmakta ve farklı bakış açılarını değerlendirmekte zorlanabilir. Bu ifade, insanın ufkunu bilgiyle, deneyimle ve farklı bakış açılarıyla genişletmesi gerektiğini; aksi hâlde sadece günlük meselelerle sınırlı bir yaşam süreceğini vurgulayan eleştirel bir deyimdir.

👏👏👏👏👏👏👏


Mesele çobanlık değil. Mesele, insanın gözünü nereye diktiği.

Bazı insanların bütün hayatı, önlerindeki keçinin götü kadardır. Sabah gözünü açar; komşu ne yapmış? Kim kimi takip etmiş? Kim ne giymiş? Kim bana laf sokmuş? Kim benim hakkımda ne demiş? Sanki evrenin merkezi dedikodu masasının üzeridir.

NASA milyarlarca ışık yılı ötedeki galaksileri inceler; ama insan hâlâ mahallenin, apartmanın WhatsApp grubu tartışmasına hapsolur.

Psikolojide buna dikkat tüneli denir. Beyin, sürekli küçük şeylerle meşgul olduğunda büyük resmi göremez. Satrançta sadece önündeki piyona bakan oyuncu, birkaç hamle sonra mat olur. Hayatta da böyledir. Sadece bugünkü kavgaya bakan, yarınki huzuru kaçırır. Sadece insanların kusurunu gören, hayatın güzelliğini ıskalar. Sadece önündeki keçiyi seyreden, dağın ardındaki baharı göremez.

Bir de ölüm gerçeği var; işte bütün bu küçük hesapların en büyük düşmanı. Çünkü ölüm, senin planlarına göre çalışmaz. Kalp krizi, deprem, bir kaza, tek bir telefon... Hayat bazen tek cümlede değişir. Bu kadar kolay ölünen bir dünyada, mutlu olmayı ertelemek akıl işi değil. Ama ne yapılır? Kahkaha, sevgi, gezip seyahat etme işleri sonraya bırakılır. Yaşamak sonraya ertelenir. Sonra da ömür, tanımadığın insanın ne düşündüğünü hesaplayarak tüketilir. Tuhaf olan; kendi hayatının başrolü olmak yerine, başkalarının senaryosunda figüranlık seçilir.

Stres sadece kalbi yormaz. Bakış açısını da küçültür. Kortizol yükseldikçe insanın dünyası daralır. Daralan dünya ise en sonunda bir dedikodu kadar küçülür. Sonra insan, okyanusun kıyısında yaşarken bir su birikintisinin içinde boğulur.

Mitolojide İkarus gökyüzüne bakmayı seçti. Odysseus ufka bakmayı seçti. Prometheus geleceğe bakmayı seçti. İnsanlığı ileri götürenlerin hiçbiri ömrünü başkalarının hayatını seyrederek geçirmedi. Çünkü büyük insanlar, büyük manzaralarla meşguldür. Küçük insanlar ise küçük hesaplarla.

O yüzden kendine sor: Ben gerçekten neye bakıyorum? Ufka mı? Yoksa ömrümü bir keçinin arkasında mı tüketiyorum?

İinsanın karakteri, baktığı yerden anlaşılır. Kimi gökyüzünü seyreder. Kimi denizi. Kimi kitapları. Kimi sevdiğinin gözlerini. Kimi de ömrü boyunca sadece başkalarının hayatını...



Bu yazıyı çok sevdim ve sizlerle de paylaşmak istedim...



Sami Güner tarafından, Kadıköy vapurunda lodoslu bir günde çekilen bu fotoğraf, Hayat dergisinin 7 Kasım 1958 tarihinde yayımlanan sayısının arka kapağını süslemiş.
Fotoğrafın altında yer alan yazıyı olduğu gibi aktarıyorum:
"Lodos, dolu dolu eser. Âdeta bir şeyler söyleyecek, bir şeyler anlatacak gibi bir hali vardır. Ayağı karada olanlar için şiir, musiki dolu bir rüzgârdır.
İstanbul'un Marmara kıyılarında oturanlar, Adalar'dan, Kadıköy, Haydarpaşa ve Üsküdar'dan her gün şehre inmek mecburiyetinde olanlar için ne ifade ettiğini ise bir Kadıköy vapurundan çekilmiş bu fotoğraf gayet güzel anlatıyor.
Lodosla yapılan bu yolculuklar zaman zaman hayli maceralı olan şehiriçi seyahatleridir. Koca gemi oyuncak tekne gibi sularda çalkalanır, durur. Dalgalar günlerce Marmara kıyılarına baş vurur. Evet dolu dolur eser lodos. Âdeta bir şeyler söyleyecek, bir şeyler anlatacak gibi bir hali vardır. Şiir, musiki dolu bir hali vardır amma ayağı karada olanlar için."
Not: Fotoğrafı çeken Sami Güner, müzisyen Fuat Güner'in babasıdır.


Hepinize önümüzdeki günler için güzel bir hafta diliyorum, ben bildiğiniz gibiyim, bulunduğum şehirde hapiste bulunup asla serzenişte bulunmayan biriyim! Kışlık hazırlıklarına başladık, dondurucuyu fulledik, sadece birkaç kez fasulye ve barbunya koymayı düşünüyorum. Geriye domates sosu, menemen, tarhana ve turşu işi kaldı. Pazarlara devam ediyorum hava iyi olduğu için kışa da Allah kerim derim. 


 Bazen böyle takılıyorum, yürüyüş yapıyorum.


Bazen üfül üfül esen havada asma altında böyle kahve, kitap, gazete ile takılıyorum...


Patcwork çok severim ama sahip olduğum bir şey yoktu, şehrimin durağında minibüs beklerken arkadaki çanta dükkanında instagramda gördüğüm bu çantaları görünce, bıraktım minibüs beklemeyi, dükkana uçtum ve bu çantayı aldım kendime....


Eskiler;

"Çocuğum düşersin" demezmiş, "Düşmeyesin çocuğum" dermiş. Sorduklarında da:

"Ağızdan çıkan söz dua hükmüne geçer" dermiş.

Büyüklerdeki ince edep budur. 🌸




Kütüphaneyi kıskandık:)) bizim neyimiz eksik dedik, arkadaşın annesine ördürttük... 
İnstagram adresi bayanın orgucu_ baykus



Kütüphaneden aldıklarım...



Bu ay aldığım dergiler...


Amin inşallah



Aldığım kitaplarım...





Allah rahmet eylesin...


3 malzemeli fit cheesecake ✨ (2 kişilik)
1 kutu quark
1 yumurta
1 yemek kaşığı fındık ezmesi
Hepsini karıştırın, 180 derecede 20 dakika pişirin.
Soğuduktan sonra üzerine sevdiğiniz meyve püresini ekleyin.
Biz yaban mersini püresi ve Antep fıstığıyla tamamladık. 💜
Afiyet olsun! 

Alıntıdır....


Alıntıdır...

Ergün Arıkdal’dan;

” Duygusal otomatizmanın kurbanı olmayan, putperestlikten elini eteğini çekmiş ve simgelerin özünü yakalamış geleceğin insanı, maddenin kullanılmasını sadece vazifesinin yerine getirilmesi olarak gören insan olacaktır. 
‘İktidar ya da maddi kudret sahibi olma arzusu ve hırsları içinde geçip giden insanlığın sonu ne olacaktır?’ sorusuna verilecek yanıt basittir:

Rabb’ini bileceksin!
Kendini bileceksin!
Tekâmül edeceksin!” …


İnsan, acısıyla tek başına kalmayı ve kaçma isteğinin üstesinden nasıl geleceğini öğrendiğinde, öğrenecek çok az şey kalmıştır.

Albert Camus


Bazı hesaplar hayatınızı değiştirebilir! 
• Farklı dünyalara kapı açın
• Yeni keşifler yapmak için buradayız!

Hoşçakalın....





YAZILI KARTLAR

15 Temmuz 2026

YAZILI KARTLAR