Bu dünyada bir anlam yok.
Anlamı biz inşa ederiz, Allah bize inşa edecek imkanlar vermiştir.
*****
İnsan bir kere muhtaç olmaya görsün, ilkin en mukaddeslerini terk etmeye başlar.
*****
Evlatların geçmişle hiç alakası yoktur, onlar geleceğe doğarlar.
*****
Bekleme isteğinden vazgeçtiğinde gelirmiş insana beklediği.
*****
İnsanın bakmak istemediği yerde kalır gözleri.
*****
İnsan dağa heybetli der, çöle mahrum.
*****
Her eksiklikte illa çokluğun, ihtimallerin hücum eden hükmü vardır. Her suçta, illa affın kendisine eğilmez sandığı büyüklüğü vardır. Her yıkımda, illa yapılmadaki emeğin yorgunluğuna heves vardır.
*****
İnsan kendini ziyan etmeyi nede çok seviyorlar.
*****
Seviyorum yaralarımı. Hem mümkün mü yara almadan dünyadan geçmek.
*****
Daha helva kavuracaktı, ölen kişi gelip un kokusu var mı diye kontrol ederdi evini, un kokusu alırsa rahat ederdi hiçi, misafirler helvayı yerken onun da ruhu doyardı hem.
*****
Tanrı yazarları pek severmiş. Yörükleri bırakmış da yazarların başına sarmış göçebeliği.
*****
Hayat yerli yerinde dururken insan neden gider?
Göçebeler nedensiz ağrıdan kaçmak için gitmeyi seçerlermiş.
*****
Ağır hastalar hiç sıkılmazlar. Hastalık içlerini doldurur, tıpkı büyük suçluları vicdan azabının beklemesi gibi.
*****
İnsanın vicdanı nereye yakın ? Kalbine mi, aklına mı? Hakka mı, batıla mı? Meleğe mi, şeytana mı? Yakut en çok hırpalandığı yara mi?
*****
İnsan vicdan azabını bulamayacak kadar kendinden uzaklaşır mı?
*****
İnsan bazen anlatamadıklarını susuyor be abla.
*****
Hem insan bazen kendisini bir şeye fazlasıyla ait hissediyor.
*****
Zamanda telafi etmek diye bir şey yoktur. Yaşadıklarımızı unutsak bile muhakkak ki onların bizde bıraktığı izlerle yolumuza devam ederiz.
*****
İnsan kendisine ilk insandan bu yana verili olan ortak bilinç kodları ile donatılmıştır.
*****
Ruh, bir şeyle birlikte ya da onun içinde yahut onu kapsayacak şekilde bulunmadığında varlığından söz edemez, onun ne olduğunu anlayamayız. Bu yüzden ruh, daima bir şeyin ruhudur. Çünkü bir şey ancak sınırlanarak anlaşılabilir ve anlaşılan şeylerin daima bir ruhu olmak zorundadır. Bir şeyin ruhu iki şekilde görünür olur, bunlardan ilki emir ve yasaklara uymadığında "isyankar ruh" olarak, ikincisi de birinciyle bağlantılı olarak, geri döndüğünde yani tövbe ettiğinde. Secde et, emrine uymamakla ve uymamakta diretmekle "isyankar ruh"; şu ağaca yaklaşma, yasağının ihlaliyle ve bu ihlalin sonuçlarından olmak üzere af dilemekle yani tövbe etmekle doğan "itaatkar ruh". Toplumsal yapı, uysal ruhların bir aradalığıyla ve yasaklara riayet edilmesiyle başlar ve toplumsal ruh var olur. Toplumsal yapı oluştuğunda isyankar ruh ondan kopma, yasakları delme eğilimi gösterir, eğer pişman olursa yapı onun cezasını vererek uysal ruha dönüştürüp yeniden içine alır, pişman olmazsa tecrit eder ya da bazen yok eder. Yeryüzündeki bütün hikayeler bu ruh durumlarından pay alır ve aldığı bu payı varyasyonel olarak sürekli çoğaltır. Emirlerin ve yasakların çeşitlenerek kazandığı süreklilik isyankar ve uysal ruhları da çeşitlendirip geliştirmekte, ilerletmekte ya da daraltıp geriletmektedir.
*****
Ruhun en görünür olduğu ve kabul gördüğü yer kanunların hakkaniyetle uygulanmasıdır.
*****
Gerilim ve çatışma eksikliği genellikle şu şekilde tezahür ediyor; mevcut yapının ürettiği düzen (akış biçimi) anlam üretmeye imkan vermediğinde isyankar ruhun devreye girerek yapıyı sarsması, sarsılan yapının kendine çekidüzen vermesi, isyankar ruhun da "tövbe" ederek yapıya tekrar dönmesi.
*****
Korkusuz biri durduk yere korkusuz değildir, gücünü (korkusuzluğunu)önce imanından sonra da temsil ettiği ruhtan alıyordur. O artık, yalan söylemeyen, haram yemeyen, zina etmeyen, vicdanlı merhametli o büyük ruhun cisimleşmiş halidir.
*****
Duygu, bakış açısı ve kurgu (yasa, töre) işin içine girdiğinde ruh da oluşur. Büyük ruhtan pay almayan ve cılız ruhlar oluşturan hikayelerin kalıcı olması beklenemez.
*****
Modern kent, insanı giderek daralan bir kutunun içine doğru çekerken apartmanlar, siteler, rezidanslar, gökdelenler mekanlarla birlikte insanın ruhunu dönüştürmüştür. Yüzyıllar boyunca geleneğin gölgesinde dingin bir hayat yaşayan insan, metropolün parıltılı yüzeylerinde kendi yüzünü seçemez hale gelir.
*****
Ölüm haberidir bu, nezaketsiz gelir, adabımuaşeret dinlemez. İzin istemez, kapıyı çalmaz, açmanı beklemez, geçer başköşeye kurulur. Kelimelerle inceltemezsin, törpüleyemezsin, ahşap değil sanat yapamazsın. Kaya değil bir yüz konduramazsın. Rengi yoktur, varsa karadır. Biri gitmiştir çünkü daima gitmiştir. Oradan bir ışık sızmaz. Bir ses duyulmaz. Sağına soluna kedi merdivenleri takıştıramazsın. Kenarsızdır, işe yaramaz bunlar.
*****
Küpe çiçeği kendine yakışmayan arzularla yüzleşme cesaretsizliğinin, gizli bir arzunun utandırıcılığının sembolüdür.
*****
Modern hayatın gürültüsü, insanın hafızasını da vicdanını da titreten bir unutma alanı yaratır ne yazık ki. Gelenekle bağı kopan birey , iç dünyasını ayakta tutan manevi dayanakları da hızlı yitirir. Günümüzde yaşamın hızla yerinden ettiği değerler insanı kendi inanç dünyasının uzağına savururken geride yalnızca anlamı eksilmiş bir kabuk bırakır. Bu kabuğun içinde yolunu bulmaya çalışan birey doğruyu yanlışlıkla karıştırırken aslında kendi iç sesinin çöküşünü seyreder. Artık ne inancın sığınağına varabilir ne de vicdanının terazisine güvenebilir. Öykülerde manevi dünyanın pusulası bozulduğunda kişi kendi belleğine bile güvenemez hale gelir. Gelenekten ve geçmişle kurulan bağdan kopan birey manevi değerlerini taşıyacak zemini bulamaz.
*****
İnsanı gerçekten dönüştüren eleştiri, dışarıdan gelen değil içeriden yükselendir.
*****
İnsanlık tarihi kadar eski olan çatışma, karşı karşıya gelme ve iki farklı güç arasındaki mücadeledir. En yakınlarıyla huzuru bulup mutlu olan insan, yine en yakınlarıyla sınanır. Destan geleneğinden günümüze; aile içindeki erk savaşları, uzaktan bakıldığında anlamsız gelse de olaya dahil olan kahramanların iç seslerinden anladığımız kadarıyla çok da yersiz değildir. Babaların oğulları, annelerin kızları ya da tam tersi... Mevzu benlik kavgası, anlaşılmak ve değer görmek olunca en yakınlarımız bile yabancılaşabilir. Kiminle olduğumuz, kimden ne öğrendiğimiz, o öğretinin sonucunun aileyi ve toplumu tatmin edip etmemesi çatışmanın temelini oluşturan faktörlerdendir. Boğazımızda, kalbimizde, zihnimizde düğüm gibi gezdirdiğimiz aile, bazen kağıda düşen yanıyla çözülemeyen, çaresi olmayan bir gerçektir. Gerçeğe kurgu karışınca yazılanllar, gerçekten çok daha acı, çok daha yıpratıcı olabilir. Çoğu zaman "Neden ben değil de o?" sorusu bağlamında yaşanır çatışmalar. Karşıdaki ister anne-baba olsun ister kardeş cevap hep aynı doğru üzerinden yankılanır.
*****
Çocukların yeri bazen tayin edilemeyebiliyor. Onların varlığı evdeki büyüklerden sonra geliyor. Evlatlar, birtakım sorumlulukları yerine getirmek için var olmadıklarını farklı biçimde kanıtlamaya çalışınca çatışmalar derinleşiyor.
******
Mesafeli bir duruş, keskin bıçak kadar acıtır canımızı.
******
Çocukluk, yaşamın en kırılgan dönemidir. Güven duygusuna en fazla ihtiyaç duyulan zaman.... Çocukların sağlıklı yetişkinlere dönüşme süreçlerini tehdit eden bazı faktörle vardır. Güvensizlik bunların başında gelir. Çocuk için ebeveyni ile her yaşta sağlıklı iletişim kurabilmesi önemlidir. Ancak bunu başarabilenler toplum yapısına uyumlu kişiler olur. Destekleyici ve güven verici ebeveyn sözleri, kahramanların suçluluk duygusunu azaltarak çatışmanın olumsuz etkilerini zamanla yok eder.
*****
İnsanların diğer insanlara uyguladığı yıkıcı eylemlerin altında ebeveynlerinden kalma hasarlar vardır. Bedensel hastalıklar, duygusal yalnızlıklar, kimlik bunalımı bütün bunların ürünüdür. Değişmeyen şudur: Ebevenynin sesi, bireyin bilinç dışından duyulur. Bu sesin şiddeti kahramanın gönül zarına zarar verir.
*****
Bölünmüş anıların toplanması, sessizliğin altında yatanın keşfedilmesi, bireyin duygularının adlandırılması kahramanın sağlam bir karakter geliştirmesinde oldukça önemlidir. Gittikçe artan öfke duygusu, çarpıl kalıpları öğrenen, yalan söylemeye meyilli, başkalarıyla uyum kuramayan empati yoksunu bireyleri topluma aşılar.
*****
Eşit dağıtılmayan sevgi, çocukların gözünde sevgisizlikten farksızdır.
******
Annenin bahtı kızın çeyizi derler.
*****
Ebeveynlerimizin birer yansımasıyız ve onlar ilk öğretmenlerimiz.
*****
İnsanlar hem kaderlerine boyun eğer hem de başlarına gelenlerle alay ederler. Bu alay, kimi zaman bir laf sokuşta kimi zaman birer ağıtın arasına sıkışmış bir tebessümde kimi zaman da bir esnafta kendini gösterir.
*****
Hayat zordur, ama gülmek te bedava
*****
Yürekte aşk olmazsa felsefe bayinde hararet yapar.
*****
İnsanı insan yapan şeyler değiştikçe insanın bakışı, görüşü, duyuşu, bununla beraber inşaya dair tercihleri, biçime dair yöntemleri çeşitlenebilir. Bunlar özü değiştirmez çünkü öz insanın yazma ve yaratma saikiyle beraber, söyleme, etki etme saikiyle ve elbette öykünün ilk gününden bu güne, kendinde muhteva ettiği bütün özellikleriyle beraber bir bütündür.
*****
Sanat en çok sabra ihtiyaç duyar.
*****
Hastalık bedende değil ruhtadır.
*****

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder