OKUDUM 2026/12 MOGENS VE DİĞER ÖYKÜLER

27 Ocak 2026

 




İskandinav Edebiyatında 19. yüzyılın ikinci yarısında Çağdaş Dönüm Noktası (Modern Breakthrough – Det moderne gennembrud) adıyla anılan yenilikçi bir tavır gelişir. Gerçekçi ve neredeyse doğacı bir tutumla eski romantik ve geçmişin yüceliğine öykünen abartılı hikayelerden, gerçekçi hayatın kendisine dönüşü temsil eden bir dönüşüm… Bu dönüşümün Danimarka’daki en önemli isimlerinden biridir Jens Peter Jacobsen. Modern İskandinav Edebiyatı’nı inşa eden büyük isimlerin başındadır. Etkisi tüm Avrupa Edebiyat çevrelerinde hissedilir. O kadar ki, Thomas Mann, Jacobsen’i “en çok etkilendiğim yazar” diyerek vurgulamaktadır.


Elbet Jacobsen’i sadece Çağdaş Dönüm Noktası ile anmak onun özgün edebi yetilerini yeterince vurgulayamamak olur; fakat yine de temalar çokça uyuşmaktadır. Cinsellik ve din karşıtı tutumlar ile birlikte Darvinizm etkileri, dönemin en tartışılan gündemi olarak yazarımızda da hissedilmektedir. 1872-1882 yılında çıkan Mogens ve diğer öykülerindeki temalar bu durumu açık eder niteliktedir. Etkileyici ve yeri geldiğinde çokça duygu yüklü bir dile sahip Jacobsen, belki de sadece tema olarak Çağdaş Dönüm Noktası’na bağlanmış gibidir. Yoksa onun dilini duygusuz, soğuk bir İskandinav nesnelliği olarak algılamak büyük bir hata olacaktır.


Konu ateizm olsun ya da bilim, ruhundaki tutku, diline güç veren ana unsurdur; O, bilmeyi istemek ve hakikati istemek adına tutkulu ve estetik bir birliği inşa etmektedir. Kısacası, onun yeni ve inşa edici olduğu kesindir. Kuzey Edebiyatı’nda onun etkisinin hissedilmediği yazar yok gibidir.


Fihrist olarak Jens Peter Jacobsen’i ilk defa Türkçeye kazandırmanın ve onu Türk yazınına tanıtmanın mutluluğuyla…

İyi okumalar.


KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

4 tane vasat akıcı olmayan öykü kitabı idi.

KİTAPTAN ALINTILAR;

Doğada tarz yoktu, Tanrı doğayı bilgece doğal kılmıştı; doğa, doğallıktan başka bir şey değildi.

*****

Karanlıkta her şey olduğundan daha kötü görünür.

*****

İnsan asla en kötüsünü düşünmemelidir.

*****

Her şey çok üzücüydü, tüm yaşam... Arkasında boşluk, önünde karanlık... Ama hayat böyleydi. Mutlu olanlar da kördü. Mogens talihsizlik sayesinde görmeyi öğrenmişti; her şey adaletsizlik ve yalanla doluydu; tüm dünya kocaman, çürüyen bir yalandı; inanç, dostluk, merhamet yalan oldu, yalan oldu her şey... (Belki hep öyleydi?) Ama aşk denilen şey, için boş şeylerin en boşuydu; şehvet, alevli şehvet, parıldayan şehvet, için için yanan şehvet... Bunu neden bilmesi gerekiyordu? Neden tüm bu yıldızlı yalanlarla sımsıkı sarılmasına izin verilmemişti? Diğerleri kör kalırken neden o görmek zorunda kalmıştı? Kör olma hakkı vardı, inanılması mümkün olan her şeye inanmıştı.

*****

Ama bir ağaçta ya da bir çalıda, içinde bir canlının yaşadığını, onun çiçeklerini açıp kapatan, yapraklarını düzelten bir canlı olduğunu hayal etmezsen, ne zevk alırsın hayattan?

*****

İnsan asla kendinden tamamen kaçamazdı.

*****


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder