OKUDUKLARIM 2024/32 TAŞ KOKUSU

14 Mayıs 2024

OKUDUKLARIM 2024/32 TAŞ KOKUSU

 

 
Çocukluğundan itibaren hayata etrafındakilerden farklı bir gözle bakan; dedelerin, ninelerin, sevimli ve sevimsiz komşuların dizleri dibinde, masalsı taş evlerde, taş sokaklarda ve kırlarda büyürken, duyduklarını kendi iç sesi hâline getirip kafasının içinde sayısız karakter oluşturan, sonra da bu karakterlerle yaşamayı öğrenmek zorunda kalan bir kadının annesiyle ve kafasının içindeki karakterlerle tutuştuğu savaşın tuhaf hikâyesi. Kimilerine göre hastalıklı, kimilerine göre eşsiz bir zihnin sanatsal trajedisi. Bilinç akışı, hüzün, resimler, sesler… Kendi topuk seslerini dahi duyabilecek kadar yalnız bir kadının, aradığı her şeyi yine kendisi gibi muallakta kalmış birinde bulmayı hayal etmesinin hikâyesi. Kim gerçek, kim hayal, asla bilemeyeceğiniz bir hikâye. “Boğulduğunu sandığın o sancılı anlarda, aslında boğazını sıkan da kendinsin. Duyduğun o fısıltılar kendi sesin. Gözlerini kapattığın an susacaksın. Gözlerine sabunlu sular dökülene kadar öylece kör kal ve sus. O zaman hiçbir şey seni incitemez.”
 
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;
 
Sanki Marguezin yüz yıllık yalnızlık kitabı gibi karışıktı ne okudum pek bilemedim....
 
KİTAPTAN ALINTILAR;

Çok ağlayınca uykusu geliyor insanın
*****
Tanrı, insanoğlunu yeryüzüne yerleştirmeye karar verince cinleri büyük denizlere, nehir kenarlarına, ormanlara ve çöllere sürmüş. O gün bugündür cinler, insanoğluyla didişir durur.
*****
Yalnızlığım kıvrandıkça uzayıp giden bir kurt gibi dolanıp duruyor göz bebeklerimde.
*****
Yine bir gecenin ucunu, sabahın topuğuna iğnelemişim
*****
Kapıyı kapattığında içeride kalanlar ailendir.
*****
İnsanın sonunu bilememesi ne büyük trajedi!
*****
Baskın gücün fikri ne ise onların da zikri odur.
*****
Geceye dost diye sığınmadınsa
Yalnızlık ne demek bilemezsin sen.
*****
Köylüleri seviyorum. Minnet nedir biliyorlar ve çok doğallar. Onlar bilgedir.
*****
Nerede yorulursam, orası otağ.
*****
Herkesin bir hikayesi vardır ve herkesin kapağı kapanmayan bir yüklüğü vardır.Kimin ne gizlediğini insanın kendinden başka kimse bilemez. Bazen bunu insanın kendisi bilemez. Hepsi envantere kayıtlı, çalayım desen her sayfasında tasnif müdürlüğü damgası. Zaten yaşanıp bitmiş bir hikaye, artık terk edilmiş bir yılan gömleği gibidir. Başka bir yılanın işine yaramaz.
*****
Devlet işi durmaz akar.
*****
Sevgi nedir bilmedim, darıldım sevenlere
*****
Elleri göbeğinin üzerinde anlamsızca kenetli. Oysa eller tutulmak içindi.
*****
Yaşamak ya da ölmek istediğini kimseye söylememelisin. Her şeyin kimyası değişiyor bunu söylediğinde. En çok da evrenin. İnsan var olmak üzere programlanmıştır. Sabahları güzel şeyleri düşündürür. Yersin içersin sürtünerek geçersin kalabalıklardan -. Bunu seversin. İnsan sıcaktır.Bir arada olmak, yaşamak. Ne zaman artık yaşamak istemediğini itiraf edersen kendine, o zaman yok olmak zehri bir mürekkep lekesi gibi dağılır her şeye. İşte o zaman koca bir mezar açılıyor hayatının ortasına. Hazırlık başlıyor. Ne bulursan at çukura. Havada yakaladığın seslere kadar. Bu tarafta hiçbir şeyinin kalmadığını göreceğin güne kadar. Zaten mezarlar olmasa kimsenin  ölümü hatırlayacağı yok. Eğer hayvanlar gibi bir köşeye çekilip ölebilseydik, arkamızda bir mezar bırakmamayı göze alabilseydik bizi en fazla bir sene anacaklardı. Çiçek getirme, çelenk yollama, mezar taşına kapanıp ağlama olmayacaktı.
*****
Çok sevilmeye de isyan ediyorum. Her şeyin çok olanı incitiyor beni. Çoklar değiştiriyor asıl olanı. Tat bozuluyor, hiyerarşi karışıyor. İnsan sevilmemeli de biraz, üzülmeli de. Beklemeli de. Yoksa elindekinin kıymetini asla bilemez. Bunları düşünebiliyorum ama uygulayamıyorum nedense. Hep bir bahanem var.
*****
Ademoğluna verilmiş en büyük ceza, sevdiklerinin gözünün önünde yaşlanıp ölmesini seyretmektir.
*****
Yağmurlu bir günde, sevdiğimle pencere önünde oturmanın nasıl bir şey olduğunu bilmek isterdim.
*****
Herkesin içinde gizli kalmış ıssız bir mezarlık var. Keşfedilecekleri günü bekleyen ürkütücü hikayeleri var bu mezarların. Genlerle nesilden nesle aktarılan hikayeler.
*****
En kötüyü tanıyan, iyiyle karşılaştığında sevinir, daha kötüsüyle karşılaştığında şaşırmaz.
*****
Herkes kendi iniltisini duyar. Herkes kendine acır bu dünyada. Biri sana derdini anlattığında için acıyorsa, aynı şeyi yaşamaktan korktuğundandır. Ruh anında empati kurar ve sen bile fark etmeden o olayı sana yaşatır. Sonra sende acırsın. Kendine acırsın, karşındakine değil.
*****
Kader hiçbir zaman zorlanmamalı. Bir şeyi ne kadar çok istiyorsan ve o şey senden ne kadar çok kaçıyorsa, olmadığında bir hayır vardır. Ama sen ille de olsun istiyorsan, her şeye rağmen , o şey olur.
*****
Ölüm güzel değildir, yaşamaktır güzel olan.
*****
Bir insanı öldürmek için kanını akıtmak, nefesini kesmek ya da onu zehirlemek gerekmiyordu. Lanet ruhunu delik deşik edince de ölür insan.
*****
İnsansın, nihayetinde korkuyorsun.
*****
Ah çocuğum, bu dünyada yeryüzünde bir yer işgal ettiği, yürüdüğü, konuştuğu, ağladığı, sevdiği halde görünmeyen o kadar insan var ki! Ezilen, çiğnenen, lanet ömrünün bir an önce bitmesini isteyen nice insan...
*****
İnsanlar dönem dönem değişir
******
İnsan birini sevmiyorsa o kişi feriştah da olsa göze hoş gelmez.
*****
İnsan bir kere bilenmeye görsün, yapabileceklerine kendisi bile inanamaz.
*****
İyileşerek çalışmak yerine, çalışarak iyileşmek daha sağlam olanıdır.
*****
Kimin sevdiceği olabildim ki şu dünyada.
*****
Ama şiir bu, kimin kalbine konacağı belli mi olur.
*****
Yalnız, hüznü vardır kalbi olanın.
*****
Bana Musti deme! Kimin adını kısaltsan ömrü de kısalıyor.
*****
Yas insanı iyileştirir. Ruhu onarır. Kalbi kederden arındırır.
*****
Başkasının mazisine dokunmak, bir nevi kendi karanlığından kaçmak gibi bir şey. İyi geliyor, iyileştiriyor ruhumu bunlar. 
*****
Bir kadın kötü biri de olsa, anne olduğunda tertemiz görürüz onu. Süt kokar sanki. Algılar rollere göre değişiyor. Dünyanın düzeni böyle.
*****
İnsanlar yaşlandıkça küçük bir çocuk gibi sevgi ve özel bir alakaya ihtiyaç duyuyorlar. Bunu alamadıklarında huysuzlanıp hayatlarında var olan güzellikleri de göremez olabiliyorlarİlaç kutuları, ağrıları, yalnızlıkları ve hastalıklarla boğuşan yaşıtları arasında kalan birkaç güzel günü de heba ediyorlar. Ölümden beter bir şey varsa, o da henüz hayattayken yaşamdan ümidi kesmektir. O zaman odalar kabir, döşekler tabut olur insana.
*****
Bazen bir diken için bile Allah'a şükretmek gerekebilirmiş demek ki.
*****
Allah büsbütün de çaresiz bırakmıyor kullarını.
*****
İnsanların çoğu gözleri açık uyuyor
*****
 Ben hiçbir ödemeyi son güne bırakmam. İnsan yığınları beni boğuyor çünkü. O lanet kuyrukları sevmiyorum.
*****
Allah hayvanı koruyor. İnsanı sınıyor. Onlardaki ilim bizde yok.
*****
Güzel temennilere tebessümle bakmalı insan.
*****
Nerenin toprağından yaratılmışsan orada kurulur otağın.
*****
İnsan dallı budaklı bir şey işte. Sallansa başka bir ağacın dalını kırıyor. Buna "aheng-i reftar" diyoruz. Hayatın doğal düzeni yani.  Ne güzel diyoruz, fakat hiç güzel yaşamıyoruz.
*****
Allah der ki günahınızı gizleyin, kimseyi şahit etmeyin ki sizi affedebileyim.
*****
Allah'ın doğası daima kurtarıcıdır ve sırları inceltendir. Gerçek büsbütün aşikar olmasa da yola devam etmen için gereken ipuçlarını Allah'ın doğasında bulursun.
*****   
Psikolojisi bozuk bir insan dünya düzeninin hiçbir işine yaramıyor. Ne yiyebiliyor ne içebiliyor, ne giyinebiliyor ne de gezebiliyor çökmüş insan. Böyle bir insanı kim ne yapsın ki?
*****
İnsan kendini nerede arar?
*****
Bütün büyük işlerin temelinde bencillik yatar
*****
Allah gerçekten çok merhametlidir.
*****
İnsanlar dinlemeyi sevmiyorlar fakat başkalarının sırlarını ya da kötü anılarını dilden kulağa dolaştırmakta hiçbir sakınca görmüyorlar.
*****
Allahtan başka sığınacak kimse bulamazsın.
*****
Sevilmek insanı iyileştirir.
*****
Biz insanların en verimli olduğu zamanlar köşeye sıkıştığımız, vaktimizin daraldığı zamanlar değil midir?
*****
İnsanların cümlede boş bıraktıkları noktalı yerlere uygun kelimeleri koymaya çalışmaktan yoruldum artık.
*****
İtiraz hakkı hep vardır
*****
Kaderle satranç oynayan kaybetmeye mahkumdur.
*****
İnsan insanın derdine ne kadar soğuk.
*****
Kendin dökmediğin şeyi nasıl toplayabilirsin ki?
*****
Sen yan odada duvarlara vururken. Şu hayatta insanın en yakını diye bir şey yoktur.
*****
Benim için büyük olmak demek, annem gibi olmak demekti.
*****
İnsan insana inanır.
*****
En büyük acılar 3 gün sürer.
*****
Umut etmek ahmakların işi.
*****
 
KİTAPTAN ŞARKILAR



DEVAMI YARIN... 

BOŞ BİR KAFA ŞEYTANIN ÇALIŞMA ODASIDIR (PLATON)

13 Mayıs 2024

BOŞ BİR KAFA ŞEYTANIN ÇALIŞMA ODASIDIR (PLATON)

 

resim pinterestten alıntıdır.
 
ZORLAYICI DENEYİMLERİN TEKAMÜLÜMÜZE KATKISI 

Sonu belli olmayan bir yoldur hayat.
Önüne ne zaman, neyin çıkacağını bilemezsin.
Bazen bir şeyler alır götürür senden, tutamazsın!
Bazen de hayatın getirdiklerinden kaçmak istersin,
Ama kaçamazsın!
Böyledir hayat,
Bir türlü anlayamazsın.
Ve bir gerçek vardır:
"ACIYI" Tatmadan ,
"MUTLULUĞU" Bulamazsın...
‘Zorlu Olaylar Tekamüle Nasıl Hizmet Eder’ demeden önce TEKAMÜL nedir ona bakalım:
Ruh ve Kainatta Tekamül ve Kemal konusunda  şöyle diyor üstad Bedri Ruhselman: “Ruhun maddelere bağlanması, görgüsünü arttırmak için tekamül aşamasına katlanmasıdır.”
Kısaca, tekâmül fikri; bugünkü anlayışımıza göre, ruhun maddesel evrenlerdeki durumu ile ilgilidir. Aslında ruhun, “olgunlaşmak” sözcüğüyle ifade olunan yüksek amacına ulaşması, maddeler arasında baş gösteren “kötü” niteliklerden kurtularak “güzel” nitelikleri kazanmasıyla beraber yürür. Fakat bu ‘güzel nitelikleri’ kazanmak, maddesel esaretten kurtulmanın; daha doğrusu, maddelere egemen olmanın olmazsa olmaz bir sonucudur.”
Üstad Ruhselman tekamül konusundaki bir başka görüşünü şöyle ifade etmiş:
“Doğada, önümüze açılan tekamülün iki yolu vardır:
Birincisi irademizle yürümek, ikincisi şuursuzca sürüklenmek!...
İrademizle yürürken, atacağımız her adımda, ruhumuzda parlayan mutluluk ışıklarının yanmasına karşılık, sürüklenip gittiğimiz zaman duyacağımız ıstırapların acılıklarını tatmaktan kendimizi kurtaramayız...
İnsan, kardeşine olan sevgiyi çiğneyebilir. Fakat doğa kendi yasalarına ihanet ederek, kardeş sevgisine karşı gelen bir insanı, istemeye istemeye diğer insanların minnetleri altına sokmakta gecikmez.
Bu ise, insan ruhu için hakiki bir esarettir. Daha doğrusu, sevgiyi darbeleyen insan ruhundaki kibir ve bencillik duyguları, doğada hakim yasalar karşısında yıkılmaya mahkumdur.
Fakat bu yıkılma ancak, kibir ve bencilliğin daha acı olaylarla çarpışmasıyla meydana gelir. Demek ki insan, kibir ve bencilliği kıracak bir olayın zinciri altında sürüklenmeye başlar. Acı olmakla beraber bu da bir kemal yoludur. Bundan dolayı, eğer ancak minnetler ve ıstıraplar içinde yükseliyorsak, bunun sebebini kendimizde, kendi irademizle doğayı ve varlıkları sevmemizde aramalıyız.”  (Ruh ve Madde Dergisi/S:380)

TEKAMÜL KOZMİK UYUM İÇİNDİR 
 
Biz cevher olarak, öz olarak tekamüle muhtaç varlıklar değiliz. Biz mükemmel olarak yaratılmış varlıklarız. O halde bizim tekamülümüzün asıl konusu nedir? Niye tekamül etmek zorundayız diye sık sık sorulur.
Asıl mesele kozmik uyumu sağlayabilmektir. Kozmosun her noktasına, bildiğimiz ya da bilmediğimiz, şu an içinde olduğumuz ya da olmadığımız bütün İlahi İrade Yasaları'na uyum sağlamamız gerekmektedir. Ayrıca sadece biz yaratılmadık. Bütün kozmos da yaratıldı, ruhsal enerjiyi üreten, ruhsal enerji sahibi olan ruh varlığı da yaratıldı. Mükemmel bir cevheri var, yetenek bakımından her şey var. Her şeyi yapabilecek potansiyel gücü var ama Tanrı'lık bir bilgi olan "Varlık Bilgisi" hakkında fazla bilgisi yok.
O varlığın bilgisini elde edebilmek, bulunduğu bütün ortamlara uyum sağlayabilmek için kendi irade ve isteğini kullanmayı öğrenmesi lazım ki Tanrı'ya benzesin, Tanrı gibi olsun.
İşte insan denilen varlığın, tekamül denen bir süreç içinde olmasının sebebi budur.
Tekamül sürekli gelişmedir. Ruhun bilgisinin sürekli bir şekilde artması ve o oranda da etrafı ile olan irtibatının zenginleşmesi, esneklik ve uyum sağlama niteliğinin artması demektir. Reenkarnasyonların maksadı da budur. Varlık çeşitli ortamlar içerisinde bulunarak uyum sağlama mekanizmasını geliştirmektedir.

HAYAT İÇİNDEKİ ALTÜST EDİCİ OLAYLAR SON DERECE GELİŞTİRİCİDİR 

Ergün Arıkdal Tekamülle ilgili bir ifadesinde ise şöyle demiş:
“….Ama bizleri esas geliştirenler, değer yargılarımızı ve değer verdiğimiz şeyleri hayat içerisindeyken, yaşarken alt üst eden olaylardır; gelişimimiz açısından çok daha önemlidirler.
Bunlar; servete, mal ve mülke, çoluğa çocuğa, kıymet verdiğimiz iktidarlara dayanan, yani egomuzla çok yakından ilişkili hale getirdiğimiz ilmimiz, irfanımız, rütbemiz, içinde bulunduğumuz durumumuz, fiyakamız, güvenliğimiz, gücümüz, güzelliğimiz vs.dir.
İşte, bunlar tehlikeye girdiğinde, yani bunların değer kaybına uğraması, değersizleşmesi, o değerin ya da bu değer vasıtasıyla ulaşmış olduğumuz birtakım başka değerlerin bizden uzaklaşabilmesi ihtimalleri doğduğunda, deyim yerindeyse bizlerde şafak atar. Bunlar çok daha etkili eprövler meydana getirmektedir.”

ZORLAYICI DENEYİMLER ASTRAL ve MANTAL TORTULARI TEMİZLER

Zorlayıcı deneyimler tekamüle nasıl hizmet eder? Astral ve Mantal tortuları temizleyerek hizmet eder. Egomuzla ilgili değerler konusunda uyaran şeklinde şok tarzında karşılaştığımız olaylar, bizi bir boşluğa sürükler. Değer yargılarımız yerinden oynar. Neyin ne olduğunu hatta bizim kim olduğumuzu ve ne yaptığımızı sorgulatır. İşte tam da bu sırada hem zihinde mantal olarak hem de enerjetik bedende çok güçlü değişimler başlar. Tüm hayatımızı ve kim olduğumuzu yeniden sorgularız. Şokun getirdiği şaşkınlıkla sıkı sıkıya bağlı olduğumuz günlük hayatla ilgili düşüncelerimizde, alışkanlıklarımızda bir değişime neden olur. Zorlayıcı olayın getirdiği acı tıpkı alevlerin herşeyi kül etmesi gibi bize artık faydası olmayan bazı tortuların arınmasını sağlayarak, manen yükselişi sağlar. Gerçek içsel kapasitemizi ortaya çıkarmak zorunda kalırız yani tekamülümüzde bir aşama kaydeder daha üst bir anlayışa geçeriz. Örneğin deprem gibi zorlayıcı olaylarda o depreme maruz kalanların tüm değer yargıları değişir. “Dün vardı, bugün yok; demek ki herşey geçici, hiçbir şeye çok tutunamayız” bilgisinin fiili uygulaması bu tip zorlayıcı olaylarla yapılır. Doğal afetler gezegenin kendini yenileme çabalarıdır doğal bir olaydır ama üzerinde yaşayanları durağanlık ve atalet konusunda uyarır. Çarpık yapılan binaların inşasındaki ihmaller bu ataletin bir işaretidir. Evrensel yasalarla uyum sağlanamayan her olayda bir süre sonra atalet ve çürüme başlar. Bunu iyileştirmenin tek yolu da sarsıcı, uyandırıcı olaylardır.

TEKAMÜL DURAĞANLIK VE ATALET

Tekamül hareketimizde çabamız düştüğü vakit yani tasavvufun rahat-ül elvaf denen tembelliğine ulaştığımızda bir takım tıkanmalar başlar; bu geri tepme olayı otomatik bir şeydir. Tekamülde atalete ve rehavete düşmek konusuna en iyi örnek bir süre önce mücadele etmek zorunda kaldığımız salgın hastalıktı.
Örneğin: Bir süre önce geçirdiğimiz Covit-19 salgını maddesel rahatlığa, maddesel konfora ve maddesel tutkulara aşırı bağlanmamız nedeniyle bizi sadeleştirmek ve bu bağımlılıklardan kurtarmak için oluşan  yeni bir denge ve terbiye usulü idi. Şikayet yerine bu maddi dış hazlara düşkünlükler konusunda düşünebilenler bu deneyimden çok kazançlı çıktılar. Şimdiki ekonomik ise kriz hem maddeye bağlılık konusunda bizlere eğitim verdiği gibi aynı zamanda da ülke çapında neyin ne olduğu ve aslında nasıl uygulanması gerektiği, ilkelere uymadığımızda başımıza neler geleceği hakkında derin uyanış bilgileri vermektedir. 

ZORLAYICI OLAYLAR NEDİR?
 
Acı ve ıstırap adını verdiğimiz olayları bizler zorlayıcı olay olarak kabul ederiz. Kısaca bu olaylar psikoloji bilimindeki travmatik olaylardır.
Tekamül ederken, günlük yaşamımızda, zorluklarla karşılaşıyor, sınavlara sokuluyorsak ve sıkıştırılıyorsak panik olmayalım. 

ACI DUYGUSU DİRENÇTEN VE KABULLENEMEMEKTEN KAYNAKLANIR
 
Acı çoğu zaman büyümeye ve hayatımızı KABULLENMEYE direnç göstermekle ilgilidir. Evet, tanıdık olan her zaman bize rahat gelir ama ruhumuzu keşfettiğimiz bilinmeyene olan yolculuğumuzda; gerçek varlığımızı tanımak zorundayız. Düşünmek ya da direnmek yerine değişime izin verdiğimizde tüm yanıtları yaşadığımız günlük olaylarda bulabiliriz ve aniden her şeyin çok anlamlı olduğunu fark ederiz. Olayları değiştirmek için çok fazla uğraşıyor olmamız hayatımızda her şeyin sabit olmasını istememizin bir nedeni olabilir.
Spiritüel Öğreti diyor ki: “ Derin bir nefes alın ve değişimin gerçekleşmesine izin verin. Kapıdan içeri girebilecek olana açık olun; bunu sizi geride tutan şeyleri bırakarak yapacaksınız.”
Hayatın ne kadar zor olduğu hakkında yapılan şikayetlerin hiçbiri yeni değildir.
Eski Romalılar da keder ve acıdan şikayet ederlerdi. Zamanın filozofları bu şikayetlere mizah yollu cevaplar verirlerdi.
Örneğin Seneca; ‘Unutmayın ki acı şu en mükemmel özelliğe sahiptir; eğer uzun süreliyse, bu acı olamaz ve eğer acıysa uzun süreli olamaz çünkü çok yakın bir zamanda ölürsünüz derdi. Benzer şekilde Marcus T. Cicero; ‘Her acı ya şiddetli ya hafiftir, eğer hafifse kolaylıkla katlanılır; eğer güçlüyse hiç şüphesiz kısa olacaktır’ demiştir. Bu esprili yaklaşım sadece sırtımızdaki yükü azaltmıyor, aynı zamanda hayatı yaşamaya değer kılıyor. En üzücü ve eziyetli durumlarda dahi mizah anlayışımızı koruyalım ki yaşananlar hafiflesin…
Aslında basitçe hayat mükemmel de değil, berbat da değil. Neşeli ya da kasvetli olan bizim bakış açımızdır, hayatın değil.
Problemlerimizin çoğu, dışarıya odaklanmaktan ve içimize, iç varlığımıza ve onun ihtiyaçlarına odaklanamamızdan kaynaklanıyor. Kendimize acımaktan vazgeçip, başkalarına da birşeyler hissetmeye, empati kurmaya başlamalıyız.Sorunlar ortak, benzer olaylar yaşıyoruz ama herkesin yanıtı farklı. Öyleyse birbirimizin yanıtlarından da öğreneceğimiz çok bilgi vardır. Duyan kulaklarımız, hisseden kalbimiz ve içsel olanı da gören gözlerimiz varsa…
Diğer insanlara da onları ötekileştirmeden şefkat gösterip, yüklerini azaltmalarına yardımcı olmayı seçtiğimizde kendimizin de hafiflediğini, bazı sorunları rahatlıkla çözdüğümüzü göreceğiz çünkü birlikten ve anlayıştan gerçek kuvvet ve güç doğar. 

TEKAMÜLLE İLGİLİ BAZI TEMEL SORULARI ANLARSAK İŞİMİZ KOLAYLAŞIR
 
Hayatın çarklarının nasıl çalıştığını  anlamak bize çok şey kazandırır. Bazı temel soruları anlar ve yanıtlayabilirsek daha kolay çözümlere ulaşırız.
• Biz arkadaş olmayı reddedersek arkadaş sahibi olabilir miyiz?
• Başkalarına gülümsemezsek, onların bize gülümsemesini bekleyebilir miyiz?
• Dünyanın bize gümüş tepside sunulacağına inanmak gibi gerçekçi olmayan beklentilerimiz varsa bu çok değerli olmak düşüncesi ile bir yere ulaşamayacağımız kesindir. Öyleyse bir an önce vazgeçmek gerekmez mi?
• Hayata ne veriyorsak karşılığında onu alacağımızı farkedemiyor muyuz? gibi sorular, günümüzün ve çağımızın temel insanlık sorularıdır…
Amacımız ne? Büyümek, gelişmek, kendimizi gerçekleştirmek ya da potansiyelimize ulaşmak. Aydınlanmak ve aydınlatmak.Yani tekamül etmek.
Ve evrenin amacı da büyümemize yardım etmektir. Bunu da, bize üstesinden gelmemiz için sorunlar vererek yapar. Bir çok insan bu noktayı farkedemediği için mutsuzdur. Meydan okunması gereken sorunları büyümelerini sağlayacak fırsatlardan ziyade, büyük zorluklar, külfetler ve acılar olarak algılarlar. Zorlukların üstesinden gelmek acı verici olabilir ama zaferin keyfini, kazanmanın zorlukları olmadan çıkarabilir miyiz? Hayatın bize sunduğu mücadeleleri, kim olduğumuzu keşfetmek için kullandığımızda kendimizi yepyeni bir anlayışın kapısında buluruz.

HATA OLMADAN İLERLEME OLMAZ
 
Acılar ve zorlu olaylar, biz hep  acı içinde  kalalım diye yaşanmıyor, zorlu olaylara karşı güç kazanalım, maddeye egemen olalım, madde bizi esir almasın diye tekamülümüze hız katmak için yaşanıyor. Ve bu süreçlerde doğal olarak da hatalar yapılıyor. Hata olmadan ilerleme olmaz. Bazen hata yapmayayım diye kendini herşeyden uzak tutan insanlar görürsünüz ama inanın ki, o da yanlış bir yöntemdir ve insanın kalıplarını kırmasını, değişmesini, dönüşmesini durdurur.
Acılı ve trajik olayların ve çeşitli mücadelelerin, zorlu uğraşların içinden geçip hayatımızda yepyeni bir dönemin başladığına da mutlaka en az bir kere tanık olmuşuzdur ; o nedene hatadan korkmayalım ama hataya da koşmayalım…  Acıyı ve hatayı çok abartırsak değişim-dönüşüm bloke olur, gelişim yavaşlar o zaman da şok veren yeni olayları çağırmış oluruz.
Bu nedenle tüm ruhsal öğretiler diyor ki: “Gelene de Gidene Razı Ol” … O olayları aşmanın yollarını ara, hiçbir acı, hiçbir dert kalıcı değildir. Yaşanır ve geçer. Acı koşulsuz sevmenin olmazsa olmaz bir şartı… Acı çekmeyen insan başkasının halinden anlamaz.
Nasreddin Hoca der ki: “Damdan Düşen Halden Bilir”. Hiç zorluğa katlanmayan insan gayet umursamaz bir eda ile, “bana ne bu onun sorunu “ deyiverir. Başkalarının acılarını yaşamamız gerekmiyor ama yüreğimizin bir köşesinde her insan için ayrılmış bir şefkat payı olmalıdır ki, insan olmayı hissedelim. Sevebilelim ki sevilelim…
Acılara ve zorluklara değil onların içinde saklı olan daha büyük armağanlara odaklanırsak bakışımız, değiştiği için o acıda eskisi kadar acıtmaz olur çünkü biliriz ki herşey geçici, dünya geçici, biz geçiciyiz  ve sufiyane bir deyişle :
“Bu da Geçer Ya Hu” deme gücünü ancak zorlayıcı deneyimleri yaşayıp aştıktan sonra kazanırız.
Acı ile yaşanan olaylardan alınması gereken dersler alınınca zaten onlar da bitip gidiyor, bir bakıyorsunuz sizi çok acıtan o olay değişmiş, o kişi çoktan çekmiş gitmiş…
Acılarımızın, büyük imtihanlarımızın ve hatalarımızın bize öğrettiği en büyük ders; “hepimizin insan olduğu, hataya ve acıya açık olduğumuz ve bu nedenle de şefkat ve hoşgörüden asla vazgeçemeyeceğimizdir.”
Acılara ve bizi sıkıştıran zorlu olaylara yeni bir açıdan bakma zamanı, yeni bir anlayış, yeni bir bilinç hali bizi bekliyor…Acıların üzerine ancak öyle çıkabiliriz…
İlahi Nizam Kitabının sonlarına doğru 277.inci sayfada Bedri Ruhselman şunları ifade etmiş:
“Evren tekamül içindir. Ve orada, bütün tekamül ihtiyaçlarının tatmin edilmesi bir zorunluluktur. Bu ihtiyaçlar karşısında kurulacak yeni düzen ve sıralamaların şekil ve doğrultularına gelince; İnsan varlıklarının daha üstün hayatlara aday duruma girdikleri ve sonsuz parlak ülkelerin kapısına dayandıklarını söylemiştik.
Fakat insanların layık oldukları bu yüksek ve parlak hayatlara kavuşabilmeleri için, bu kapının açılması gerekir. İşte özlemle peşinden kan ter içinde koştukları bu eşsiz mutluluk ülkelerine göç edebilmeleri için, insanların yapacakları küçük bir iş daha kalmıştır ki, o da zaten açılmaya hazır bir durumda önlerine dikilen bu kapıyı, bir fiske vuruşu ile ardına kadar açarak içeriye dalmaktan ibarettir. Fakat bunun gerçekleşmesi de, yine çok düzenli ve uyumlu birtakım olayların akışları içinde mümkün olabilecektir. Ve bunun da böyle olması, insanların esenliği için gereklidir.
Bizim nazarımızda birçok bozuk, düzensiz, kötü, bozucu gibi görünen hadiseler vardır. Fakat gerçekte onlar yalnız bize göre öyledir... Bakarsınız kendi hayatımızda bile, bütün hayatımızı berbat ettiğini zannettiğimiz öyle bir olay olur ki, bir müddet sonra o bizim için, hayatımızı düzenleyici, kurucu bir hadise olarak kendini gösterir. O zaman biz, vaktiyle o olaya karşı gösterdiğimiz kötü niyetten dolayı da üzüntü duyarız...”

Fulya Aykaç-Sinem Demirel Spiritüel Çarşamba Söyleşilerinden Notlar (netten alıntıdır)


Hepinize güzel, mutlu, sağlıklı, başarılı bir hafta diliyorum. Ben bildiğiniz gibiyim kimi gün işte kimi gün alışverişte kimi gün evde okumalardayım. Geçen iş arkadaşım ile buluşacaktık bir türlü fırsat olmadı, baktım cumartesi günü pazara kahve termosu ile gelmiş:)) hem kahve içtik hemde biraz sohbet ettik. Kahvesi ile gelene can kurban:)) Yanında komşusu da vardı, nereden tanışıyorsunuz dedi? Arkadaş işyerinde 14 yıl beraber çalıştık birrr, eşim Seçkinle aramı bu arkadaşım yaptı bu ikiiii, Annemler Ankaraya geri döndü, burada akrabam yok, akraba olarak gördüğüm bu arkadaşım var sadece buda üçççççççç dedi.
İnsanın böyle düşünen arkadaşı olduktan sonra daha ne olsun değil mi?
 
Resim netten alıntıdır. 

Geçmişte olsa Anne olanların anneler gününü kutlarım. 

 
Şehrimden bir menhir, menhir nedir derseniz eğer tıklayınız;
Bu taş önceden burada değildi, resmin sol tarafında kadraja girmemiş, benim ilkokulda 2 yıl okuduğum bir ilkokul var, bu taş onun arka bahçesinde idi. Bize o 70 li yıllarda bunu perili taş olarak tanıtmışlardı ve ben yanından geçmeye dahi korkardım. 


Abdurrahim Karakoç'un dediği gibi;
"Yazacak dertler çok ama,
-hele dursun .

Bi çay içelim
 

 Bir bilgeye sordular
Öfke nedir
Dediki;
Başkalarının hataları için
Kendimize verdiğimiz bi cezadır.


Şu resmi görmek bana ufak bir işyeri anımı hatırlattı. İşyeri klasik cümlelerini bilirsiniz, biz bir aileyiz, biz bir takımız derler. Yine bunları yönetici olarak kendileri çiğnerler. Yine müdürlüğümü yapmış olan birinin döneminde şu olayı yaşadım. Yeni bir eleman işe alındı, malum ilk gün bir oryantasyon eğitimi alırlar, ikinci gün diğer bölüm kişileri ile tanıştırılır en son çalışacağı birime getirilir. Bizim elemanda aynen en son müdür tarafından odaya getirildi, tanıştırıldı, müdür odadan ayrılacak artık yeni elemanın sırtını sıvazladı;
-Hadi göreyim seni burada tek olucaksın dedi, çıktı gitti.
Bana gülme geldi gülemiyom takıldım o cümleye o an.
Bence böyle bir cümleyi odasında başbaşa iken kurması gerekiyordu. (illaki kullanacaksa yani) Takımın olduğu yerde teklik denilen olay yok, ya kaptan vardır takımda ya da sözcü. 
Tabi bu sözle sırtı sıvazlanan kişi ne yapari birlikte çalıştıklarını tek olabilmek adına ezmeye başlar ki bizde de aynısı oldu ve yaşandı.

Takım çalışmasının 10 faydası 🙂🕊️

1. Daha iyi problem çözme
2. Artan inovasyon potansiyeli
3. Daha mutlu ekip üyeleri
4. Geliştirilmiş kişisel gelişim
5. Daha az tükenmişlik
6. Büyüme için daha fazla fırsat
7. Artırılmış üretkenlik
8. Daha akıllıca risk alma
9. Daha az hata
10. Genişletilmiş yaratıcılık

Hepinize güzel bir hafta diliyorum...



 

PAZARTESİ YAZISI BU GÜNDEN

05 Mayıs 2024

PAZARTESİ YAZISI BU GÜNDEN


 

 
 
 

 Size Kendinizi Değerli Hissettiren İnsanlarla Arkadaşlık Edin!
“Acımayın Acınaklı Olursunuz !...”der eskiler.
İlk okurken sert gibi gelen bu sözün ardında derin bir şefkat ve insan sevgisi vardır. Bir insanın tekamülünün yavaşlamasına neden olmak, bir ruhsal yolcu için üzücü veya vicdan azabı getiren bir durumdur. En sade ve basit tanımıyla hayatında çok şikayet eden, kurban rolünü çok seven ve kendine sürekli olarak acıyan, çevresine de  kendini acındırmak isteyen kişiler bir tür duygusal sömürü yaparlar  bunun diğer adı; enerji vampirliğidir. Siz bu tip insanların yanında iken kendinizi çaresiz, tükenmiş, boşluğa düşmüş, hayat amacını kaybetmiş şekilde hissederseniz. Adeta herşey boş gelir. Kimin yanında boşluk hissi ile doluyorsanız hemen oradan ve o kişiden uzaklaşın…
Size kendinizi değerli hissettiren insanlarla arkadaşlık edin ki, enerjiniz çalınmasın…Bir enerji vampiri ile karşılaşmışsanız ve eğer yardım amaçlı orada iseniz, bilinçliyseniz o zaman daha az etkilenirsiniz; elinizden geleni yapar sonra dinlenirsiniz. Müzik, yürüyüş,  ruhu yükseltecek değerli kitaplar okumak, yoga, meditasyon, duş almak, inancınıza göre dua etmek iyi gelebilir.. Ama bu tip insanlar sürekli şikayeti adeta meslek edinmişlerdir. O zaman da tedbirlerinizi alıp söyleyeceklerinizi söyleyip sonra da kendi hayatınıza dönmelisiniz. Kendi dengenizi bozmamak da bir duruş  sergilemekte kendinize karşı bir vazifedir…
Birbirimize çok acımak bir anlamda inançsızlıktır. Herkesin kendi rehberlik sistemi vardır ve ona gereken yardım yapılır. Bir insana çok acımak duygusal zayıflıktır, sürekli kendini acındırmaya çalışmak ise özgüven eksikliğinin işaretidir. Bunun altında, tembellik vardır yani çalışarak mücadele edip gücünü kullanmak yerine, birilerine tutunup kolay yaşamı seçmek de yatabilir. Spiritüel öğreti buna enerji ve emek vampirleri diyor .
Bu gezegende şu anda herkes kendi rolünü oynuyor, herkes kendi rolünü oynarken amaç bireysel farkındalıkla kendi gücümüzü keşfetmek ve bu gücü "acımak" yerine o kişinin enerji alanında farkındalık yaratmak için kullanmak. Birine destek olmak istiyorsanız gerçekten dua ile iyi niyet  göndermek önemlidir.  Onun ruhu enerji bedeni sizin bu iyi niyetinizi ve dualarınızı alır, kendisinin farkında olması bile gerekmez.
Duruma göre de bir eylem de bulunmak yani somut yardım etmek önemlidir. Tabii yardım ederken "ah çok zor durumda vah zavallı " duygularıyla değil, bu karşılaşmanın bir anlamı olduğunu bilerek ve onun  ruhuna ve yaşadığı deneyime saygı duyarak, onun ruhunu selamlayıp sevgiyle yapmak önemlidir. Maddi ya da somut yardımlardan önce kalıcı yani O kişinin sürekli yardım alacak pozisyondan çıkaracak bir çözüme odaklanmak en doğrusudur.
 İş bulmak, iş yaparak para kazanmasını sağlayacak fikirler üretmek  ya da bilincini temizleyecek nefes  yoga meditasyon tai chi ibadet gibi günlük hayatta  kullanabileceği metotları öğretmek ya da öğrenmesine ön ayak olmak da büyük bir yardımdır.  Kabul etmek  ve uygulamak yine O kişinin özgür iradesine bağlıdır. “Teklif var Israr yok” demelisiniz, yardımda da abartı incitici olur, kimsenin gururunu kırmamak gerek. Desteğiniz sizin hayatınızı engeller hale geldiyse, düşünün ve gerekiyorsa profesyonel yardım alın lütfen, özel günlerdeyiz, kimsenin kimseyi sırtında taşıyacak gücü yok. Hepimiz uyanış nedeniyle kendi dosyalarımızı teslim ediyoruz…
Ruhsal yolculuk veya ruhsal yolda ilerlemek zordur çünkü bu yol incedir, sırat köprüsü gibidir, kıldan ince kılıçtan keskin olan bu yolda adeta ince bir ipin üzerinde köprüyü geçmeye çalışan bir insan gibi dikkatli ve özenli olmamız gerekiyor… Hiç tahmin edemeyeceğimiz olaylar, bizim nerede olduğumuzun göstergesi olan bir sınav olabilir. Bu kadar basit ya da bu kadar haklı olduğum bir olayla mı sınandım, hiç de anlamadım ki, haklıydım hemde sonuna kadar deriz bazen, ama evet, bu kadar sıradan ve sizi haklıymış gibi gösteren olayla, uygulamada nerede olduğumuza bakılır ve ona göre yön tayin edilir.
Işıklı ve sevinçli yollarda hep birlikte yürümek dileğiyle…
FULYA AYKAÇ ✿¸.•°*”◠‿◠˜˜”*°•.•.¸✿
 

Hepinize güzel, sağlıklı, mutlu, huzurlu ve başarılı bir hafta dilerim. Ben bildiğiniz gibiyim bu hafta cumartesi pazara çıkmadık, pazaryerinde Tarım fuarı vardı, dinlendik bu hafta. Bir gün öncesi ise 2 bayan arkadaş direkt İstanbuldan Edirneye geçti, ben buradan gittim terminalde buluştuk, Karaağaç Tren istasyonu ve Selimiye camiini dolaştık, restorasyon varmış belli bir kısmı açıktı caminin. Ciğer yedik maşallah fiyatlar almış yürümüş, 3 kişi 2.945 TL hesap geldi. Ya ben tek kişi takıldığım için genelde fiyat pahalı geldi. Benim şehirde bir porsiyon 250 TL hadi evdekilere  de 2 porsiyon alsam  500 TL de öyle  750 TL hesap ödemem lazımdı. Edirne de 1.045 TL ödedim, kahve ben 30 TL ye içiyorum orada 60 TL !!!!!!!!!!!!!!!!
Kahve aşağıda 60 TL eder mi sizce? hafta sonları cuma pazarı için Türkiye'ye giriş yapan 10.000 kişi (bulgar) bu fiyatları bu kadar yükseltir mi sizce?
Sakın işletme kirası demeyin kaç kişinin kahve içeceğini bilemediğiniz bir mekanda kahve  satış fiyatına maliyet yüklemesi yapamazsınız bu yüklemeyi sadece Aldığınız kahve kg, su parasına, elektrik parasına yaparsınız. O da bu kadar yüksek olamaz, kahve yemenden gelirde bu fiyata gelemez....
 

 
Edirne kahvesi, yanında sunulan lokum mu yükseltti fiyatı yoksa?????


Edirne terminal kedisi 

 
Ağaçların ululuğu beni şaşırttı.
 

Güzel sanatlar fakültesi binası, bahçede ayrıca 2 müze var...
 

Papatyalar pıtırak pıtıraktı....
 

Edirme Selimiye camii, kızlara sütundaki ters laleyi bulun demiştim ama restorasyon dolayısı ile bir kısmı açıkmış. Göremediler ters laleyi.
 

Gördüğünüz üzere restarosyon işlemleri devam ediyor...




Geçen haftanın alışverişleri...

Geçen hafta pek film izleyemedim, çok beğenilen bu diziyi izleyim dedim 2. bölümün yarısında kapattım inanın...

 
BABY REINDEER  2024 
 
Başarısız bir komedyen hassas bir kadına iyi niyet gösterisinde bulunduğunda ikisinin de hayatını mahvedebilecek boğucu bir saplantının fitilini ateşler. Baby Reindeer, zor durumdaki komedyen Donny Dunn’ın (Richard Gadd) kendisini saplantı hâline getiren bir kadınla çarpık ilişkisini ve bu ilişkinin komedyenin üzerinde bıraktığı etkiyi konu alıyor. Donny sonunda derinlere gömülü bir travmayla yüzleşmek zorunda kalır. 
 
İzlemeyin, gidin onun yerine birkaç satır kitap okuyun, güzel bir film izleyin, küfür, küfür bolca küfür, sapık düşüncelerini hareket olarak ekrana yansıtmışlar... 
Boşa zaman kaybı hemen youtubeden bir sohbet açtım bu daha iyi geldi bana...
 

 
Güller yavaş yavaş açıyor, asmalar henüz yeni yeşeriyor, bahçe kazıldı, biberlerin fideleri alındı, annem fasulye istedi ekilecek onlarda bekliyoruz şu an yamurdan ıslanan toprak kurusun diye...
 

PANDORANIN MERAKI

NERMİN YILDIRIM
https://www.youtube.com/watch?v=DOPpRYIl_vk


 

 

 

OKUDUKLARIM 2024/31 SES VE YANKI

04 Mayıs 2024

OKUDUKLARIM 2024/31 SES VE YANKI

 

 
Şiir terapi gibidir, şiir şifa verir; Şair yazdıkça ruhundaki ağırlıkları hafifletirken, okur da sayfalar boyu bu hafifliğe tanık ve ortak olur. Kemal Sayar şair yönünü, usulca yayımladığı üç kitapta ortaya koymuş; geniş yankı uyandıran ve devamı beklenen bu şiirler Ses ve Yankı adıyla bir araya gelmiştir. Hızır ve Roza, İki Güneş Arasında ve Ricat, ince, derin ve latif bir âlemin şiirleri olarak, yeniden okurunun huzuruna çıkıyor. 
 
 Ruhun keskin dönemeçlerinden 
Eşsiz yamaçlarından çocukluğun 
Sevinçle uçurur gibi uçurtmalarımızı 
Gövdemizde hikmetin, şiirin kanatları 
Süzülüyoruz aşağıdaki boşluğa 
Seyrangâhta durup da baktığımız
 O derin vadi değil, dünyadaki maceramız 
Ardımızda bıraktığımız 
Yazlar ve yenilgiler değil 
Tene yerleşen o rahat sıcaklık 
Biz bu yolculukta dağı hiç görmedik 
Dağ bize dağıldı, bir dağ olduk hepimiz 
Biteviye kendimizi seyrettik
 
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;
 
Yazarın şair yanını bilmiyordum, severek okudum.  

KİTAPTAN ALTINI ÇİZDİKLERİM;
 
Işıklı bir caddede yürümek gibidir sevmek.
*****
Ve aşk melâmî değildir.
***** 
Her gece bir melek düşlerimizi okşar.
*****
Kudüs duvarların kesiştiği yerdedir.
Aşkların, acıların ve gözyaşlarının
Keşiştiği yerdedir
Yüreğin sızladığı yerdedir.
Göğün merdivenidir/yerdedir.
*****
Ölüm kristal kadeh değil kırılmaz
*****
Ölüme karşı durulmaz ağlayarak.
******
Sevmek aynı zamanda aldanmaktır dedin.
******
Yalnız yanlışlıkların adı konuyor
adı konmuyor ayrılıkların
*****
Bir göğe baksalardı
her şey ne çabuk değişirdi Allah'ım
******
Şaşkınlık babadan oğula geçebilir
nisyan ve musibetin geçtiği gibi
*****
İnsan gülleri alnında biriktirmeli
İnsan önce alnından öpmeli bir kızı
İnsan önce Kur'ân'ı 
Sonra Heidegger'i okumalı.
*****
İnsan hayata sağından uyanmalı
*****
Senden sonra ağız dolu kahkaham kalmadı, 
her gülüşe bir ucundan, bu dümyada bir daha seni göremeyecek olmanın kekre tadı karıştı.
Senden sonra çok yağmur yağdı.
*****
Senden geriye, senin güzelliğine, doğruluk ve iyiliğine tanıklık eden sözler kaldı. Zaten bir söz, iyiliğe tanıklık etmiyorsa  neye yarar ki? Senden sonra üstümüze çok yağmurlar yağdı, olmadık zamanlarda bir üşüme tuttu bizi ve dedik ki: Biraz yağmur kimseyi incitmez
*****
Kalbimizi serinleten inancımız olmasa, karanlık bir ormanda uğultuların peşi sıra kaybolur giderdik
***** 

Sessizlik kendini öğretti.
*****
Her oğul babasının gölgesidir.
******
Senden sonra çok yağmur yağdı.
*****
Her aşk bulunduğu kalbin şeklini alır.
Toprak kokusu değince o rüyaya aşk çözülür
*****
Bir buluta karşı iki güneş durduğunda her ölüm kendi gözdesinin şeklini alır.
*****
Günahları için ağlayan kim vaarsa kanatlarıyla okşar onu melekler
*****
Güvercinler nasıl taşırsa ömrünü
öyle taşırsın sır misali kalbini
*****
Benim öbür adım rüzgar
uğradığım orman
değdiğim kalb uğuldar
*****
Şimdi gitsek
bir yerde güneş kalır mı
biz yokken gülleri sulayacak
bir yağmur içeri girer mi
*****
Hayat sürekli bir mucizedir oğlum
Şaşırmayı öğren her yeni günde
*****
Beni sessiz de sevebilir misin
Yağmur almış toprağı
Ve üşüyen kâinatı dinlerken 
Araya dünya sözleri karışmadan
*****
Değilim ben bu trenin yolcusu
İneceğim istasyon geride kaldı
Yakalayın ruhum arkada kaldı
Verin ruhumu bayım
Alın ne olur şu plastik kartı
*****
Aşk ve ölüm kaldığı yerden başlar
*****
Ruhsat verilinceye kadar 
Saklar bizi rüyalar
*****
İnsan bunarken bir ses verir mi
Kendine mahsus bir gürültüsü
Olur mu erken ihtiyarlamanın
*****
Otuzyaş yağmurları olmalı
Hayat kısaldığında
Geçmişi yok eden türde bir yağmur
Sözleri ve yüzleri hafifleten
*****
Kendi sesini duymuyorsan eğer
Birisi televizyonu açık unutmuş olmalı
*****
Ey nefis, niye törpülemedin kendini
Bıçaklara, kavgalara sokularak
*****
İnsan Tanrı'yı özler
*****
İyi ki kanatların var senin
Kök salabilirsin içindeki boşluğa
*****
İnsan ruhundan kimbilir kaç mil uzaktayız?
*****
Kırkına doğru insan
Anlıyor her şeyin bir zevale
Doğru yol aldığını, çürüdüğünü her şeyin
*****
Yağmur kimseyi örtmüyor
*****
Efendim görün bana bir rüyada, susadım su ver bana
Bağla dilimi 'nun adından gayrısına
Düştükçe serinlersem sen tut elimden
Ateşten bir şerbet ile götür beni Lâ'ya
Himmet et ey varlığın Sultan'ı
Bizi hissedilmemiş kelimelerden kurtar
Şefaatinle yavaşlat dünyayı.
*****
Sıla-i rahim uğramaz mı dünyaya?
*****
Dil yalnızca dünyaya değil
Yalnızlığa da köprüler kurar.
Paul CELAN
******
Herkes kendi ölümünü ölür
Kimsenin ölümü yar olmaz başkasına
*****
Bir gülün yakıştığı gibi sabaha
Yakışıyorum ben de böyle bir yalnızlığa
*****
Burada insan
İsimsiz bir mezar
******
İnsan akar insana
 
 



 
 




 

İZLEDİKLERİM 2024/8

01 Mayıs 2024

İZLEDİKLERİM 2024/8

 

THE ASUNTA CASE 2024 (DİZİ)
 
Asunta Case, zengin ve başarılı bir ailenin evlatlık edindiği, trajik bir şekilde hayatını kaybeden 12 yaşındaki kızı Asunta'nın gerçek yaşanmış hikayesini anlatan, gerilim dolu bir drama dizisidir. Dizi, Asunta'nın ölümünün ardındaki sırları, ailenin karmaşık ilişkilerini ve olayın nasıl gerçekleştiğini araştıran, izleyiciyi sürükleyici bir yolculuğa çıkarır. Zenginlik, güç, aşk, ihanet ve cinayetin iç içe geçtiği bu hikaye, izleyicilere sıradışı bir deneyim yaşatır.
 
Gerçek bir hayat hikayesi olduğu için dikkatimi çekti. Tavsiye ederim. Konu ile ilgili genel açıklama aşağıdaki linktedir.