Şehir ve apartmanlar gökyüzünü esirger mi insanlardan? Sıralı daireler birer kahır yuvalarına döner mi çocuklar için? Kaplumbağalar dile gelir mi? Çıkarsız adım atılmaz mı büyük büyük caddelerde? Bir televizyon nasıl olur da tamir edilemez bunca zamanda? Kırıp dökülenlerin yerini hep başka yeni şeyler mi alır? Akvaryum, solucan, köy, bilezik, gözyaşı, olta. Tüplü Televizyon Kırılınca çekirdek bir ailenin şehirde tutunma çabaları, nefes alıp verişleri, kalp atışları, taşeronları, gürültüsü ve tramvayları.
"Anne, solucan toplamaya gidiyoruz!"
“Yıldırım ağlamaklı oldu. Gözleri doldu. Dişlerini sıktı. Kendini sıktı. Dudağını ısırdı. Kanattı. Kan tadı diline geldi. Ekşi. Yuttu. Biradan büyük bir yudum daha aldı. Nazo toz meyve suyuydu. Arkadaşlarıyla para toplayıp yan köydeki bakkaldan paket içinde alırlar, dönüş yolunda koştur koştur çayıra serilirlerdi. Hasat zamanı eğlencelerinden biriydi. Sıcak tüm uzuvlarını yakardı. Sonra litrelik su kabına tozu boşaltırlar, aralarındaki en küçüğünü çeşmeye kabı suyla doldurmaya yollarlardı. Oğlanın dönüşünü dört gözle izlemeye koyulurlardı. Kap her defasında başka renklere bulanmış olarak geri gelirdi. Bunu da yine kura yöntemiyle belirlerdi.
Turuncu, kırmızı, sarı…"
KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEM;
Bir göç hikayesi okudum. Ait olmama gibi duygular yaşattı bana. Ah İstanbul kimini kabul eden, kimini dışlayan, zorbalık temelli insanı yutan, mahveden bir şehir. Bin bir umutla, hayalle gelirsin bir bakmışsın yok olur gidersin.
KİTAPTAN ALINTILAR;
Hayata dair derin bir müdanasızlığı vardı.
müdanasız, kimseye dalkavukluk etmeyen, çıkarları değil inandığı ilkeler doğrultusunda hareket eden kimse demektir. "Minnet etmemek" deyimi bu kişiler için kullanılır.
*****
Bir annenin kimi zaman komutandan farkı kalmıyordu.
*****
İnsan yalnız doğup yine bir başına çekip gidiyordu bu hayattan. Bu iki araya tonla insan, tonla ses, tonla gürültü doldurmak tercih olmalıydı.
*****
Büyüklere sorulmadan alınan kararın hayrı olmazdı. Kabul görmeyen konuların üzerine gitmek ahlaksızlık sayılırdı.
*****
Doğduğu yerlerde insan bedeni var olan, iyileşen, hastalanan bir şeydi ve bu döngüye müdahil olmak kadere karışmaktı bir nevi.
*****
Ona kalsa yaşam doğumdan ölüme, bir boncuk oyunuydu. İnsanlar birer boncuk, birbirlerine çarpıyorlardı. Kırılıyorlardı. Oyun sürüyordu. Bir boncuğun kırılıp kaybolması oyunun bitmesi anlamına geliyordu.
*****
Kadın yeri geldiğinde hep susmasını bilecek diye düşünürdü. O yer kadınlara gelirdi ne hikmetse.
*****
Büyük babaanneleri insanın cebinde olanının değil, ödediğinin ve biriktirdiğinin kendisinin olacağı lafını öğütler, insanın karnını doyurana kadar olan parayı harcaması, kalanını biriktirmesi gerektirdiğine inanırdı.
*****
Kendilerinin olmayan malın kıymeti de heyecanı da olmazdı.
*****
Kanunların yetmediği yerde insanların duyarlılıkları çare oluyordu.
*****
Kervan yolda düzülür.
Akıllı düşünene kadar deli yol alır.
Sen nasibine gir, Allah yardım eder.
*****
Müşteri önceliklidir. Turist müşteri daha önceliktedir.
*****
Tanımadık birine şehrin yabancısıymış gibi görünmeyeceksin.
*****
Şehirde gürültü olağan karşılanır, dahası yokmuş gibi davranılırdı.
*****
Çocukluğunda zenginle fakir arası bu kadar derin değildi. Açla tok bilinmezdi. Ekmek ortadan ikiye bölünürdü.
*****
Bazı sorular muhataplarına varmadan insan zihninde eriyip gidiyordu.
*****

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder