OKUDUKLARIM 2024/50 SAKLI KANATLAR HİKAYELER

21 Temmuz 2024

OKUDUKLARIM 2024/50 SAKLI KANATLAR HİKAYELER

 

 
Efsaneye göre Zümrüdü Anka kuşu, kuşların hükümdarıymış. Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kültürlü ve bilgin oluşu sayesinde herkes tarafından saygı görürmüş. Özellikle kuşlar âleminde, ters giden her şeyin çözümünü Anka kuşu bulabilirmiş. Anka kuşunun diğer adı Simurg’muş. Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Ama içlerinden onu gören olmamış. Günün birinde Simurg ortalıktan kaybolmuş. Diğer kuşların tümü onu aramak için yollara düşmüşler. Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Bir gün uzak ülkelerin birindeki kuş sürüsü, Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Böylece tüm kuşlar Simurg’un var olduğunu anlamışlar.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;
 
Zevkle okuduğum bir çocuk kitabı oldu. 

KİTAPTAN ALINTILAR;

Kibir ve şükürsüzlük insanı ne kadar çirkinleştiriyorsa, şükür ve kannat sahibi olmak da insanı bir o kadar güzelleştiriyor.
*****
Halbuki yiyeceğini paylaşsaydı, rızkı artardı.
*****
Bilge kişilerin daima elleri öpülür.
*****
Nankör ve kötü insanlar olduğu kadar, çok iyi insanlarda var. O kötü insanlar var diye sakın hayallerinden vazgeçme. Hayaller insanı hedefe ulaştırır. Tecrübe yaşana yaşana kazanılır. Bizler kızmadan, üstümüze düşen vazifeleri en güzel şekilde getireceğiz. Dolu ağüaçlara zarar veriyor diye, ağaç çiçek açmaktan, meyve vermekten, herkese gölge olmaktan vazgeçmiyorlar.  Önemli olan üzerimize düşen görevleri, layığı ile en güzel şekilde yerine getirebilmektir. Değerli büyüklerden Ali Fuat Başgil, 
ÜŞENME, ERTELEME, VAZGEÇME
diye ne güzel söylemiş.



BÜYÜ OLAYLARI

18 Temmuz 2024

BÜYÜ OLAYLARI

 

 
 
Ceren hanımın bu videosunu dinleyince aklıma geldi büyü bulmam ve kitabına göz atmış olmam. Bu konuları size aktarayım dedim.
 
Sene 1990 Aylardan Haziran günlerden Cuma saat 11 de son final sınavım var ona gideceğim, geçtiğimiz bir haftada evdeki tüm eşyalarımı zaten toparlamıştım. Cuma sabahı da yorganımı, yastığımı çuvalladım sınava gittim, çıkışta eve geldim, taksi çağırdım, kızlarla vedalaştım, rıhtıma geldim. İzmirden kalkan otobüs geldi, eşyaları bagaja verdim, kendimde koltuğuma yerleştim, 2 yıllık aile ayrılığından sonra eve gitmek üzere yolculuğa başladım. Saat 18:00 gibi şehrime ulaştım taksi ile eve geldim. Ooooooooooooooo artık okul bitti, sırada staj günleri ve işe başlama günleri var. Stajımı büyük bir kuruluşta annemin halasının damadının ayarlaması ile başladım.  Stajın yarısında bayram geliyor evdeyim ve temizlik yapıyorum. Eve girişte bir alan var ayakkabılık filan var, annem de kışın o alanda kapıya gazete sıkıştırır, bantlar, kapı altlarına filan eski kilimler koyar ve kışın çiçek saksılarını orada muhafaza eder. O alanı annem boşaltmış bende girdim oranın örümcek ağlarını alıyorum. Bir şey dikkatimi çekti, yerden saçağa kadar giriş kapımız var, saçakla kapı birleşim alanına bir beyaz kağıt konulmuş. Anneme dedim ki niye koydun o kağıdı oraya sırıtıyor orada dedim. Annem ben koymadım dedi, evin temizlik merdiveni ile  o yere ulaşamadık. Dışarı çatıya çıkmak için kullandığımız uzun bir ağaç merdiven vardı onu getirdik, zar zor o kağıdı oradan aldık. Aşağıya inen annem bana oku dedi. ( annem ilkokul 3ten terk okutmamışlar, arapça da bilmiyor. ) Ben Türkçe harflerle yazılanları ona okudum, arapça harfleride okurum ama Türkçe'de karşılığı nedir bilmem dedim. Benden kağıdı aldı rahmetli komşumuz Hürkiye neneye gitti, anne Kuran okumak ayrı harfleri türkçeye yerleştirmek ayrı dedim ama beni dinlemedi gitti. Büyüyü ağbime yapmışlar, eşinden ayrılıyordu mu yoksa boşanmış olabilirmiydi hatırlamıyorum orasını. Annemden babamdan ayrılıp eşine dönmesi konusunda idi büyü. Annem Hürkiye neneden geldi, büyüymüş bu dedi. Babamı bekledik o geldi, durumu anlattık kağıdı eline verdik. Babam böyle muska filan buldunmu yapanın başına de  akarsuya at derdi. 
Büyü yapan kişiye geri döner derdi.
Büyü yapanda yaptıranda bizim dinimizden değil derdi.
Bisikletine atladı o kağıdı aldı, şehrimizin akarsuyuna gitti yapanın başına demiş akarsuya atmış. 
Ağbim eşine dönmedi, fakat eşinin ailesi üzgünümkü kötü şeyler yaşadılar. 
Kimin yavrusunu kimden büyü yoluyla ayırmaya kalkıyorsun??????????????????? 
Bir olayda işyerinde yaşadım. O zaman büyük firmada değil, kırmızı kasalı bira firmasındayız. Odamdan günde bir kaç kez personel bölümüne geçiyorum, tek bir bayan çalışanı var. Ben odaya girdikçe elinde bir kitap var onu çekmeceye hızla saklıyor. Ben de kitap kurdu olarak o kitabı çok merak ettim. Ne kitabı dedim ilk önce iş kanunları dedi, kanunsa niye saklıyorsun dedim, ordan girdim burdan çıktım, kitabı çekmeceden çıkarttım, kitap benim değil X'in dedi.
Kitabı biraz okudum dualar var ama bildiğimiz dualar değil, mesela geceyarısı ...... rekat namaz kılacaksın, bu duayı okuyacaksın, senin karşına bir varlık çıkacak sen ne istersen gerçekleştirecek. Bizim kız oradan bir dua bulmuş, o duayı elmaya okuyacak , o elmayı yiyecek kişide onunla evlenecek. Evlenmemişti o zamanlar, evde kaldım korkusu vardı kendisinde. Bende bir dua yazdım, işlerin açılması için fakat ben korkudan uygulayamadım o dua öyle kaldı, sonra toprağa gömdüm galiba.  Bayan arkadaş kendisi elmaya okumuş, içerden mühendislerden ..... kişiyi çay içmeye çağırmamı ve bu elmayı ikram etmemi istedi. Ben yapmam kendin çağır kendin ver dedim odama geçtim. Bilmem çocuk o elmayı yedimi, ama şirketten başka bir bayanla evlendiğini dün gibi hatırlarım.
Bu şirkette çalışmamız 4-5 yıl idi sonra büyük firma geldi satın aldı. Onlar ile çalıştığımız dönemde bir anda eski patron hem gazetelerde hem Tv de boy göstermeye başladılar. Oğlu bir cinayet işlemişti ve basında bu cinayetin bir ritüel olduğu yer alıyordu, hemen aklıma o kitap geldi, çünkü öyle şeylerde vardı yanılmıyorsam kitapta. O kitap patronunmuydu yoksa sorusu şeklini aldı bende.
 

OKUDUKLARIM 2024/49 YILDIZ İZİ

17 Temmuz 2024

OKUDUKLARIM 2024/49 YILDIZ İZİ

 

 
Sivas katliamı kurbanlarından şair-yazar-ressam Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok çocukluğundan beri göğünü aydınlatan yıldızları anlatıyor… 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı kurbanlarından şair-yazar-ressam Metin Altıok ile eleştirmen-denemeci-felsefeci Füsun Akatlı'nın kızı Zeynep Altıok Akatlı, annesiyle babasını ve tanıdığı başka kültür-sanat insanlarını, çocukluğundan beri göğünü aydınlatan yıldızları anlatıyor: Bilge Karasu, Metin Eloğlu, Tomris Uyar, Ruhi Su, Mekin Dinçer, Fazıl Say, Nezihe Meriç, Salâh Birsel, Güzin-Abidin Dino, Selim İleri, Turgut Uyar, Hilmi Yavuz, Leylâ Erbil, Hırant Dink. "Metin Altıok ve Füsun Akatlı'nın kızı Zeynep Altıok'un Milliyet Sanat'ta yayımlanan yazılarını okuyorum. 'Ben yazı yazmaya bir misyon nedeni ile başladım' diyor. 'İlk ve hep babam Metin Altıok'un ardından onu anlatmak, yaşatmak, Sivas kıyımını unutturmamak için yazdım, yazdım.' Zeynep Altıok, yazarlık yolunda güvenli bir yürüyüşe çıkmış, hedefe varacak." Doğan Hızlan, Hürriyet
 
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;
 
Anne, baba edebiyatçı olunca, kalemi de güzel oluyor; anlatımı, akıcılığı ve şiirle ile duygularıı okuyucuya geçiren çok güzel bir kitap, severek okudum. 
 
KİTAPTAN ALINTILAR;
 
Rastlantıların çoğunu açıklayamadığımız için rastlantı görünmez mi?
*****
Yaşamak değil yaşadıkça birşeyler yapılandırmak ilginçtir. Yoksulluklar içinde bir umut yaratabilmek azımsanacak şey değildir. Babamın dediği gibi "bir umuttur elimizde kalan, göğüslemek için karanlık yarınları."
*****
Bütün hayvanseverleri aynı kategoride toplayamayacağımız gibi bütün hayvanları da aynı sevgi kategorisinde birleştiremeyiz.
*****
Kimse çok sevemiyor, sevdiğini açıkça söyleyemiyor.
*****
Vicdan, merhamet gibi duygular sevgiyi şekillendirir. Sevgi ise kuru değildir hiçbir zaman. Sevgi yardımlaşmayı, affetmeyi, paylaşmayı ve daha nice zenginliğigetirmez mi? Öğrenmek bence bütün bunlarla kan kardeşi. Açık olan bir yürek öğrenir, paylaşır ve öğretir yeri geldiğinde.
*****
Aslında yalnız bırakılmak, düşünmemeye zorlanmak, zulüm/işkence görmek- hatta çok daha hafifi, sadece dışlanmak bile- ne kolay öfkeye, nefrete, intikama, kötülüğe dönüşebilir. Oysa kötülük nedense hep azınlıklara karşı kullanılıyor.
******
Anladım ki, kalabalıklar güdümlenmeye de açık.
*****
Kültürünü, tarihini bilerek yaşamak insana öyle kapılar açar, öyle güzellikler yaşatır ki....
*****
Ağlamaktan utanmayacak kadar olgun, ağlamanın ne kadar zenginleştirici olduğunu düşündürecek kadar içten, insan ve sevgi doluydu.
*****
Bana duyguların insan hayatında ne kadar önemli olduğunu, sevildiğimi ve sevmeyi öğretti. Karşılık beklemeden sevmenin erdem olduğunu. Bir de erdem kelimesinin sadece ama sadece bazı insanlara has olabileceğini.
*****
Biz de gördüklerimizi değilse de duyduklarımızı, dinlediklerimizi söyledik. Çünkü insan ya aldığını vermeli ya hiç almamalı.
*****
Geçmişe özlem gelmişse bir toplumda gündeme;
Bugünden hoşnut değil demektir kimse.
Ama geçmiş güzellikleri yaşatmak için,
Gönlü yok kimsenin gül yetiştirmeye.
*****
İnsanın zaaflarını, yüceliklerini anlayabilmek zor iş.
*****
Bence insanları özel yapan, yüreklerindeki insanlık duygusu ve kırılganlık olmalı.
*****
Düşünen kişi her zaman çok boyutlu bakabilendir.
*****
İnsan, kimliğini kendi bulur ve yönetir, ama bana göre mutlaka-hayat sizi ne kadar farklılaştırsada- harç size başkası tarafından, sizi yetiştiren biri tarafından sağlanır.
*****
Felsefe her insanın kendi kişisel etkinliğinin ne biçim bir etkinlik olduğunun bilincine varmasına yarar. İnsanı sürünün bir bireyi olmaktan çıkarır.
*****
Kitap denen şeyler de kimi insanların hayatıdır.
*****
Şunu özellikle belirtmek isterim ki insanı tanımlayanın unvan değil, şu hayattaki duruşu olduğunu düşündüğü için, akademik gereklilik dışında bu ünvanı hiç kullanmadı.
*****
Yanlış olan hayatın kendisi!
*****
Akıl durduran anlar geldiğinde insandan beklenen, akılcı davranması, akıl yürütmesi.
*****
Bir hayal kırıklığı ki, kırıldığını bile hissettirmiyor.
*****
Sanatçısına sahip çıkmayan, içinde bulunduğu yozluğu, kirliliği içine sindiren, yüreğini ve inancını kaybeder.
*****
Ne kadar okursanız, ne kadar beslenirseniz, ne kadar önemserseniz sizin dışınızda olan biteni ve ne kadar bakarsanız yaşadığınız dünyaya, o kadar yalnız hissetmeye, bir o kadar da öfkelenmeye ve umudunuzu yitirmeye mahkumsunuz.
*****
Bilgi insana fark etme, umursama yetilerini beraberinde getiriyor da, her zaman mutluluğu getiremiyor. Aydınlığa giden yol aslında karanlıktan geçiyor galiba.
*****
Bana öyle geliyor ki yüreğinde karanlığı hissetmeyenler aydınlığa erişemeyecekler.
*****
Hayat güzel ve bir tane
*****
Bir yarım umuttur elimizde kalan
Göğüslemek için karanlık yarınları.
*****
Herkes kendinçe göçer bu yeryüzünden;
Kimse pay çıkarmasın başkasının ölümünden.
*****
Kavramak, bilgi ve sanata yakın durmakla mümkün.
*****
Mtin Altıok diyor ki:"Şiir insanın sınırlı yaşam boyutlarını aşarak yücelmesine ve enginleşmesine yarar. (...) kötülüklerden arınmaya(...) insanları sevmeye yarar.
*****
Metin Altınoktan öğrendiğimse "Kişi kendisine acı veren olumsuzluklara başkaldırabilmelidir. İçinde duyduğu acı ancak böyle anlamlanır ve değer kazanır.
*****
Hesaplaşılmamış ve özrü bütün bir toplum tarafından paylaşılmamış bir tarih, eninde sonunda ayağa dolaşır.
*****
Osmanlıda okumuş, kültürlü insana münevver denirdi. Münevver sözcük olarak nurdan gelir Anlamı aydınlanmış, aydınlık demektir. Osmanlıca da aynı kökten gelen bir başka sözcük vardır ki o da tenvirdir. Aydınlatma, ışıklandırma anlamına gelir. Birbirinr bağlı bu iki sözcükten de anlaşılacağı gibi, münevver olan, özü gereği aynı zamanda tenvir edendir. Bunun aksi düşünülemez. Yani tenvir etmeyen münevver olamaz. Bu çıkarsamamızı Türkçe söyleyecek olursak; aydınlatmayan, aydın değildir dememiz gerekir.
*****
"Serçe kuşu yağmurlu bir günde, şimşekler çakıp gök olanca hızıyla gümbürderken, yere sırtüstü yatmış, havaya kaldırdığı incecik ayaklarıyla boşluğu dövermiş. Bu tuhaf durumu görenlerin “Neden böyle yapıyorsun?” sorusuna, “Bunca mahlûkat var yeryüzünde, gök yıkılıp üstümüze düşerse hepsi telef olacaklar. Ben de göğü tutmak için kaldırdım ayaklarımı” cevabını vermiş. Sonra içtenlikle, “Kaldırdım kaldırmasına, ama yine de korkudan yüreğimin kırk kantar yağı eriyor” diye eklemiş. Çevresindekiler, “Amma yaptın ha, sen kendin beş dirhem etmezsin. Bu kırk kantar yağ da neyin nesi!” diyerek alaya almışlar serçeyi.Serçecik şöyle bir bakmış yüzlerine, “Siz bunu anlayamazsınız” demiş." "Varın gidin işinize. Herkesin kendine göre kantarı, topuzu var."
Metin Altıok 
*****
Aydının gücü nedir? diye soracak olursanız; masaldaki serçe örneği aydın sorumluluğunun kendisinin, kendiliğinden bir güç olduğunu söylemek olasıdır. Yeter ki bir toplum oturduğu yerde ille de güç için fil beklemesin.
******
İnsan Kirliliği;
Hemen her değerin içini boşaltan ve bu değerleri anlamsızlaştıran insan kirliliği, bir yandan geçmişi silip unuttururken, diğer yandan insana ne getireceği belli olmayan karanlık bir gelecek hazırlamaktadır. Bugün toplumun büyük çoğunluğu, giderek artan bu kirlenmeyle iç içe yaşıyor.
*****


KİTAPTAN MÜZİKLER;
 
https://www.youtube.com/watch?v=WI5mld3uDz8
https://www.youtube.com/watch?v=hQzG-L8JNh4
https://www.youtube.com/watch?v=EV6xzIFHSjI
https://www.youtube.com/watch?v=5OjLKhmzQTA
 
 
  

OKUDUKLARIM 2024/48 ZEYTİNDAĞI

16 Temmuz 2024

OKUDUKLARIM 2024/48 ZEYTİNDAĞI

 

 
Zeytindağı, insanın kanını donduran tarihi bir süreci "bir imparatorluğun çöküşünü" o zamana göre en duru Türkçeyle karşımıza getiriyor. Kitapta Mehmetçiğin Yemen'de, Aden'de, Kanal'da, Gazze'de, Arap Çölleri'nde nasıl kırıldığını, yenilgiden sonra bir vagon dolusu "mecidiye altınını" nasıl bıraktığımızı hayretler içerisinde okuyacaksınız.  Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında olan Falih Rıfkı, Zeytindağı kitabıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri destan olabilecek, askerin günlükleri ve adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertecek.  
 Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir.  -Behçet Kemal Çağlar- "..
.Falih Rıfkı'nın son eseri Zeytindağı, Cumhuriyet devri edebiyatının en büyük hâdiselerinden birini teşkil etti. Falih Rıfkı'nın bize hatırlattığı devir, Türk milletinin geçirdiği ve geçirebileceği felâket devirlerinin en facialısı, en dehşetlisi ve ruha en çok bezginlik verenidir. Eğer, muharririn keskin ve yüksek zekâsı bu devir üstüne berrak bir aydınlık gibi aksetmemiş olsaydı, biz ona doğru başımızı çevirip tekrar bakmak arzu ve cesaretini kendimizde bulamayacaktık."  -Yakup Kadri Karaosmanoğlu- "... 
Zeytindağı'nı seve seve okudum. Zaten başladıktan sonra bırakmak kabil değil. Bence bu yeni kitabında Falih Rıfkı'nın üslubu, öbür kitaplarından daha göz kamaştırıcıdır ve zannedersem en güzel haline vâsıl olmuştur. Zeytindağı, bugünkü Türkçe ile ne kadar kuvvetli anlatım yapılabileceğine sağlam bir delildir."  
-Nurullah Ataç-

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;
 
Arap araplığını yaptı ve ihanet etti, olan bizim topraklarımıza ve insanlarımıza olmuş.
 
KİTAPTAN ALINTILAR;
 
Şeyhler kendi öz kardeşleriyle dahi dost değildirler.
*****
Eski nasihattir, hayvan üstünde her an uyanık bulunmalı, derler.
*****
Çabuk sever, çabuk inanır ve bağlanırdık.
*****
Gözyaşının hiçbir faydası olmadığını anlamak için,Yahudilerin Kudüs'te yüzlerce yıldan beri her cumartesi günü başlarını dayayıp ağladıkları taşı ziyaret ediniz:Yüzlerce yıllık gözyaşı,bu ağlama duvarını bir santim aşındırmamıştır. 
*****
 İngiliz cephesinden at kaçı­rıp bize satan Bedeviler, dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı.
*****
 1913'de bir Mustafa Kemal, yüzyıl sonrası için bile hayaldi, fantazi romanlarında bile yeri yoktu.
*****
Hür bir fikir eğitimi görmeyenlerle anlaşmak imkanı var mıdır?
*****
Tenha çöllerde Türklerin harbini görmeyenler Türklerin kahraman olduğunu nasıl anlayabilir?.. Irak, Çanakkale, Kafkasya, Galiçya ve Romanya cephelerinde her mevsime, her düşmana ve her iklime karşı harp eden bu cesur adamlar Herkül 'ün on iki imtihanını verdiler. 
*****
Kinsiz ve kedersiz ölüme gitmek güçtür. 
*****
 

ÖFKELİ TARAFIMIZIN İHTİYACI BELKİ DE ŞEFKATTİR.

14 Temmuz 2024

ÖFKELİ TARAFIMIZIN İHTİYACI BELKİ DE ŞEFKATTİR.

 

 
İYİYİ DOĞRUYU IŞIĞI YAY…
 
Günümüz insanının doğayla uyumsuzluğu, maddeye tapınışı ve maddeyi daha fazla elde etmek için doğayı acımasızca katledişi nedeniyle mevsimlerde değişiklikler oluyor ve İlahi Nizam ve Kainatta da belirtilen kuraklıklara neden olacak olaylar dizileri devam ediyor.
Biz kendine ışık işçisiyim diyenlerin ise ayaklarını yere sağlam basmaları gereken günlerdeyiz.
İyiliği, doğruları, ışığı yaymak istiyorsak önce kendimizde bazı değişiklikler yapabiliriz.
• Daha sade beslenmek
• Açık havada daha fazla kalmak
• Meditasyon veya dua-tefekkür gibi uygulamaları ihmal etmemek
• Ruhsal değerleri daha ön plana almak
• Enerji bedenimizi yani manyetik alanımızı, negatif etkilerden korumak için çaba göstermek bizi daha sağlam ve güçlü kılacaktır.
İyilik ve doğruluğun meşalesini taşımaya aday insanların ümitsizliğe kapılmalarına hiç gerek yok. Bunları hepimiz biliyoruz, yıllardır söyleniyor, uyarılar geliyor ama şimdi süreç değişti, daha hızlı ve safların ayrıldığı farklı bir sürece girildi. Yani bu süreç iyinin daha iyi kötünün daha kötü olacağı bir süreç. O yüzden her olaydan etkilenip, taşıdığımız enerjiyi düşürmemiz doğru değil çünkü yayının gücü azalıyor.
Hiç birimizin herkesle tek tek konuşacak ne zamanı ne de gücü var ama hepimizin iyi bir yayın yapma kapasitesi var. Hem de hergün, her sabah, yeniden ve yeniden…
Vicdanların uyanışı için vazife almış insanlar var ve bize haksız gibi görünen olayların her konuda sayısı artabilir. Her biri için ayrı ayrı üzülüp, enerjiyi düşürürsek, ışık işçisi olamayız.
Şimdi uygulama yapma zamanı, çok bilgi aldık uygulama yapabiliriz, enerjimizi yüksek tutabiliriz, imanımızı ve teslimiyetimizi güçlendirebiliriz. Güçlü bir olumlu yayın pekçok insanın zihnine ulaşarak ona güç ve güven verir. Önümüzdeki günlerin en önemli faaliyetlerinden biri budur.
Kıyamet uyanış demek. Uyanış nasıl olacak, kapalı vicdanlar için… Onlara, “yok canım bu kadarı da fazla” dedirten olaylara olacak ama bu olup bitene isyan, öfke, kızgınık ya da hayal kırıklığı ile biz de katılırsak, aldığımız bilginin ne  kadar yararı olabilir ki? Uyanış bir anda olmuyor maalesef kademe kademe derinleşen olaylar dizisi gerektiriyor.
Artık bu konulara vakıf, konuları takip eden ve bir yolda, ışıkla birlikte olmak isteyen herkesin üzerine düşen görevi yapması için uygun  zamanı geldi... Üzerine düşen görevi görev bilinciyle yapan kişi  ki,  bu görev gülümsemek olur pozitif enerji yaymak olur ya da karşı komşu ile karşılaşınca gülümseyerek bu tesiri yayarak günaydın demek olur, aynı zaman da rahat mutlu olur çünkü teslimiyeti vardır. Yüreğinin derinliklerinde o vicdan rahatlığını ve iyiliği hisseder. Görev deyince bazen konu abartılmaktadır. Bizim işimiz dünyayı kurtarmak değil,  ilk başta, güzel insan olmak, diğer insanlara bize yapılmasını istemediğimiz şeyleri yapmamak.  Belki de sevmeye, anlamaya, hoşgörmeye çalışmak, “onun da realitesi bu, bu kadar anlıyor ama bu bana uygun bir duruş değil, ben uzaklaşayım, Allah da onun yardımcısı olsun” diyebilmemiz gerekiyor artık..
Derin denizlerin incisi gibi kendi içimizde kalmayı, sabitlenmeyi, olaylardan bir kuru yaprak gibi etkilenmemeyi, imanımızı sarsmamayı öğrendiğimizde; hayatımızda da birçok şey değişecektir.
Bizler uyanış döneminde olduğumuzu bilerek doğduk. Şimdi tam da hatırlama ve duruşumuzu dikleştirme, doğru ve adil olma  zamanı. Biz değişirsek, kuantum etki aracılığıyla yani düşünce gücü aracılığıyla özde bir olduğumuz o genel alana, Birlik Şuuruna-Birlik Bilincine  olan katkımız artar. Yaşanan olayları izlerken, içsel olarak durduğumuz yönü tayin etmekte özgürüz ama her olaya özellikle sosyal medya aracılığı ile müdahil olmak zorunda değiliz. Sessiz ve sakin birtavırla, enerjiyi dağıtmadan bir yayın yapmak çok daha etkilidir.
Öncelikle birbirimize manen yardım etme, içsel olarak birbirimizin elini tutma ve birbirimizi yükseltme isteğimiz herşeyin önünde olmalı. Sevmek vermek ve fedakarlık edebilme gücüdür.
Evren, sevgi ile yapılandırıldığından, vazife de o kadar derindir.. Yoğun bir sevgi anlayışının vazifesi de aynı yoğunluktadır.. Sadece sevginin olduğu bir vazifede, sevgi herkese ulaşır.. Sevgi derinleştiğinde, vazife de derinleştiğinden, gerçekten seven kişide yoğun bir vazife anlayışı vardır.
Bu, Evren'in yapısıdır.. Sizin evrenden aldığınız, ''Sevgi ve Vazife Enerjisi''dir.. O yüksek makamların sevgi ve vazife anlayışlarından doğan tesirlerdir.. Bu tesirler ihtiyacı kadar varlığa akıtılır.. İnsanoğlu bu tesirlerle beslenir aslında.. Farkında olmasa da, en ilkel insana bile ulaşır bu tesirler.. Ancak her varlık, kalınlık, incelik anlamında  kendi durumu kadar tesir alır.. Herkes aynı tesir alınamaz...
İnsan ruhu, başka bir tesirle beslenemez.. Ana kaynaktan ''süzülerek'' inen bu tesiri keserseniz varlık çiçek gibi solar, söner, yaşayamaz. Yeryüzündeki tüm canlıların ana kaynaktan gelen tesirlere ihtiyacı vardır.. Onunla ayakta dururlar..(Akış)
Pekçoğumuz zaten psişik olarak kendimizi nasıl koruyacağımızı biliyoruz. Çevremize şeffaf tertemiz bir enerji küresi yaratarak sokağa çıkıyoruz hatta uykuya gidiyoruz. Sabahları dua veya meditasyon sırasında bu küreyi yeniden yaratıyoruz. Hem kendimize hem yakınlarımıza, aile bireylerimize de öğretebiliriz. Olmuyorsa biz küremizi yapar, o koruma alanını rahatlıkla oluşturabiliriz. Alanı her anlamda temiz tutmak, istiyorsak adaçayı veya başka bir tütsü yakmak, klasik müzik dinlemek, yaşadığımız mekanı sık sık havalandırmak mümkündür.
Işık işçileri ışığı yaymak görevi ile donatılmıştır ancak böyle huzur bulurlar. Her insanın ışığını yayma şeklide farklıdır. Kesin kural koymak doğru olmaz. Bazısı da sadece iyi niyetle karşıdakine gülümser ya da içinden sevgisini gönderir. Bu bile çok ama çok önemlidir. Bazen sosyal medya negatifin yayılmasına insanların daha çok öfke duymasına da neden olabiliyor. Diyeceksiniz ki, ne yani hiçbir şeyden haberimiz olmasın mı? Olsun tabii ki, ama bir ışık işçisinin duruşu diğerlerinden çok farklıdır, öncelikle taşıdığı ve yaydığı enerjiye karşı bir sorumluluğu vardır. İstediği gibi ağzı köpüre köpüre sinirlenemez çünkü o anda farkında olmadan negatifi desteklemektedir.
Sevgili Dostlar sözün kısası, tam da İlahi Nizam ve Kainat’ı okuma zamanları geldi, Size iyi okumalar…
İyi uygulamalar dostlarımız… Hepimize Kolay Gelsin
♥ ¸.•°*”˜Fulya Ayka瘔*°•.•.¸ ♥
 
 

 
Herkese güzel bir hafta diliyorum. Ben bildiğiniz gibiyim. Geçen hafta yaptığımız kavgadan sonra sergi komşumuz hizaya girmiş durumda gözüküyor, artık askısını bizim sergi üzerine yapmıyor. Bu hafta başkaları kavga yaptı, olaya bıçak da dahil olunca yaralanmalı bir kavga idi. En son polisler gelmişti gördüğüm kadarı ile. 
 
alıntıdır.
 
 
Mevlana’nın belki de en sevdiğim sözlerinden biri. “Güzel kelimeler söyle ki, güzel ihtimaller uyansın.


Babaannem derdi ki:
"İyi gününde arayıp sormayana
gönül koyma kızım,
kötü gününde yanında olmayana diş bile...

Herkes yanındayken yanında olana değil
kimse yanında değilken,
yanında olana hürmet eyle...

Emrivaki olan hiçbir emek helal değildir...

Gönülden gelene aç kapını
gönülden verene aç sofranı...

Belki an gelecek kendine kızacaksın
yanlış dosta post biçtiğinden ama
üzülme her yaşanan,
gören gözün mizanında, başa takke...

Bazen ıslak taşa da oturur insan
azıcık derman bulayım diye
karnını ağrıtacağını bile bile...

Olacağı varmış, olmuş de...

Ve bundan sonra,
umudunun gemisine
olur olmazı bindirme..."MERAL DEMİR

S/ÖĞÜT-Babaannem Derdi ki 2 isimli kitabından


Özgüveni yüksek kişiler,
Başkalarından üstün olmaya çalışmaz.

Değerlerini,
Kendilerini başkalarıyla kıyaslayarak ölçmeye çalışmazlar.

Onlara mutluluk veren şey kendileri olmaktır,
Başkalarından üstün olmak değil.

Nathaniel Branden ✍️
 


Manav kedisi mama kabul etmiyormuş, sadece klimanın serinliğinden yararlanıyor.
 
 
Kitaplığıma yeni eklenenler.
 


Yazın en sevdiğim.....
 



Akşamınız güzel olsun...Sevgiyle kalasınız.🌹🍀☕