OKUDUM 2026/9 ALİYE'NİN ÖYKÜLERİ

22 Ocak 2026

 


Zihninde geçmişin gölgeleriyle günü yaşamaya çalışan insanların öyküleri. Herkesin ortasında yalnız adım atmaya mecbur bırakılmış, alıştırılmış insanların. Ama umudu mahmuzlayıp geleceğe bakabilme çabasına sıkı sıkıya tutunmuşların.

Aniden yağmurlar mevsiminden güneşin boca edildiği günlere varanların; küllenmiş bir aşkı, Akdenizli bir sokağın imgesiyle alevlendirebilenlerin; “Kimin kime liman olduğu çok da anlaşılamayan bir ilişki” nin; geçmişini ihbar edenlerin; eşine dönen sevgilisinin yasıyla yaşama tutunduğu mu, yaşamı sürüklediği mi belli olmayanların öyküleri.

Geçmişin geleceğini engellediği bir kadın eski yaşantısının karanlığına çekiliyor zorla. Ama geçmiş bazen yeni bir aşk özlemini tutuşturuyor, gençliğin son çağrısı olarak. Geçmiş beraber ölünecek günleri de getiriyor. Bir başka kadın girdiği fotoğrafta sevgili günlerini arıyor. Bir diğeri ise çalan müziğin dahi geçmişten bir şeyler taşımasına izin vermiyor.

Güçlü ve derin kurgularının eşliğinde Zeynep Aliye bize insanlık hallerini anlatıyor; bahşedilmiş bir yaşamın değil bulup buluşturulmuş bir yaşantıyı sürükleyenlerin çaresizliklerinin, hatalarının, beceremeyişlerinin nedenlerine götürüyor; yine de nasıl ayakta kalabildiklerini gösteriyor.

Nihayetin de insan “Güçlü olmasına güçlü” olabilir “ama kim kendisine yetebilir ki?”

* * *
“Yalnızlığın bütün boyutlarıyla, bütün anlamını kuşanıp bütün geçmişini, süsünü takıp takış” tıran (…)“Bunca yalnız insanın içinde kendisinin hangisi olduğunu merak eder insan.”

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM;

Güzel bir öykü kitabı idi. 

KİTAPTAN ALINTILAR;

Geçmiş zaman, gelecek zaman ve şimdiki zamanların hepsinde sevdiğiydi o.
*****
Aşk gözyaşıdır.
*****
Niye geldin? Yaşamın dudaklarının bu kadar sıcak olduğunu hatırlatmak zorunda mıydın?
*****
Parasız bir insanın zengin bir yaşam biçimi hayal etmesi kolay değil.
****
Kişiliğine saygı duyması gerekirken küçümsemek, hor görmek biraz acımasız, yanlı bir tavır değil mi!
*****
İnsanların yaşamları boyu pek çok şeyi, kendiliğinden gelişmesine bıraktığından söz ederken....
*****
Her şey hep akar, hiçbir şey durmaz.
*****
O, benim için, güneşe yüzünü çevirmiş ilk papatya, ilk bahar dalı, ilk karınca çünkü..... Çünkü birlikte keşfedeceğimiz çok şey var daha.
*****
Hep mutluluğu arıyoruz..... Belki bir gün bulacağız da..... Ama biz ilk çıkış noktasındaki beklentilerimizden o kadar çok uzaklaşmış olacağız ki, bulduğumuz, mutlu edemeyecek bizi....
*****
Yaşamak çok daha ciddi bir iştir. Örneğin, senden her ayrılışımda ben yeniden ölüyorum. Gece güne dönerken, gezegenime çekiliyorum.
*****
Paspasımda benim ayak izlerimin dışında bir çift ayak izi daha görsem ne olur sanki....
*****
Tanrıçalar hep geceleri gelir ve aşklar hep geceleri doğar.
*****
Biz büyük aşkların, büyük nefretlerin insanıyız....Büyük başarıların insanı.
*****
Mutluluk, bağımlılıkların, çılgınlıkların ve kazanma hırsının uğramadığı yerdedir.
*****
Herkes daldırdığı tas ölçüsünde alır hayattan.
*****
Zaten biçe, biçile gidiyoruz yaşamda.
*****
İnsan nasıl değişken, asla kendisi olmayan varlık.
*****
Yalnızlığı sevmiştim, bakışlarıyla dans edelim çağrısından çok.
*****
Artık inandıklarım, inanmadıklarım, kuşkularım, sevinçlerim, acılarım, endişelerim birbirine geçti, birbirinde yitti.
*****
Zamansız bir bağ bozumuydu yaşanan. Oysa en çok sevgiye, yalnız sevgiye gereksinimi vardı.
*****
Onsuzluk, damarlarıma sonsuza dek kar yürüyecek demektir.
*****
Niye erkekleri nedenli güçlü, akıllı, dürüst tanıtırlar kadınlara? Kendimizi hep zayıf, çaresiz görürüz niye?
*****
Ne tükenmez madenmişim, kazdıkça yeni damarlar çıkıyor....
*****
İnsanin en büyük düşmanı, yine kendisidir.
*****
Sensiz elim, ayağım, yüreğim, önüne gelenin çarpıp geçtiği çakıl parçalarına dönüştü.
*****
Acılarını köşelerini kaybetmiş biri kimin işine yarar? Acıyla köşelerini kaybetmiş biri hangisinin beklentilerine uygun? Alışmaya çalışmak benimsemeyi getiriyor sonunda.
*****
Güçlü olmasına güçlü ama kim kendisine yetebilir ki? Yetmemeli zaten, yetememeli.
*****
Kollarını başının üzerinde kavuşturmuş, sırtüstü yatarken, hiçbir bitkinin, ortamını sevmezse yeşeremeyeceğini düşünüyordu. Çimenin toprakla, derenin yatağıyla, bulutun gökyüzüyle ilişkisiydi bu... Hatta doğadaki bütün varlıkların birbiriyle barışık ve uyum içinde olduğuna inanıyordu. Gül gülle dosttu, gül dikenle, toprak solucanla, solucan solucanla, çiçek böcekle.... Doğada hiçbir varlık bir diğerini küçümsemiyor, dışlamıyordu, yaşama hakkını elinden almayı amaçlamıyordu.
*****
Zorla değil ya dayanamıyordu sonradan görme insanlara.... Üstelik ruhları da köylüyse....
*****
Çürümek, eğer toprak olduktan sonraya denk düşüyorsa onursuzluk sayılamaz.
*****
Kendime gelmek istiyordum. Beynimi, yüreğimi, bedenimi tarayarak. Bütün kısıtlamaları kaldırmaya, bütün baskıları delmeye çabalayarak. Beni benden kopartıp alan onca etkenden kurtulup sana dönmek istedim.... Yoksa vicdanımı rahatlatma çabası mı benimkisi? Değişmek değil, ucundan kıyısından, benliğimi doygunlaştırma çabası mı? Oysa geberip gideceğim.... Öfkelerimle, kötümserliğimle, bencilliğimle kendime zarar verdiğimi, tükendiğimi bile umursamadan... Koptuktan sonra onca güzel duyarlıktan, hatta onları yok etmenin hazzıyla titredikten sonra, 'Bırakalım çiçekler yaşasın bari....' demek nasıl da bayağı üstelik...
*****
İnsan bitmediği sürece hiçbir şey bitmez... Ama insanlar en çoğu sevdiklerini öldürürler...
*****
Yaşantımıza giren her insan, kendimiz olmuştur biraz da, biraz da biz o insan olmuşuzdur.
*****
Kendimi geri çekip avazım çıktığınca çığlık atmalıyım. Yaklaşan kışa, beni hatırla öpücüğü gönderen bu tekne kazıntısı günü içime doldurmalıyım. Hatta sokağa fırlamalıyım, evet. Yollarda koşmalı, zıplamalı, kaldırımlarda, tek ayak üzerinde sekmeliyim. Bir papatya bulmalı, yakama takmalıyım. Martıları saklandıkları yerden çıkartıp selamlamalıyım.
*****
Kırlangıçlar, kanatlarından konfetiler yağdırarak geçiyorlardı kentin üzerinden.
*****
Mutluluk düşü kuranları samimiyetsiz değilse aptal bulurum.
*****
Mutlu olmanı dilerim... Ama sana dostça bir öğüt. Kafanın yatmadığı evlilik yapma....
*****
Ben çevreme duvar örmüştüm. Yaşamam için gerekli olanların en azıyla yetinmeyi öğrenmiştim. İsteklerimi alt sınır çizgisine çekmiştim. Ama sen her şeyi değiştirdin, büyülü anahtarınla açınca yüzyıllardır kilitli tuttuğum kapılarımı....
*****
Dilin gücüne inan
*****
Sen niçin yazıyorsun? Kime, neyi, kanıtlamaya uğraşıyorsun? Yalnızlıktan kaçış mı, avuntu mu, korkaklığın mı, kapalı mekan fobin mi gerçeğini hayallere kilitleten? Hem insanlara ille doğrularını kabul ettirmek kadar barbarca bir şey olabilir mi? Kendi kalıbına sokmak istiyorsun çünkü kişilerini....



 #Aliyeninöyküleri
 #Zeynepaliye


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder