OKUDUKLARIM -120- SARIKAMIŞ BEYAZ HÜZÜN / İSMAİL BİLGİN

09 Aralık 2015

OKUDUKLARIM -120- SARIKAMIŞ BEYAZ HÜZÜN / İSMAİL BİLGİN

Sarıkamış'la ilgili birçok bilinmeyen olay günışığına çıkarıyor... Harekât öncesi göz ardı edilen raporlar... 31. ve 32. Tümen'in birbirleriyle çarpışması... Rus Çarı II. Nikolas'ın emir verildiği için tutuklanmaması... Osmanlı askerinin ve halkın tek vücut olarak açlığa, karakışa yani tüm imkânsızlıklara karşı gösterdiği insanüstü mücadele...Milletlerin hafızalarında bazı yer adları âdeta mermere kazınmış gibidir. O yer adları, yıllar geçip gitse de milletlerin hafızasından silinmez. Her an hatırlanarak, nesilden nesile aktarılır. Bu yerlerden bazıları Galiçya, Yemen, Sarıkamış, Çanakkale, Dumlupınar ve Sakarya'dır... Bu adlardan birini veya birkaçını duyduğumuzda gönül telimiz hep titrer, bir garip oluruz. Tarihimiz nice zaferlerle doludur. Zaferlerimizin yanında yenilgilerimiz de vardır. Bir millet, zaferleriyle övünürken, yenilgilerden de gerekli dersleri çıkarmaya çalışır...Sarıkamış Harekâtı, her türlü imkânsızlıklar içinde, kırık bir ümidi gerçekleştirmeye yönelik, sonu hazinle biten bir harekâttır... Bu harekâtta askerimiz Rus'tan çok tabiat ile mücadele etmiştir. Bu topraklarda yaşayan herkesin ya bir akrabası ya da bir yakını bu harekâttan etkilenmiştir. Binlerce şehit kâh Ruslarla çarpışarak kâh iklimle, karakışla, imkânsızlıklarla mücadele ederek vatanı savunmuştur...Bu kitap; okurları tarihin acılarla dolu bir sayfasına, bütün olanaksızlıklara ve karakışa rağmen Osmanlı askerinin vatanını korumak için inançla ve azimle savaşmasına tanıklığa davet eden bir hüznün hikâyesidir. Sarıkamış/Beyaz Hüzün'de bir hüznün hikâyesini, 90 yıldır unutulanları okurken kâh gururlanacak, kâh ağlayacaksınız...

Bu kitap Okuduğum en güzel kitap listesinde yer almaktadır.


İnsan her şeye alışırdı. Yürümeye, soğuğa, yorgunluğa, savaşmaya ve öldürmeye...
İnsanın en alışkın olduğu şeylerden biri de yaşamaktı. Kendi hayatını derin derin soluyarak yaşamak, her insanın kutsal saydığı şeylerden biriydi. Belki de yaşamayı iyice kanıksayan erler, bu alışkanlıklarından vazgeçmek için bilinmez bir diyara, sanki bir beyaz ülkeye doğru yürüyorlardı.



İNSANI MUTLU EDEN ŞEY MAL DEĞİL, DENEYİM BİRİKTİRMEK, İÇ HUZURUYLA YAŞAMIN TADINA VARARAK YAŞAMAK.

08 Aralık 2015

İNSANI MUTLU EDEN ŞEY MAL DEĞİL, DENEYİM BİRİKTİRMEK, İÇ HUZURUYLA YAŞAMIN TADINA VARARAK YAŞAMAK.

Dünyanın dört bir tarafında, özellikle Amerika ve Avrupa'nın büyük şehirlerinde tüketme üzerine kurulu dünya düzenine kafa tutan örnekler görmeye alıştık artık. Çöp atmayan restoran, vejetaryen şehir, hava temizleyen kaldırım gibi aykırılığı ile gezegene yarar sağlayan örneklerle eskiye göre daha çok karşılaşıyoruz. Peki İstanbul'da, burnunuzun dibinde bir yıldır hiçbir şey satın almayan biri olduğunu söylesek tepkiniz ne olur?


Almadım isimli blog'un sahibi Selma Hekim, bir yıl önce başladığı hiçbir şey satın almama deneyimine başarı ile devam ediyor. Gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçlarının dışında son bir yıldır satın aldığı ürün sayısı beş. Cilt uzmanının aldırdığı bir cilt ürünü, sıcakla mücadele etmek için aldığı bir beyaz şal, bir kalıp sabun, telefon şarjı ve bir tane bileklik. Selma Hanım'la satın almama deneyimini ve bu deneyimin ona neler kattığını konuştuk.

YAZININ DEVAMI

Facebookta rastlayıp ilgiyle okuduğum bir yazı oldu, kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

OKUDUKLARIM -119- DAVA / FRANZ KAFKA

OKUDUKLARIM -119- DAVA / FRANZ KAFKA

Genç adam, nasıl işlediği anlaşılmadığı gibi erişilmez de görünen mahkemenin sırrına ermeye çabalarken, tuhaf ilişkilere girecek, gitgide şüphe ve evhamların girdabına batacaktır. Roman, insanı labirentte çaresizce dolanan fareye çeviren atmosferiyle, gerçekten karanlık bir kara mizah başyapıtıdır. Bu atmosfer, kâh bürokratik absürdlüğün kâh otoriter rejimlerin dehşetli bir temsili olarak yorumlanmıştır. Her halükârda Dava, çağa damgasını vurmuş romanlardan biridir. Yüz yıldır dünyanın her yerinde birçok büyük yazar, yapıtlarında Dava'nın temalarıyla boğuşmakta, deyim yerindeyse Dava'yla konuşmaktadır. "Bu eserin tecellisi ve belki de büyüklüğü, her şeyi ortaya sererken, hiçbir şeyi teyit etmemesindedir."-Albert Camus-

Anlaşıldı. Tek çare şartları kabullenmek. Her şeyden önce de dikkati çekmemek “Sana ne kadar ters gelirse gelsin ağzını kapalı tut. Bu koca hukuk sisteminin hassas bir denge halinde olduğunu anla!”

İZLEDİKLERİM -53-

05 Aralık 2015

İZLEDİKLERİM -53-

AŞKIN DİLİ

Martin, Gustave Flaubert hayranı eski bir Parislidir. Normandiya kasabasında pastane işleten Martin, bir İngiliz çiftin kendisine yakın bir çifliğe taşındığını öğrenir. Üstelik bu çift isimlerini birer Flaubert kahramanı olan Gemma ve Charles Bovery'den almıştır. Sadece ismen değil yaşayış ve hal tavırları olarak da dikkat çekicidirler.
Filmi yarım bıraktım cinselik yüklü filmleri sevmiyorum. Tavsiye etmiyorum.



ŞEYTANIN GÜNLÜĞÜ/ Chronicles.of.Evil.2015

Choi polis şefi olarak görev yapmaktadır. Görevinde çok başarılı olmasından dolayı ise bir üst rütbeye geçer. Bunu kutlayan Choi kutlama gecesi sonunda eve dönmek için taksiye biner. Ancak bindiği takside taksici onu soymaya kalkınca gerilim dolu sahneler baş gösterir.



İSKELET GÖLÜ -2012-

Savaştan dönen bir asker geçirdiği derin travmanın etkisinden kurtulamamıştır. Kendisini hala savaşta zanneden bu adam ormanda insanları kendi teknikleri ile avlamaya başlar. Bu şekilde hayatını idame ettiren adam bu sefer gözüne bir soyguncu çetesini kestirmiştir.



AŞK UĞRUNA / SUITE FRANCAISE



1940 yılında Fransa’da II. Dünya Savaşı’nın ilk işgalleri yaşanmaktadır. Genç ve güzel bir kız olan Lucile Angellier, üvey annesinin evde gözetiminde, savaşta esir düşen babasından haber almak için beklemektedir. Bir yandan Paris’ten gelen savaş mültecileri küçük kasabaya yerleşmeye çalışırken, diğer yandan Alman askerleri kasabalıların evlerini bir bir işgal etmeye başlar. Lucile evlerine yerleşen Bruno von Falk adlı yakışıklı askerden, başlarda hiç hoşlanmaz ve kendisini geri çeker. Fakat günler ilerledikçe iki genç arasında aşka sürüklenen bir çekim oluşur. Ama karşılarında savaşın en trajik yüzü durmaktadır.

İnsanların gerçek yüzlerini görmek istiyorsan  savaş başlat.



ÖLÜMSÜZ AŞK


Bir çağ değişirken doğmuş olan Adaline Bowman, geçirdiği bir kaza sonucu hiç yaşlanmamakla 'ödüllendirilir'. 29 yaşında yaşlanmamaya başlar ve yıllar boyunca insanlardan mümkün olduğunca uzak, izole bir hayat sürmek zorunda kalır. Bu süreçte dünyanın sıradışı değişimine de tek başına tanık olur ve bunun zorluğunu tek başına atlatmayı başarır. Bu yalnızlık karizmatik Ellis Jones ile tanışına kadar sürer... Ellis Jones, Adaline'e hayatı gerçek anlamda yaşamanın nasıl bir his olduğunu hatırlatacak, bir adım daha ötesine geçerek gerçek aşkı yaşamasını sağlayacaktır. Adaline, genç adamın ailesiyle geçireceği bir hafta sonunda yine sırrının ifşa olması tehlikesini yaşayınca hayatını sonsuza dek değiştirecek bir karar verir...


Bunca sene yaşadın ama bir hayatın olmadı.
Dikkatsiz olma, küçük hatalar seni tökezletir.



HAYALLERİMDEKİ KADIN /MANGLEHORN 2014


Senelerce sevdiği bir kadın tarafından terkedilen bir adamın hayalleri ve hayatı birden başına yıkılır bununla birlikte ne yapacağını bilemez yakın arkadaşları onu teselli etmeye ve başka şeylerle ilgilenmesi gerektiğini anlatmaya çalışacaktır.

Dünyada bir sürü kötü insan var alçaklar, düzenbazlar, ama hep hayvanlar zarar görüyor.
Bu hayatta hepimizin ilişkileri var, derin pişmanlık hissettiğimiz ve sıkıca tutunduğumuz şeyler var.



PARAMPARÇA / ALOFT  2014

Nana hayatını çocuklarına adamış ve onlara bakmaya çalışan biridir. Yaklaşık yirmi sene önce yanında giden oğlu ile aralarında çok büyük yollar vardır. Bu durumun farkına varan bir gazeteci onları buluşturmak ister. Buluştuklarında konuşulacak tam yirmi senelik şey vardır.

Acıdan kaçamayız, ama acıya direnmek.... 
Tüm sorunların sebebi budur.
Herkes bir şeyler almak istiyor, vermek farklıdır  daha zor.

OKUDUKLARIM -118- MÜCELLA/ NAZAN BEKİROĞLU

03 Aralık 2015

OKUDUKLARIM -118-  MÜCELLA/ NAZAN BEKİROĞLU

Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı'ndan sonra merakla beklenen yeni romanı Mücellâ'da bizleri 1920-1970'li yılların Türkiye'sinden nostaljik bir hikâyeyle buluşturuyor. Mücellâ, genç Cumhuriyet'le yaşıt bir kızın, unutulmuş kumaşların, kokuların, alışkanlıkların, iğne oyalarının, kimi yarım kalmış kimi tamamlanmış aşkların, hayatı seyretmekle yaşamak arasında gelip giden kadınların romanı.

Zamanın daha ağır aktığı, hayatın ritminin daha çok mahalle aralarında karar bulduğu vakitler. Gaz lâmbasının ışığında içilen nohut kahvesinin ağızda buruk bir tat bıraktığı dönemler. Arka planda Türkiye, pek çok çalkantının içinden geçerken bile kendini bildi bileli çeyiz işleyen bir genç kız Mücellâ. Adım adım hayattan çekilirken bunu neredeyse hiç fark etmeyen... Neyi beklediğini bilmeden bekleyen... Derken günün birinde, kıyısında kaldığı hayata son bir çabayla dönmek isteyen...

Sümbül kokulu bembeyaz yastık kılıfları, kanaviçe işli peçeteler, uçları fistolanmış havlular, çeyiz sandıkları arasında… Hanımeli, yasemin ve leylâk kokulu yaz ikindileri gibi uzun kış gecelerinde de, ya çardağın altında ya hep o soldaki pencerenin içinde... Mücellâ'nın dupduru ve çarpıcı hikayesi.

ALTINI ÇİZDİKLERİM 

Her sevgi insanın kendisini eşsiz hissetmesiyle başlarmış. Bense senin eşsiz olduğunu hissettim. O yüzden benim ruhuma düşen şey senin de ruhuna düştü biz ikimiz bir ırmak köprüsünün korkuluklarına yaslanmış suya bakarken ve şairliğim tuttu. Sandım ki çoktum, bir oldum. Eğriydim, doğruldum. Yitiktim bulundum. ..

İyi de affa değer olanı zaten herkes affeder. Asıl af, affa layık olmayanı da affetmek değil mi?

Tıpkı vicdan gibi. Onu kaybetmeye en fazla hakkımız olduğu anda koruyabildiğimiz şey değil miydi vicdan?

Her aşk insanın kendini eşsiz hissetmesiyle başlarmış. Bense senin eşsiz olduğunu hissettim. O yüzden benim ruhuma düşen her şey senin de ruhuna düştü biz ikimiz bir ırmak köprüsünün korkuluklarına yaslanmış suya bakarken ve şairliğim tuttu.

Sevda dediğin ne ki? Tarifsiz bir tanışıklık duygusu. Sebepsiz bir gülümseme arzusu. Rüzgâr esti. Mantonun düğmelerini iliklerken sen de bana gülümsedin. Sen bana gülümsediysen bu sana değil bana bir şey katmış demekti.Acaba? Bu ümit bile yetti.

Aşka açılan her kapıdan bir felaketin gireceğine sarsılmaz inancı vardı. Pek haksız da sayılmazdı hani. Yolu aşka uğrayıp da bedbaht olmamış tek fert yoktu ona göre dünya yüzünde.

Neyyire Hanım'ın aynalarla arası iyi değildi.Evinde en büyük ayna işte şu yarım aynaydı ve aynalarla arasından su sızmayanlardan da hiç hazzetmezdi. Ona göre, aynalar hiç tekin şeyler sayılmazdı.İnsanı olduğu gibi gösterse de canını,ruhunu yansıtmayan bu yüzeylerin önünde fazla durmaya gelmezdi ve insanın kendi şekli şemaliyle fazla uğraşması da hayra alâmet değildi. Ayna işte ! Başının örtüsünü bağlarken, mantonun düğmesini iliklerken, oranı buranı düzeltirken geçersin karşısına. Ama o kadar.
 Tamam , temiz intizamlı olmak gerekti elbet kız kısmı için, bunda bir kusur yoktu. Ama ayna, yetmedi,pencere camı,mağza vitrini hiçbir fırsatı kaçırmayan kızlar tehlikeli gruptandı.Çünkü, onlar kendi hayran kaldıkları görüntülerini göstermek de isterlerdi.ve bunun için en uygun ayna da bir erkeğin hayran hayran bakan gözlerinden başka bir şey değildi.Hiçbir fırsatı kaçırmazdı kızlar bu yüzden ama böylesi gidişlerin sonunda daima belâlı serüvenler başlardı.

Her sevgi insanın kendisini eşsiz hissetmesiyle başlarmış. Bense senin eşsiz olduğunu hissettim. O yüzden benim ruhuma düşen şey senin de ruhuna düştü biz ikimiz bir ırmak köprüsünün korkuluklarına yaslanmış suya bakarken ve şairliğim tuttu. Sandım ki çoktum, bir oldum. Eğriydim, doğruldum. Yitiktim bulundum.

Aşk curuyunce ondan boşalan yere aniden gerçek doluvermisti.

Geçmez deme geçer. Her şeyin dönüşü var. Günahın bile affı var. Düzelmez deme düzelir. Dönülmez deme dönülür. Geçmişin telafisi gelecektir.

Zaman iyi bir öğretmendi ama bu ne pahalı bedel, bu ne kabadayı bilgiydi.