YAŞ ALDIKÇA SADELEŞİYOR İNSAN...

06 Ekim 2021

YAŞ ALDIKÇA SADELEŞİYOR İNSAN...

 

 
 

Küçük şeyler iliştirdim
İçten bir gülüş
Biraz kahve kokusu
Az müzik sesi
Bol şekerli umutlar
Satır arası mutluluklar
Ve noktasız cümleler
Bir fincan kahve kırk yıla sığmaz...
Dostluğa yıllarla sınır koyulmaz..
 

EKİM gelmiş...
Tam zamanıdır,
Evin, ailenin,
Uzun gecelerin,
Tatlı, hoş sohbetlerin,
Tarçınlı salepin,
Çayın, kahvenin...
Zamanıdır,
Kestanenin,
Lüferin, İstavritin,
Elmanın, narın...
Limonlu ıhlamurların,
Ansızın bastıran yağmurların,
Buğulanan camların,
Camlara çizilen umutların...
Ve tam da zamanıdır,
Dışardaki soğuktan bihaber,
Gönülden, sıcacık mutlulukların...
Hoşgeldin EKİM !

T.Tuğba Baş
 


Merhaba herkese, nasılsınız? Umarım herkes iyidir.
Artık kışa yavaş yavaş yaklaşıyoruz. Buralar çok rüzgarlı, kışlıkları çıkarıp yazlıkları kaldırdım, kullanılmayacak olanları 2. el belediye kutularına koydum.  Kapı girişindeki çiçekliği dayım yıkın dedi, tehlikesi var takılan düşer dedi, düşündük haklıydı ağbim bir kere takılıp düşmüştü. Kendi halinde olan bize bahçe işlerinde yardımcı olan bir bey var, annem orasını yıktırdı. İçinde benim soğanlı çiçeklerim vardı, onları topraktan ayırıp uzun çiçek saksısına ektim.
Ceviz ağcının bir dalı kesildi. İncir ağacı kökünden kesildi, onların odunları vardı, odunluğa taşıttık. Biraz da bahçedeki otlar, yapraklar temizlendi. Geçen gün belediye başkanı mahallede toplantı yaptı temizlikle ilgili konuştu, biraz dinleyip kalktım. Bence imkansız bir olay, romanlar bu konuda dikkatli değiller, ben cam şişeleri cam kontetynırına atıyorum,onlar benim bahçe duvarında bahçe betonuna patlatıyor,  plaştik şişeleri ya sütçüme veriyorum ya da poşetle bahçe demirlerine asıyorum, plastik toplayanlar alıyor, gazete odunlukta biriktiririm. Önceden soba kulanırken yakmak için kullanıyorduk fakat artık kullanmıyoruz, orada birikiyor daha sonra belediyeye telefon açıp vereceğim onları da. Ama romanlar ellerine ne geçerse yer içer atığını yere atarlar, karşıda çöp konteynırı var onu kullanmazlar. Yerler çöp maske dolu, şimdi arkamızdaki okulda açıldı.Ufak roman paleler okuldan çıktığında maskeleri yere atmaya başladılar... Velhasıl kelam adam olmazlar...
 

 Annem kasımpatıları budamış, bari hiç olmazsa elimizde açık bir tane olsun dedim, saksıda kasımpatı aldım.


Ağbim dereotlu poğaça istedi, ben de elimdeki tarife dereotu ekledim:))

- 250 gr tereyağı (eritmeden labne ile karıştır)
- 1 ufak paket labne peyniri
- 1 paket kabartma tozu
- 2,5- 3 bardak un
- 1 yumurta sarısı üstüne akı içine
- üstüne çörek otu
- tuz
- kıyılmış dereotu
 
içine;
lor yada zeytin ezmesi
 

Yanına bir de kek ekledim.
- 3 adet yumurta
- 1,5 su bardağı şeker
- 1 su bardağı sıvıyağ
- 1 su bardağı süt yada yoğurt
1 paket kabartma tozu
- 1 çay kaşığı karbonat
- 1 paket vanilya
- 1 tatlı kaşığı tarçın
- ceviz






Artık bakliyat yemekleri sezonu açıldı, ben genelde geceden yapıyorum ki, ertesi güne suyunu koyultsun. Bu vesile ile mutfakta yemek kaynarken arkası yarın dinleme zamanı da açıldı böylece...
 
Kum tepesi
 
Birkaç replik; 
 
"  Dürüst insanlarda suç işleyebilir"
"Ortak menfaatlerin olduğu yerde, ayrı fikirlerde insan da bulamazsınız" 
 
Gece nöbeti
 
Şöminedeki Katil
 

EĞER DOĞUM TARİHİNİZ;
 

ÇOK GÜZEL BİR HOTEL BELKİ YOLUNUZ DÜŞER;
 
 
KİŞİLİK TESTİ;
 
https://www.instagram.com/p/CUWxbVOMNgt/ 

Sağa doğru oklarda ilerleyin
 

 

 

31 GÜNLÜK YAZI PROGRAMI -6

31 GÜNLÜK YAZI PROGRAMI -6

 

 
 6- En sevdiğin TV dizisi hangisidir?
 
Vallahi pekdevamlı bir dizi izliyorum diyemem, bir çok dizi izliyorum bu aralar:)) ama hep geriden gelirim. Geceleri kitap okumayı tercih ederim.
Evde geceleri ben kitap okurken ağbim TV de dolaşır. Yasak elma, Çukurova, Kardeşlerim dizisi favorileri, bende mecburen dinliyorum. İzlemek istediğim bir dizi olursa internetten izliyorum.  Şu ara Fox dizileri yenileri izliyorum. 

Yasak elma yaşam tarzı olarak hoşuma gitmese de, Enderin ve Yıldızın ti lerini güzel buluyorum...
Çukurova eski bir yaşam dizisi  olduğu için severim...
Kardeşlerim dizisi de kardeş ve akraba bağları açısından güzel...

Eskilerden, Yaprak rüzgarı, Aşkı memnu, Asmalı konak, 7 Numara, Bizimkiler, Ekmek teknesi, Süper baba, Mahallenin muhtarları, Kaynanalar, Bizimkiler, Aliye, Bir İstanbul masalı, İkinci bahar, Perihan abla,  ilk aklıma gelenler..... 

Mesela şu an Yalancılar ve Mumları izliyorum....
Bir replik....

" Bazen sırlar en kolay yabancılarla paylaşılır.."
 

 


 

31 GÜNLÜK YAZI PROGRAMI - 5

05 Ekim 2021

31 GÜNLÜK YAZI PROGRAMI - 5

 

 
 

 
 
5- Giyim ve makyaj tarzını tanımlarmısın?
 
Benim giyim tarzı biraz karışık gibi:)) 2000 li  yıllara kadar pantolon giymem yasaktı, ara ara giyerdim tabii ama devamlı değil. Devamlılık çalıştığım fabrikada deponun diğer kapısının da yapılması ile oluştu. Uzun araç giriş çıkışının yapıldığı bir koridor düşünün her iki taraftan hava akımı var ve ben uzun eteğimle odamdan çıktığımda eteklerim kafama doğru havalanıyordu:)) Marliny Moonre pozları hemen yanlardan elimle tutuyordum:)) eeee birde açıklık bir alanda yemekhaneye giderken yine rüzgara mahsur kalıyorsun yine yanlardan kumaşı eline topluyorsun Leydiler gibi:))
Bu iş böyle olmaz en iyisi pantolon dedik öyle de kaldık.  Haftanın 4 günü kumaş pantolon son gün free kot pantolon vardı kıyafette.
 
Emekli olduktan sonra, devamlı kot ve tshirt var giyimimde, kumaş pantolonlar kenarda duruyor.
 
Kışın atkı ve şal olaylarını severim.
 
Bluz kolsuz giymem üstüne hırka giyerim genelde fakir kol denilen cinsten. Sadece 1 kıyafetim var bu şekilde rengine aldandım. Pastel renkleri severim. Açık lila rengi, üstüne de lacivert ince triko hırkam vardır. En fazla 5-6 defa giymişimdir bu kolsuz bluzu hırka ile. Askılı sadece tatilde iken kullandım. Tatil yapmayı da bıraktım o da yok. Bulunduğum şehirde giymedim hiç. Özel günlere özel kıyafetler aldım ama hiçbiri açık, abiye değil, edebinde....Kısa kol veya fakir kol severim. Kıyafetlerin üstüne mutlaka hırka o da fakir kol severim. Tshirtlerin boyları uzun olmalı , asla kısa kullanmam. 
 
Bu sene bir çılgınlık yaptım stilime fotürlü şapka ekledim:))
 
Sahte güneş gözlüğü kullanırım ama gözüme değil taç gibi saçlarıma takarım.
 
Ayakkabı rahatı severim, topuksuz babet, spor ayakkabı, topuklu özel günlerde kullanmışımdır, plaket töreni, yılbaşı yemeği falan gibi, ama stiletto giydiğimi hiç hatırlamam mesela:)) Şirkette plaket töreni varsa, ayakkabılar ve makyaj çantası poşette fabrikaya benimle gelirdi. Törene yakın lavabo da makyaj yapar, ayakkabı değiştirirdim. Tören bittiğinde ayakkabılar fora:))
 
Yazın terliği çok severim:)) öyle topuklu filan da değil dümdüz, giy çık tarzı:)) bu sene 35 tl ye bir model aldım çok ta rahat ettim. 
 
Çizme giyeyim falan da demem kar yağdı ise catleri geçirir ayağıma öyle çıkarım.
 
Ev içi rahatlıktan yanayım, tshirt ve eşofman altı asla kot pantolon filan giyip oturaman.
 
Makyaj çok nadir yaparım, hatta yaptığımda genelde;
- ooo hayırdır falan derler.
 
Oje yok, bazı bazı kullanmışımdır. Tırnaklarım kısadır, uzun sevmem, denedim sevemedim. Şu an evimde oje yok mesela, 
 
Siyah kalemden yana şanslı değilim, ya kalemden ya rimelden gözlerim şıpır şıpır akar, ( en iyilerini almama rağmen) makyajında varla yok arasını severim. Nude tonları far ve siyah kalem  yada mor far mavi kalem kullanırım.Yok aydınlatıcı, kapatıcı, şu fırçayı  falan kullanayım diye düşünmem. Ruj da dudak tonlarını severim. Mesela loreal 503 vardı çok güzeldi, bulamıyorum üretmiyormuş artık kaldım rujsuz. Kırmızı ve koyu renklere alerjim var:)) 
 
Çocukken kuzenimin nişanında gel sana da ruj sürelim dediler, o zaman rengi yeşil olup, dudağa sürdüğünde rengi ortaya çıkan ve silsen de çıkmayan rujlar vardı. Bir sürdüler renk ortaya çıktı KIRMIZI.... Sil sil çıkmaz, rezil oldum.
Alıkta kullanmam.
Pudramda Max factor 06 numara takıntım var.
Fondöten de Loreal kullanırım.
Öyle gölge yapayım fara, orasını küçülteyim, burasını büyülteyim, şunlar ön planda olsun  filan diye de uğraşmam. Sürer çıkarım.
 
Yüzümü keçi sütü sabunu ile yıkarım. Egzamaya iyi geliyor.
Markası soruldu nereden aldığımı ekleyeyim;
 
Doğal elma sirkemde aynı yerden.

Nuxe very nose spray tonik ki bunu yeni aldım.
Bioderma nemlendirici kullanırım.

 
sayfasının gülsuyu tentürünü ve 
 
 
mürver çiçeği kremini kullanıyorum çok memnunum.
 
Saçlarım şu an kısa, uçlarda röfleler var, diğer kısım yaşımın gereği beyazlı siyahlı. Çalışırken boyatır ve röfle yaptırırdım. Haftada iki defa kuaförde fön çektirirdim. Özel günlerde bir gün önceden, ya da o gün iş çıkışı özel güne gitmeden fön çektirirdim. Hatta bir yılbaşı öncesi hiç unutmam o gece yemek var iş çıkışı kuaföre gideceğim. Yanımda çalışan kişi camdan dışarı bakıyordu, 
- Abla insan kaynakları bayanları toplu halde nereye gidiyorlar acaba dedi?
- Bilmem dedim.
Bir kaç saat sonra aynı arkadaş yine camdan bakıyor şunu dedi,
- Abla bunların hepsi fönlenip gelmişler, seni taklit ediyorlar dedi.
Bende;
- Doğrudur, vakitleri kalmıyordu çekiliş falan hazırlayacaklar, yemek yenilen yeri düzenleyecekler filan. Demek ki iş saatinde şu işi halledelim diye düşündüler dedim.
Eğer sinirliysem, depresyona gireceksem hemen saçlarımla oynardım. Ya kestirir model değiştirir ya da rengi ile oynardım.

Hiç unutmam % 200 mesai çalışma günümü, birlikte çalıştığım arkadaş istedi. 
-Abla sen gelme, Efe fabrikayı (oğlu) özledi, ben geleyim hem de onu getireyim dedi. 
Bende olmaz dedim sonra gelsin, bula bula özleyecek zaman %200 mesainin ve benim hakkımın olduğu günü mü buldu? Zaten çocuğa kızgınım bu konuda, 
-Abla bu cumartesi gece vardiyasına sen gelir misin, kızkardeşim ve ailesi bize yemeğe gelecekler? diyor.
Bende bekarım ya tamam diyorum siz ailece bir yemek yiyin. Ama beyefendi oğlunu da yanına alıp arabası ile İstanbul'a Galatasaray maçına gidiyor, birde rezil utanmadan pazartesi günü benim yanımda maça gidişini ve maçı anlatıyor arkadaşlara. Bir daha mesai mi değişirim asla ölüm ve hastalığı olmadığı sürece asla değişmedim. 
Neyse bu %200 lük mesai gününü benden alamadı ya, bu sefer 16 saat çalışma zorunluluğu getirdiler bana bir hafta. Şefte bununla birlikte bende 16 saat çalışmak iş kanununa göre yasak dedim. Hastalık yok ölüm yok bu nerden çıktı, akıllarınca intikam alıyorlar. Kızdım bir gün izin aldım gittim saçları ateş kızılına boyattım.
Ara bulucu, iş çözümcüsü İnsan kaynakları yöneticisi bayana başvurdum, (bu kişide bana asıl mobingi uygulayan kişi) benim yanımdakiler  ve şef bunun maşası oluyorlar. Bayan da 
-ben de bir şey yapamam dedi mi? 
Tamam dedim senden daha büyüğü var, kim? Fabrika müdürü...
Gidersin sekretere, randevu talep edersin. Bir görüşürsün müdürle, müdür telefon açtı şefe, şu saatte toplanın oda da gelicem dedi. Bir geldi kimseyi konuşturmadı direkt 08/18 vardiyasını iptal etti. 3 kişi 08/16- 16/24 vardiyalarında dönüşümlü çalışacaksınız dedi.
Ohhhhhhhhhhhhh iyi oldu rahatladım. Şef bana 16 saat çalışacaksın derken, ağzını bile açamadı. Bir konuşma ile hepsini susturdu müdür. 
Tabi intikam çanları çalmaya başladı bunlar için, 
-sen kimsin? 
-neden bu fabrika da hep senin istediklerin yapılıyor filan, 
ben de 
-benim istediklerim değil işin gereği yapılıyor, 16 saat çalışmak ölüm yok hastalık yok yasakkkkkk diyorum.
Beni bir kaç ay sonra depresyona soktular mı yine, hadi bakalım kolay gelsin. Bir 10 gün rapor kullandırdı şirket doktoru 10 gün sonra  şirkete döndüğümde şef, odası ile aramızdaki camı açtı, bir -geçmiş olsun nasılsınız dedi, 
ardından 
-bundan sonra devamlı 08/18 çalışacaksınız dedi...
 iptal olan vardiya benim sağlığım için geri geldi, bir süre gece çalışmadım, fakat 
-bu böyle olmaz, haksızlık oluyor arkadaşlar, ben gece de çalışabilirim 
diyerek tekrar vardiya sistemine döndüm.
 
Takı olayım da bazen vardır bazen yoktur. Devamlı taktığım sadece şirketten aldığım son maaşla yaptırdığım isim yazılı nazar boncuklu bir kolyem var hatıra olarak. Küpe imitasyon alerji yapıyor takamıyorum. Saat ta yıllar önce Kadıköy sahilde saatçiden aldığım swatch saat var onu kullanırım. 

Çanta, bavul tarzı çantaları severim, içine kitabımı da almalı, suyumu da. Çapraz ufak çanta 2 tane oldu kullanıyorum. Ama çanta hastalığım var bunu kabul ediyorum, bulduğum bavul modelleri toplayacağım  frenliyorum kendimi.
 
 Parfüm takıntım da var çanta gibi. Burberry Weekend, Lady Million kullanırım. Bir arkadaş uzun zaman oldu bir parfüm önerdi onu deneyeceğim yakın zamanda CERRUTI 1881 kısmetse bir daha ki aya alırım.



31 GÜNLÜK YAZI PROGRAMI -4

04 Ekim 2021

31 GÜNLÜK YAZI PROGRAMI -4

 

 
4- En son bitirdiğin okulundan bahsedermisin?
 

1990 Yılı Çanakkale Muhasebe Meslek yüksekokulu mezunuyum. 2 yıl orada bulundum , severek okudum diyebilirim. Fakat beni en çok üzen konu İlkokul öğretmeni olmak istiyordum, meslek lisesi mezunu olduğum için muhasebeye yerleştim. Sınıf öğretmenliği bölümünün yanından geçtikçe içim cız ederdi. Yurtta kalmadım, ilk 4 ay akrabamın yanında kaldım. Akrabam dediğim kişi Mehmet ağbim de benim doğduğum gece bizim evde misafirmişler. Kendisi Ilgınlı İstanbul' da okul kazanınca oraya gelmişler, babası ile babam kardeş çocukları oluyor, Rahmetli Mustafa amcam buraya gelmişken amca oğluna uğrayalım demiş, bize gelmişler bende o gece sabaha karşı dünyaya gelmişim, yıllar sonra ben onun evinde kaldım Çanakkale'de. Çok çekingendim, yıllar sonra Hatice yengemle İzmir'de karşılaştık, 

- Mehmet bu bizde kalan Özlem mi? diye sordu.

İş hayatı açmıştı beni.... 

Sınıftan arkadaşlar ev ayarladılar kendilerine yeni bir tane, bende onlara katıldım. Evimiz vali konağının bitişiği ve askeri lojmanların altı idi, yani güvenlikliydi. Eve taşındığımız ilk gece mahalle (içme suyu için) çeşmesini arama görevi bana verildi, hafif bir yağmur çişeliyordu, ıslandım, üşütmüşüm 2 gün kendimi bilmeden yatmışım hiç hatırlamıyorum...

Vali amcanın bahçesinden yola sarkan dallardan erik çalardık:))
En çok sevdiğimiz yemek, çay çorbası ve ekmek üstü sanayağ yemeği idi. 
Okuldan çıktıktan sonra Çay bahçesi vardı kordonda mutlaka orada çay içerdik. Garsonun kedi korkusu vardı:)) miyav, pist pist  dersen elindeki çay tepsisini fırlattığı gibi kaçardı. Lakabı da Kedi Mehmet'ti:))
 
Arkadaşlardan birinin ablası kalıyordu yanında, ona iş bulunmuştu muhasebeci yanında. Yılbaşına yakın hindi hediye etmişlerdi, bizde de ufak tüp kimbilir kaç saate pişer:)) aldık hindiyi benim akrabama Hatice yengeme gittik, yengem bize çorba , pilav, fırında hindi yaptı o gün. Hepimiz elimizde tencereler ile eve dönmüştük:))
 
Bir gece elektrikler kesildi,Çorlulu bir arkadaşımız vardı, Sibel sesi güzeldi, kendide Arzum Onan'a benzerdi. Yaktık mumu   çay tabağına koyduk, masaya yerleştik o şarkı söylemeye başladı, bir süre sonra pat diye bir ses, ısınan çay tabağı formikayı patlattı:)) ara yıl tatiline gelirken evsahibi eve girer de masayı görür diye tüm kitapları masanın üstüne yığmıştık.
Cuma geceleri gece yarısı korku filmleri olurdu, o saate yakın bir büyük tencere pilav yapardık. Sonra ufak tüpüde oturacağımız odaya alır, çay demler, film bitene kadar odadan hiç çıkmazdık, tırsardık:)))
 
Kızlar likörüne tavla oynarlardı:)) çizelge tutarlardı duvara asarlar, ay sonunda hesaplaşırlardı. Onların erkek arkadaşları vardı, bazen geceleri çıkarlardı, ben evde yalnız kalırdım.Ya kitap okurdum ya da dantel örerdim, övünmek gibi olmasın dantel şeması veren kitaplar vardı oradan dantel masa örtüleri, perdeler örüyordum.Korkaktım da her yerin ışığını yakar öyle uyurdum. Bazen binde bir bende onlarla çıkardım, bira içerlerdi, bana da söylerdiler. Fakat asla bitiremezdim, dibi acı gelirdi.
 
Biz bakla sevmezdik, onun için pazar alışverişinde yoktu o sebze, Gülhan severdi, üst katımızda erkek öğrenciler  otururdu, Gülhan balkondan kafayı uzatır akşama ne yemek var diye onlara sorar, onlarda bakla derlerse 1 tabak yemek değiş tokuşu olurdu.
 
Eğer gece yarısı otobüsü ile eve geleceksem erkek sınıf arkadaşlarına rica ederdim, otobüs saatine yakın beni evden alırlar, yazıhaneye bırakırlar, otobüs gelince arabalı vapura bininceye kadar beklerlerdi. Allah razı olsun onlardan....

  Arkadaşlar ile halen görüşüyoruz, derslerim güzeldi, koskoca bir 0 aldığım dersi asla unutmam. Burada anlatmıştım. İngilizce hocası memleketlimiz çıkmıştı, kağıdı boşta versem dolu kabul ediyordu:))  Matematikten tekrara kalmıştım Allahtan 2. sene verdim...
 
Muhasebe okusam da, mezun olduğumuz yıl Tek düzen muhasebeye geçildiği için iş bulamadım muhasebe servisinde. Staj yaptığım büyük bir şirketin fabrikasında mamul depo kısmında memur olarak kalacaktım. Bölümün şefi, müdürü kabul etti, idari işler müdürü kabul etmedi boş olan o kadroya başkasını ayarlamış. Malum bazı önemli noktalarda rüşvet geçerlidir. Neyse bir süre sonra rüşvet aldığı tespit edildi de işten atıldı o kişi.
 Allahtan şansımıza, bir 8 yıl sonra aynı bölümde başka bir büyük şirketle çakıştı yollarımız. 16 sene çalıştık onlarla da....
 
Dün tarhanayı çıkardık, astrologun tespitine göre kışlıkları çıkarıp yazlıkları kaldırdım. Arada 2. el olarak giyilebilecekleri poşete koydum, ekmek almaya giderken 2. el makinasına attım.
 
Akşamınızı şenlendirin....
 



 
 

OKUDUKLARIM 63- YALNIZLIĞIN SONU

OKUDUKLARIM 63- YALNIZLIĞIN SONU

 


 Kitapları 35 dile çevrilen, Uluslararası çoksatar yazarı Benedict Wells’ten 2016 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü kazanan, sevgi, kayıplarımız ve hiç yaşamadığımız hayatlar üstüne nefes kesici bir roman. Jules Moreau’nun çocukluğu ebeveynlerinin ani ölümüyle darmadağın olmuştu. O ve kardeşleri Marty ile Liz, ayrı yaşamaya zorlandıkları yatılı okula kaydolduklarında bir zamanlar capcanlı ve korkusuz bir çocuk olan Jules içine kapanır ve anılarında yaşamaya başlar. Yıllarca onun bu yalnızlığına eşlik eden tek arkadaşı olan Alva ile yetişkin hayatlarında yeniden karşılaşırlar. Ancak bu kez geçmişleri onları birleştirir. Yalnızlığın Sonu, üç kardeşin parçalara ayrılmış hayatlarından hareketle anlatılan bir aile öyküsü. Kaybedilen ve asla unutulmayacak anıların gücü üzerine çarpıcı derin bir düşünce. Bunun da ötesinde tereddütlü, iyileştirici bir aşkın hikâyesi. Benedict Wells, hayatta bir yol bulmanın ne anlama geldiğini tartışırken sizinle birlikte yürüyecek birini bulma umudunu terk etmiyor.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Güzel bir aile öyküsü idi, ayrıca müzikler de güzeldi.

 KİTAPTAN ALINTILAR;

Zor bir çocukluk görünmez bir düşman gibidir. Ne zaman vuracağını asla bilemezsin.

*****

Ağabeyler her zaman küçük kardeşlerini savunan kahramanlardır.

*****

Anlaşılan kadere karşı korunan aileler de oluyordu, felaketi üstüne çeken aileler.

*****

Gerçek arkadaş her zaman yanında olur, hayat boyunca seninle yürür. Bulmalısın onu, bu herşeyden daha önemli, aşktan bile. Çünkü aşk kalıcı olmayabilir.

*****

Bazen yalanlar daha iyidir.

*****

Gerçek bir arkadaş bulmak çok önemlidir; ruh eşini bulmak, bir daha asla kaybetmeyeceğin, daima senin yanında olacak birini.

*****

Aslında tüm nihilistler ve kinikler ödlektir. Her şey anlamsızmış gibi yaparlar, çünkü o zaman katybedecek bir şey kalmaz. Tavırları çok sağlam ve üstün gibi görünür, ama özünde tamamen değersizdir.

*****

 Yalnızlığın panzehiri rastgele birileriyle ayrım yapmadan birlikte olmak değil. Yalnızlığın panzehiri güven ve korunma.

*****

Eskiden filmin banyo edilmesini beklerdik. Ama sadece fotoğraflar değildi sevdiğimiz, sonunda onları elimizde tutacağız diye duyduğumuz heyecanı da seviyorduk.

- Kimse zamanı geri çeviremez.

*****

Bazen insanları uzaktan daha iyi tanırsın.

*****

İnsan belli bir anda duygusal olarak neye yakınsa onu daha çok hatırlıyor.

*****

Yaşlı insanlar iyi uyuyamaz.

*****

Benlik kırılmalıdır ki benlik olsun.

Yani insan dünyaya gelir, çevresinin ebeveyninin, kaderin darbelerinin, aldığı eğitimin ve rastgele deneyimlerin etkisi altında biçimlenir. Sonunda sanki besbelli bir şeymiş gibi der ki: " Ben şöyle biriyim" Ama bununla kastettiği sadece yüzeysel olandır, ilk benliğidir. 

" Kendi hakiki benliğini bulmak için insanın doğumda karşılaştığı her şeyi sorgulaması gerekir. Ve bunların bir kısmını da kaybetmek zorundadır, çünkü insan gerçekten kendine ait şeyi çoğu kez ancak acı çekerek öğrenebilir.... Kendini tanıdığı kırılmalardır bunlar."

*****

Aynı zamanda hem akıllı hem de aşık olamazsın.


 

 

 

KİTAPTAKİ MÜZİKLER;

https://www.youtube.com/watch?v=oBPfl2nJUfk 

https://www.youtube.com/watch?v=HmEi9QJ71iA 

https://www.youtube.com/watch?v=0BfUDyvdTSE

https://www.youtube.com/watch?v=lUP_fex2RaA 

https://www.youtube.com/watch?v=aXnfhnCoOyo 

https://www.youtube.com/watch?v=lUP_fex2RaA

https://www.youtube.com/watch?v=p4cJv6s_Yjw

https://www.youtube.com/watch?v=JxSmbn3ehT8&list=PL5ae6iB5xkhEApgiI9GmGF4I7Y2tLKBBJ 

https://www.youtube.com/watch?v=LSUh7c6JN7M

https://www.youtube.com/watch?v=yYvkICbTZIQ 

 https://www.youtube.com/watch?v=6xcwt9mSbYE

 

KİTAPTAKİ SANATÇILAR;

Marvin Gaye

Eartha Kitt

Fleetwood Mac

John Coltrane

Alva Nick Drake

George Gershwin

Bruce Springsteen

Talking Heads

Van Zandt

Nick Drake

 

KİTAPTA BAHSİ GEÇEN KİTAPLAR;

 
Dönüşmüş Düşünce ve Diğer öyküler- A.N. Romanov
Boyun Eğmeyen Bir Kalp- A.N. Romanov
Kilimanjaronun Karları - Hewingway
Ruhun- Dokunulmazlığı - A.N. Romanov
Benjamin Buttonun Tuhaf Hikayesi - Fitzgerald
Uçup Gidiyorsun Zaman - A.N. Romanov
Yalnız Bir Avcıdır Yürek - Carson McCullers
Sevecendir Gece - F. Scott Fitzgerald
Bülbülü Öldürmek - Harper LEE

KİTAPTA ADI GEÇEN MÜZİKAL;

Sihirli Flüt

 

KİTAPTAKİ FİLMLER;

Nem York Inquirer - Charles Foster Kane