OKUDUM -31- BİZİM DİYAR / SEVİNÇ ÇOKUM

12 Mart 2013

OKUDUM -31- BİZİM DİYAR / SEVİNÇ ÇOKUM
 
 
 
 
 
 
Baharın ruhumuza getirdiği nefis görüntüler, sesler, kokular yoğun bir şekilde günlük yaşamımızda yerini aldı. Dallar gelinliklerini giymeye başladı yavaş yavaş, hem de rengarenk. Aşağıdaki çiçeklenen ağaç dalını işe giderken komşunun bahçesinden kaldırıma sarkmıştı, oradan çektim. Erikler çiçek açtı:)) Annem ve benim en çok sevdiğimiz meyve, tuzla tuzla ye:)))




 Yılın 15. Kitabını da bitirmiş bulunuyorum. SEVİNÇ ÇOKUM ilk defa okuduğum bir yazar. Kitabı almaktaki en büyük etken yarı göçmem ruhlu olmamdan kaynaklandı.

Osmanlının zayıfladığı , meşrutiyet döneminin çöküşünde Rumeli de, hayat bulmuş Gülsüm Hanım ve eşi Ali bey'in, çocuklarının balkanlardaki şaşalı yaşamlarının, bir anda çıkan savaş sonucu bozulmasını ve ailenin İstanbula varan serüveninin anlatıldığı bir roman. Osmanlıya tabi olan tebanın, birden bire hürriyetlerini kazanma anında, Rumelide yaşayan türkleri sırtlarından vurmaları, Hanlarda, konaklarda yaşayan türk ailelerinin göç esnasında yaşadığı zorluklar, ümitler, kayıplar, sanki yazarın akıcı anlatımıyla siz de yaşıyorsunuz. Yine her savaş ta olduğu gibi kahrı çeken kadınlarımız oluyor. Zorunlu göç sırasında neler yaşadılar hepsi kitapta....
Koço nasıl döneklik yaptın da Ali Bey'e sana ekmek verene sırtını dönebildin? Nasıl geçirebildin Ali Bey'in çizmelerini ayağına....
Ya Zeynep varamadan sevdalına nasıl kıydılar sana......Sen nasıl sadık kaldın sevgine böyle...
Mihail nasıl düşman oldun sen birlikte yaşadığın aynı havayı soluduğun Türklere?
Hristo sen bir din adamı olarak nasıl yataklık yaptın çete elemanlarına? Hiç mi içinde Allah korkusu oluşmadı...

Trakyada yaşayan ben, özelllikle bir sayfasında LÜLEBURGAZ ismini okuyunca daha bir heyecanlandım okurken, bu kitaptaki anlatımı güzel buldum. A BRE, MARI buralara has kelimeler kitapta çok sık geçiyor, beni de hemen içine aldı. Aşağıdaki satırlar YAZARIN sayfasından alındı. Diğer kitapları içinde yazarın sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
”Yattığı yerden yıldızları görebiliyordu. Gece kuşlarının ötüşleri bahçeden doğru oraya kadar uzanıyordu. ‘Ey ağustos böceği! Cümlemizde ötersin. Cümlemizde akşama doğru ölürsün.’ Şiir miydi bu, neydi? Nerde okuduğunu hatırlayamıyordu. Çünkü yıldızlar vardı, çünkü böcekler ötüyordu. Geceleri türküler…
          Geceleri Rumeli.. Çökük yıkık köyleri yeni baştan, yeni baştan kuruyorlar… İhtiyarların konuşmaları uykular arasından işitiliyor. O fısıltılar hep Rumeli’yle ilgili. Bağlar bahçelerle, ovalarla donanıyor etrafları ve bir su sesi ince ince akıp yakınlarından geçiyor. Vardar kıyılarında sarı çiçekler… Orada barınanlardan bazıları birer ikişer sokuluyor yanlarına. İşte burası İstanbul’dur. Rumeli bir rüya…”

Kitapta altını çizdiğim cümleleri sizinle paylaşıyorum.

SAYFA 2: Mürekkep yalamayan kişi adam olur mu?
SAYFA 3: Her şey değişiyor, yalnız biz değişmiyoruz.
SAYFA 6: Hürriyet gülüşlere benzer bir şeydir.
SAYFA 9: Kolay değildir kopabilmek eski topraktan.
SAYFA 10: Akıl nerde ise iman orda idi. Haya da aklın ve imanın bulunduğu yerde idi.
SAYFA 26: Dertlere katlanılırdı.
SAYFA 29: Kişi yaşlanınca çocuktan farksız oluyor.
SAYFA 30: Hürriyet önce kendimizi tanımakla başlıyor.
SAYFA 35: Yaşlı ve düşkün bir insanın gönlünü almak sevaptır.
SAYFA 39: Türkler birbiriyle geçinemezler. Yabancıya karşı ise daima hoşgörülüdürler.
SAYFA 43: İzinsiz kuyuya kova salınmamalıdır.
Çocuğun eli kolu bağlanmaz. Sabrı yoktur.
SAYFA 44: Bildiğini niye saklamalı insan.
SAYFA 45: Gözü pek, cesur biri olmalıyım.
SAYFA 51: Her şey kısmetledir.
SAYFA 55: Dünya her zaman güllük gülistanlık olmaz.
SAYFA 60: İnsanlar yaşlandı mı, geçmişteki hataları unutulur. Hele ölünce....
SAYFA 62: İnsan ayrılmamalı toprak işinden. Buraları yeşertmek, ibadet gibidir.
Yoz toprağa bırakılan tohum nasıl yeşersin? Hem tohum çürük olmamalı.....
SAYFA 66: Kız kısmı gizlendiğinde  beğenilir.
SAYFA 68:İçimizdeki ayrılıklar, hırslarımız bizi nereye vardırır?
SAYFA 72: Bir yerde durucu değilsin. Konup göçersin. Göçebe olur senin sevdan bilirim.
SAYFA 73: Dost iken düşman olanlar ellerinden geleni ardına komazlar. Evler yıkar, beller bükerler. Çok zaman uyur  bildiğimiz yılan, toprak üstüne çıkmıştır.
SAYFA 76: Sarhoştu, uymamak lazımdı, yanılıp uydum.
SAYFA 78: Allahın buyruğu neyse o olur. Kim var ki; bela yakasından tutmamış olsun.
SAYFA 81: Bu karanlık çekilir gider, gün gelir evlerimize ümit girer, tasalı durma.
SAYFA 82: Ama öfkeler çabuk yatışıyordu. Herkes birbirini bağışlayabiliyordu.
SAYFA 97: Bir şey saklanmak istense ona göre yer bulunur.
SAYFA 105: Belli mi olur kişinin ne düşündüğü?
SAYFA 110: Adetlerimiz devam etmelidir. Cömertliği içimize gömmesinler. Bizi ayakta tutan budur.
SAYFA 111: Şükrederek yiyin.
SAYFA 112: Zorla güzellik olmaz.
Derdini söylemezsen, bir çare bulabilirmiyim.
SAYFA 113: Kadınlarımızın tahsil görmesini, çeşitli vazifelere girmesini de istiyor.
SAYFA 115: Kimisi belli eder sevgisini, kimisi gizli tutar.
SAYFA 116: Sevinip gülmeyi unuttuk. Sevinsek de tez gelip geçer.
SAYFA 117: Bizi bir araya getirecek olan hürriyettir.
SAYFA 118: Bu ölümlü dünyada .... Karnımız doyuyor, şükredip oturacağımız yerde, her şeyi tasa etmek niye?
SAYFA 120: Devir değişti. Niye başını örtmezsin a kızım?
SAYFA 123: İnsanın mensup olduğu milleti tanıması, kadın hakları kadar önemlidir öyle değil mi?
Ecnebi lisanını bilmek gereklidir elbette. Lakin güzel Türkçeyi kağıtlara dökemedikten sonra neye yarar bu tahsil?
SAYFA 124: Ölüm nasıl beklenir ki... Ona nasıl alışılır?
SAYFA 128: Kusursuz insan olur mu?
SAYFA 130: Her şeyi yıkmak değil mi gayeniz? Yıkın bakalım. Yenisi kurulur mu, kolay mıdır deneyin bir?
SAYFA 136: Memleketin elden çıkmasına göz yuman, benim kardeşim değildir. Düşmanımdır.
SAYFA 139: Öfkemiz sevgimize denktir. Aramızda yalnız öfke, yalnız sevgi olsaydı, işimiz kolaydı.
SAFYA 144: Görün hürriyet için neler göze alınırmış.
SAYFA 145: O kadar kolay değil ölüm....
SAYFA 152: Vatanın bölünmesine, elden çıkmasına göz yumacak olanlar hiç bir zaman bu milletin arasından eksik olmayacaktır. Gül ve diken bir dal üzerindedir.
SAYFA 154: İhtiyarlığı bilmek iyidir. Genç kişilerrin ihtiyarlara ihtiyacı vardır. Geçmiş olmadan geleceğe nasıl adım atılır?
SAYFA 156: Kimsenin gönlüne zorla hükmedilmez ki...
SAYFA 157: Bir baba evladına elini vermekten kaçınmamalı.
SAYFA 160: Annenin evlada söyleyeceği söz hiç biter mi?
SAYFA 161: Kimisinin kısmeti kapalı olur.
SAYFA 162: Benim bildiğim hürriyet kahramanı bir yerde durucu  değildir. Ona hükmedilmez.
Kaybetmeyen yoktur bu dünyada. Eksiği olmayan yoktur.
SAYFA 165: Yalnız başına tenhada dolaşman hoş değildir.
SAYFA 167: İnsana bir acı yüklendi mi ardı kesilmez.
SAYFA 168: Görmeye, kökten başla.
SAYFA 170: Top tüfek kullanmadan da bir devlet yıkılabilir. İçten içe çürüyen bir ağaç düşün. Onun gibi. Diyelim ki elli yılsonra bir ağaç ansızın devriliyor.
Bu yüzden içimizdeki ikilik ortadan kalkmalıdır. Bu yüzden derlenip toplanmalıyız.
SAYFA 176: Yıllar tez gelip geçiyor.
SAYFA 179: Görmeden hissedilmez.
SAYFA 180: Kırgınlığın girmediği ev var mıdır? Bu da gelip geçicidir. Üzme canını.
SAYFA 186: Kapıları kapadık, benlik derdine düştük.
SAYFA 187: Olmak isterseniz hepiniz bir büyük adam! Memleketin başına geçmek istersiniz. Bu kolaydır. Zor olan memlekete sahip çıkmaktır. Onun geçmişine ve geleceğine sahip çıkmak.
Ağaçlar birlikte soyunur, birlikte giyinirler. Kuşlar birlikte göç ederler. Damlalar birleşip de akabilir ancak.
Ya ittihatçı olacaksın, ya itilafçı. Yahut ikisinin arasında fırsat kollayan biri... Kopmuşuz birbirimizden.... Kopmuşuz.....
SAYFA 188: Varlığı tatmakla yokluk bilinmez. Gün gelir çile de çekeriz, kuluz. Doğruların yanında eğriler çoktur.
SAYFA 197: Bir dilim ekmeği nerde olsa bulur insan.
SAYFA 198: Demek mağlubiyete de alışıyordu.
Biz babamızdan düşmana teslim olmamayı  öğrendik.
SAYFA 225: İçimde biri ağlıyor. Hep ağlayacak....
SAYFA 233: Allah ümitsiz bırakmıyor kullarını.
SAYFA 234: Verilmiş sözden caymayız. Sabır gösterin.
SAYFA 235: Bir kenara çekilip ölümü mü beklemeli.
SAYFA 242: Kısmet Gülsüm ana... İnsanın her dileği yerine mi gelirmiş....
SAYFA 257: Harbi kaybettikse bu sizin suçunuz değil! Çürük tahtayla ev kurmaya kalktınız.
Ah oğul kış geçti, ağaçlar dirilmedi, bilirmisin? Bizim o yerlere bahar gelmedi diyebilirim. Duman, ateş ve bela yağdı Rumeli’ye. Ot biter mi oğul toprakta? Tohumlar yok oldu. Rüzgâr alıp çok uzaklara savurdu. Orada yaşadığımız hayat söndü. Tapuları yanımızda getirmiştik neye yarar ki......
SAYFA 259: Düşmanın malı ne yenir ne içilir.
SAYFA 269: Bir şeyin değeri o kaybolmadıkça anlaşılmıyordu.

Bir tarafımız (anneannem)  kurumuş bir dal gibi savrulmuş bu dönemde KARADAĞ bölgesinden kağnı arabaları üzerinde buraya, bizde göçmeniz kısaca.......









OKUDUM -30- DOĞUDAN UZAKTA KİTABI / AMIN MAALOUF

09 Mart 2013

OKUDUM -30- DOĞUDAN UZAKTA KİTABI / AMIN MAALOUF

İNSTAGRAM da STYLOPUNK'un başlattığı mart ayı KİTAPKARDEŞLİĞİ kısmında okuduğumuz bir kitaptı.
-------------------------------------------------------------------
ADAM arkadaşı MURAD'ın ölümü üzerine LÜBNAN'a geri döner. Burada MURAD'ın eşi TANİA'ın isteği ile gençken bir arada oldukları arkadaş grubunu tekrar toplamak isterler. Bu arkadaşları ile bağlantıya geçen ADAM'ın 15 günde bu toplantıyı ayarlama ve geçmişe yolculuk yapmasının anlatıldığı akıcı, okuması güzel bir kitaptı. Her ne kadar bazen tasvip etmediğimiz davranış biçimleri olsa da, beni en çok etkileyen ADAM'ın kendi geçmişine yaptığı yolculuk kısmı oldu. Özellikle HANIM ile arasında kurulan ilişki.
Okumanızı hatta kütüphaneniz varsa yer açmanızı tavsiye ediyorum. 
Asla DOLORES'in konumunda olmak istemezdim:)) 

Kaba kuvvetle ilişkiye maruz bırakılan her şey alçalır. Darbeyi indiren de darbeyi yiyen de aynı kirlenmeyi yaşar.  SİMONE WEIL (1909-1943)

SAYFA 14: Aile girince olay değişir, inanın seçim şansı yoktur.
Gençlik arkadaşı, kardeş yarısıdır. Onu kardeşliğe aldığın için pişman olabilirsin, ama reddedemezsin.
SAYFA 17: Kendi yargılarımdan vazgeçmeden onun içini nasıl rahatlatabilirim.
Suçun cezasız kalması da adaletsizlik kadar ahlak bozucudur.
SAYFA 18: Uzaktan bakarken, hiçbir zarar görmeden hayır denebiliyor; olay mahallinde ise her zaman bu özgürlüğünüz bulunmuyor.
SAYFA 28: Ölümün de kendine has bir bilgeliği var, bazen kendinden çok ona güvenmek gerekir.
SAYFA 34: Bir ruhun derinliklerinde nelerin barındığını hiç kimse kesin olarak bilemez.
SAYFA 35: İnsanlık başkalaşım geçiriyor, neye dönüşeceğini bilmek istiyorum.
SAYFA 36: Tanrı olmak istiyorsan. önce görünmez olmalısın.
SAYFA 39: Önce, göz acip kapayıncaya kadar karar ver! Sonra sabırla kendi içine yönel ve bu tercihin nedenlerini anlamaya çalış.
SAYFA 43: Mademki beni kovmak istiyorlar, ben de gitmiyorum! Gitme vaktini ancak ben, uygun gördüğüm şekilde saptayacağım.
SAYFA 55: Yaşadıklarımı güzelleştiriyorum belki, ama daha fazla ayrıntı hatırlayamıyorum; fakat hisselerimi ve yaşananların damağımda bıraktıkları tadı hatırlıyorum.
Hem ben hem de tüm insanlar için tek önemli şey, dünyaya gelmiş olmaktır!
SAYFA 59: Arkadaşlarının yaşamında hiç kimsenin ve hiç bir şeyin doldurmadığı bir boşluk bıraktığını sana söylememe bilmem gerek var mı?
SAYFA 61: Eğer ortada bir kusur varsa, bu kusurun bana ait olduğunu göstermez.
Her insanın gitmeye hakkı vardır.
SAYFA 62: Başın dik yaşayabildiğin ülkeye her şeyini verirsin, her şeyi, hatta hayatını bile feda edersin; ama başın yerde yaşamak zorunda kaldığın ülkeye hiç bir şey vermezsin.
SAYFA 62: Yüce gönüllülük yüce gönüllülüğü, umursamazlık umursamazlığı ve aşağılama da aşağılamayı doğurur.
SAYFA 62: İnsan geçmişin yok olması karşısında kolay avunur, asıl kaldırılamayan geleceğin yok olmasıdır.
SAYFA 65: İnsanlar sevdiklerinin yaptıkları konusunda asla tam anlamıyla masum değillerdir.
SAYFA 65: Vicdan yumağını çözmek de en az duygu ipliklerini çözmek kadar zordur.
SAYFA 66: Vicdanı olan her varlık yargılama yükümlülüğüne sahiptir.
SAYFA 66: Takdir ediyorum veya takdirimi geri çekiyorum, nezaket ayarı yapıyorum, ek kanıtlar ortaya çıkıncaya kadar dostluğumu askıya alıyorum, uzaklaşıyorum, yakınlaşıyorum yüz çeviriyorum, cezayı tecil ediyorum, her şeyin üstünden sünger geçiriyorum- veya öyleymiş gibi yapıyorum.Muhataplarımın çoğu bunların farkına bile varmıyorlar.
İnsanları gözlemek bende sadece bir iç diyaloğa, kendi kendimle girdiğim sonu gelmez bir diyaloğa neden oluyor.
SAYFA 75: Arkadaş dediğin insanın içini ferahlatır, kafatasını dağıtır, seni daha fazla depresyona sokmaz.
SAYFA 76: Kendini öldürmek kolay değildir, vahşi bir harekettir, insan son anda tereddüt edebilir.
SAYFA 80: Kendi yaşamından söz et, suskunluğa gömülürüm yine.
SAYFA 86: Sahadaki tüm yetkilerini yitirmiş devlet kurumlarından hiç bir medet umulamaz.
SAYFA 105: Saymayı boş ver! geçen sadece yıllar olmadı, ömürler peş peşe ömürler geçti
SAYFA 106: Kimseden bir şey istemememin nedeni bana hayır denmesine katlanamayışımdı; böyle bir riske gireceğime geri durmayı yeğliyordum.
SAYFA 107: Kapının iyi kapandığından emin olmak gerekir.
SAYFA 119: Aşk gecenden söz etmek zorunda hissetme kendini. Çok bayağıca olur bu ve hiçbir sağlıklı insan böyle şeyleri işitmek istemez.
SAYFA 123: Biraz yoldan çık, ama fazla değil ve asıl önemli olanı gözden kaçırma.
SAYFA 124: Parantez ancak bir parantez olarak kaldığı sürece kabul ediliebilir.
Aşmamam gereken bir sınırı aştığımı, bunun  hem insan doğasına hem de semavi yasalara bağlı nedenlerden ötürü kaçınılmaz olarak bedelinin ödeneceğini bana kabul ettiren o gaddar halk inanışından kaynaklanıyor.
SAYFA 124: Ahlaki zorbalıklar önce bedenimizi kıskıvrak bağlayarak zihnimizi de esir alıyorlar.
SAYFA 128: Hayat değerlidir.
SAYFA 133:Yokuşu sakin sakin, baskısız, kendi ritminde tırmanmasına izin vermek daha iyiydi.
SAYFA 144: Her çağın kendi kör noktaları vardır, bizimki de bu bakımdan bir istisna değildir. Gerçekliğin göremediğimiz yönleri var ve kaçınılmaz bir şekilde bir kaç yıl için de her birimiz söyle diyeceğiz: " ben bunu nasıl göremedim."
SAYFA 150: Telefon insanı tuzağa dönüştüren, aldatıcı bir haberleşme tarzıdır. Konuşanların arasına sahte bir yakınlık duygusu yerleştirir; dolaysızlığı ve yüzeyselliği teşvik eder ve benim gibi tarihçiler açısından en büyük sorun ise geride hiçbir iz bırakılmamasıdır.
SAYFA 151: Bir makale yazarken, birkaç kuvvetli fikre sahip olmak yeterlidir; bir biyografi için konuyla ilgili hemen her şeyi okumuş olmak ve uzmanların eleştirilerine açık kapı bırakmamak şarttır.
SAYFA 161: Doğu akdenizli kadim bir bilge, eğer sana yardım eden birisi paranı istemiyorsa, demek ki masraflarını başka bir şekilde çıkarmayı düşünüyor, der
SAYFA 162: Erkek erkeğe kapışma, karşındakini öldüreceğin zaman bile, belirli bir karşılıklı hürmet düzeyini gerektirir; buna karşılık, infazda karşındakini hem öldürmüş hem de aşağılamış olursun.
SAYFA 164: Toplum yasaları yerçekimi yasalarına benzemez, insan genellikle aşağı değil yukarı doğru düşer.
İlkeler insanın palamarları, bağlarıdır; onları kopardığında serbest kalırsın, ama içi helyum gazıyla doldurulmuş ve yükseldikçe yükselen kocaman bir balona benzersin. Balon gükyüzüne yükseliyormuş izlenimi verse de aslında hiçliğe doğru yükselmektedir.
SAYFA 165: Ormana girince, vahşi hayvanların yaptığına bak.
SAYFA 166: Bir arkadaşın suçları seni de kirletir ve aşağılar onları acımasızca yargılamak senin görevindir.
SAYFA 169: Çekip gidenler en kurnaz olanlar.
SAYFA 186: İnsan bir metni yazarken, satırlar eşit aralıklarla birbirini izler ve okuyucular, onları yazan elin kağıdın üstünde kah koşturduğunun, kah hareketsiz kaldığının farkına varmazlar. Matbu sayfalarda, hatta el yazması sayfalar da da suskunluklar iptal edilmiş, boşluklar törpülenmiştir.
SAYFA 187: Söylenmiş kelimeler unutulabilir, ama duygusal bellek silinmez.
SAYFA 188: Bizimki gibi toplumlarda utanç zorbalığın bir aracıdır.Dinler boynumuza  yuları geçirmek ve yaşamamıza engel olmak için suçluluk ve utancı icat etmişlerdir! Eğer erkekler ve kadınlar ilişkileri, duyguları hakkında serbestçe konuşabilselerdi, tüm insanlık daha gelişkin, daha yaratıcı olurdu. Eminim bu da bir gün olacak!
SAYFA 189: Bir kabuk ağırlığı oranında koruyucudur ve etini çıplak bırakmayı göze almadan ondan kurtulamazsın.
SAYFA 190: Tek bir bakışta her şeyi birden kucaklayamazsın.
SAYFA 210: Serseriler  serserilik yaparken kendileriyle barışıktırlar; koşulların serserilik yapmaya ittiği dürüst insanlar ise vicdan rahatsızlığından ötürü kendilerini yiyip bitirirler.
SAYFA 212: Bir adam dünyadan elini eteğini çekmeye karar verdiğinde, bu fiziksel şiddet içermese de intihar gibi bir şeydir.
SAYFA 215: Ben evlilik konusunda açıkgözlülüğün fazla bir  işe yaramadığını, bunun gözleri bağlı çekilen bir piyango olduğunu ve doğru veya yanlış numaranın çekildiğinin ancak sonradan anşaşıldığını söyleyerek onu avutmaya çalışıyordum.
Düğünden önce damatla gelinin hiç karşılaşmadığı, hayatlarını birleştirmeden önce aş başa kalma imkanını bile bulamadıkları geleneksel çevrelerde evlilik yemek sonunda ikram edilen çin kurabiyelerine benzer. Birini tesadüfen seçersin, içindeki kağıdı açarsın ve o da sana geleceğini söyler. Daha gelişmiş çevrelerde tanışılır, kağıt üzerinde birbirinin değerini ölçme fırsatı vardır. Ama fiiliyatta  hemen hemen aynı ölçüde yanılma payı bulunur. Çünkü evlilik belalı bir kurumdur.
SAYFA 216: Düğünden öncesi oyun mevsimidir; sonra ciddi ve karanlık ve üzücü şeyler başlar.
SAYFA 230: Başlamak için her zaman bir bahane gerekir; ama bahaneye takılıp kalırsan işin özünü kaçırırsın.
SAYFA 230: İnsanların çoğu, beşikten mezara kadar tüm ömürlerini dünya nereye gidiyor ve bizi nasıl bir gelecek bekliyor sorularına hiç vakit ayırmadan geçiriyorlar.
SAYFA 241: İnsanın böyle tepesi atınca çekip gitmeye hakkı yoktur.
SAYFA 241: İnsan tanrıya inanıyorsa, onun her yerde olduğuna iman etmek zorundadır.
SAYFA 241: Ben, bugün dinin her yere sokulmasına ve her şeyin onunla gerekçelendirilmesine öfkeleniyorum. Böyle giyiniyorum. çünkü dinim böyle istiyor. Şunu veye bunu yiyorum, çünkü dinim böyle istiyor. Arkadaşlarımı terk ediyorum ve hiçbir izahat verme ihtiyacı duymuyorum, çünkü dinim çağırıyor.
Dini her işe karıştırıyorlar ve ona hizmet ettiklerini sanırken aslında kendi ihtirasları veya kendi delice hevesleri için dini kullanıyorlar.
SAYFA 242: Din elbette önemli, ama aileden, arkadaşlıktan, sadakatten daha önemli değil. Ahlakın yerine dini geçiren insanların sayısı durmadan artıyor. Sana caiz olandan ve olmayandan, mübahtan ve mekruhtan söz edip sözlerini alıntılarla destekliyorlar. Bence neyin dürüstlüğe veya adaba uygun olduğuyla uğraşsalar daha iyi ederler. Bir dinleri olduğu için ahlak ihtiyaçları kalmamaış gibi davranıyorlar.
Günümüzde oruç tutmak yetmiyor, herkese oruç tuttuğunu göstermek ve tutmayanları da göz hapsine almak gerekiyor.
SAYFA 243: Bizim evimize birileri geldiğinde mutlaka gözlerine bakarım. Ve düşüncelerini kestirmeye çalışıırım.
Hayat karşısında bir duruş söz konusudur.
SAYFA 245: Tanrının Araplara petrolü onları ödüllendirmek için değil, sınamak, hatta belki de cezalandırmak için verdiğini söylüyordu. Petrol, gerçekten bir lanet.
Petrolün mutlu ettiği tek bir ülke biliyormusun? Hepsini gözden geçir. Petrol patrası her yerde iç savaşlara , kanlı sarsıntılara yol açtı; kaprisli ve megaloman yöneticilerin öne çıkmasını kolaylaştırdı.
SAYFA 261: Olup biten her şey daha önceden olup bitmiş bir şeye mutlaka benzer.
SAYFA 262: İnsan herkesin gözü önünde cereyan eden bir dizi aşağılanmadan sağ salim çıkamaz.
SAYFA 281: Tatsız işlerle karşılaşınca tabi ki onların üstesinden gelinmeli, ama bu işlere bir an önce kavuşayım diye koşturmaya da gerek yok.
İşi zamana bırakacağım.
SAYFA 262: Aşırı beklentilere gidersek mutlaka hayal kırıklığına uğrarız.
SAYFA 287: Dünya, Tanrının aldatılabileceğini ve ellerinin temiz kalması için öldürmemekle  çalmamanın yeterli olacağını düşünen acınası insanlarla dolu.
Erkekler çoğunlukla günlük yaşamlarına görünmez iplerle bağlıdırlar.
SAYFA 288: İnsanın kendi iç hesaplaşmalarıyla tamamen baş başa kalmak istediği anlar vardır ve o noktada en küçük bir dış müdahale bile saldırı gibi algılanır.
SAYFA 293: Erkekler sandıklarından daha korunaksızdır.
SAYFA 301: Hayatlarını bir cerraha emanet eden hastaların güven verici birine, yani bir erkeğe ihtiyaç duyduklarını söylüyorlardı.
SAYFA 303: Beni hayatın yönlendirmesine izin vereceğim.
SAYFA 314: İnsan okumayı seviyorsa, iki göz ,iki eştenten daha yararlıdır.
SAYFA 315: Bir insanın inançları öyle emrettiği için şu veya bu içecekten, şu veya bu besinden uzak durması, saygı duyduğum bir tavır. Ben bunun başkalarına dayatılmasını, hele bu işe hükümetletin karışmasını kabullenemiyorum.
SAYFA 316: Birçok Avrupalının bir karısı, bir metresi ve her ikisinden de çocukları vardır; ama İslam iki karı alabilirsin der demez, çifte evlilik fikri utanç verici, garip, ahlaksız bir olay halini alır ve gayrimeşru ilişki saygıdeğer olarak gösterilir.
SAYFA 322: Yenikler her zaman kendilerini masum kurbanlar olarak göstermek eğilimindedirler. Ama bu gerçeğe tam uymaz, hiç te masum değildirler.
SAYFA 323: İnsanlar her çağda, kendi düşüncelerinin sonucu olduğuna inandıkları görüşler dile getirir ve duruşlar  benimser, halbuki bunlar aslında çağın ruhundan kaynaklanır.
SAYFA 329: Umutsuzlukta haklı çıkacağımıza, umutta yanılalım.
SAYFA 331: Bir ilişki soylu kalmak için tüm seyrini tamamlamalıdır.
SAYFA 333: Matemdeki insanlar öylesine bitkin düşüyorlar ki başlartına gelen felaketi düşünmeye mecalleri kalmıyor.
SAYFA 335: Tüm ömrümüzü, daha sonra, daha sonra, şu iş hallolduğunda, şu ödeme geldiğinde, şu tarihten sonra, evimiz boşaltıldığında diye diye geçirdik.
Her anın kıymetini bilin! Şu veya bu bahaneyle mutluluktan vazgeçmeyin! İstifade edin!
SAYFA 337: Her birimizin kendi pişmanlıkları var ve kimsenin diğerine taş atacak hali yok.
SAYFA 349: Pek çok insan büyüdükçe masumiyetten kuşkuculuğa geçer; yolun tersine katedildiğine az rastlanır.
SAYFA 351: Bir insan bildik yolların dışına çıktığında, ona sanki tehlikedeymiş, bir zindancının, bir istirmarcının veya kendi yoldan çıkışının kurbanıymış gibi davranma eğilimine zaman zaman kapıldığımız doğru.
SAYFA 371: Siz savaş dulları için dikilmiş bir anıt gördünüz mü hiç?
SAYFA 373: Saklayacak bir şeyin varsa cevap vermeyebilirsin.
SAYFA 375: İşin iyi gitmesi için vazgeçilmez olduğunu düşünüyor ki, bence biraz abartılı bir düşünce.
SAYFA 375: Ben iflah olmaz bir oburum ve bundan utanmıyorum. Yemek yemeyi sevmek Tanrının bir lütfu.
SAYFA 381: Anılarım gerçeğe uyuyormu, yoksa ben mi onları güzelleştirmişim, merak ediyorum.
Anıların dünün gerçekliğine uygun olsalar bile, bugünküne uymayacakları kesin.
SAYFA 383: Cemaatinize göre düşünüyor bile olsanız, en azından kendi başınıza düşünüyormuş gibi yapın.
SAYFA 384: Edep öldü. Bin dokuz yüz on dörtte.
SAYFA 385: İnançlarımız, arkadaşlarımız, bedenimiz, hayat, tarih tarafından ihanete uğramak bizim kaderimiz.
SAYFA 387: İtiraflar karşılıklı olmalı.
SAYFA 388: Benim öykülerimin başka birinin ilgisini çekebileceğine inanmakta hep zorlanırım.
Saklayacak hiçbir şeyim yok. Daha doğrusu var da, kendimden neyi gizliyorsam başkalarından da o kadarını gizlerim.
SAYFA 394: Gülmenin avantajı, kederden mi, sevinçten mi, hasretten mi, empatiden mi, yoksa sadece dostluktan mı olduğunu seçmeye gerek kalmadan gözlerimizi yaşartabilmesiydi.
Baraj yıkıldığına göre suyun akmasına engel olamazsın.
SAYFA 400: Bir kadının karşısında başını yere eğmek te haklısın. Bu iyi bir terbiyenin işaretidir.
SAYFA 403: Bir okumanın büyüsü , bir de kitaplardan söz etmenin büyüsü vardır.
SAYFA 415: Kendi hasretlerimin içine gömülü olduğum için, tanıdığım insanların hasretlerine nadiren dikkat ediyorum.
SAYFA 423: Adımda doğmakta olan insanlığı taşıdığım doğru, ama ben nesli giderek tükenen insanlığa aidim.
SAYFA 432: Bu dünyada yapılan her şeyin öteki dünyada karşılığını bulacağını, sadece anneye babaya davranış biçiminin bunun dışında kaldığını, bunun cezasının veya ödülünün bu dünyada alınacağını söylüyor.
SAYFA 433 : Kullanım klavuzunu biliyorsan hayatını cehenneme cevirmiyorlar.
Herkes kendini gerçek kimliğiyle göstermek isteyip istemediğine ve bunu kimin önünde, ne şekilde yapmak istediğine kendi karar verebilmeli. Seni zamansız açıklamalara zorlayanlar arkadaşın olamaz. Edepli insanlar seni sıkıştırmazlar.
Herkese kendi duyabileceği kadarını söylüyorum. Duymak istediğini değil duyabileceğini.
SAYFA 435: Aşktan söz etmek ne kadar soylu bir işse, aşklarını anlatmak ta da o ölçüde bayağılıktır.
SAYFA 442: Laikliğe varıncaya dek inançlı olan da, ateizme varıncaya dek dindar olan da batıdır. Burada DOĞU AKDENİZ de inançlarla değil, aidiyelerle ilgilenilir. Dinlerimiz ve mezheplerimiz birer kabile, dinsel gayretimiz de bir milliyetçilik biçimidir.
SAYFA 443: En yüce değerin laiklik olduğunu unutmamak gerek. Eğer dünya bu değerden uzaklaşır ve dine dönerse, bu onun gerilediğini gösterir.
Komünizim insanları eşitlik adına köleleştirmişti, kapitalizm de ekonomik özgürlük adına köleleştiriyor.
SAYFA 444: Yirmi birinci yüzyılın iki büyük musibetide radikal İslamcılık ve radikal İslamcılık karşıtlığı olacaktır.







GÜNAYDIN

07 Mart 2013

AŞK

05 Mart 2013

AŞK





DOĞUM GÜNÜN VE MESLEK ANALİZİN

01 Mart 2013


Her sayı meslekler ve belirli bir grupla ilişkilidir.
ÖRNEK: DOĞUM 25/12/1983
TARİHİNO: 25 = 2 +5 = 7
AY: 12 = 1 +2 = 3
DOĞUM YILI: 1983 = 1 +9 +8 +3 = 21 = 2 +1 = 325.12.1983 = (2 +5) + (1 +2) + (1 +9 +8 +3) = 7 +3 +3 = 13 = 1 +3 = 4
SAYISI 4 - kişisel bir koddur.
Kişisel kodlara göre meslekler,
1. Meslekler: Bankacılar, sekreterler, doktorlar, hükümet yetkilileri, kamu memurları, kuyumcular, sanatçılar.

2.Meslekler: Doktorlar, sosyal hizmet uzmanları, sanatçılar, kaşifler, filozoflar, hizmet işçileri, çiftçiler, aktörler.

3.Meslekler: Yöneticiler, askeri, gümrük memurları, cerrahlar, atletler, yarış arabası sürücüleri, gazeteciler

4.Meslekler: Analistler, gazeteciler, öğretmenler, yöneticiler, satış elemanları, memurlar, şifacılar, Bilgi Hizmetleri çalışanları, satış temsilcileri, doktorlar, inşaat işçileri.

5.Meslekler: Avukatlar, reklam ajansları, finansörler, hükümet görevlileri, psikologlar, yazarlar, rehberler, tercümanlar, bilim adamları, öğretmenler, girişimciler.

6.Meslekler: Kozmetik, tasarımcılar, diplomatlar, avukatlar, doktorlar, lokantacılar, fotoğrafçılar, bankacılar, müzisyenler, sanatçılar, yazarlar, sanatçılar, kuyumcular.

7.Meslekler: Danışmanlar, stilistler, Emlakçılar, inşaatçılar, avukatlar, psikologlar, satış temsilcileri, banka çalışanları, çiftçiler, madenciler, doktorlar, tarihçiler, hükümet yetkilileri ve tasarımcılar.

8.Mesleği: Pazarlama, finansörler, mucitler, nükleer enerji, sosyal çalışmacı, sürücülerin, mekanik, mühendisler, öğretmenler, dansçılar, doktorlar, reklam alanında uzman.

9.Meslekler: eczacı, kimyager, bilim adamları, müzisyenler, şairler, aktörler, şifacılar, petrol endüstrisi işçileri, denizciler, özel müfettişler, psikolog, avukat.